Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

60 sonuç · “Söz

01
Şahsiyet

Ahterî Mustafa Efendi

Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî, Ahterî-i Kebîr adlı yaklaşık 40.000 maddelik Arapça-Türkçe sözlüğü; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle tanınan XVI. yüzyıl Kütahya müderrisidir.

02
Şahsiyet

Bâyezîd-i Bistâmî

Bâyezîd-i Bistâmî (Tayfûr b. Îsâ, ö. 234/848 [?]), “sultânü'l-ârifîn” diye anılan Horasanlı sûfî; sekr, fenâ ve mi'rac diliyle tasavvufun sözlüğünü kuran ve şathiyeleriyle asırlarca hem sevilen hem tenkit edilen isim.

03
Şahsiyet

Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan el-Harîrî

Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan b. Mansûr el-Harîrî (ö. 645/1247-48), Havrân’da doğup Dımaşk’ta zanaatkârlıktan tasavvufa yönelen; semâ, sıra dışı kıyafet ve sözleriyle geniş bir derviş çevresi oluştururken fakihlerin ağır tepkisini çeken Harîriyye önderidir.

04
Şahsiyet

Ebü’l-Hasan el-Harakānî

Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Harakānî (352/963-425/1033), Bistâm yakınındaki Harakan’da yaşayan; Bâyezîd-i Bistâmî’ye mânevî nispeti, Ebü’l-Abbas el-Kassâb’dan terbiyesi, halka hizmet ve merhamet merkezli sözleriyle Horasan tasavvufunun etkili sûfîlerinden biridir.

05
Şahsiyet

Hoca İshak

Hoca İshak b. İsmâil Ata, XIV. yüzyılda İspîcâb çevresinde irşad faaliyetinde bulunan; Hadîkatü'l-ârifîn ile erken Yesevî âdâbını, intisap merasimini ve sûfî sözlerini kaydeden müelliftir.

06
Şahsiyet

İbrâhim Hâs Efendi

İbrâhim Hâs Efendi, Hasan Ünsî’nin önde gelen halifesi; şeyhinin söz ve menkıbelerini derleyen, bin bir ilâhilik divanı ve tasavvufî mektuplar bırakan Halvetî-Şâbânî müelliftir.

07
Şahsiyet

İsmâil Ata

İsmâil Ata, çocuk yaşta babasını kaybettikten sonra Hârizm, Buhara, Semerkant ve Hucend'de eğitim gören; Kazıgurt'ta irşad yürüten ve oğlu Hoca İshak'ın Hadîkatü'l-ârifîn'inde sözleri korunan Yesevî şeyhidir.

08
Şahsiyet

Kemâlüddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî

Kemâlüddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî (ö. 736/1335), Sühreverdî terbiyesini Ekberî düşüncenin sistemli yorumuyla birleştiren; tasavvuf sözlükleri, Te’vîlâtü'l-Kur’ân ve Fusûs ile Menâzil şerhleriyle kalıcı tesir kuran sûfî müelliftir.

09
Şahsiyet

Lugat Sahibi Nimetullah

Lugat Sahibi Nimetullah (ö. 969/1561-62), Sofya'dan İstanbul'a gelip Emîr Buhârî Zâviyesi'nde hizmet eden, zâviye kütüphanesinden yararlanarak Farsça sözlük hazırlayan Nakşibendî müelliftir.

10
Şahsiyet

Müstakimzâde Süleyman Sa‘deddin Efendi

Müstakimzâde Süleyman Sa'deddin (Receb 1131/Mayıs-Haziran 1719, İstanbul – 10 Şevval 1202/14 Temmuz 1788); Nakşibendî-Müceddidî halifesi, hattat ve 130'u aşan eserin müellifi . Tuhfe-i Hattâtîn , Devhatü'l-meşâyih ve tarikat tâclarına dair Risâle-i Tâciyye onundur.

11
Şahsiyet

Nasîrüddin Çırâğ-ı Dehlî

Nasîrüddin Mahmûd Çırâğ-ı Dehlî, Nizâmeddin Evliyâ’dan hilâfet alan; Delhi’de siyasî baskılara rağmen irşadı sürdüren, pâs-ı enfâs zikrine önem veren ve sözleri Hayrü’l-mecâlis’te derlenen Çiştî şeyhidir.

12
Şahsiyet

Sa‘dî-i Şîrâzî

Sa'dî-i Şîrâzî (yak. 610-615/1213-1218 – 691/1292), Gülistân ve Bostân 'ın müellifi; gazeli müstakil bir tür olarak mükemmelliğe kavuşturmuş, sözleri atasözüne dönüşmüş ve tesiri Fars edebiyatını aşarak Türk, Urdu ve Batı dünyasına ulaşmıştır.

13
Sözlük

Nigâh dâşt

Kalbi dağıtan düşüncelere karşı iç dikkati muhafaza etmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.

14
Sözlük

Tevhîd-i sıfât

tevhîd-i sıfat a. tas. Tasavvuf inancına göre, “hayat, ilim, sem, basar, iradet, kudret, kelâm” gibi Allah’ın sıfatlarınm halkta oluşması.

15
Sözlük

Tevhîd-i zât

tevhîd-i zât a. GJj ^ji) tas. Tasavvuf inancma göre, Allah’ın birliğini ifade eden terim. Bunun karşıhğı “Lâ mevcûde illallah” tır. tevhîdât ç. a. [Ar. tevhîd ç. b. ] Tevhitler, bk. tevhîd tevhîdhâne a. [< Ar. tevh + F. hâne] tas. Bağımsız mes leri olmayan tekkelerde ay yapmak, namaz kılmak ve zi ya da dua etmek için ayrılm bölümlere verilen ad ve bun için kullanılan terim. tevhîd ilmi a. AUah’m zatı ve sıf ları açısmdan birliği başta mak üzere inanç esaslarını neUikle Selef akîdesi çerçe sinde ele alan ve inceleyen bü dalı. te'vîl a. [Ar. ] Naslarda geç bir sözü bir delüe dayanarak lî anlammın dışında taşıd öteki anlamlardan birine yü leme. tevkî (I) a. [Ar. ] İslâm devl lerinde, hükümdarın karan, b nun yazıh belgeleri ve müh anlamında resmî yazışma te mi. tevkî (II) a. (^jA [Ar. ] İslâm h sanatında, “sülüs” (bk. bu ma de) yazı türünden geUştirüm ve geneUikle sultanların res yazışmalarmda kuUanılmış ol yazmın adı ve bu yazı için k lanılan terim. Bu yazı türü, h sanatmm altı yazı çeşidi arasında yer almaktad bk aklâm-ı sitte 659 Tevvâb ’tan tevkîl a. [Ar. ] ftk. Bir kimsey herhangi bir işte veya konuda kendisi adına vekü tayin etme. d’in

16
Sözlük

Etvâr-ı Seb‘a

Sözlük anlamı: “Yedi tavır” veya “yedi evre”. Tasavvuf terimi: Nefsin kötü sıfatlardan arındırılması ve mânevî olgunluğa yönelmesi sürecini yedi ana mertebede açıklayan seyrüsülûk tasnifi. Yaygın sıralama nefs-i emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziyye, marzıyye ve kâmiledir. Halvetî geleneklerin bir bölümünde bu mertebelere Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hak, Hay, Kayyûm ve Kahhâr isimleri bağlanır. Renk, nur, makam, seyr ve peygamber kademi eşleştirmeleri müellif ve kola göre değişebilir; bütün tarikatlar için tek ve değişmez şema sayılmaz.

17
Sözlük

Pîr-i Sânî

Sözlük anlamı: “İkinci pîr”. Bir tarikatı ilk defa kuran kişiden sonra yolu yeniden teşkilatlandıran, yayılmasını sağlayan veya erkânını belirginleştiren merkez şahsiyet için kullanılan unvandır. Her gelenekte aynı idarî makamı göstermez; pîrin halefi olan herkes kendiliğinden pîr-i sânî sayılmaz.

18
Sözlük

Âb

Su. Tasavvuf şiirinde marifet, ilâhî feyiz, hayat ve varlık için kullanılan bir mecazdır.

19
Sözlük

Aba

Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim

20
Sözlük

Abâdile

Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.

21
Sözlük

Abâ-i ulviyye

Abâ-i ulviyye veya pederân-ı bülend , “ulu atalar, yüce babalar” anlamında kullanılan Farsça bir tamlamadır. Felsefe ve astroloji geleneğinde hava, su, toprak ve ateşten oluşan dört unsurun kaderini yönlendirdiğine inanılan yıldızlara verilen ad. Tasavvufta yaratılışın zuhuruyla ilişkilendirilen ilâhî isimler. Bazı tasavvufî kozmoloji metinlerinde akl-ı evvel, nefs-i küllî, tabiat-ı küllî ve hebâ için kullanılan toplu ad. “Ulvî babalar” nitelemesi, yaratıkların ortaya çıkmasını sağlayan iradenin bu ilâhî isimler ve kozmik ilkeler üzerinden açıklanmasına dayanır.

22
Sözlük

Âbaü'l-ahval

(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,

23
Sözlük

Abdal

بدال) 1) & Bedel, Bedil. ع Abdalan (Bedel kelimesinin çoğulu olan abdal kelimesi, tekil kabul edilerek Türkçede abdallar (evlatlar gibi], Farsçada abdalan şeklinde çoğul yapılır; bir bakıma çoğulun çoğulu olmaktadır.) Sayıları yedi, yetmiş ya da kırk olarak gösterilen bir evliya zümresi. Abdal-ı Hak, abdullah, evliya, hak erenler. Dünyadan habersiz kalacak kadar kendini ahirete, gönlünü Hakk'a veren saf derun insanlar, ermişler. Bkz. Büdelâ.

24
Sözlük

Abd ve abdiyet

Kul ve kulluk. Tasavvufta insanın Hakk’a tam yönelmesi, benlik iddiasından uzaklaşması ve Allah'tan başkasına kulluk etmemesi anlamında kullanılır.

25
Mekân

Van

Van · Türkiye · Zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra tasavvufa yönelen Sıbgatullah Arvâsî, Van'a giderek Seyyid Muhyiddîn Efendi'nin hizmetine girdi. Uzun yıllar süren riyâzet ve mücâhede devresini burada geçirdi; hocasının “vefat etmiş velîlerden istifade edecek makama geldin” sözü de bu dönemin sonuna aittir. Koordinat şehir düzeyindedir; kaynak Van'da hangi medrese veya tekkede bulunduğunu belirtmez.

26
Mekân

Bilâl-i Habeşî Kabri civarı

Şam · Suriye · Şam kadılığı sırasında vefat etti ve Bilâl-i Habeşî'nin kabri civarına defnedildi. İlişkili kişi dosyası Hısn-ı Mansûrîzâde Mustafa Mûcib Efendi : Hısn-ı Mansûrîzâde Mustafa Mûcib Efendi (1673-1727), İstanbul’un yüksek medreselerinde müderrislikten Halep ve Şam kadılıklarına yükselen; 107 şair biyografisini içeren Tezkire-i Mûcib’i yazan Osmanlı âlimi ve divan şairidir.

27
Mekân

Harakān

Semnan · İran · Bistâm'ın kuzeyindeki, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak 352/963'te doğduğu köy; Kazvînî'ye göre kabri de buradadır ve ziyaret edeni şiddetli bir kabz hâli istilâ eder. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ebü’l-Hasan el-Harakānî : Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Harakānî (352/963-425/1033), Bistâm yakınındaki Harakan’da yaşayan; Bâyezîd-i Bistâmî’ye mânevî nispeti, Ebü’l-Abbas el-Kassâb’dan terbiyesi, halka hizmet ve merhamet merkezli sözleriyle Horasan tasavvufunun etkili sûfîlerinden biridir.

28
Mekân

İstanbul

İstanbul · Türkiye · Sohbetnâme'de belirttiğine göre 1059'da (1649) İstanbul'a giderek Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi'ye intisap etti; bu yolculuğa muhtemelen babasının tavsiyesiyle çıkmıştı. 1649-1655 arasında şeyhinin sohbetlerine katıldı ve dinlediklerini Sohbetnâme'de derledi. Kaynak tekkenin adını ve semtini vermez, yalnızca İstanbul'a gidildiğini söyler; bu sebeple koordinat şehir düzeyinde bırakılmıştır. Uzunçarşılı'ya dayanan 1076/1665 tarihli ikinci İstanbul yolculuğu ise kaynakta ihtiyatla kaydedilir: Gaybî kendi eserlerinde böyle bir yolculuktan söz etmez.

29
Mekân

Bursa Ulucamii

Bursa · Türkiye · İmamlık yaptığı camidir. Mevlidini kaleme almasıyla ilgili yaygın rivayete göre eserin ilk beytini, burada imamlık yaptığı yıllarda bir vâizin peygamberler arasında fark bulunmadığı yolundaki sözü üzerine çıkan tartışmada söylemiştir.

30
Mekân

Hısn-ı Mansûr (Adıyaman)

Adıyaman · Türkiye · 1083 Şevvalinde (Ocak-Şubat 1673) babasının bulunduğu Hısn-ı Mansûr beldesinde doğdu; ailenin "Hısn-ı Mansûrîzâde" nisbesi de buradan gelir. İlişkili kişi dosyası Hısn-ı Mansûrîzâde Mustafa Mûcib Efendi : Hısn-ı Mansûrîzâde Mustafa Mûcib Efendi (1673-1727), İstanbul’un yüksek medreselerinde müderrislikten Halep ve Şam kadılıklarına yükselen; 107 şair biyografisini içeren Tezkire-i Mûcib’i yazan Osmanlı âlimi ve divan şairidir.

31
Mekân

Bistâm

Semnan · İran · Bâyezîd-i Bistâmî'nin türbesini ziyaret edip ruhaniyetinden terbiye aldığı şehir; İbn Battûta kabrinin burada olduğunu bildirir. İlişkili kişi dosyası Ebü’l-Hasan el-Harakānî : Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Harakānî (352/963-425/1033), Bistâm yakınındaki Harakan’da yaşayan; Bâyezîd-i Bistâmî’ye mânevî nispeti, Ebü’l-Abbas el-Kassâb’dan terbiyesi, halka hizmet ve merhamet merkezli sözleriyle Horasan tasavvufunun etkili sûfîlerinden biridir.

32
Mekân

Sadreddin Konevî Zâviyesi

Konya · Türkiye · Cendî'nin Sadreddin Konevî ile muhtemelen ilk defa görüştüğü ve sülûkünü tamamladığı yer. Şeyhine on yıl hizmet etti. Füsûsü'l-hikem 'in girişini Konevî kendisi için sözlü olarak şerhetmiş, Cendî o sırada mazhar olduğu feyizle eserin bütün muhtevasını bu şerhin içinde bulmuş, daha sonra Konevî'nin arzusu üzerine eserin tamamını şerhetmiştir. Koordinat Konya şehir merkezine göredir.

33
Mekân

Urmiye

Urmiye · İran · Ailesinin Anadolu'ya göç etmeden önceki memleketi; Mevlânâ Mesnevî 'nin önsözünde onun aslen Urmiyeli olduğunu kaydeder. İlişkili kişi dosyası Hüsâmeddin Çelebi : Hüsâmeddin Çelebi, Mevlânâ’nın en yakın müridi ve halifesi; Mesnevî’nin ortaya çıkmasını teşvik eden, beyitleri yazıya geçiren ve Mevlânâ’dan sonra Konya’daki irşad postunu sürdüren şahsiyettir.

34
Mekân

Nîşâbur

Nîşâbur · İran · Kendisine geniş yer ayıran Attâr ile onu ziyarete gelip “dilim tutuldu” diyen Kuşeyrî'nin şehri; Horasan tasavvufunun merkezidir. İlişkili kişi dosyası Ebü’l-Hasan el-Harakānî : Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Harakānî (352/963-425/1033), Bistâm yakınındaki Harakan’da yaşayan; Bâyezîd-i Bistâmî’ye mânevî nispeti, Ebü’l-Abbas el-Kassâb’dan terbiyesi, halka hizmet ve merhamet merkezli sözleriyle Horasan tasavvufunun etkili sûfîlerinden biridir.

35
Mekân

Semerkant

Semerkant · Özbekistan · Etrafına toplananları dağıtmak için Firavun'un sözünü tekrarladığı rivayet edilen şehir. İlişkili kişi dosyası Bâyezîd-i Bistâmî : Ebû Yezîd Tayfûr b. Îsâ b. Sürûşân el-Bistâmî, erken tasavvufun sekr, fenâ, mârifet ve şathiye diliyle tanınan en etkili sûfîlerinden; Tayfûriyye cereyanının pîri ve birçok silsilenin Üveysî halkasıdır.

36
Mekân

Vâlide Atik Dergâhı

İstanbul, Üsküdar · Türkiye · Şeyh Karabaş Ali Efendi'nin Üsküdar'daki dergâhı. Ünsî Hasan Efendi buraya bir ziyaret için gelmiş, şeyhin “Hasan Efendi, çoktan beri senin yolunu gözlerdik” sözüyle karşılanınca aynı gün İstanbul yakasına dönmemeye karar vermiş ve mücâhede ile şeyhinin hizmetinde kalmıştır.

37
Makale

Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları

Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.

38
Makale

Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem

Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.

39
Makale

Yûnus Emre Dîvânı Nasıl Okunmalı?

Dîvân'ın tek bir el yazmasından değil, farklı yüzyıllara ait nüshaların karşılaştırılmasından doğduğunu açıklayan okuma kılavuzu.

40
Makale

Vâhib Ümmî Dîvânı ve Elmalı İrfan Çevresi

Vâhib Ümmî'nin dîvânını, silsilesini ve Elmalı'da oluşan şiir-irfan halkasını birlikte okumak için giriş.

41
Makale

Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır

Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

42
Makale

Şâbâniyye'nin Edebiyat ve Musiki Hafızası

Nutuklar, divanlar, ilâhiler, bestekârlar ve hat eserleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

43
Makale

Tâc, Sikke ve Şemle: Tarikatlar Arası Farklar

Mevlevî, Rifâî, Nakşibendî, Celvetî ve Halvetî adlandırmaları. Derleme ve ana başvuru kaynakları ihtiyatla karşılaştırılarak hazırlanmıştır.

44
Makale

Hacı Ömer Hüdâyî Baba'nın Halife Ağı

Doğrudan halifeler ile ikinci kuşak bağlıları ayırmak. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

45
Makale

Abdurrahman Hâlis Kerkükî'nin Eserleri

Dîvân, Mesnevî şerhi ve Behcetü'l-Esrâr tercümesi. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

46
Makale

Sefîne-i Evliyâ Birinci Cilt Nasıl Okunmalı?

Tabakat, şahsî müşahede, şiir ve menkıbe katmanlarını ayırmak. Birinci cildin tamamı indekslenerek hazırlanmış editoryal rehber.

47
Makale

Şâzeliyye’nin teşekkülü: Mağrib’den İskenderiye’ye

Abdüsselâm b. Meşîş, Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî, Mürsî ve İbn Atâullah üzerinden yakın aktarım hattı.

48
Makale

Şâzelî terbiyesinin beş esası ve çalışma hayatı

Takvâ, sünnet, halka ihtiyaçsızlık, teslimiyet ve Allah’a yöneliş ilkelerinin gündelik hayattaki karşılığı.

49
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

50
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

51
Eser

Sayfalar 1–10

Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha

52
Eser

Sayfalar 2–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,

53
Eser

Sayfalar 4–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1

54
Eser

Sayfalar 1–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA

55
Eser

Sayfalar 3–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista

56
Eser

Sayfalar 4–13

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist

57
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

58
Eser

Sayfalar 14–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi

59
Eser

Sayfalar 10–15

Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel

60
Eser

Sayfalar 13–18

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g