HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, nispeti ve ilmî kimliği
Asıl adı Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî’dir. “Ahterî” mahlasıyla tanındı. Afyonkarahisar’da doğduğu için Karahisârî nisbesiyle de anılır. Doğum yılı bazı modern çalışmalarda 1496 olarak verilmekle birlikte erken biyografik kaynaklar kesin bir tarih kaydetmez. Bu sebeple yıl, ihtiyat kaydıyla değerlendirilmelidir.
Afyonkarahisar’dan Kütahya’ya
Çocukluğu ve ilk öğrenim çevresi Afyonkarahisar’dır. Daha ileri tahsil için Kütahya’ya yerleşti. Hayatının büyük kısmını burada geçirdi; Haliliye Medresesi’nde müderrislik yaptı ve ilmî üretimini Kütahya’da sürdürdü. Kaynaklarda hocalarının tam listesi bulunmadığından boşluklar tahminle doldurulmamıştır.
Medrese hayatı ve çalışma alanları
Ahterî yalnız sözlükçü değildir. Arap dili ve edebiyatı yanında Hanefî fıkhı, siyer, peygamberler tarihi, hadis, ahlâk ve âdâb alanlarında eser verdi. Eserlerinin bir bölümü medrese talebesinin metne erişimini kolaylaştıran öğretim araçları, bir bölümü ise geniş kaynak derlemeleridir.
Ahterî-i Kebîr’in telifi
En tanınmış eseri Arapça-Türkçe Ahterî veya Ahterî-i Kebîr adlı sözlüktür. Eseri 952/1545’te tamamladı. Yaklaşık kırk bin kelimeyi içeren sözlük, Arapça öğrenen medrese öğrencilerine kullanışlı bir el kitabı sunmayı amaçladı.
Sözlük tertibindeki yenilik
Daha eski Arapça sözlüklerin çoğu kelimeyi kök harflerine göre aramayı gerektirirken Ahterî, kelimeleri yazılışlarına göre alfabetik biçimde sıraladı. Sık kullanılan kelimeleri seçmesi, Türkçe karşılıkların yanında açıklayıcı Arapça eş anlamlar ve örnek cümleler vermesi eserin kullanımını kolaylaştırdı. Bu yönüyle sözlük, modern alfabetik arama düzenine yaklaşan öğretici bir tertip sundu.
Türk dili bakımından değeri
Ahterî-i Kebîr, XVI. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin kelime hazinesini; özellikle Afyonkarahisar ve Kütahya çevresinin dil özelliklerini taşıyan karşılıkları korur. Bu sebeple eser yalnız Arap dili öğretimi için değil, tarihî Türkçe ve Anadolu ağızları araştırmaları için de önemli bir kaynaktır.
Yazma ve baskı dolaşımı
Sözlüğün çok sayıda yazma nüshası günümüze ulaşmıştır. 1242/1826’dan itibaren İstanbul’un yanı sıra Mısır, İran, Hindistan ve Kırım’da farklı hacim ve düzenlerde tekrar tekrar basıldı. Sonraki bazı baskılarda ekleme, çıkarma ve sadeleştirmeler yapıldığı için her baskı müellif nüshasının aynısı kabul edilmemelidir. Yalnız kelime karşılıklarını veren Lugat-ı Ahterî-i Cedîd de aslın filolojik açıklamalarını büyük ölçüde dışarıda bırakır.
Câmiu’l-mesâil
Câmiu’l-mesâil, bazı nüsha ve kaynaklarda el-Mühimme veya Ümmü’l-fetâvâ adlarıyla anılan geniş bir Hanefî fıkıh derlemesidir. Eser, fıkhî meseleleri konu başlıkları altında bir araya getirir. Kaynaklarda geçen Câmiu’l-lisân adının çoğu durumda Câmiu’l-mesâil başlığının yanlış okunmasından doğduğu belirtilir.
Târîh-i Ahterî
Târîh-i Ahterî, yaratılış ve peygamberler tarihinden Hz. Peygamber’in hayatına, Hulefâ-yi Râşidîn’e ve bazı İslâm büyüklerine uzanan bir siyer ve tarih derlemesidir. Eser, Ahterî’nin sözlük ve fıkıh dışındaki tarihçilik yönünü gösterir.
Kırk hadis, âdâb ve muhâdarât
Manzum Tercemetü’l-ehâdîsi’l-erbaîn, kırk hadisi Türkçeye aktaran çalışmasıdır. Şerh ale’r-Risâleti’l-Kefevî fi’l-âdâb tartışma ve öğrenim âdâbına ilişkin bir metni açıklar. Tarihî ve edebî malzemeyi sohbet düzeninde bir araya getiren Hâmilü’l-muhâdarât ise onun derlemeci ve edebî yönünü tamamlar.
Tasavvuf tarihindeki sınırı
Ahterî bazı yerel anlatılarda mutasavvıf veya “Allah dostu” gibi geniş sıfatlarla anılsa da güvenilir biyografi kaynakları belirli bir şeyh, tarikat intisabı, hilâfet veya irşad postu kaydetmez. Bu sebeple ona tahmine dayalı bir silsile kurulmamış; kişi dosyası ilmî ve ahlâkî eser mirası üzerinden hazırlanmıştır.
Vefatı ve kabri
968/1560-61’de Kütahya’da vefat etti. Kabri Kütahya’da, Germiyan çevresinde Ahterî adıyla anılan tarihî hafıza alanındadır. Afyonkarahisar doğum çevresi ile Kütahya’daki tahsil, tedris, telif ve defin hayatının iki temel coğrafî durağıdır.
Kalıcı tesiri
Ahterî’nin kalıcı tesiri, zor bir dil malzemesini öğrencinin kolay kullanabileceği tertibe dönüştürmesinde yatar. Sözlüğünün yüzyıllar boyunca geniş bir coğrafyada çoğaltılması; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle birlikte düşünüldüğünde onu XVI. yüzyıl Anadolu medrese kültürünün çok yönlü müelliflerinden biri hâline getirir.
Sözlükçülük usulü
Ahterî-i Kebîr'in muhteva ve sağlamlık bakımından Mütercim Âsım Efendi'nin Kamus Tercümesi ile kıyaslanamayacağı belirtilmekle birlikte, birkaç özelliği sebebiyle haklı bir ün kazandığı kaydedilir. Bunlardan biri, çok kullanılan kelimelerin seçilip alınması suretiyle kitabın hacminin küçültülmesi ve eserin böylece bir el lügati haline getirilmesidir.
İkincisi, kelimelerin karşılıklarının mümkün olduğu kadar Türkçe verilmesi, bunun yanında eş anlamlı bir başka Arapça kelimeyle de pekiştirilmesidir. Üçüncüsü ise verilen mânaya göre kelimenin bir Arapça örnek cümle içinde kullanılarak okuyucuya dil hâkimiyeti kazandırılmasıdır. Belli başlı Arapça kaynaklardan faydalanılarak 952'de (1545) tamamlanan eser yaklaşık 40.000 kelime ihtiva etmektedir.