HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, künyesi ve aile çevresi
Kendi eserlerinde künyesini “el-Hâc Ebü’l-Hasan Hüsnü el-Hanefî en-Nakşibendî el-Üsküdârî” şeklinde kaydeder. Babası Şam valiliği yapmış şair Ali Rızâ Paşa, dedesi Şeyh Halil Sâhib’dir; aile zincirini İbrâhim Nâzıf, Ahmed ve Mustafa Paşa adlarıyla sürdürür. Kaynaklarda zaman zaman “Hüseyin Hüsnü” denmesi aynı şahıs hakkındaki bir ad karışıklığıdır. Kendi imzası ve çağdaş kayıtlar esas alındığında doğru adı Hasan Hüsnü Efendi’dir.
Balabânî nispeti
“Balabânî” sözü bir doğum yeri nispeti değildir. Hasan Hüsnü Efendi’nin Üsküdar’da Balaban İskelesi çevresinde yaşaması ve Balaban Tekkesi’yle ilişkisinden doğmuştur. Tahirü’l-Mevlevî onu “Balaban Kutbu Şeyh Hüsnü” adıyla anar. Bu lakap, aynı bölgede yüzyıllar önce yaşamış Balaban Ahmed Baba ile aynı kişi olduğu anlamına gelmez.
İlk tahsil ve Nakşibendî terbiyesi
Zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra tasavvufa yöneldi. İlk şeyhi Üsküdarlı Hoca İsmâil Hakkı Efendi’ydi. Kendi silsile kaydında bu hattı Hâfız Ali el-Uşşâkī ve Konyalı Ali Behçet Efendi üzerinden daha eski Nakşibendî-Müceddidî çevreye bağlar. Ardından Selimiye’de Harcağasızâde diye tanınan adaşı Şeyh Hasan Hüsnü Efendi’nin meclisine devam etti ve on yıl hizmetinde bulundu.
Mekke, Hâlidiyye ve Halil Hamdi Dağıstânî
Mekke’de yaşayan Nakşibendî-Müceddidî-Hâlidî şeyhi Hacı Halil Hamdi Paşa ed-Dağıstânî’den irşad icâzeti aldı. Hasan Hüsnü’nün kendi ifadesi bu icâzeti açıkça Halil Hamdi Paşa’ya bağlar; bazı ikincil metinlerde görülen “İsmâil Hamdi” biçimi doğru değildir. Halil Hamdi’nin Anadolu’daki devam hatlarından biri Balabânî Hasan Hüsnü, diğeri Bursa Hamidiye Dergâhı şeyhi Ahmed Hüsâmeddin Efendi üzerinden yürüdü.
Çoklu icâzet ağı
Hasan Hüsnü Efendi’nin ana mensubiyeti Nakşibendiyye olmakla birlikte irfan çevresi tek bir yolla sınırlı değildi. 1317/1899’da Beşiktaş’ta Neccârzâde Mustafa Rızâeddin Efendi’den yeniden Nakşibendî icâzeti aldı. Harcağasızâde vasıtasıyla Kādiriyye’den, Şeyh Muhammed Said Efendi vasıtasıyla Mevleviyye’den ve Hüdâyî Âsitânesi şeyhlerinden Rûşen Efendi vasıtasıyla Celvetiyye’den icâzet aldı. Mısır seyahatinde Şâzelî şeyhi Muhammed el-Meslemî’ye bağlandı. Bu bağlar birbirine karıştırılmış tek bir silsile değil, ayrı öğretim ve icâzet katmanlarıdır.
Balaban Tekkesi’nin son postnişini
Revnakoğlu ve sonraki tekke araştırmaları onu, Yeni Vâlide ile Şemsi Paşa külliyeleri arasında bulunan İsfendiyar Mescidi’ndeki Yağcızâde yahut Balaban Tekkesi’nin son postnişini sayar. Burada Mesnevî okuttuğu da kaydedilir. Vassâf ise kendisine ait bir tekke bulunmadığını söyler. Bu iki kayıt, büyük ihtimalle resmî meşihat ile fiilî irşad ve ikamet biçimlerinin farklı değerlendirilmesinden doğmuştur; dosyada iki tanıklık da korunmuştur.
Türbedarlık, mezarlık muhafızlığı ve duagûluk
Son döneminde İnâdiye’deki Selim Baba Türbesi’nin türbedarlığı ile Nuhkapısı’ndaki Şühedâ Mezarlığı’nın muhafızlığı kendisine verildi. Özellikle tekkelerin kapatılmasından sonra cenaze, açılış ve ihtifal gibi merasimlerde dua ederek geçimini sağladı. Revnakoğlu onu hazır kalıpları tekrarlamayan; toplantının mahiyetine göre yeni, secili ve ahenkli dualar kurabilen güçlü bir duagû ve hatip olarak tasvir eder.
Dönemindeki eleştiriler
Çok sayıda tarikattan icâzet alması, farklı çevrelerde görünmesi ve icâzetname düzenlemesi çağdaşları arasında eleştirilere yol açtı. Revnakoğlu’nun naklettiği nükteli anlatılar onun bu eleştirilere hazırcevaplıkla karşılık verdiğini gösterir; ancak polemik anlatıları tarihî hükmün tek dayanağı yapılmamalıdır. Hasan Hüsnü’nün asıl ilmî çerçevesi, bugün yazma nüshaları bulunan eserlerinden ve kendi verdiği silsilelerden okunabilir.
Nesemât-ı Rûhâniyye
Başlıca eseri Nesemât-ı Rûhâniyye, Nakşibendî yolunun usul ve âdâbını sistemli biçimde ele alır. Mürşid seçimi, tarîkata giriş, zikir, râbıta, teveccüh, seyrüsülûk mertebeleri, kalp-rûh-sır ilişkisi, tevhid mertebeleri ve havâtırın çeşitleri eserin ana konularıdır. Yazma metin Süleymaniye Kütüphanesi Tahir Ağa Tekkesi koleksiyonunda korunur.
Diğer eserleri
Risâle-i Mir’âtü’l-ebrâr sûfî biyografilerine, Burhânü’s-sâlikîn Şâzeliyye’ye ve pîrlerine ayrılmıştır. Kaynaklarda ayrıca Behcetü’n-nâm, Silsile-i Ricâl-i Çiştiyye ve bir Dîvânçe zikredilir. Bu eserlerin aynı mecmua içindeki yazma nüshaları, onun yalnız farklı yollardan icâzet toplayan bir kişi değil, öğrendiği gelenekleri yazılı olarak tasnif eden bir müellif olduğunu gösterir.
Tasavvuf anlayışının ana çizgileri
Hasan Hüsnü’ye göre sâlik şeriatın emir ve yasaklarına bağlı kalmalı, helâl lokmayı gözetmeli, zikri kalp huzuruyla sürdürmeli, insanlara merhamet ve güzel ahlâkla davranmalıdır. Kendi yolu dışındaki tarikatları eksik görmeyi ilâhî feyzi sınırlandıran yanlış bir tavır sayar. Dört seyr mertebesini, hafî zikri, vukūf-ı kalbîyi ve mürşid teveccühünü İmâm-ı Rabbânî sonrası Nakşibendî-Müceddidî dili içinde açıklar.
Kitabı mürşid sayan beyti
Mürşid-i kâmilin az bulunduğu bir zamanda güvenilir eserlerin rehberlik değerini “Mürşid-i kâmil olunca nâyâb / Sana mürşid yetişir şimdi kitâb” beytiyle anlatır. Bu söz, canlı irşad bağını bütünüyle gereksiz saymaktan çok, ehil mürşidin bulunmadığı şartlarda sahih tasavvuf metinlerinin koruyucu rolünü vurgular.
Vefatı ve kabri
Hasan Hüsnü Efendi 1347/1928’de vefat etti. Kabri Üsküdar’daki Şühedâ Mezarlığı’ndadır. Hicrî yıl iki milâdî yıla taşabildiği için bazı kayıtlarda 1928-1929 aralığı görülür; Abdurrezzak Tek’in araştırması ve mezarlık kaydı 1928’i esas alır. Doğum yılı kesin olarak belirlenmemiştir.
Tarihî yeri
Balabânî Hasan Hüsnü Efendi, imparatorluğun son devrindeki çok katmanlı tekke kültürüyle Cumhuriyet’in ilk yılları arasındaki geçişi şahsında taşır. Nakşibendî-Hâlidî ana terbiyesi, diğer yollardan aldığı icâzetler, Balaban Tekkesi’ndeki irşadı, Mesnevî dersleri, yazma eserleri ve kamusal duagûluğu; 1925 sonrasında şeyhlerin değişen toplumsal konumunu anlamak için istisnaî derecede zengin bir dosya oluşturur.