HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğum tarihi meselesi
Şîraz'da dünyaya geldi; doğum tarihiyle ilgili farklı rivayetler vardır.
En önemli işaret, Gülistân'da gençlik döneminde mürebbi ve şeyhi olduğunu belirttiği Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzî ile ilgili hikâyedir. Bazı araştırmacılar bu zatı Ebü'l-Ferec Cemâleddin İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1201) sanarak Sa'dî'nin 577 (1181-82) civarında doğduğunu ileri sürmüştür. Gerçekte ise bu kişi, İbnü'l-Cevzî ile aynı ismi, künye ve lakabı taşıyan torunudur.
Torun İbnü'l-Cevzî de dedesi gibi Bağdat'ta vâizlik ve Müstansıriyye Medresesi'nde müderrislik yapmış, 633'te (1235-36) Dârülhilâfe muhtesibi olmuş, Gülistân'ın telif edildiği 656 (1258) yılında Bağdat'ın istilâsı sırasında Moğollar tarafından öldürülmüştür. Sa'dî'nin gençliği bu hocanın muhtesipliği dönemine rastladığına göre o sırada yaşı yirmi civarında olmalıdır — buna göre 610-615 (1213-1218) yıllarında doğmuştur.
Yaşadığı dönemdeki şöhretine rağmen hayatına dair bilgiler sınırlıdır; eserlerinden hareketle yazılan biyografilerdeki bilgiler de aktarılan tarihî hadiselerle uyuşmadığı için ihtiyatla karşılanmalıdır.
Mahlası
“Sa'dî” mahlasını nasıl aldığı da ihtilâflıdır. Bazı kaynaklara göre Atabeg Sa'd b. Zengî'nin adından gelir; ancak külliyatında Sa'd b. Zengî'yi metheden bir şiiri yoktur ve Bostân'daki bazı beyitlerden şöhretinin Atabeg Ebû Bekir b. Sa'd zamanında başladığı anlaşılır.
İbnü'l-Fuvatî ve Hamdullah el-Müstevfî gibi tarihçiler mahlasın Sa'd b. Ebû Bekir b. Sa'd'a intisabıyla ilgili olduğunu ileri sürer ve araştırmacıların çoğu bu görüşü kabul eder; Gülistân'da Ebû Bekir b. Sa'd'ı andıktan sonra Şehzade Sa'd'ı övmesi ve eseri ona ithaf etmesi bunu destekler.
Tahsili
Atabeg Sa'd b. Zengî'nin mülâzımı olan babasının gözetiminde eğitime başladı. Genç yaşta babasını kaybedince anne tarafından dedesi Mes'ûd b. Muslih el-Fârisî tarafından yetiştirildi.
İlk dinî ve edebî bilgileri Şîraz'da aldıktan sonra 620 (1223) civarında Bağdat'a gidip Nizâmiye Medresesi'nde okudu. Müstansıriyye'de hocalık yapan İbnü'l-Cevzî ile Bostân'da kendisinden söz ettiği Şehâbeddin es-Sühreverdî'den etkilendi. Diğer hocaları bilinmemekle birlikte, o dönemde Nizâmiye'de müderris olan Bahâeddin Zekeriyyâ Mültânî ve diğer âlimlerden de ders almış olmalıdır.
Şîraz'a dönüş
Bağdat'ta tahsilini tamamlayıp 655 (1257) yılında Şîraz'a döndü ve Fars bölgesinin yöneticisi Atabeg Ebû Bekir b. Sa'd'ın şehzadesi Sa'd b. Ebû Bekir'in yakınları arasına katıldı.
Bu hânedan mensuplarından başka, aralarında İlhanlı devlet adamı Atâ Melik Cüveynî ile kardeşi Şemseddin Cüveynî'nin de bulunduğu bazı devlet adamlarını öven şiirler yazdı; hayatını irşad ve halka hizmetle geçirdi.
Hac vazifesini yerine getirip Tebriz yoluyla dönerken Tebriz'de Moğol Hükümdarı Abaka Han ile görüştü ve ondan saygı gördü.
Vefatı
Ömrünün son yıllarını Şîraz'ın kuzeybatısında, şimdi medfun bulunduğu hankahında riyâzet ve ibadetle geçirdi. Ölümüne dair kaynaklarda farklı tarihler verilmişse de son araştırmalarla 27 Zilhicce 691 (9 Aralık 1292) tarihinde öldüğü tesbit edilmiştir. Zamanla harap olan mezarı ve hankahı Kerim Han Zend tarafından 1180'de (1766) yeniden yaptırılmıştır.
Seyahatleri: hangisi gerçek?
Gerek kendi eserlerinden gerekse kaynaklardan Hicaz, Şam, Lübnan ve Anadolu'ya gittiği anlaşılmaktadır.
Buna karşılık eserlerinde — özellikle Gülistân'da — Kâşgar, Doğu Türkistan, Belh, Sûmenât, Mısır, Habeşistan, Ermenistan ve Çin gibi yerlere gittiğine dair bilgiler ve bu çerçevede anlattığı hikâyeler tarihî hadiselerle örtüşmediği için şairane hayal ürünü olduğu ileri sürülmektedir.
Dili ve şiiri
VI ve VII. (XII-XIII.) yüzyıl şairlerinin aksine bütün şiirlerinde bilinen ve yaygın kullanılan kelimeleri tercih etmiştir; şiirlerinde Arapça terkip ve cümleler Senâî, Enverî ve Hâkānî'ninki kadar yaygın değildir. Eserlerinde Farsçadaki Türkçe kelimelere de yer verir.
Şiir ve nesrinin en bâriz özelliği akıcı ve sehl-i mümteni' olmasıdır — kolay görünüp benzeri söylenemeyen söz.
Yaşadığı dönemde yaygın nazım şekli olan gazeli müstakil bir edebî tür olarak mükemmelliğe kavuşturmuştur; divanında âşıkane gazeller çoğunluktadır. Manzum ve mensur eserlerinde Farsçada eskiden beri kullanılan atasözlerinden faydalanmış, buna karşılık toplumun düşünce ve isteklerine tercüman olan özlü sözleri de atasözü hâline gelerek günümüze kadar kullanılagelmiştir.
Tesiri
Henüz hayattayken büyük bir şöhret kazandı: İran dışında yaşayan Emîr Hüsrev-i Dihlevî ve Hasan Dihlevî gibi çağdaşı şairler gazellerinde onun üslûbunu takip etti. Hayatının sonlarında Aksaray'da yaşayan Seyf-i Fergānî bazı şiirlerine nazîreler yazmış ve hakkında methiyeler söylemiştir.
Tesiri sadece Fars edebiyatıyla sınırlı kalmamış, Türk ve Urdu edebiyatlarıyla Batı dünyasında da önemli izler bırakmıştır.
Mezhebi
Dindar bir ailede yetişip İslâmî ilimleri tahsil eden Sa'dî'nin hangi mezhebi benimsediği kesin bilinmemekle birlikte Sünnî olduğunu söylemek mümkündür.
Külliyyât
Manzum ve mensur eserleri Külliyyât adı altında toplanmıştır; bunu ilk defa kimin gerçekleştirdiği bilinmemektedir, ancak Gülistân ve Bostân gibi kitapların yanında diğer eserlerini de bizzat Sa'dî'nin bir araya getirdiği muhakkaktır.
Mevcut tertip Ali b. Ahmed b. Ebû Bekr-i Bîsütûn tarafından 726 (1326) ve 734 (1333) yıllarında yapılmıştır; Bîsütûn'un ifadesine göre Külliyyât daha önce bir başkası tarafından on altı kitap ve altı-yedi risâle olacak şekilde derlenmişti.