Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

60 sonuç · “dâd

01
İlişkili kol

Ervâdî–Gümüşhânevî Hattı

Hâlid el-Bağdâdî’den Ahmed el-Ervâdî’ye, ondan Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’ye uzanan; hadis tedrisi, ilmî icâzet ve irşad hilâfetini birlikte taşıyan Nakşibendî-Hâlidî aktarım hattı.

02
İlişkili kol

Hâlidiyye

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye nispet edilen ve XIX. yüzyılda Osmanlı coğrafyasına yayılan kol.

03
İlişkili kol

Halîliyye

Geredeli Hacı Halil Efendi üzerinden Orta ve Batı Anadolu'da devam eden; mensuplarının kendilerini çoğunlukla doğrudan Halvetî-Şâbânî diye tanımladığı aktarım hattı.

04
İlişkili yol

Hüseyniyye (Mâverâünnehir)

Muhammed Hüseyin Buhârî'ye (ö. 1834) nispet edilen, Nakşibendiyye-Müceddidiyye içinde Mâverâünnehir ve Güney Kazakistan'da devam eden bölgesel irşad hattı.

05
İlişkili kol

Sünbüliyye

Sünbüliyye, Cemâl-i Halvetî'nin halifesi Sünbül Sinân'ın Koca Mustafa Paşa Âsitânesi merkezinde teşkilatlandırdığı Halvetî koludur. İstanbul'da doğan ilk büyük tarikat kollarından biri olarak zikir, halvet, devrân, vaaz, musiki ve edebiyat çevrelerini bir araya getirdi.

06
İlişkili kol

Tağlibiyye

XVI. yüzyıl ortalarında Dımaşk Ammâre zâviyesinin on dördüncü postnişini Ebû Tağlib'e nispet edilen kol.

07
Şahsiyet

Abdullah Salâhî Uşşâkî

Abdullah Salâhî Uşşâkī (1117/1705, Kesriye – 29 Muharrem 1197 / 4 Ocak 1783, İstanbul); Halvetî-Uşşâkī şeyhi, şair ve şârih. Uşşâkıyye'nin Salâhiyye kolunun pîri ; on iki tarikattan nasip aldığı için “câmiu't-turuk” denmiştir. İbnü'l-Arabî'yi metinden değil ruhaniyetinden istimdadla anladığını söyler.

08
Şahsiyet

Ahmed Celâleddîn Dede (Baykara)

Ahmed Celâleddîn Dede (1853–1946), Gelibolu'da doğup Kahire Mevlevîhânesi'nde yetişen; Üsküdar ve Galata postlarında Mesnevî, mûsiki ve şiir geleneğini sürdüren son dönem Mevlevîliğinin başlıca temsilcilerindendir.

09
Şahsiyet

Ahmed el-Ervâdî

Ervâd, Trablusşam, Dımaşk, Kahire ve İstanbul arasında tahsil ve irşad faaliyetinde bulunan Ahmed el-Ervâdî, Hâlid el-Bağdâdî’nin halifesi ve Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin mürşididir. Hadis isnadı, ilmî icâzet ve tarikat hilâfetini aynı şahsiyette birleştirmiştir.

10
Şahsiyet

Ali er-Rızâ

Ali er-Rızâ (yak. 153/770 – 203/818), Medine'de ilim meclisi kurup yirmi yaşında fetva vermeye başlayan Ehl-i beyt âlimi; Halife Me'mûn tarafından istemeye istemeye veliaht ilân edilmiş, iki yıl sonra Tûs'ta âniden ölmüş ve gömüldüğü yer Meşhed adını almıştır.

11
Şahsiyet

Ali es-Sebtî

Ali es-Sebtî (ö. 1871), Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin halifesi olarak Palu’da medrese ve tekke düzenini birleştiren; Harput, Bingöl ve Doğu Anadolu’ya yayılan Hâlidî ağın başlıca kurucu şahsiyetidir.

12
Şahsiyet

Atpazârî Seyyid Osman Fazlı Efendi

Atpazârî Osman Fazlı Efendi (1632–1691), Şumnu’da doğup Zâkirzâde Abdullah Efendi’nin terbiyesinde yetişen; Aydos, Filibe ve İstanbul’da irşad faaliyetleri yürüten, Ekberî-Konevî çizgide eserler veren ve Mağusa sürgününde vefat eden Celvetî şeyhidir.

13
Şahsiyet

Bahâeddin Nakşibend

Bahâeddin Nakşibend (718/1318 – 791/1389), Buhara yakınlarındaki Kasrıârifân'da doğup ölen ve “tarîk-i hâcegân”ın adının kendisiyle Nakşibendiyye 'ye dönüştüğü şeyh; semâ, halvet ve tekkeye itibar etmemiş, hafî zikri esas almıştır.

14
Şahsiyet

Bâyezîd-i Rûmî

Bâyezîd-i Rûmî, Gelibolu’da doğup Tire’de tahsil gören; Cemâl-i Halvetî’nin işaretiyle Edirne Kıyık’ta zâviye kuran ve Sırr-ı Cânân ile Secencelü’l-ervâh’ı yazan Halvetî şeyhi ve mutasavvıf şairdir.

15
Şahsiyet

Bedreddin Mahmud el-Hâlî (Bengli Mahmud Efendi)

Bedreddin Mahmud el-Hâlî, “Bengli Mahmud” adıyla tanınan Larendeli Osmanlı müderrisidir; Bursa medreselerinde görev yapmış, 973’teki ilmiyye imtihanına katılmış ve Haydar Paşa Medresesi’nin ilk müderrisi olmuştur.

16
Şahsiyet

Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi

Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi (ö. 1729), İstanbul’da doğan; Galata Sarayı’ndan Vâlide Sultan Dârülhadisi’ne uzanan müderrislik görevlerinin ardından Erzurum kadılığına tayin edilen Osmanlı âlimi ve divan şairidir.

17
Şahsiyet

Cüneyd-i Bağdâdî

Ebü’l-Kāsım Cüneyd b. Muhammed el-Hazzâz el-Kavârîrî (ö. 297/909), fıkıh ve hadis tahsilini tevhid, fenâ, bekā, sahv ve temkin diliyle birleştiren; Bağdat sûfîliğinin ölçü kabul edilen büyük temsilcisidir.

18
Şahsiyet

Çavuşzâde Damadı Şeyh Osman Efendi

Çavuşzâde Damadı Şeyh Osman Efendi (ö. 5 Rebîülevvel 1114/30 Temmuz 1702), Kastamonu’da doğup İzmirli Seyyid Ahmed Efendi’den Arap dili ve edebî ilimler tahsil eden; Azapkapı’dan Eyüp Sultan, Yavuz Selim, Fatih ve Bayezid camilerine uzanan vaaz, hadis ve tefsir hizmetiyle tanınan Osmanlı âlimidir.

19
Sözlük

Aba

Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim

20
Sözlük

Ada

اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.

21
Sözlük

Adem-i mana

Mana adamı, hakiki insan, her şeyin aslını ve hakikatini bilen, mana âlemine vâkıf, merd-i mana, mana eri. Nüsha-i vahdet âdemdir Nefha-i kudret âdemdir Âdem'den gayri ademdir Gel âdeme er bu deme Şeyh Ibrahim

22
Sözlük

Agyar

(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus

23
Sözlük

A‘yân-ı sâbite

Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.

24
Sözlük

Âyin-i şerif

oy İ)1. Mevlevilikte semâa ve mukabeleye verilen diğer isim. 2. Mevlevilerde mukabele ve semâ esnasında okunan besteli şiirler, Mevlevi ilahileri. Semâ meclislerinde okunmak üzere çoğu, Mevlânâ'nın gazel ve rubaileri bestelenerek yapılır. Na'tıdır en mehibi, en derini Vakıa ney kudüm gelince dile Hızlanan Mevlevi semâiyle Yedi kat Arşa çıkmış “Âyin”i Yahya Kemal Aynu'l-âlem ae a EGE SANMA

25
Sözlük

Çehar darp

جها > > ب) Dört vuruş. tas Kalenderiler, Abdallar ve eski Bektaşilerde saç, kaş, sakal ve bıyıkların usturayla kökten traş edilmesi âdeti. Çehardeh-i masum-u pak (J م يا ya: 3) be) Hz. Ali'nin soyundan gelen ve çocukken şehit edilen ondört bebek ve çocuk. Şehid-i tig-i a'dâdır bu ervah-1 mukaddes hep Beyân idem sana bir bir nedir esmaları eyyâr Hâşim Baba Oniki sadr-ı vilâyet-pişvanın aşkına Çardeh ma'sum-i pâk Âl-i Abânın aşkına

26
Sözlük

Çehar-yâr-i güzin

Ik dort halife, hulefa-i raşidin. Kasr-ı şer'inde Ebu Bekr u Ömer ol Şâhın Dahi Osmân u Ali oldular erkân-ı bina Biri sıdk ile, biri adl ile bihemtâdır Biri hilm ile, biri ilm ile ferdu yektâ Biri bahr-i atâdır, birisi kulzum-i dâd Birisi kan-i hayadır, birisi genc-i sehâ Nazim Cehre/Cihre i. fars. (جهره) Yüz, sima, didar. 2. taş Keyfiyeti bilinen ve hakkındaki bilgilerin kalıcı olduğu tecelliler (us). Sâlik Baybet halindeyken vaki olan Hakk'ın tecellileri (sr). Cehre-i gülgün (4 Sus (جهره' 1. Gul Yüz. 2. tas. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde ışıldayan mutlak tecelliler (sr). Sâlikin rüyada veya kendinden Sectigi sırada gördüğü ancak maddi âlemde görülmeyen tecelliler (is), Celebi (orb) 1. Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah Gul Yüz. 2. tas. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde ışıldayan mutlak tecelliler (sr). Sâlikin rüyada veya kendinden Sectigi sırada gördüğü ancak maddi âlemde görülmeyen tecelliler (is), Celebi (orb) 1. Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah

27
Sözlük

Istisfa

|) Şefaat istemek, bir isin görülmesi için birinin aracı (vasıta, vesile) olmasını istemek. tas. Tarikat ehlinin yatırlardan ve ermişlerin ruhlarından Allah katında şefâatçi ve aracı olmalarını istemeleri. Hz. Peygamber'in ruhunun Allah katında şefâatçi olmasına da istişfa denir. “Şefaat yâ Resullah” sözü bu inancın özüdür. Bkz. Istimdat. Bilirsin râh-i ehlullahı kim sahib-i tasarruftur Bu Ismail Rami meşhedidir eyle istimdâd Istitar — Tecelli i. ar. تجلى) - _) EI) Gizlenme-Açığa çıkma. tas. Beşeri sıfatların kul ile gayb âlemi arasında perde olması istitar, bu perdenin kalkması tecellidir.. Hakk'ın sıfatlarının zahir ve baskın olması tecelli, beşeri sıfatların zahir ve baskın olması istitardır. Bir veli için her iki hal de ge- Sa ssses—i‘“—~s—~S

28
Sözlük

Kadeh

Vakit. Manevi hal, ruhi haz, şevk, cezbe, vecd. Molla okusun medresede şerh-i meâni Metn-i kadehi sun bize ehl-i şurühuz Rühi Bağdâdi

29
Sözlük

Nazar ber-kadem

Yürürken bakışı ve dikkati dağıtan şeylerden korumak; sâlikin attığı adımın yönünü ve niyetini gözetmesi. Hâcegân ve Nakşibendî terbiyesinde dış bakışın dağılmasını azaltarak kalp huzurunu ve mânevî dikkati korumayı anlatır.

30
Sözlük

Sema

Dinleme, işitme, kulak verme. 2. tas. a İlahileri dinleme, dini musikiyi dinleme. b Makam ve nagmeyle okunan dini metinleri dinleme. c Raksetme, devran etme, dinlenen dini musikinin tesiriyle coşup dönme. Dinleyene, söyleyene, maksada ve gufteye göre semain birçok çeşidinden bahsedilmiştir. Genel olarak süfilere göre semâ Hak'tan gelen ve insanları Hakk’a çağıran bir mesajdır. Onu iyi niyetle dinleyen, maksada erer. Semâ müminin imanını, kâfirin küfrünü artırır. Musiki heyeti (mutribler) eşliğinde belli bir düzen dahilinde icra edilen Mevlevi ayinine semâ; bu ayine katılan dervişlere semâ-zen, ayinin icra edildiği yere semâhane denir (uis). Bkz. Ayin-i ehlullah. Ask ile gelin eyleyelim sit u sadâyı Dert ile goke çıkaralım hay ile hâyı Çalalım kudüm depredelim def ile nay: Sema safâ, cana vefâ raha gidadir Astkin nesi var ise ma'şüka fedâdır mmm, iğ RRS e CR | Semiyyullah (4 ١ (سمى 1. Allah'ın adasi. 2. tas. İnsan. Allah'ın bazı isimleri, hem Allah, hem insan için kullanılır; örn. Mümin hem Allah'ın, hem insanın ismi olduğundan bu isim itibariyle insan Allah'ın adaşıdır. Biri Hâlik mümin, diğeri mahluk mümindir ve “Müminler birbirini kenetleyen binanın taşları gibidir” (sm). Allah'ın adasi. 2. tas. İnsan. Allah'ın bazı isimleri, hem Allah, hem insan için kullanılır; örn. Mümin hem Allah'ın, hem insanın ismi olduğundan bu isim itibariyle insan Allah'ın adaşıdır. Biri Hâlik mümin, diğeri mahluk mümindir ve “Müminler birbirini kenetleyen binanın taşları gibidir” (sm).

31
Mekân

Nânevte (Sehârenpûr)

Sehârenpûr · Hindistan · 22 Safer 1233'te (1 Ocak 1818) doğduğu kasaba. Asıl adı İmdâd Hüseyin'dir; babası Hâfız Muhammed Emîn, annesi Bîbî Hüseyin'dir. İlişkili kişi dosyası Hacı İmdâdullah Tehânevî : Hacı İmdâdullah Tehânevî (1818-1899), Nânevte’de doğup Thâne Bhavan’da irşad çevresi kuran, 1859’dan sonra Mekke’de yaşayan; Çiştî-Sâbirî terbiyeyi Mesnevî öğretimi, Diyûbend ağı ve Hint-Osmanlı tasavvuf dolaşımıyla birleştiren mutasavvıftır.

32
Mekân

Mevlânâ Hâlid Ziyâeddîn Türbesi

Şam · Suriye · 20 Cemâziyelâhir 1258 (30 Temmuz 1842) tarihinde inşa edilen türbe; içinde kendisiyle birlikte hanımı da medfundur. Sandukanın üzerinde II. Abdülhamid devrinde imal edilmiş sırma işlemeli puşide, baş tarafında beyaz ipekli arakıyye ve beyaz sarık bulunur. Hüseyin Vassâf Şam'a gittiğinde burayı ziyaret etmiştir. Türbenin şehir içindeki tam yeri metinde tarif edilmediğinden koordinat girilmemiştir.

33
Mekân

Hân-ı Şeyhûn (Han köyü)

Hân-ı Şeyhûn · Suriye · Kaynak: “1213'te (1798) Hama-Halep yolu üzerinde bulunan Han (Hân-ı Şeyhûn) köyünde doğdu.” Hânî nisbesi bu yerleşim adından gelir. Koordinat yerleşim merkezi düzeyindedir. İlişkili kişi dosyası Muhammed b. Abdullah el-Hânî : Hâlid el-Bağdâdî'nin çevresinde yetişen Muhammed el-Hânî, el-Behcetü's-seniyye adlı âdâb kitabı ve Şam, İstanbul, Anadolu ile Irak'a gönderdiği halifelerle etkili oldu.

34
Mekân

Bağdat

Bağdat · Irak · Nazmîzâde'nin doğduğu, medrese tahsilini tamamladığı, Osmanlı valilerinin maiyetinde çeşitli hizmetlerde bulunup hazinede rûznâmçe halifeliğine kadar yükseldiği ve vefat ettiği şehir. Eserlerinin çoğu da bu şehrin etrafında döner: Gülşen-i Hulefâ Bağdat'ın kuruluşundan 1130'a (1718) kadarki tarihini, Tezkire-i Evliyâ-i Bağdâd ise şehirde ve civarında medfun evliyanın hâl tercümelerini anlatır. Mehmed Süreyyâ onun İstanbul'a geldiğini kaydederse de bu bilgi diğer kaynaklarda yer almaz.

35
Mekân

Kürdemir

Şemâhî (Şirvan) · Azerbaycan · Sefîne'ye göre İsmâil Sirâceddin Şirvânî'nin doğduğu köy: Şirvan vilâyeti dâhilinde Şemâhî kazasına bağlı Kürdemir. Koordinat bugünkü Kürdemir yerleşimine göre yaklaşık verilmiştir. İlişkili kişi dosyası İsmâil Sirâceddin Şirvânî : İsmâil Sirâceddin Şirvânî (d. 1783), Şemahı’dan Bağdat’a uzanan tahsilinin ardından Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’den hilâfet alan; Şirvan, Ahıska, Amasya ve Sivas’ta irşad halkaları kuran Nakşibendî-Hâlidî şeyhidir.

36
Mekân

Basret (İnceler) Dergâhı

Cizre · Türkiye · Hâlid el-Cezerî'nin Cizre'nin hemen yakınında kurduğu dergâh. Sonraki kuşaklarda Şeyh Ömer-i Zengânî burada postnişinlik yapmış, dergâhın adı Şeyh Hüseyin Basretî gibi isimlerin nisbesine geçmiştir. İlişkili kişi dosyası Hâlid el-Cezerî : Mevlânâ Hâlid'in halifesi Hâlid el-Cezerî'ye ulaşan silsileler Suriye, Irak ve Güneydoğu Anadolu'da faaliyet gösterdi.

37
Mekân

Şûnîziyye Kabristanı

Bağdat · Irak · 654'te (1256) vefat edip Cüneyd-i Bağdâdî ile Serî es-Sakatî'nin mezarları yanına defnedildiği kabristan. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Dâye : Rey'den Hârizm'e, Anadolu'dan Bağdat'a uzanan hayatı ve Mirṣâdü'l-ibâd başta olmak üzere eserleriyle Kübrevî düşünceyi Moğol istilası sonrasında geniş bir coğrafyaya taşıdı.

38
Mekân

Şûnîziyye Kabristanı

Bağdat · Irak · Kabri, yeğeni ve talebesi Cüneyd-i Bağdâdî'nin yanı başındadır. Konum yaklaşıktır; aynı kabristana sonradan Necmeddîn-i Dâye de defnedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Serî es-Sakatî : Serî es-Sakatî, helâl kazanç, güzel ahlâk ve şeriatla mârifetin birlikteliğini vurgulayan; Cüneyd-i Bağdâdî üzerinden Bağdat tasavvuf mektebini derinden etkileyen sûfîdir.

39
Mekân

Mevlânâ Hâlid Türbesi, Cebelikāsiyûn

Şam · Suriye · 14 Zilkade 1242'de (9 Haziran 1827) vebadan vefat ettikten sonra defnedildiği tepe. Kabrinin üzerine sonradan bir bina inşa edilmiş; zâviye ve kütüphaneden oluşan bu yer bugün ziyaretgâhtır. Konum yaklaşıktır.

40
Mekân

Şûnîziyye Mezarlığı

Bağdat · Irak · 297'de (909) vefat edip dayısı ve şeyhi Serî es-Sakatî'nin yanına defnedildiği mezarlık. Cenaze namazında 60.000 kişinin bulunduğu rivayet edilir. İlişkili kişi dosyası Cüneyd-i Bağdâdî : Ebü’l-Kāsım Cüneyd b. Muhammed el-Hazzâz el-Kavârîrî (ö. 297/909), fıkıh ve hadis tahsilini tevhid, fenâ, bekā, sahv ve temkin diliyle birleştiren; Bağdat sûfîliğinin ölçü kabul edilen büyük temsilcisidir.

41
Mekân

Ürgenç (Hârizm)

Köhne Ürgenç · Türkmenistan · Hârizmşah Tekiş'in kendisi için tekke yaptırdığı, on beş yıllık hizmetten sonra hilâfet alıp irşad ettiği ve Alâeddin Muhammed'in emriyle nehirde boğdurulduğu bölge. Şeyhi Necmeddîn-i Kübrâ da burada 618/1221'de Moğollar tarafından öldürülmüştür. Konum yaklaşıktır.

42
Mekân

Hama

Hama · Suriye · Babasını küçük yaşta kaybedince, Rifâî-Keyyâlî şeyhi Muhammed el-Keyyâlî'nin kızı olan annesiyle birlikte Hama'ya gidip öğrenimini burada sürdürdü. Altı yıl kadar Fâris adlı bir zatın sohbetlerine devam ettikten sonra Kādirî şeyhi Muhammed Geylânî'ye intisap etti; uzun süre burada vaaz verip ders okuttu. Şam'daki ilk halvetinin ardından şeyhinin izniyle yine Hama'ya döndü.

43
Makale

Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi

Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.

44
Makale

Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır

Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

45
Makale

XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası

On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.

46
Makale

Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar

Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.

47
Makale

Kübreviyye Silsile Varyantları

Ammâr-ı Yâsir, İsmâil el-Kasrî ve Ehl-i beyt hatlarını birbirine karıştırmadan okumak. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.

48
Makale

Kübreviyye'nin Başlıca Halifeleri ve Kolları

Hârizm'den Buhara, Horasan, İran ve Keşmir'e yayılan irşad ağı. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.

49
Makale

Rahmâniyye ve Cezayir'de Halvetî Direnişi

Halvetî zâviye ağının Fransız işgali ve 1871 Mukrânî ayaklanmasındaki yeri. Reşat Öngören'in ders kitabı mevcut Halvetiyye monografileriyle karşılaştırılarak hazırlandı.

50
Makale

Nakşibendiyye: Hâcegân'dan Hâlidiyye'ye Tarihsel Örgü

Nakşibendiyye'yi yalnız Hâlidiyye'ye indirgemeden Hâcegân, Ahrâriyye, Kâsâniyye, Müceddidiyye, Mazhariyye ve Hâlidiyye safhalarıyla anlatan ana rehber.

51
Makale

Halvetiyye Silsilesi ve Kollar Haritası

Halvetiyye'nin ortak erken silsilesi, Zâhidiyye kavşağı, dört ana kolu ve doğrulanmış alt şubeleri tek bir ayrıntılı ağda gösterilir.

52
Makale

Zühdden Tarikata: Tasavvufun Tarihî Dönemleri

İlk zâhid çevrelerinden tasavvuf dilinin teşekkülüne ve XII. yüzyıl sonrasında kurumsal yolların yaygınlaşmasına uzanan tarih çizgisi

53
Makale

Sâbiriyye'den Diyûbend Ulemâsına

Sâbirî zincir Ali Ahmed Sâbir nispeti Ahmed Abdülhak Rudavlî, Abdülkuddûs Gengûhî ve sonraki halkalarla genişledi. Hacı İmdâdullah XIX. yüzyılda Mekke'ye yerleşen Hacı İmdâdullah çok sayıda Hintli âlimin mânevî mürşidi oldu. Medrese ve tarikat Muhammed Kāsım Nânevtevî, Reşîd Ahmed Gengûhî ve başka Diyûbend âlimlerinin

54
Makale

Orhan Gazi Devrinde Âlimler ve Dervişler

Dâvûd-ı Kayserî’den Geyikli Baba ve Abdal Mûsâ’ya uzanan erken Osmanlı ilim ve irşad çevresini, tarihî kayıt ile menkıbeyi ayırarak okuyan kaynak dosyası.

55
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

56
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

57
Eser

SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI

Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims

58
Eser

TASAVVUFUN MÂHİYETİ

Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa

59
Eser

MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER

Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye

60
Eser

MELÂMETİLİK VE MELÂMETÎLER

Avârifü’l-Maârif · 8. bölüm · Bazıları melâmetiyi şöyle tarif etmişlerdir: “Melâmetî, iyiliğini açıklamayan, kötülüğünü de gizlemeyen kimsedir.” Bunu şöyle izâh edebiliriz: Melâmetî; damarlarına varana kadar, b