HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kesriye'den İstanbul'a
1117'de (1705) bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Kesriye'de (Kastorya) doğdu. Asıl adı Abdullah Selâhaddin, mahlası Salâhî'dir; Salâhî Uşşâkī diye tanınır.
Bazı son dönem kaynaklarda Uşşakīliğin yaygın olduğu Balıkesir'de doğduğu ileri sürülmekteyse de bu doğru değildir.
Salâhî hakkında Risâle-i Salâhiyye adıyla müstakil bir eser yazan Hüseyin Vassâf, kâtipler zümresinden olan babası Muhammed Abdülazîz'in Saraybosna'da doğduğunu, daha sonra Kesriye'ye hicret ettiğini söyler.
Tahsil hayatına memleketinde başlayan Salâhî, babasından devraldığı kâtiplik mesleğini sürdürmek ve öğrenimini tamamlamak için İstanbul'a gitti. Bir süre Bâbıâli'de Tahvil Kalemi'ne devam ettikten sonra Hekimoğlu Ali Paşa'nın hizmetine girdi.
Paşanın maiyetinde
Ali Paşa'nın görevi dolayısıyla maiyetinde birçok yere seyahat etti. İlk seyahatini Ali Paşa'nın vali olarak tayin edildiği Bosna'ya gerçekleştirdi. Osmanlı ordusunun Avusturya kuvvetlerine karşı zafer kazandığı Banaluka Savaşı'na Hekimoğlu Ali Paşa ile birlikte katıldı (1150/1737).
Paşanın 1153'te (1740) Mısır'a vali olması üzerine Kahire'ye gitti. Burada Halvetî şeyhi Şemseddin Muhammed el-Hifnî ile tanıştı. Nakşibendî şeyhi Hasan Demenhûrî'den cifr, vefk ve ilm-i hurûf gibi havas ilimlerini öğrendi.
Salâhî'nin devlet hizmetindeki görevi Hekimoğlu Ali Paşa'nın Mısır'dan Anadolu'ya gönderilmesiyle sona erdi (1154/1741).
İntisabı
İstanbul'a döndüğünde paşa ile çıktığı bir Edirne seyahati sırasında tanıştığı Halvetî-Uşşâkī tarikatının Cemâliyye kolunun pîri ve Edirnekapı Savaklar'daki Hırâmî Ahmed Paşa Tekkesi şeyhi Cemâleddin Uşşâkī'ye intisap etti.
Şeyhin kızıyla 1157'de (1744) evlendiğine göre ona bu tarihten önce intisap etmiş olmalıdır.
Salâhî'nin bu evlilikten, Muhyiddin İbnü'l-Arabî'ye bağlılığından dolayı Muhyiddin adını verdiği oğlu ile Mehmed Ziyâeddin adlı oğlu oldu.
Tâhir Ağa Tekkesi
Salâhî Efendi, Fatih Âşık Paşa mahallesinde bulunan Tâhir Ağa Tekkesi'nin şeyhi Mehmed Sâbir Efendi'nin ölümünün ardından tekkenin bânisi Tâhir Ağa'nın teklifi ve Şeyhülislâm Dürrîzâde Mustafa Efendi'nin onayı ile bu tekkenin postnişinliğine getirildi.
Hüseyin Vassâf, onun Nakşîliği Bursa'da yayan Kerküklü Seyyid Mehmed Emin Efendi'ye de intisabı bulunduğunu ve vakfiye şartının gereği olarak tekkede Uşşâkīliğin yanında Nakşî usulünü de icra ettiğini kaydeder.
Vefatı
Tâhir Ağa Tekkesi 12 Ramazan 1196'da (21 Ağustos 1782) çıkan Tüfekhâne yangınında yanınca Eğrikapı'daki tekkeye taşınan Salâhî Uşşâkī 29 Muharrem 1197'de (4 Ocak 1783) burada vefat etti.
Cenazesi Eğrikapı Tekkesi'nden alınarak uzun yıllar şeyhlik yaptığı Tâhir Ağa Tekkesi'nin hazîresine defnedildi.
Hüseyin Vassâf, tekkenin en son şeyhi Ali Behcet Efendi'den naklen Salâhî'nin, mezarının üstünün açık bırakılmasını ve baş ucundaki mezar taşının hâcegân tacı şeklinde yapılmasını istediğini söyler. Türbesi Hüseyin Vassâf tarafından 1921 yılında tamir ettirilerek bugünkü haline getirilmiştir.
Salâhî'den sonra oğlu ve halifesi Mehmed Ziyâeddin Efendi, Tâhir Ağa Tekkesi'nin postnişini olmuş, onun vefatının ardından yerine oğlu Mehmed Tevfik Efendi geçmiş, ancak yerine halife bırakmamıştır.
Salâhiyye
Halvetî-Uşşâkīliğin günümüze intikalini sağlayan en önemli halkalardan biri olan Salâhî Efendi tarikatın Salâhiyye kolunun pîri kabul edilir.
Tuhfetü'l-Uşşâkıyye adlı eserinde Uşşâkī tarikatının âdâb ve erkânını ayrıntılarıyla anlatmış, hatm-i hâcegândan tesbit edilebildiği kadarıyla İzhâr-ı Esrâr-ı Nihân ez Envâr-ı Hatm-i Hâcegân adlı eserinde ilk defa o bahsetmiştir. Bu durum onun Nakşî geleneğinde önemli bir konumda olmasını gerektirir.
Salâhî'nin en meşhur halifesi bir ara Nazilli müftülüğü yapan Mehmed Zühdü Efendi'dir. Diğer bir halifesi kabri Balçık Baba Tekkesi'nde bulunan Mehmed Sâdık Efendi'dir.
İbnü'l-Arabî'ye bağlılığı
Çok sayıda eseri bulunan Salâhî'nin düşüncelerinin temel kaynağı Fusûsü'l-hikem ve el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye başta olmak üzere İbnü'l-Arabî'nin kitaplarıdır.
Mârifete dair meselelerde karşılaştığı zorlukları öncelikle İbnü'l-Arabî'nin ruhaniyetine dayanarak çözüme kavuşturduğunu söyleyen Salâhî, “Müşkilin kimseye zâhirde Salâhî sormaz / Hâce-i bâtına sordu soracak esrârı” beytiyle, İbnü'l-Arabî'nin anlaşılmasını sadece onun yazılı metinlerini okumakla değil bundan daha önemlisi bâtınından istimdadla gerçekleşeceğine işaret eder.
Divan sahibi bir şair olan Salâhî'nin birçok manzum eseri bulunmaktadır. Türk edebiyatında regāibiyye türünün ilk örneği ona aittir.
Adı ve yaşadığı yıllar
Asıl adı Abdullah Selâhaddin Uşşâkı, şöhreti Salâhî'dir; kaynaklarda Salâhî Efendi, Abdullah Salâhî Uşşâkî ve Selâhaddin Uşşâkı biçimlerinde de anılır.
Vefatı için 1197 (1782-83) tarihi verilir; hakkında yapılan bir incelemede yaşadığı yıllar 1705-1782 olarak gösterilir. Hayatı ve eserleri üzerine müstakil bir doktora çalışması yapılmıştır.