İrşad II · kaynak sayfaları 29–34
Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerinin dahilinde. Ebeveyn, çocuğa Allah rızasından başka işlerde emrederse, o zaman çocuk o ana, babaya itaat etmez. Zira, Allaha isyan hususunda kula itaat olmaz. Ne var ki, yine de ebeveyne karşı hürmetsizlik ile hareket etmemeli ve bu sefer onları Allah yoluna teşvik etmelidir.
Hz. İsmail kurban olmaya razı olmasa bile, Ibrahim nebî madem ki onu kurban etmekle emrolunmuştu. Elbette bu emri yerine getirecekti. Bir de kendi hakkında Allahın bu hükmünü bilmesi lâzımdı. Sevab edinmesi bu şekilde olurdu. Hz.
İsmail'in babasının bu müşaveresine karşı ne cevap verdiğini Allah, Kur'anda şöylece zikrediyor:
KÜLTE Esteizü billâh: «Kale ya ebetif'al ma tü'mer setecidüniy ingaellabu minessabiriyn»
Saffât süresi: 103 «Ey benim merhametli babam! Allahın emrinden bahsediyorsun, artık ben ne diyebilirim? Bu emir ne ise, ben hazırım, hemen onu icra et! Emri ilâhi tehir olınasın. Beni o emre karşı inşaallah sabr eden bir kimse olarak bulursun» dediğinde, Hz. Ibrahim bu sözleri işitince Allaha hamdü senâ etti. Duasiyle Allahın ona bahşettiği halim ve âlim olan evlât bu idi.
Küçük yaşında bile her fâlinden, her sözünden bir peygamber zade, bir paygamber olduğu belli idi.
«Muhterem babacığım, bu emri mühimmi icra etmeden evvel size bazı vasiyetlerim var. Bir kere elimi ayağımı iyioe bağla ki, belki can acısiyle seni incitirim, seni incitmek ise hakkı incitmek ile aynıdır. Diğer vasiyetim şudur; beni kur-
ban ederken yüzümü topraga karşı çevirip, bıçagı ensemden vur. Olur ki, yüzümü görünce elin titrer de bıçağı vurmaya k!yamazsın. Bu ise dostura karşı doğru bir hareket olmaz. Clbisenin eteklerini topla, üstüne kanlarım sıçramasın. Allahın bana verecegi eciri hasenattan bir şey noksanlaşmasını istemem. Sonra elbisene sıçrayan bu kanlarımı annem görür de malızun olur. Ona benim kabrimi de gösterme. Kabrimi görürse malızun olur. Bıçağını iyi bile, boğazımı kesmek için bastığında ölümün acısını çok hissetmeyeyim. Elbisemi anneme yadigâr olarak götür. Beni özlediğinde gömleğime bakıp, onu koklamakla beni hatırlasın, teselli bulsun. Anneme benim selâmımı söyle. Allahın emrine sabır etmesini bildir. Beni nasıl kurban ettiğini de söyleme, babacığım. Benim yaşımdaki çocukları evimize götürüp anneme gösterme. Üzüntüsü tazelenir. Babacıgım, benim yaşımdaki çocuklara sen de bakma. Bakacak olursan ağlama, mahzun olma. Sen yahud annem malızun olacak olursanız, ağlarsınız benim ruhumu ziyadesiyle üzmüş olursunuz» der.
Yavrusunun bu, kalbe işleyen, mâsum fakat yürek parçalayıcı sözlerini hüzünle dinlemekte olan Hz. Ibrahim ona hitaben: «Allahın emrinde bana ne kadar yardımcı oldun ey gözümün nuru evlâdım!» dedi ve kendini tutamadı... Ağlıyordu...
Hz. Ismail, «Haydi babacıgım, ne duruyorsun, memur olduğun emri yerine getir» diye niyaz ettiğinde, Hz. Ibrahim, Ismail'in ellerini bağlamağa davrandı fakat o, «Baba ellerimi bağlama. Sonra görenler, Ismail Allahın emrine âsi oldu da babası ellerini bağladı, derler. Zira isyan edenlerin el ve ayaklamı bağlanır. Ben bu emre sabır edicilerdenim» dedi. Ibrahim Aleyhisselâm İsmail'i yan üzere yatırıp iki rekât namaz kıldı.
Ağlayarak mübarek ellerini duaya kaldırıp huşû-u tam ile ni.
yaz etti:
Felemmâ eslemâ ve tellehü lil-cebıyni ve nâdeynahü en yâ tbrabiym...
Saffât sûresi: 103-104
«Ey kâdıyul hâcât! Ey mûcibud dâvât! Ve ey Cemâl ve colâl sahibi Ekremel Ekremin! Ey Rabbim! Sen, lûtfu keremin ile benim ihtiyarlıgıma acı, merhamet eyle ve bigünah olan bu sabiyyi mâsumun haline lûtf, merhamet kıl!» deyip, hemen eline aldığı bıçağı Ismail nebinin boynuna sürter iken, Hak sübhanehu ve teâlâ hazretleri bütün sema ve ard meleklerinden esrar perdesini kaldırdı. Onlar İbrahim'in hak yolunda, oğlu Ismail'i kesmek için yere yatırıp bıçağı olanca kuvvetiyle oğlunun boynuna vurduklarını gördüklerinde, hepsi birden secdeye vardılar. Hak Teâlâ buyurdu ki: «Ey meleklerim!
Gördünüz mü? Halilim Ibrahimi, benim emrime imtisalen oğlunu fedadan çekinmedi. Gördünüz mü Ismail'imi? Benim rızam için kendi canını fedadan çekinmedi.» Melekler ağlayarak: «Ey bizim Rabbimiz! İbrahim kulun hakikaten halilin olmaya lâyık ve Ismail aleyhisselâm hakikaten emri âline mûti ve münkat, Kazânâ râzı bir kulundur. Sen Erhamer-rahiminsin» diyerek secdeye kapandılar.
Beri tarafta, Ibrahim aleyhisselâm, Ismail'ini kesmek için bıçağı onun gerdanma sürttügü halde, bıçak körpe eti kesmemişti. Bu iş acaibine gidip, bıçağı bileyip tekrar sürttü.
Kesmedi. Bir defa, daha, bir daha denedi. Fakat, imkânı yok!
Kesmek değil; İsmail'in gerdanına bir çizgi bile çizememişti.
Bu nasıl işti? Gazaba gelip, bıçağı bir taşa vurdu, taş ikiye ayrıldı. Hayreti bir kat daha artan Ibrahim nebi: «Taşı kesiyor, körpe eti kesmiyor? Bu nasıl iş?» diye söylendi. İşte o insanı bir katre su parçasından yaratıp, o su parçasını insan haline getirip akıl ve lisan vererek konuşturan. kadir ve kayyum olan ve herşeye muktedir olan Allah, bıçağı dile getirip:
«Ey Allahın halili! Sen kesmek istiyorsun, fakat bıçağa kesmek, ataşe yakmak, suya boğmak müsaadesi veren Rabbim bana kesmeyeceksin diyor. Nemrud'un ateşi seni yakabilmiş mi idi? Izin verilmeden ben nasıl kesebilirim?.. Değil onun gerdanını, saçının bir telini bile kesmeğe kaadir degilim» deyince, bu acayıp sırtı ilâhi karşısında Ibrahim nebi şaşırmış dururken, Hz. Ismail: «Babacıgım! Bıçagı gerdanıma getirdiginde ben, Allahın ismini zikrediyorum. Sen de böyle tekbir getir de bıçağı o zaman vur!» diyordu. Ibrahim aleyhisselâm tekrar «Allahü ekber» deyip bıçağı İsmail'in gerdanına sürttüğü esnada, Semadan (Allahü ekber, Allahü ekber) sesleri işitildi.
Bu ses Cebrail Aleyhisselâmın sesi idi.
Allah; Cebrail'e emir edip cennetten Ismail'e bedel olmak üzere bir koç halketmiş, Cebrail'e o koçu alıp Ibrahim Aley-
hisselâma, Ismail'e bedel olarak götürmesini söylemişti. Işte dilinde tekbir, elinde o koç oldugu halde semada Cebrail görünmüştü. Cebrail Aleyhisselâmın (Allahü ekber, Allahü ekber) sesini işiten Ibrahim Aleyhisselâm, müşkülünün hallolduğunu anlayıp, şükren Cebrail'e karşı cevap verdi ve Rabbine tekbir ile onu yüceledi, «Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber»
dedi. Hz. İsmail Aleyhisselâm da yattığı yerden Cebrail Aleyhisseâmın tekbirini ve babasının tevhidini işittiğinde, bildi ki rahîmürrahmânın, rahmeti cûşu hûruşa geldi. Kendisi de «Allahü ekber ve lillâhil hamd» diye tekbir ve tahmid eyle di. Ve Halil Aleyhisselâma Allahü Sübhanehû Teâlâ şöyle hitap edip, kendisini taltif buyuruyordu:
Kad saddakter-rü'yâ innâ kezâlike necziyl muhsiniyn inne hâza Lehüvel bela-ülmühiyn ve fedeynâhü bi-zibhin aziym ve tereknâ aleyhi filahiriyn selâmün alâ Ibrahiym kezâlike necziyl Muhsiniyn.
Saffât sûresi: 105. 110.
Işte bu kelime-i ilâhî, ümmeti merhumeye arefe günü sabah namazından Kurban Bayramının dördüncü günü ikindi namazı sonuna kadar, farz namazların hemen arkasında bu minval üzere yirmi üç vakit tekbir almak vacip oldu. Cebrail Aleyhisselâm: «Ya Ibrahim! Sema ve arzın Rabbinin sana selâmı var. Bu koçu biricik Ismail'inin bedeli olarak gönderdi.
Oğlunun yerine bu kurbanı kessin, zira ben onların her ikisinden de razıyım» buyuruyor diye bildirdi.
Baba -oğul, Lûtfü ilâhiyyeye, Keremi mevlâya, Rıza-1 bâriye nail olduklarından dolayı sevinçli, neş'eli olarak koçu «Allah rızası için» diye niyet ederek kestiler. Böylece Allah her ikisinin de, «Allaha dostluk ve emr-i ilâhiyyeye itaat» hususunda nası titizlikle hareket ettiklerini biz kullarına ibret
ile göster di ve ilân buyurdu ki: «Her kim Halilim Ibrahim ve Ismail gibi can ve malını benim yolumda feda etmekten çekinmezse, o benim dostluğumdan söz edebilir. Yoksa o kimse yalancıdır.»
Ey mü'min kardeşlerim! Dikkat ederseniz. Allahın rahmeti ve keremi ne kadar bol ki; bizden Ibrahim nebisinin verdiği sözün icrası gibi evlâtlarımızı kesip, kurban etmemizi istemiyor. Fakat, onun yerine bedel olarak gönderdiği koyun, sığır, deve vs. benzeri hayvanları «Kendi adına» yani «Allah rızası için» kesip, muhtaçlara dagıtmamızı emrediyor. Yoksa Allah adına kurban kesmek ile, hâşa Allah'ın ganına gan, izzetine izzet katmış olmayız. Allah teâlâ; «Benim bu emrimi, hali vakti olup da îfâ etmeyen için azâbı ilâhim vardır» buyuruyor. Muhammed Aleyhisselâtu vesselâm efendimiz de bir hadîsi şeriflerinde:
its yelé «Gereken paraya sahip olup da, kurban kesmeyen bizden değildir. Bizim mescidimize bunlar yaklaşmasın» buyurmuşlardır.
Ne korkunç âkibet! O, âlemlere rahmet olan, en büyük şefaate sahip olan, ümmetine en çok merhametli olan nebînin şefaatinden, sevgisinden mahrum kalmak!.. Ne korkunç, ne kötü bir âkibettir bu mü'minler! Allaha, O habibi hürmetine her daim dua ve niyaz edelim ve onun yolundan gidelim de bizi sevgili habibinden, şefaatinden ayırmasın. Âmin bi-hürmeti seyyidil mürselin.
Hazreti Ismail, sonradan babasına dedi ki: «Ey baba! Dostuna karşı uyamasa idin böyle bir emir ile emr olunmazdın».
sonra ilâve edip: «Bu işte acaba sen mi cömertsin ben mi cömerdim» dediginde, Ibrahim Aleyhisselâm: «Ben cömerdim Çünkü senin gibi eşi bulunmaz bir evlâdı fermanı ilâhi ile kes meğe mübaşeret ettim» dediğinde Hz. Ismail aleyhisselâm:
«Hayır babacığım. Ben daha cömerdim. Zira, siz benim gibi evlâdı feda eylediniz ama, keremi hüda ile benim bedelim ihsan irsad, cilt 2 — F: 3
buyurulup size Allah başka bir evlât verebilirdi. Fakat benim bir carım var iken ve bir daha geri gelmesi ümid olunmaz iken bu tatlı canımı rızaen, lillâhi tealâ feda ettim» der. Allahü Teâlâ Hazretleri her ikisine hitap eyleyip: «Cevvadı kerim benim. Zira ikinizi dahi musibetten azâd eyleyüp, Hallime kurban sevabını verdim ve yerine koç ihsan eyleyip oğlunu kendine bahşeyledim. Ismali'e de canıu feda eyleyip, kurban olumak sevabını ihsan eylediğim gibi canını bağışladım.» Buyurdu. Aliah celle celâltihu, muhsinleri asla mükâfatsız bırakmaz.
Ey ümmeti Muhammed! Hz. Ibrahim'in oğlunu hak yoluna feda ettiğine taaccüb eyleme! Zira bizim de hak yoluna kurban ettiğimiz evlâtlarımız sayısızdır. Şarktan garba, şimalden cenuba kadar hak yoluna nice şehid, kurban verdik.
Nice koç yiğitleri Allah yoluna kurban eyledik. Bu şeref de sana ve senin milletine verildi. Hangi ev var ki, Allah, Muhammed yoluna işlâm, îyman namına kurban vermemiştir.
Hazreti Ömer radıyallahü anh, oğlunu harbe gönderir ve her seferden dönüşünde: «Neden şehid olmuyorsun?» diye çıkışırmış. O da, «Vallahi babacığım. Harbin en tehlikeli yerine giriyorum, şehadet nasip olmuyor!» diye cevap verirmiş.
Görülüyor ki, Hz. Omer de evlâdını hak yoluna kurban etmek arzusunda idi.
Seyfullah, Halid bin Velid radiyallahu anh ölürken hayıflanıyor: «Bu kadar muharebelere girdim. Vücudumda kılıç, ok değmedik bir yer kalmadı. Şehadet bizlere nasip olmadı da develer gibi yatağımda, kadınlar gibi döşeğimde ölüyorum.»
diyordu.
Analarımız, yavrularının beşigini sallarken «Uyusun da büyüsün, Allah için gazaya gitsin ve gehid olsun» diye ninni söylermiş. Oğlu şehid olan baba ve ana oğullarının sehadetiyle iftihar eder, büyük ziyafetler verirlermiş. Allah için, Muhammed için, din için, devlet içia, vatan ve namus için verilen kurban sayısızdır.
Babalarımızın her biri, bir Halilulah. Yavruları Zebhullah oldular da, bu vatanı bizlere bıraktılar. Şimdi biz onlara lâyık evlâtlar mıyız? Bir düşünelim!
Evet! Zamanı geldiğinde yine Allah için kendilerini semenderler gibi ateşe atacak, dini bütün, vicdanı temiz kurban- Farımız hazırdır. Necip, müslüman Türk milletinden bu beklenir. Sözlerinde duran, ahdine vefa eden, mazlûma yardım hususunda zalimden korkmayan, özü ve sözü doğru, kalbleri nur-u îyman ile münevver, vicdanları Muhammed aşkı ile mu-