HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
Şeyh Seyyid Ahmed Raûf î Hazretleri:
Hz. Nûreddîn-i Cerrâhî ile pîr-daştır. 1068/(1658) senesinde Üsküdar’da zînet-
sâz-ı âlem-i şuhûd olmuştur. Tarîkat-ı aliyye-i Ramazâniyye şuabâtından Raûfiyye
kolunun müessisi olup, seyyidü’n-nesebtir. Köstendilli Şeyh Ali Efendi’den mazhar-ı
feyz olmuşlardı. Üsküdar’da Salacak İskelesi ve Doğancılar yakınında Sinân Paşa
Mescidi’nin imâmeti uhde-i ârifânelerinde idi. Sülâle-i tâhireden olduklarına dâir
yedlerinde nakîbü’l-eşrâfın tasdîkini hâvî bir şecere-nâme olduğunu müşârünileyh
söylerler imiş. Üsküdarlı oldukları mertebe-i hakîkatte olmayıp dâire-i ihtimâldedir.
Bu cihetleri meşâyıh-ı Raûfiyye’den merhûm Servet Efendi söylemişlerdir.
Sinan Paşa, fâtih-i Yemen olan Sinan Paşa’dır. Üsküdar harîk-ı kebîrinde
masûn kalmıştır. Burada imâmetten başka hitâbet de uhdelerinde idi. İbtidâ-yı emrde
ulemâ-yı asrdan ulûm-ı akliyye vü nakliyyeyi tahsîl ile müstefîd olarak Üsküdar’da
Kapı Ağası müderrisliğine ta’yîn olunmuşlardı. Muhabbet-i ezelî onu, bir mürşid-i
kâmil taharrîsine sevk eyledi. Selâmsız’daki dergâh-ı münîfde Ali Efendi hazretlerine
mülâkî olup, onun dâire-i feyzinde yetişti. O ne dâire-i feyz idi ki, pîrler yetiştirdi.
Ayvansarâyî merhûm yazıyor ki:
"Köstendilli Ali Efendi merhûmdan müstahlef oldukta, o civârdaki hânelerinde icrâ-yı âyîn-i
tarîkat ederlerdi."
Bu hâne son harîk-ı kebîre kadar mevcûd idi. Müşârünileyhin ahfâdından Hıfzı
Beyefendi sâkin idi. Bir gece fakîri da’vet eyledi. Gerçi zamânımıza kadar vakit
vakit ta’mîr olunagelmiş ise de, şekl-i aslîsi muhâfaza edilmiş bir hâlde idi. Erbaîn
için halvet-hânesi ve zikr-i şerîf için tevhîd-hâne vardır. Gâyet köhneleşmiş olan bu
binânın içinde bulunduğum müddetce bir ma’mûrede bulunduğumu hissediyordum.
Hz. Raûfî’nin vücûd-ı mukaddesine cilve-gâh olan o odalar, o tevhîd-hânenin
her zerresinden sadâ-yı tevhîd sâmia-i ıttılâıma, bû-yı aşk u temcîd meşâmm-ı cânıma
geliyordu. Tevhîd-hânenin mihrâbı köşede idi. Hazretin postu orada idi. Hattâ
zamânında yanan büyük mumların bakıyyesi bile hüsn-i muhâfaza edilmiş,
duruyordu. Burada akşam namazı ve gece usûlü yapmış idik. Hz. Şeyh’in rûhâniyyeti
her hâlde bizim ile berâber idi. Tevhîd-hânenin kapısı bâlâsında gördüğüm bir
levhadan âtîdeki ebyâtı istinsâh eylemiş idim:
Şümûs-ı lem’a-i nûr-ı hüviyyet ârif-i bi’llâh
O mahz-ı âb-ı rû feyz-i tarîkat mürşid-i âgâh
Sezâdır kutb-ı zînet olsa gavs-ı menzilet şânı
Şuyûhân zümresinde bî-bedel a’lâ’l-eâlî-câh
Kerâmet pîşe-i kenz-i rumûzdur nüsha-i zâtı
O kâmûs-ı hakâyıkdır müfessir hey’et-i efkâh
O nihrîr-i fazîlet lücce-i ilm içre müstağrak
İder enmûzec-i rüşd-i maânî nutkuna efvâh
Fuâdı hikmet-i âlem-nümâ mir’ât-veş keşşâf
Zamîri metn-i şârih câmi’ olmuş hulku istifkâh
