HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Köstendil müftüsü ve Ramazânî şeyhi
Ali Alâeddin Efendi 1053/1643 yılında, bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Köstendil’de doğdu. Kaynaklarda “Köstendilli”, “Köstendil Müftüsü”, “Ali Alâeddin el-Halvetî” ve “Şeyh Ali Efendi” adlarıyla anılır. Memleketinde aklî ve naklî ilimleri tahsil etti; özellikle hadis ilmindeki yetkinliğiyle tanındı. Müftülük görevi ile tasavvufî irşadı aynı şahsiyette birleştirmesi, onun yalnız tekke çevresinde değil ilim çevrelerinde de itibarlı olduğunu gösterir.
Adaşıyla karıştırılan bilgiler
Sonraki bazı anlatılarda soyunun Hz. Ömer’e ulaştığı ve mânen Hacı Bektâş-ı Velî’ye bağlı olduğu yazılmıştır. Güncel akademik karşılaştırma bu bilgilerin Köstendilli’ye değil, yaklaşık bir buçuk asır önce yaşamış aynı adlı Halvetî şeyhi Ali Alâeddin Vizevî’ye ait olduğunu ortaya koyar. Köstendilli’nin biyografisinde bu iki şahsı birleştiren nesep ve intisap iddiaları kullanılmamıştır. Güvenilir kimlik çizgisi Köstendil, Lofça, Ali Fâzıl Lofçavî ve Ramazâniyye bağlantıları üzerinden kurulmuştur.
Ali Fâzıl Lofçavî’den hilâfet
Tahsilini tamamladıktan sonra Lofça’ya giderek Halvetiyye’nin Ramazâniyye kolu şeyhlerinden Ali Fâzıl Lofçavî’ye intisap etti. Seyrüsülûkünü onun yanında tamamladı ve irşad icâzeti aldı. Bu aktarım hattı Ramazan-ı Mahfî’den Mestçi Ali Rûmî, Mestçizâde İbrahim, Debbağ Ali Rûmî ve Ali Fâzıl Lofçavî üzerinden Köstendilli’ye ulaşır. Hilâfetinin ardından memleketinde bir dergâh açarak irşada başladı.
Köstendil ile İstanbul arasındaki hizmetleri
Mürşidinin emriyle İstanbul’a gelerek Yedikule civarındaki Hacı Evhad Dergâhı’nda postnişinlik yaptı. Daha sonra padişah iradesiyle Köstendil müftülüğüne tayin edildi ve Hacı Evhad meşihatından ayrıldı. Köstendil’de müftülüğün yanında kendi adına kurulan dergâhta irşad faaliyetini sürdürdü. İstanbul’a yerleşme ve görevler arasındaki kesin sıra hakkında kaynaklarda küçük farklılıklar bulunmakla birlikte, Nûreddin Cerrâhî’nin kendisine intisabının 1108/1696’dan önce gerçekleşmesi İstanbul irtibatının bu tarihten evvel kurulduğunu gösterir.
Selâmî Ali Efendi Tekkesi
Hayatının son devresinde Üsküdar’ın Selâmsız semtindeki Selâmî Ali Efendi Tekkesi’nin postuna geçti. Tekke başlangıçta Celvetî çevresine bağlıydı; Köstendilli’nin meşihatıyla burada bir süre Ramazâniyye erkânı icra edildi. Bazı kayıtlarda tayinin 1133/1720 civarında gerçekleştiği belirtilir. Günümüze tekkenin bütünü ulaşmamış, hazîre ile mescid-tevhidhâne temel izleri çevresinde yapılan ihya kalmıştır.
Medine anlatısı ve İstanbul’a davet
İbrâhim Fahreddin ile Hüseyin Vassâf’ın naklettiği gelenek içi anlatıya göre Harem şeyhliği yapan Beşir Ağa, Medine’de geceleri Ravza-i Mutahhara’ya geldiğini gördüğü Köstendil müftüsüyle karşılaşmış; dönüşünde bu hadiseyi III. Ahmed’e anlatmıştır. Padişahın daveti üzerine İstanbul’a gelen Köstendilli kendisine bağlanmak istenen maaşı kabul etmemiş, bunun üzerine boş bulunan Selâmî Ali Efendi Tekkesi meşihatı kendisine verilmiştir. Bu kayıt tarihî tayin bilgisini açıklayan bir arşiv belgesi değil, şeyhin hadis tahkiki ve zühdünü vurgulayan gelenek hafızası olarak değerlendirilmiştir.
Üç pîrin mürşidi
Köstendilli’nin tasavvuf tarihindeki başlıca önemi, Ramazâniyye içinden yeni irşad kollarının doğmasına vesile olan müridleri yetiştirmesidir. Muhammed Nûreddin Cerrâhî ondan seyrüsülûk görerek 1115/1703’te hilâfet aldı ve Cerrâhiyye yolunun pîri oldu. Seyyid Ahmed Raûfî de onun yanında yetişerek Raûfiyye kolunu kurdu. Kaynaklar Sinobî Mustafa Efendi’yi de onun seçkin halifeleri arasında anar. Bu sebeple modern araştırmada Köstendilli “üç pîrin mürşidi” diye nitelenir.
Nûreddin Cerrâhî ile irşad bağı
Nûreddin Cerrâhî, Kahire kadılığına gitmek üzereyken Üsküdar’da dayısının aracılığıyla Köstendilli’yi ziyaret etti. Gelenek anlatısına göre ilk karşılaşmada yaşadığı kuvvetli hâl üzerine Köstendilli’ye intisap etti ve Kahire görevinden vazgeçti. Yaklaşık yedi yıl Cerrahpaşa’daki evi ile Üsküdar’daki dergâh arasında gidip gelerek terbiyesini tamamladı. Köstendilli’nin verdiği icâzetle Karagümrük’te kurulan âsitânede irşada başladı. Bu bağ sitede Fâzıl Ali Lofçavî → Ali Alâeddin Köstendilli → Nûreddin Cerrâhî şeklinde silsile ilişkisi olarak korunmuştur.
Diğer halifeleri ve aktarım çevresi
Süleyman Veliyyüddin önce Köstendilli’ye intisap etmiş, sülûkünü onun yönlendirmesiyle Nûreddin Cerrâhî’nin yanında tamamlamıştır. Hüsâmeddin Mehmed Üsküdârî için de benzer bir çift terbiyet hattı nakledilir. Saçlı Hüseyin Üsküdârî, Mehmed Şühûdî ve başka Ramazânî şeyhleri onun geniş irşad çevresinde anılır. Bu isimlerin her biri aynı derecede doğrudan halife sayılmadığından, doğrudan icâzet ile yönlendirme ve müşterek eğitim bağlantıları birbirinden ayrılmıştır.
Telvîhât-ı Sübhâniyye
Köstendilli’nin düşüncesini tanımamızı sağlayan temel metin, halifesi Mehmed Şühûdî’nin şeyhinin sözlerinden derlediği Arapça Telvîhât-ı Sübhâniyye ve Mülhemât-ı Rabbâniyyedir. Bilinen nüshası İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Osman Ergin Yazmaları 345 numaradadır. Yaklaşık kırk varaklık eser 354 kadar “telvîh”, yani birbirine bağlı tasavvuf meselesinden oluşur. Hüseyin Vassâf ona bir Münferice kasidesi şerhi, Tâbirnâme ve Tarikatnâme de nispet eder; ancak bu eserlerin nüshaları henüz belirlenememiştir.
Şeriat, tarikat ve hakikat anlayışı
Telvîhâtta tasavvufî tahkik yalnız nazarî bilgiye indirgenmez. Şeriat, tarikat ve hakikat birbirini tamamlayan üç esas olarak ele alınır; hakikate amel, hâl, müşâhede ve yakîn ile ulaşılır. Kitap bilgisi gerekli olmakla birlikte kâmil mürşidin terbiyesi ve yaşanan tecrübe olmadan yeterli görülmez. Köstendilli varlığın şehâdet, melekût, ceberût, genel varlık ve mutlak varlık mertebelerinde okunmasını; insanın bu mertebeleri bilgi kadar hâl ve vicdan yoluyla idrak etmesini öne çıkarır.
Vefatı ve kabri
Ali Alâeddin Efendi 1143/1730’da, yaklaşık seksen yedi yaşındayken vefat etti. Cenazesi Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi’nden kaldırılarak hizmet ettiği Selâmî Ali Efendi Tekkesi hazîresine defnedildi. Mezar taşında “Hâdimü’l-fukarâ eş-Şeyh Ali Halvetî el-ma‘rûf Köstendilli” ibaresi ve 1143 tarihi yer alır. Hazîrede eşi Havvâ Bacı Hatun ile Pazarbaşı Ömer Efendi’nin kabirleri de bulunmaktadır. Köstendil’den Lofça’ya, Yedikule’den Üsküdar’a uzanan hayatı; Rumeli Ramazânîliğini İstanbul’daki Cerrâhî ve Raûfî irşad çevrelerine bağlayan başlıca düğüm noktalarından biridir.