ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
59 sonuç · “Katl”
01Balabânî Şeyh Hasan Hüsnü Efendi
Balabânî Hasan Hüsnü Efendi (ö. 1347/1928), Nakşibendî-Hâlidî ana terbiyesini farklı tarikatlardan aldığı icâzetlerle birleştiren; Balaban Tekkesi’nin son postnişini, Mesnevîhan, duagû ve tasavvuf müellifidir.
Harîrîzâde Kemâleddin Efendi
Harîrîzâde Muhammed Kemâleddin Efendi (1850-1882), Halvetî-Bekrî sülûkünü Melâmî tevhid öğretisi ve geniş icazet ağıyla birleştiren; Tibyân ve Fecru'l-Esmâ başta olmak üzere yaklaşık kırk eser bırakan İstanbul sûfî-müellifidir.
Hikmetî İsmâil Efendi
Hikmetî İsmâil Efendi (ö. 1751), Sâkī Baba’nın halifesi; Uşşâkî ana nispetini şiirlerinde açıkça dile getiren ve farklı tarikatlardan icâzet taşıyan mutasavvıf şairdir.
I. İdrîs es-Senûsî
Muhammed İdrîs es-Senûsî (1890–1983), Cağbûb'daki Senûsî zâviyesinde yetişen, 1917'de tarikat liderliğini üstlenen ve 1951'de bağımsız Libya'nın ilk kralı olan dinî-siyasî şahsiyettir.
İmam Abdullah el-Yâfiî
Ebû’s-Saâdât, Afîfüddîn İmâm Abdullâh el-Yâfiî b. Ali el-Kâdirî eş-Şâfiî el-Yemenî hazretleri müessistir. Silsile-i tarîkatları ber-vech-i âtidir: - Pîr-i dest-gîr Hz. Sultân Seyyid Abdülkâdir (Kuddise sırruhû) - eş-Şeyh Cemâleddîn Ebû Muhammed Yûnus-ı Kassâr (Kuddise sırruhû) - eş-Şeyhu’l-Ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretleri (Kuddise sırruhû ) - eş
Küçük Lütfî Efendi
Küçük Lütfî Efendi (ö. 962/1554-55), Mîrim Kösesi'nin çevresinde yetişmiş, Mahmud Paşa Medresesi'nde görev yapmış dikkatli bir müderris ve risale müellifidir.
Mustafa Hâki Tokâdî
Mustafa Hâki Tokâdî (1855–1920), Şiranlı Mustafa Rûmî’nin halifesi; Tokat’taki irşadının yanı sıra mebusluk ve Meclis-i Meşâyih üyeliği yapan, Mustafa Takî Sivasî ile İhramcızâde İsmail Hakkı’yı yetiştiren Hâlidî şeyhidir.
Necmeddîn-i Kübrâ
Necmeddîn-i Kübrâ (yak. 540/1145 – 618/1221), Kübreviyye'nin pîri ve “şeyh-i velî-tırâş” (velî yontan şeyh) diye anılan mürşid; müşâhedeleri ve renkli nurlar öğretisiyle tasavvufun en özgün metinlerinden birini yazmış, Moğol katliamında Gürgenç'te öldürülmüştür.
Şeyh Hüseyin Rûhî Berzencî
Erzurumlu Seyyid Hüseyin Rûhî Efendi (ö. 1288/1871), Berzenciyye-i Kādiriyye’ye mensup; Tokatlı Şeyh İsmâil Efendi ile Mustafa Şerîf Efendi’nin irşad çevresinde yer alan ve Haseki’de medfun bir şeyhtir.
Tokatlı Şeyh İsmâil Efendi
Tokatlı Şeyh İsmâil Efendi (ö. 1897 veya 1899), Hüseyin Rûhî Berzencî’nin terbiyesinde yetişen; Erzurum Hasan Basrî Mahallesi’ndeki tekkede irşad eden âlim ve ârif bir Kādirî şeyhidir.
Ubeydullah Ahrâr
Hâce Ubeydullah Ahrâr (806/1404, Bâgıstan, Taşkent – 29 Rebîülevvel 895 / 20 Şubat 1490, Semerkant); Ahrâriyye kolunun pîri . Ziraat ve ticaretle geçinip kimseden hediye kabul etmemiş, iki ordu arasındaki savaşı önleyerek halkı katliamdan korumuştur.
Vukûf-ı adedî
Zikrin sayısını dikkatle takip etmek; sayıyı amaç değil, dikkati toplama aracı görmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Etvâr-ı Seb‘a
Sözlük anlamı: “Yedi tavır” veya “yedi evre”. Tasavvuf terimi: Nefsin kötü sıfatlardan arındırılması ve mânevî olgunluğa yönelmesi sürecini yedi ana mertebede açıklayan seyrüsülûk tasnifi. Yaygın sıralama nefs-i emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziyye, marzıyye ve kâmiledir. Halvetî geleneklerin bir bölümünde bu mertebelere Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hak, Hay, Kayyûm ve Kahhâr isimleri bağlanır. Renk, nur, makam, seyr ve peygamber kademi eşleştirmeleri müellif ve kola göre değişebilir; bütün tarikatlar için tek ve değişmez şema sayılmaz.
Letâif-i Hamse
İnsanın mânevî idrak merkezlerini kalp, ruh, sır, hafî ve ahfâ şeklinde beş latîfe halinde açıklayan tasavvuf tasnifidir. Etvâr-ı Seb‘a nefsin mertebelerini ve tezkiyesini öne çıkarırken Letâif-i Hamse kalbin ve ruhânî merkezlerin tasfiyesini merkeze alır. İki yöntem tarih boyunca farklı tarikatlarda farklı biçimlerde birleştirilmiş veya ayrı uygulanmıştır.
Âsitâne
Bir tarikatın pîr makamını veya merkez dergâhını ifade eden terimdir. Büyük ve tam teşkilatlı bazı tekkeler için de kullanılır. Her kaynakta aynı idarî dereceyi göstermez. Âsitâne, zâviye ve tekke adları dönem, yol ve coğrafya bağlamında değerlendirilmelidir.
Hilâfetnâme
Bir şeyhin yetiştirdiği müride belirli bir yol veya usulde irşad, temsil yahut görev yetkisi verdiğini bildiren yazılı belgedir. Belgenin kapsamı sınırsız değildir: zikir telkini, tekke postu, belirli bölge veya genel irşad yetkisi farklı olabilir. Hırka ve teberrük kaydı kendiliğinden hilâfetnâme sayılmaz.
Zâviye
Genellikle tekkeden daha küçük irşad, ibadet, barınma veya yolcu ağırlama birimi için kullanılan tarihî terimdir. Sınır bölgelerinde ribât, şehirlerde mahalle tekkesi veya bir şeyhin sohbet mekânı işlevi görebilir. Tekke, hankah ve zâviye kelimeleri kaynaklarda zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığı için yapı türü yalnız adına bakılarak kesinleştirilmez.
Ada
اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.
Adem
م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i
Agâh
Vâkıf, muttali, müteyakkız, arif, aşina, dikkatli, haberdar, uyanık. tas. Halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun; Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli. Eski kaynaklarda agâh deyimi yerine aynı anlama gelmek üzere vâkıf terimi kullanılır. Nifferi, vâkıfı ariften üstün tutar. Agâh kişi gaflette olmayan uyanık kalbin niteliğini de dile getirir; örn. “Hakkın tecellisi nagâh gelir, ama dil-i agâha gelir”. Mevleviler, dervişleri sabah namazı için uyandırırken: “Agâh ol erenler,” derler. Olgun dervişe agâh cân denir. Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için, “Agâh ol yâ hü,” denir. Bu deyim kendine gel, dikkatli ve uyanık ol anlamına gelir. Kâmil, arif, vâsıl ve âşık mürşitlere pir-i dil-agâh denir. “Zikirden maksat gönlün her zaman Hakk'ın huzurunda, muhabbet ve hürmet vasfıyla agâh olmasıdır. Agâhlık hasıl olursa zikrin gayesi hasıl olur. Zikrin özü ve ruhu gönlün Hak'tan agâh olmasıdır” (KRE 37. Bu şek bağrımda her gün gâh u bigâh Dolaştım “Hü” deyip dergâh dergâh Ümid ettim ki bir pir-i dil-âgâh Desin: “Destür” mihrâb-ı hafâdan Yahya Kemâl
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Arbede
Savaşmak, kavga etmek. tas, Cezbeli sâliklerin ve galebe halindeki bazı süfilerin Hak'la tartışmaları, çekişmeleri ve kavga etmeleri (BM 181); müşacere ve muhaseme de denir. Bir naz ve samimiyet halidir (Bakli, age, s 180). Hz. Ibrahim Allah'la tartışmıştı (Hud Suresi, 74). Hz. Musa Allah’a, “Bu senin fitnendir” (Araf Suresi, 155) demişti. En güzel arbede Hz. Berhiya ile ilgilidir. Hz. Musa kavmiyle birlikte yağmur duasına çıkınca, Cenab-ı Hak, Berhiya isimli kulu dua etmedikçe o günahkâr kavme yağmur vermeyeceğini söylemiş, Hz. Musa gi- dip onu bulmuş, alıp dua yerine getirmiş, dua etmesini rica etmiş, Berhiya da Allah’a hitaben şöyle demiş: “Bu yaptığın şey senin ne fiiline ne de hilmine yaraşır! Ne gördün de rahmetini kestin! Rüzgârlar mı emrini dinlemiyor, rahmetin mi tü- kendi, yoksa günahkârlara gazabın mı şiddetlendi! Bu günahkârları yaratmadan önce affedici değil miydin! Rahmeti yarattın, şefkatli olmayı emrettin, ama sen böyle yapıyorsun! Yoksa rahmetini bizden esirgiyor musun, yoksa bizi elinden kaçıracağından korktuğun için hemen cezalandırmak mı istiyorsun?” Berhiya Al- lah'a böyle nice sözler söylemiş. Sözü biter bitmez gökte bulutlar belirmiş, sicim gibi yağmur yağmaya başlamış. Hz. Musa, Berhiya'nın bu sözlerine çok öfkelen- İİİ İÇİM >“ö“—«< EAEö. Arif e eee ee د miş. Allah ise ona: “Ya Musa! Berhiya beni her gün üç defa güldürür,” demiş. (ci Iv:331). Yünus'un şiirlerinde de bu türlü çekişmeli dizeler vardır: Sen temâşâ kılasın ben hod yanam Hâşâ lillah senden ey Rabbu’l-Enam
Ashab-ı suffe
1. Medine'de Hz. Peygamber'in mescidinin sofasında Oturan ve tasavvufta süfilerin ilk temsilcileri kabul edilen fakir sahabeler. tbn Mesud, Bilâl Habeşi, Selman Fârisi, Ebu Hureyre, Ebu Zer suffa ehlindendir. Ashab-ı şekavet Cehennemlikler, bedbahtlar. | 1 عطقطعق şeriat Şeriat yolunu tutanlar, müteşerri, | Ashab-ı şimal Kalpleri kötü huy ve aşağı arzularla dolu olanlar. Ashab-ı taarruf Marifet, irfan, seyir ve sülük ehli. Ashab-ı tarikat Hakikat yolunu tutanlar, mutasavvıflar denir. Bkz. Ahkam-1 batina. Ashab-1 tasfiye Kalbi tasfiye, ahlakı tehzib ve ruhu tezkiye etmek suretiyle ilahi hakikatleri idrak etmeye cabalayanlar, Ashab-ı yemin Kalplerini kötü huylardan ve süfli arzulardan arındırmış ilahi inayetle ibadet etmeye muvaffak olan, ama sürekli mürakabe hal ve makamına henüz ulaşamamış olanlar. Bu mertebeye ulaşanlara mukarrep denir.
Mehmed Ağa Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Dârüssaâde ağası Çarşambalı Mehmed Ağa'nın 994/1586'da cami ile birlikte bir külliye içinde yaptırdığı tekke; Atikali Mahallesi, Beyceğiz Caddesi, Çilekeş Sokak'ta bulunuyordu. Abdülmecid Sivâsî'nin ve babası Abdülahad Nûrî'nin şeyhlik ettiği, Sivâsîliğin İstanbul'daki ilk merkezi olan bu tekkenin postunu babasından devralmıştır. 1312/1895'te II. Abdülhamid tarafından yeniden yaptırılan iki katlı ahşap bina 1971'de çökmüş, 1997'de yıktırılmıştır; 1312 tarihli kitâbesi Saraçhane'deki Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi'ndedir.
Mehmed Ağa Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Dârüssaâde ağası Çarşambalı Mehmed Ağa'nın 994/1586'da cami ile birlikte bir külliye içinde yaptırdığı tekke; Atikali Mahallesi, Beyceğiz Caddesi, Çilekeş Sokak'ta bulunuyordu. Abdülmecid Sivâsî ve Abdülahad Nûrî'den sonra Sivâsîliğin İstanbul'daki ilk merkezi olan bu tekkenin postuna 1102/1690-91'de geçmiştir. 1312/1895'te II. Abdülhamid tarafından yeniden yaptırılan iki katlı ahşap bina 1971'de çökmüş, 1997'de tamamen yıktırılmıştır; 1312 tarihli kitâbesi Saraçhane'deki Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi'ndedir.
Gürgenç (Köhne Ürgenç)
Köhne Ürgenç · Türkmenistan · 618'de (1221) Moğol katliamı sırasında öldüğü Hârizm merkezi. Cesedinin bulunamadığı (Reşîdüddin) veya enkaz hâline gelen hankahına defnedildiği (Yâfiî) rivayet edilir; türbe ve zâviye günümüze ulaşmıştır.
Saçlı Emir Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Beyoğlu ilçesinde, Kasımpaşa'da, Kulaksız Mahallesi'ndedir. Bayramî-Melâmîlerin Helvâî Tekkesi'nden sonra İstanbul'da temellerini attıkları ikinci önemli tarikat merkezi olup XVI. yüzyıl sonlarında Saçlı Emir lakabıyla tanınan Hâşimî Osman Efendi (ö. 1595) tarafından Bayramî tekkesi olarak kurulmuştur. 1644'te Helvâî Tekkesi'ndeki Melâmî meşihatının sona ermesiyle XVIII. yüzyıl başına kadar İstanbul'daki tek Melâmî merkezi olma özelliğini sürdürmüştür. Paşmakçı Ali Dede, araya giren kısa Şâbânî meşihatının ardından burada posta geçerek tekkeyi yeniden Melâmî/Bayramî denetimine sokmuştur. Tekke 1925'e kadar sırasıyla Şâbânî, Kādirî ve Bektaşî tarikatlarının denetiminde kalmıştır. 1894 Meşihat kaydı 1894 tarihli defter kaydında Saçlı Emir Tekkesi için idarî bir kayıt yer alır. Bu belge, kurumun tarihî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1920: mescid hizmetinde vefat sonrası tevcih 1920 tarihli kayıtta, Büyük Ayasofya Karaki Mahallesi’ndeki Saçlı Emîr Dergâhı içindeki Mahmud Çavuş Mescidi’nde imam ve hatiplik görevinin, dergâh şeyhi İzzî Efendi’nin vefatı sonrasında Bayram Efendi’ye niyabet yoluyla tevcihi ele alınır. Bu, dergâh-mescid bileşenindeki hizmet devamına ilişkin idarî kayıttır.
Örtülüpınar’daki tekke ev
Sivas · Türkiye · Örtülüpınar mahallesinde bulunan iki katlı büyük evini tekke halinde kullanmıştır. İlişkili kişi dosyası İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak : İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak (1880–1969), Mustafa Hâki ve Mustafa Takî çevresinde yetişen; Hacı Ahmed Niksârî’nin müridlerini devralan, Sivas’taki irşadı cami, okul, su ve köprü hizmetleriyle birleştiren mürşiddir.
Murâdiye Camii türbesi
Edirne · Türkiye · Caminin kuzeyinde şadırvana yakın yerde bulunan, kare planlı, tek katlı, beşik çatılı türbe. İçinde tekke şeyhleri Neşâtî, Enîs Receb Dede ve Ali Eşref Dede'nin sandukaları vardı; yapı 1925 yılında Trakya umumi müfettişi Kâzım Dirik tarafından yıktırılmıştır.
Delhi
Delhi · Hindistan · 1809'da yola çıkıp altı ayda ulaştığı, Abdullah Dihlevî'ye intisap ederek sülûkünü beş ayda tamamladığı ve beş tarikattan icâzet aldığı şehir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî : Şehrizorlu Mevlânâ Hâlid, Abdullah Dihlevî'den aldığı Müceddidî-Nakşibendî terbiyeyi kısa sürede Irak, Anadolu, Suriye, Kafkasya ve daha geniş Osmanlı coğrafyasına taşıdı.
Kûfe
Kûfe · Irak · Basra ile birlikte Irak'ın iki büyük ilim merkezinden biri; Emevî valilerinin idare ettiği ve Haccâc'ın Saîd b. Cübeyr'i katlettiği bölgenin merkezi. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.
Lapseki
Çanakkale · Türkiye · Ezine, Eceabat, Bayramiç ve Biga ile birlikte bölgede tarikatların etkin olduğu ilçelerden. İlişkili kişi dosyası Hüseyin Azmî Dede : Hüseyin Azmî Dede (1815–1892), dokuz yaşında Gelibolu Mevlevîhânesi postuna geçen, 1870'ten sonra Kahire Mevlevîhânesi'ni yöneten; Mevlevî âdâbı, şiir ve mûsiki alanlarında eser veren şeyhtir.
Tahtaminare
İstanbul · Türkiye · 1924-25 Rifâî kaydı Karagümrük Tahtaminare'deki merkez Sefîne-i Evliyâ'nın kapanış arifesindeki cetvelinde “Sâlih Efendi Tekkesi” adıyla Rifâiyye altında yer alır. Âyin günü Pazartesi'dir. Hâfız Mehmed Efendi ve zâkirbaşı ağı 1873'te vefat eden Tahtaminare Şeyhi Hâfız Mehmed Efendi, Cerrâhî Âsitânesi'nin yetiştirdiği zâkirbaşılar arasında sayılır. Bu bağlantı Rifâî tekke postuyla Cerrâhî musiki-meşk çevresinin kişi üzerinden kesiştiğini gösterir; tekkenin Cerrâhî olduğu anlamına gelmez. Ad katmanı Risâle-i Rifâiyye “Tahtaminare”, Sefîne ise “Tahtaminare'de Sâlih Efendi Tekkesi” adını kullanır. İki ad aynı kayıtta birleştirilmiştir.
Şeyh Sırrı
İstanbul · Türkiye · 1924-25'te Kādirî merkez Risâle-i Rifâiyye Şeyh Sırrî adını Rifâî merkezleri arasında verse de Sefîne-i Evliyâ'nın 1924-25 cetveli yapıyı açıkça Kādiriyye başlığı altında gösterir. Postnişin Kapanış arifesindeki şeyhi Abdullah Efendi'dir. Âyin günü cetvelde belirtilmemiştir. Son doğrulanabilir aidiyet esas alınarak ana yol Kādiriyye yapılmış, önceki Rifâî liste kaydı kaynak notunda korunmuştur.
Remli
İstanbul · Türkiye · Dönemsel aidiyet Remlî Dergâhı Risâle-i Rifâiyye'nin 56 merkezlik listesinde Rifâî adıyla geçer. Buna karşılık Hüseyin Vassâf'ın kapanış arifesindeki 1924-25 cetveli dergâhı Kādiriyye başlığı altında kaydeder. Son şeyh ve âyin günü Bu cetvelde postnişin Hâfız İlhâmî Efendi, âyin günü Çarşamba'dır. Vassâf ayrıca İlhâmî Efendi'yi Gavsî Efendi'nin halifesi olarak anar. Editoryal karar Erken Rifâî bağlantısı silinmedi; fakat son doğrulanabilir kurumsal durum esas alınarak ana aidiyet Kādiriyye'ye taşındı ve Rifâî evresi kaynak ihtilafı olarak korundu.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır
Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler
Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Avârifü’l-maârif nasıl okunmalı?
63 bölümlük klasiğin kavram, kurum ve gündelik âdâb katmanlarını birbirine bağlayan kapsamlı okuma rehberi.
Tarikatlar Bir Hafıza Zinciri Olarak Nasıl Okunur?
Silsile, tekke, sohbet, âyin, eser ve menkıbenin nesiller arası dinî hafızayı nasıl taşıdığını; modernleşmeyle birlikte bu taşıyıcıların nasıl biçim değiştirdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Tâc, Sikke ve Şemle: Tarikatlar Arası Farklar
Mevlevî, Rifâî, Nakşibendî, Celvetî ve Halvetî adlandırmaları. Derleme ve ana başvuru kaynakları ihtiyatla karşılaştırılarak hazırlanmıştır.
Hasan-ı Basrî'nin Tasavvuf Silsilelerindeki Yeri
Tarihî temas, ilmî isnad ve manevî aidiyet katmanları. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Sefîne-i Evliyâ Beşinci Cilt Rehberi
Halvetî şubelerinden Mevlevîhâne hafızasına. Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5 tam metni üzerinden hazırlanmış editoryal dosya.
Meclis-i Meşâyıh: Tekke İdaresinin Kurumsallaşması
1866'dan 1925'e merkezileşme, ehliyet ve tevcih. Yeni OCR kaynaklarının sayfa ve başlık denetimiyle hazırlandı.
Matbah-ı Şerif ve Binbir Günlük Mevlevî Çilesi
Saka postundan hücre sahibi dedeliğe hizmet yolculuğu. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Tarikatların Teşekkülü: Zühd Çevrelerinden Kurumsal Yollara
İlk zâhid çevreleri, klasik tasavvuf dili ve XII. yüzyıldan sonra belirginleşen tarikat kurumları TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 23–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi