Ara
Menü

Sayfalar 23–28

1.713 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 23–28

bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?»

dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi: «Ey Allahın rahmetinden kovulmuş Iblis! Dediklerinin hepsi dogru, akla uygun, hakikaten şu mâsuma ancak bir canavar kıyar, boynuna bıçak sallayabilir. Lakin bütün bu âlemlerin Rabb-1 Azizi olan ve herşeyi herkesten daha iyi bilen, her şeyden haberi olan, alim ve habîr olan Allahım bana emretti.»

Bu sözü işiten Iblis, oradan firar etti.

Ey mü'minler! Buraya bilhassa dikkat ediniz. Şeytan, insanları hak yolundan çeviremedi mi, ailesini kandırıp, ailesi vasıtasıyle o kimseyi Allaha karşı isyankâr yapar. O halde seni Allah yolundan her ne şey alıkoyarsa en yakının, ailen, evlâdın dahi olsa, bilmiş ol ki; o senin düşmanındır. Hz. Ademe şecere-i memnua'dan yediremiyen Iblis, Hz. Havva anamız vasıtası ile lihikmetillâh yedirmeye muvaffak olmuştu.

Bu sebeple, doğru Hz. Hacerin yanına gidip, ona da aynı hileyi yapmak isteyen Iblis, Hz. Hacer-i buldu. Fırsatı ganimet bilen şeytan: «Sen burada nasıl oturabiliyorsun? İbrahim nebi, oğlunu kesmeye götürüyor. Olacak iş mi bu?» dedi. O da, «Sus yalancı! Bir babanın oğlunu kestiği görülmüş müdür ki?» diye tersliyen Hz. Hacer'e Iblis: «Ya ip ve bıçak?..

Onları niçin yanına aldı,.. Kendisine Allah'ın böyle emrettiğini zannediyor ve işte onu kesecek. Koş evlâdını kurtar.» deyince, şeytanın bu edepsizliğine fena halde gazaplanan Hz.

Hacer; «Def'ol buradan mel'un! Kocam nebidir. Aldığı emirler hak ve gerçektir. Hak ile bâtılı ayırd edebilir. Oğlum gibi, ben dahi bu emre kargı canımı feda ederim» buyurdular.

Ey yavrusuna karşı şefkati bol olan mümin anneler! Bu şefkatlerinizi körü körüne beslemeyiniz! Yani «Yavrum zayıftır, oruç tutmayıversin! Sabahleyin tatlı tatlı uyuyor, namazını gün doğduktan sonra kılıversin» diyen, başkasının ağacından sahibinden izin almaksızın meyva koparıp yiyen çocuğunu «canı çekmiştir» diye azarlamayan anneler! Şunu iyice biliniz ve dikkatle kulak veriniz ki; 'yavrularınıza karşı duyduğunuz bu şefkat, bu merhamet kat'iyyen annelik şefkati değil, bilâkis şeytanın yaptığı hile, vesvese, neticesi olan bir harekettir. Asıl annelik şefkati, yavrusuna daima Allah emirlerini telkin edip, yaptırmakla olur. Hz. Hacer'in yaptığı gibi:

Ey mü'minler! Zevcelerinizi bu hususta bilhassa ikaz ediniz. Zira, onlar hakikaten yavrularına karşı erkeklerden ziya-

de merhametli ve şefkatlidirler. Bu sebeple, merhametleri işin ehemmiyetini anlamalarına, Allahın vereceği azâbı görmelerine mâni olabilir. Onları ikaz etmek ise erkeklerin boynuna borçtur. Zira, evlâd, kendisine hak yolunu göstermeyen ana ve babasından kıyamet gününde dâvacı olacak ve: «Ya Rabbi, işledigim günahların cezasını hak ettim, lâkin bu cezaların iki mislini, bu anam babam olacak kimselere de ver. Onlar, beni bu günahı işlerken, doğru yola çekmediler, beni ikaz etmediler.» diyecektir.

Ey ana ve babalar! Eger kıyamet günü böyle bir duruma düşmek istemesseniz, yavrularınıza nerede şefkatli davranacagınızı, onların nerede azarlanacagını bilip, hak yolunu ögretmelisiniz. Seni vesvese ile hak yolundan döndürmeye çalışan iblise, Hz. Hacer gibi cevep ver de ki: «Allah yolunda ben de, evlâdım da fedâyız.» Işte o zaman Allah sana sevgili evlâdını bağışlar. Hz. Ismail'i ana, babasına bağışladığı gibi.

Bak dinle:

Iblis en sonunda, çocuktur, belki onu kandırır, isyan ettiririm diye dogru Ismail nebinin yanına koştu, ona: «Baban seni nereye götürüyor, biliyor musun! Yanına ip ve bıçak aldığını görmedin mi? Oynayıp duruyorsun ama baban seni bağlayıp kesecek!» deyince Hz. İsmail: «Haydi oradan ey şeytan. Bir babanın evlâdını kestiği nerede görülmüş? Hem benim babam nebidir. Kendi oğlunun nebi olduğunu bile bile onu kesebilir mi?» diye tersledi. Hemen Iblis: «Ama Allahtan emir aldığını zannediyor.» dedi. Hazreti Ismail şeytana hitaben: «İşte şimdi iyice sapıttın.» der. Bir nebi için «Allahtan emir geldi zannediyor» diye bahsedilebilir mi? Emir geldi ise, hak ve gerçek olarak gelmiştir. «Zannediyor diye bir şey olmaz. Binaenaleyh babama böyle bir emir geldi ise boynum kıldan incedir» dedi.

Hz. Ismail'i kandıracağını zanneden şeytan, ummadığı cevaplar lle karşılaşmış ve şaşalamıştır. Başına geleceklerder habersiz, son bir oyun daha oynamak istedi ve Ismail nebive hitaben: «Diyelim ki babanın aldığı emir doğrudur. Böyle olsa bile sen hakikaten boynunu verecek misin?» diyecek oldu, fakat Hz. İsmail, şeytanın bu derece ileri gitmesinden kızmaya başlamıştı. «Eğer böyle bir emir varsa, babam bunu yerine getirmekten âciz değildir. Ben de bu emre isyan edecek değilim. Benim her zerrem bir Ismail olsa, Rabbim yoluna her biri feda olsun! Hem sen ne demek istiyorsun?» diyerek yerden bir taşı kaptığı gibi Iblis mel'ununun gözüne doğru fırlattı

ve onun bir gözünü kör etti. Zira şeytan onların üçüne de insan şeklinde görünmüştü.

Işte mü'minler! Hacca giden kimselerin Mina denilen mevkide, üç yerde şeytan taşlamaları buna işarettir. Çünkü şeytan üç defa; Hz. Ibrahim, Hz. Hacer ve Hz. Ismail Aleyhisselâtu vesselâm efendilerimiz tarafından yukarıda anlattığımız veçhile taşa tutulmuş, yani def'edilmişti.

Mina'da üç ayrı mevkide, üç dikili taş vardır ki birine (Akabe-i Suğrâ), ikincisine_ (Akabe-i Vustâ) ve üçüncüsüne de (Akabe-i Kübrâ) denir. Büyük akabeye yedi taş atanlar.

Ibrahim Halilin Iblisi reddine alâmeten atarlar. Orta akabeye yedi taş atanlar. Hz. Hacer'in İblisi reddine remz olarak atarlar. Küçük akabeye yedi taş atanlar, Hz. Ismail'e ittibaen taş atmiş olurlar. Insanda, yedi kötü sıfat vardır. Bu sıfatlar Iblisin sıfatıdır ve her taş bir sıfata işaret olarak İblise atılır.

Böylece insan bu yedi kötü sıfatını da taşlayıp, terk etmelidir.

Hacca gidildiğinde, şeytan taşlamanın mânası budur. Yani kötü sıfatları terk etmektir. Bu yedi kötü sıfat şunlardır.

Ucup, Kibir, Riya, Hased, Gazab, Hubbu câh, Hubbu mal.

U'CUB: Ibadetine güvenerek, herkesi cehennemlik görüp, kendini cennetlik bilmektir.

KİBİR: Kimseyi beğenmeyip, hakkı kabul etmeyen, kendini yüceir ü nüyie seşiler alids gibi, inlzrullaidan bböğulur. Mütevazi olanı Allah yüceltir. Mütekebbir olanın yüzünü yere sürter.

RIYA: Amellerini gösteriş için yapanlar. Halk «iyi adam»

desin diye hayır işleyene denir. Allah için değil de böyle halkın iltifatına nail olmak için amel edene MÜRAI denir. Yalnız, şurası var ki, hakikaten Allah ıçın yapıp, insanlara örnek olayım ve nas'sı hayra tesvik edeyim diye yapana böyle müraî demek dogru olmaz. O insan bu şekilde hareket etmekle, kendi amelinden dolayı sevap aldıktan başka, onun teşvikatiyle hayır yapanların ecri kadar ayrıca bir sevap alır. Yanlış anlaşılmasın! Hayra teşvik ettiği kimsenin aldığı ecir eksilmez, onun aldığı ecir ne kadar ise, aynısı hayra teşvik eden kimseye verilir. Mürâî-

ler, gösterişçiler için şu hadisi şerifin meâline bakıp ibret almalıdır. Hz. Ebu Hureyre, Hz. Nebî-i Muhteremden şöyle rivayet ediyor: «Yarın kıyamet gününde dört sınıf mürâiyl huzurullaha getirirler. Bunlardan biri zengin, biri şehid, biri gazî, biri âlimdir. Allah, âlime sorar: Ilmin ile ne amel ettin? «Ya Rabbi, kullarını senin yoluna davet ettim.» dediğinde, «Benim rızam için yapmadın, kendini âlim göstermek, «Bana âlim deyip itibar etsinler» diye yaptın. Sana itibar ettiler, sana alim dediler. Sen nasibini dünyada ıken aldın. şımdı burada nasıbın yoktur» deyıp huzurundan tard eder.

Sonra zengini huzura çağırıp «Sana verdiğim mal ile, bana ne gibi ibadet ettin?» diye sual olunur.

Mürâî zengin: «Cami, hastane, yol yaptırdım. Zekât, sadaka verdim, talebe okuttum» der. Allah celle:

«Bunları benim rızam için yapmadın, sana iyi insan desinler diye yaptın, sana cömert dediler. Kullar sana iltifat ettiler, yaptığının mükâfatını kullardan gördün. Zaten senin arzun da bu idi. Arzun yerine geldi, huzurumdan çık! Nasibini dünyada kullardan aldın» der ve tard olunur.

Şehîd'e hitab edilir, o da «Yarabbi! Senin yolunda katl olundum.» dediğinde, «Sen benim yolumda şehid olmadın. Mal ve ganaim içın harbe gitmiştin, bırçok mal aldın. Istedigine dünyada iken nâil oldun, burada nasibin yoktur» denir.

Mürâi gazi olan kişi huzura getirilir: «Yarabbi, senin dinin, senin rızan için gaza ettim, kâfirlere ceza verdim» der. Allah celle der ki: «Bunları benim rızam için yapmadın. Kullar sana kahraman, cesur desınler dıye gaza ettin. Kullar da sana gazı dedıler, 16tediğine dünyada iken nail oldun. Burada nasibin yoktur.» denir.

Ey mü'min! Umuru hayriyeden her ne amel işlersen Allah rızası için yap! Kullar sana ne derlerse desinler. Kulların levminden, kınamasından korkma!

Onları sana iltifatına mağrur olma! Her işi Allah için yap ki, huzurallahta me'cûr olasın!.

HASED: Bir kimsenin, başka bir insanın elindeki nimetin mahvını istemesine denir. Bir de gıbta vardır, bu da karşısındaki insanda bulunan nimetin kendisinde de olmasını istemektir. Bu, şeriatte mübah olmasına rağmen, Ehl-i hakikat bunu da hoş görmemektedir.

GAZAB: Her işe kızan kişiye (Gazab sahibi) denir. Mü'mine lâyık olan, herşeyi tevâkki ile karşılamaktır. Tefekkür ederek, düşünerek, kızılacak şeye bile hemen kızmamak ve bu şekilde gazabını yutmak, mü'minin selâmetidir. Gazab yerinde olursa mübarek olur. Meselâ; mukaddesatına, dinine, vatanına saldıran düşmana gazab ile saldırmak mü'minin şanındandır. Kezâ bir kişinin gayri meşru olan yerlere sehvetlenmesi haramdır ama kendi helâline sehvetle nazar etmesi helâldir. Kibir de böyledir. Yani mü'min kardeşine, mütevazi olan kişiye kibirli olan iblis sıfatındadır.

Kibirliye karşı kibir eylemek ise sadaka yerine kâimdir. Yani sadaka vermiş gibi sevap kazanılır.

HUBBU CÂH: Makam, rütbe sevmek, bunlar uğruna bütün mukaddesatını çiğneyen kişi Hubbu câh hastalığına tutulmuş demektir.

HUBBU MAL: Mal için, Hak rızasını ve, Hakkın yolunu terk eyleyen kişi, bu zümredendir. Bu sıfatlara malik olan kişiye Hak sübhanehu ve teâlâ hazretlerinin rahmeti bahşedilmezse, o kişi cehennem asabındandır.

İşte bu yedi sıfatı terk etmeye işaret olarak şeytana yedi taş atmak bu sebepten bizlere Allah tarafından vacip olarak emredilmiştir.

Böylece, Hz. İsmail'den taşı gözüne yiyen şeytan def'olup itir Bakalıd ha malin de ismai dural. Belâm Ce mir Keyanın yanına oturdular. Hz. İbrahim aleyhisselâm söze başlayıp. Bu ıssız yere ne için geldiklerini anlatmaya başladı:

(Felemmâ belâga mâ-ah-us-sa'ye Kale ya buneyye innîy erâ fil menami Enniy ezbehuke fanzur maza tera)

Saffât sûrcai: 102 Meâli şerifi:

Ey benim gönlümün bir tanesi, gözümün nuru, kalbimin sürûru yavrucağıı! Rüyamda seni kurban etmekle emir olundum. Sen bu işe ne dersin? Seni kesip Allaha kurban etmeme razı olur musun? Bu emri ilâhiyyeye karşı bir itirazı var mı?

Hz. Ibrahim aleyhisselâmın, oğlu ile böyle müşavere etmesinin sebebi şu idi: Allah'a «Bana salih bir oğul ver» diye dua etmişti ve halim bir oğul ile tebşir olunmuştu. Şimdi çocuğuna bu soruyu sormakla, duasında istediği ve kendine ikram olunan hâlim evlâd bu çocuk muydu? Bunu kat'iyetle anlamak istemişti. Onu kurban edeceğini söylüyordu ki, bakalım ne cevap verecek, bu işi hilmiyetle kabul mü edecek, yoksa serkeşlik edip isyan mı edecek? Yoksa Hz. İbrahim ona hiç danışmadan, hemen onu kesiverirdi. Ona kurban edilecegini niçin haber veriyordu. Acaba? Ibrahim nebî aynı zamanda burada evlatlara büyük bır ders de vermektedir. Bu karşılıklı konuşma kıyamet gününe kadar gelecek olan insanlardan, Allaha ve sema vî kitablara inananlar için büyük bir ibret levhasıydı. Zira İsmail'in hilmiyyeti, Allaha olan muhabbeti ve babasına olan itaati bu müşavere ile bize bildiriliyordu. Hz. Ibrahim, Ismail'i tutup kendisi ile konuşmadan kurban ediverse, biz gafiller Ismail'in hilmiyyetini, ilmini, metanetini, Allaha karşı olan arzı ubudiyettini, Allah yolunda canını kurban etmeyi kendine minnet bildiğini, babasına olan itaatini nereden bilebilirdik?

Ayrıca bu müşavere ile Hz. İbrahim, bütün babalara «Allah yolunda benim gibi olunuz!» Ve Hz. Ismail de, bütün evlâdlara «Allaha ve babaya böylece teslimiyetli olunuz!» dersini vermiş oluyorlardı.

Sayfalar 23–28 · İrşad II — tarikat.org