HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
Muhammed Nûreddîn-i Cerrâhî Hazretleri
(Mazhar-ı nûr-ı tecellî-i mübîn, ma’den-i feyz-i Hudâ Nûreddîn)
Velâdeti: 1083/(1672) Müddet-i Ömrleri: 5O sene. İrtihâli: 1133/(1721) Müddet-i meşîhati: 18 sene. Müddet-i kutbiyyeti: 4 sene. Şehriyyü’l-asıldır. İstanbul’da Cerrâhpaşa Câmi-i şerîfi pîş-gâhında “Yağcı- zâde Konağı” denilmekle ma’rûf hânede 1071/(1660-61), diğer bir rivâyette 1083 senesi şehr-i Rabîulevvelinin onikinci gecesi (7 Temmuz 1672) bu âlem-i kevne mânend-i mihr-i münîr şa’şaa-pâş-ı tulû’ oldular. Pederleri Mîrahûr Abdullâh Ağa nâm zâttır. Silsilelerinin ashâb-ı kirâmdan Ubeydetü’l-Cerrâh (radıya'llâhu anh ) hazretlerine vusûlü hasebiyle “Cerrâhî” denilmiştir.
“Cerrahpaşalı olmasından kinâyettir.” diyenler de vardır. Ekseriyyet rivâyet-i uhrâda müttefiktir. Hengâm-ı sabâvetlerinde Kur’ân-ı Kerîm taallüm buyurdukları mekteb Cerrahpaşa Mektebi’dir. Hocaları Yûsuf Efendi olup, câmi’-i şerîf makberesinde makbûrdur. Hz. Nûreddîn-i Cerrâhî’nin büyük pederi ve büyük vâlideleri dahi ol mahalde medfûndurlar. Hz. Nûreddîn tarîk-ı ilmiyyeye sülûk buyurmuşlardı.
1101/(1689-90) târîhinde henüz genç iken Mısır mevleviyyeti uhde-i aliyyelerine tevcîh buyurulmasıyla, Mısır’a azîmet üzere Üsküdar’da Tekkekapısı nâm mahalde dayıları bulunan ricâl-i devletten Hüseyin Efendi’nin konağında müsâfireten sâkin olarak havânın müsâadesinde râkib olacakları sefînenin hareketine muntazır bulundukları hâlde, bir Pasartesi gecesi, sâhib-i hâne karşılarında bulunan Selâmî Dergâh-ı şerîfine azîmet ve salât-ı ışâyı ba’de’l-edâ âyîn-i tarîkat-ı aliyyeyi temâşâ ârzûsunu izhâr etmekle, birlikte dergâh-ı mezkûra gitmişlerdir.
Bâlâda terceme-i hâli geçen Köstendil müftüsü Şeyh Ali Efendi burada post-nişîn idi. Hz. Nûreddîn, şeyhin elini öptükte, “Oğlum Nûreddîn, safâ geldiniz.” diye nâmını zikr etmiş, büyük bir incizâb ve muhabbet hâsıl edip, esnâ-yı zikrde vecde gelmiş ve ba’dehû şeyhin ayaklarını öpüp, hizmetine kabûlünü istirhâm eylemiştir. Hz. Şeyh, kabûl buyurarak, “Oğlum Nûreddîn, mâ-sivâdan tecerrüd edip tecdîd-i vudû’ eyle.” diye tenbîh eylemeleriyle Hz. Nûreddîn derhâl mevleviyyet fermânıyla nişânını Şeyhu'l-islâma teslîm etmek
üzere kethüdâsına tevdî’ ve her bir umûr-ı dünyeviyyesini ona sipâriş eyleyip, mâ- sivâdan ihtiyâr-ı tecerrüd ettiler. Mürşid-i müşârünileyh bir abâ, bir kemer ihsân edip, ba’de’l-vudû’ halvete koydular. Erbaîn tekmîlinde, azîm bir cem’iyyet huzûrunda halvetten bi’l-ihrâc ilbâs-ı hırka vü tâc ile berâber icâze vermişler ve “Oğlum, Nûreddîn İstanbul’a git, Karagümrük kurbunda, dört yol ağzında, Kethüdâ Cân-fedâ nâm merhûmenin binâ-kerdesi olan câmi’-i şerîf derûnunda, minberin cânib-i yemîninde Bakkal İsmâîl Efendi nâmında bir zât senin için bir hücre binâ eyledi. Onda ibâdetle meşgûl ol.
Gerektir ki, senin için o civârda bir dergâh binâ olunur, irşâd-ı tarîkat eylersin ve pîr-daşlarından Süleymân Veliyyüddîn ve Muhammed Hüsâmeddîn efendiler maiyyetinde bulunacaklardır. Terbiyeleri senin yüzünden ikmâl olunacaktır.” diyerek Fâtiha buyurmuşlardır. Hz. Nûreddîn, şeyhinin emriyle pîr-daşlarıyla maan geldi, İsmâîl Efendi, hücre-i mezkûrenin miftâhını kendilerine teslîm ve emr-i peygamberî ile binâ eylediğini beyân eylemiştir. 1115/(1703-04) senesinde, kudât-ı kirâm kapı kethüdâlarından Bekir Efendi’nin vukû'-ı vefâtı hasebiyle o civârda kâin konağı münhal kalmış idi. Dârü’s-saâde Ağası Beşir Ağa, Hz.
Pîr’i rü’yâsında görmekle, mezkûr konağı mahlûlden satın almak hengâmında iken, o rü’yânın aynı Sultan Ahmed Hân’da da zuhûr etmekle, imâm-ı pâdişâhî Yahyâ Efendi’yi celb ile, rü’yâyı ta’bîr ettirmişler. Bunun üzerine, “Konağı üçyüz altuna satun alsunlar.” diye bedelini Hz. Nûreddîn’e Yahyâ Efendi ile göndermişlerse de, parayı kabûl etmediler ve bir dergâh binâ buyursalar daha makbûle geçeceğini söylediler. Yahyâ Efendi nezdlerinden mufârakat sırasında elini öperken Hz.
Nûreddîn’in Ali Efendi’ye intisâbı zamânında vukû’ bulan hâlin aynı Yahyâ Efendi’de zuhûr etmekle hizmet-i aliyyelerinde kalmak ârzû etmiş ve getirdiği parayı yanındaki adam vâsıtasıyla taraf-ı sultânîye iâde eylemiştir. Bunun üzerine pâdişâh irâdesiyle konak alınıp yerine dergâh binâ olundu. Hz. Pîr, burada irşâd-ı ibâda başladı. 1129/(1727) senesinde sırr-ı kutbiyyetin kendilerinde tecellî eylediği menkûldür. Olanlar bende-i dergâh-ı Nûreddîn-i Cerrâhî Bulur zahm-ı derûna merhem-i bebûd-ı iflâhı
Silsile-nâme-i Cerrâhî’de manzûr-ı âcizânem olmuştur:
“ Pîr-i müşârünileyh her sene îyd-i adhâda Edirnekapısı hâricinde Topçular
câddesinde, Ser-tekke yâhud Hayrettepe17 nâm mahalde arafe günü ba’de salât-ı asr
kıbleye müteveccihen kâimen tekbîr ve telbiye eyledikleri şu sûretle menkûldür:
Hz. Pîr, 1129 senesi şehr-i Zilhiccenin dokuzuncu (28 Temmuz 1727) arafe
günü ol mahalde defîn-i hâk-i ıtır-nâk olan ekâbir-i ricâl-i Halvetiyye’den
Nûreddîn Efendi-zâde Muslihuddîn Efendi hazretlerinin ziyâret-i aliyyelerine girip,
mahall-i mezkûrda kâin namâz-gâhda salât-ı asrı ba’de’l-edâ kutbiyyet teveccüh
etmesiyle ol anda huccâc-ı müslimînin cebel-i Arafat’ta cümlesini görmüş ve
telbiyelerini işitmiş, kendileri de huccâca tebeıyyet ederek telbiye etmiştir. Bunun için
her sene mahall-i mezkûrda âyîn-i şerîf icrâsı teberrük addolunmuştur.”
Fukarâ-yı tarîkat burada toplanıp sûre-i Mülk kırâat ve salavât-ı şerîfe
tilâvetle, kelime-i tevhîd çekerler. Ervâh-ı azîzâna ba’de’l-ihdâ ikindi namâzını
kılarlar ve tekrâr sûre-i Mülk ve kelime-i tevhîd ve ism-i Celâl okurlar, hatm-i şerîf
indirilür, duâdan sonra kâimen ve kıbleye müteveccihen üç def’a salât ü selâm
getirilür ve üç def’a tekbîr ve üç def’a telbiye olunur.”
Hz. Pîr’in velâdetleri Pazartesi gecesine müsâdif olduğu gibi, kutbiyyete
mazhariyyetleri de Pazartesi gecesinde vâki' olmuştur. Mürşid-i âlîleri Ali Efendi'ye
intisâbları Pazartesi gecesine müsâdif olmağla, hânkâhlarında elyevm Pazartesi
günleri icrâ-yı âyîn-i tarîkat olunur.
Kızışdır halka-i tevhîdi yansun kalb-i âteş-nâk
Fetîl almaksa maksad koyma elden öyle misbâhı
Yanup sızlarsa sînen Yaradan râhında âh itme
Sarar heb merhem-i lutfuyla Nûreddîn-i Cerrâhî
Urefâ-yı müteahhirînden Cebbâr-zâde Ârif Beyefendi pek güzel söylemiştir.
Hânkâh-ı münîflerinin güşâdı 1115 sene-i hicriyyesindedir (1703-04). Peder-i
mükerremleri Mîrahur Abdullâh Ağa bu sene irtihâl-i dâr-ı bakâ eylemekle,
Edirnekapı hâricinde, “Dürrî-zâde Tarlası” demekle meşhûr kabristandaki
makbere-i mahsûsasına defn olunmuştur. Kâdirî-hâne şeyhi Abdurrahmân Efendi
güzel bir târîh söylemiştir. Hz. Pîr’in bir hemşîreleri ile, iki mahdûm ve bir kerîmesi
pederleri yanında medfûndur. Vâlide-i azîzeleri Emîne Nesîme Hanım hânkâh-ı şerîf
Harb-i Umûmî-i ahîrde yaralanıp bi’l-âhare nâil-i rütbe-i şehâdet olan asâkir için burası şehîdlik
ittihâz ve duvarla tahdîd olunmuştur.
türbesinde makbûrdur. Târîh-i irtihâli 1118 Şevvâlinin yirmidördüncü Cum’a (29
Ocak 1707) günüdür. Hemşîreleri Hadîce Hanım 1128 senesi Muharreminin
dokuzuncu günü (4 Ocak 1716) irtihâl eylediğinden vâlidesinin yanında ârâm-
güzîndir. Birâderi Şeyh İbrâhîm Efendi, 1171(1757-58)’de irtihâl eylediğinden
vâlidesinin cânib-i yesârındadır. Hz. Pîr’in halîle-i muhteremesi Fâtıma Zehrâ Hânım
1134 senesi şehr-i Şevvâlin yirmidördüncü günü (7 Ağustos 1722) irtihâl edip zevc-i
mükerreminin yanındadır. Hemşîre-zâdesi Şeyh Hüsâmeddîn 1197/(1783)’de göçüp,
civâr-ı pîrdedir.
Meşâyıh-ı Mısriyye’den İmâm Şernûbî, Tabakâtü’l-Evliyâ nâm kitabında pîr-
i müşârünileyh hakkında şöyle yazar:
ومنهم سيدى نور الدين الجراحى ساكن استانبول العليا بأنى بعام خمسة عشر ومائة والف بعيش من
العمر أربعة وأربعين سنة ومن كراماته أن ﷲ تعالى يكرم عليه بدخول الجنة يوم موته ومن كراماته أن يطلع
على مقامه فى اﻵخرة وهو فى الدار الدنيا ومنها أنه يسأل ﷲ تعالى وهو فى عالم الغيب أن يكرم زواره له
.18فاستجاب ﷲ دعائه
İrtihâli:
Onsekiz sene meşgûl-i irşâd olduktan sonra 1133 senesinde şehr-i Zilhiccenin
dokuzuncu Pazartesi günü (1 Ekim 1721) bu âlem-i fenâdan kişver-i bakâya mürg-ı
rûh-ı lâhûtîleri bâl-güşâ oldu. Cenâze namâzı ba’de salâti’z-zuhr Fâtih Câmi’-i
şerîfinde cemâat-i kübrâ ile edâ olunarak âsitâne-i aliyyeleri hazîresinde elyevm
ziyâret-gâh olan türbe-i mukaddeseleri derûnunda defn olundu. Cenâb-ı Hak,
sırlarını takdîs buyursun. Âmîn.
Harîrî-zâde Seyyid Muhammed Kemâleddîn Efendi merhûm Hz. Pîr’in
terceme-i hâlini, el-Kavlü’l-Mübîn fî Usûli Şeyh Nûreddîn nâmıyla yazmıştır. İzzî
Süleyman Efendi Târîh’inde de mezkûr olduğunu, Osmanlı Müellifleri nâm eserde
okudum.
Târîhi:
Geçdi tevhîd ile Nûreddîn Kutb el
()كجدى توحيد ايله نور الدين قطب ال19
"Onlardan yüce İstanbul'da oturan efendim Nûreddîn el-Cerrâhî, 1115 senesine geldiğinde kırkdört
sene yaşamıştı. Cenâb-ı Hakk'ın onu vefat ettiği gün cennete sokması Allah'ın ona ikrâm ettiği
kerâmetlerdendir. Kerâmetlerinden bir başkası da, âhiretteki makâmına dünyada iken muttali
olmasıdır. Bir başka kerâmeti de kendisi gayb âlemindeyken Cenâb-ı Hak'tan ziyâretlerine
ikramda bulunması ve Allah'ın da bu duâyı kabul etmiş olmasıdır." (H)
Verilen ibâre eksiktir. (H)
Cenâb-ı şeyhin, Mürşid, Dervîşân ve Risâle isimleriyle üç eseri, Evrâd-ı
Kebîr’î ve Vird-i Sağîr’i ve pek ârifâne yazılmış İlâhiyyât’ı vardır.
İlâhiyyât-ı ârifânelerinden:
Dil beytini pâk iden
Dervîşi Ankâ iden
Âlem-i lâhûta giden
Mevlâ zikridir zikri
Zikrden hâlet alan
Âşinâ-yı rûh olan
Ukbâda devlet bulan
Mevlâ zikridir zikri
Terk ehline karışan
Hem zevka irişen
Bahr-i ledünnü bildiren
Mevlâ zikridir zikri
Sürerler heb demini
..............................20
Dervîşlerin muîni
Mevlâ zikridir zikri
Şeyh elini kim tutar
Ref’-i hicâb ol ider
Cânân iline gider
Mevlâ zikridir zikri
Nûreddîn’i diri kılan
Tevhîd ile çerâğı yakan
Bi-hamdi’llâh tevfîk alan
Mevlâ zikridir zikri
Bu mısra metinde yoktur. (H)
Hulefâsı:
Yedi halîfesi vardır: Şeyh Süleymân Veliyyüddîn Efendi, Şeyh Hüsâmeddîn
Efendi, Şeyh Muhammed Emîn Efendi, Şeyh Yahyâ Efendi, Şeyh Yûnus Efendi, Şeyh
Mustafa Muslihuddîn Efendi, Şeyh Muhammed Efendi (Kaddesa'llâhu esrârahum).