Nûreddin Cerrâhî ve tarikatla ilgili kaynaklarda, dört büyük kutubdan biri olan İbrâhim ed-Desûkī'nin halifesi Ahmed b. Osman eş-Şernûbî'nin (ö. 994/1586) sözlerinden Muhammed el-Bulkīnî tarafından derlenen el-Keşfü'l-guyûbî fî tabakāti'ş-Şernûbî adlı eserde 1000 (1592) yılından sonra gelecek büyük velîler anlatılırken Nûreddin Cerrâhî'nin de adının zikredilip 1115'te (1703) İstanbul'da zuhur edeceği ve kırk dört yıl yaşayacağının belirtildiği özellikle vurgulanır.
Harîrîzâde… Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi'nin bunu kabul etmediğini söyler ve bu sebeple onu eleştirir. Nûreddin Cerrâhî'ye dair ifadelerin esere sonradan ilâve edildiği ileri sürülmüştür (Gölpınarlı, s. 211). Ancak eserin 1115 (1703) tarihinde istinsah edilmiş nüshasının bulunması (Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 2126) bu iddiayı tartışılır kılmaktadır.
Çerçeve. Tartışma iki aşamalıdır: (1) sonradan eklenmiş midir? — 1703 tarihli nüshanın varlığı bunu zorlaştırır; (2) 1703 zaten tekkenin açıldığı yıldır, yani nüsha ile hâdise aynı yıla düşer. Kaynağın “tartışılır kılmaktadır” demekle yetinip hüküm vermemesi yerindedir. Risâle-i Tâciyye müellifi Müstakimzâde'nin reddi de dikkate değer: aynı devirde bir Nakşî âlimi bu kaydı kabul etmemiştir.