HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve Edirne çevresi
Asıl adı Mehmed Cemâleddîn, künyesi Ebû Nizâmeddin’dir. Edirne’de doğdu; kaynaklarda seyyid olduğu nakledilir. Doğum yılı ve aile çevresinin ilk safhaları kesinleşmemiştir. Aynı adla anılan başka ilmiye mensuplarıyla karışmaması için bu dosyanın kimlik kapısı Edirne doğumu, Uşşâkî şeyhi Mehmed Hamdi’ye intisabı, Hasan Sezâî ile bağı, 1155/1742’de Savaklar’a gelişi ve 1164/1751 vefatıdır.
Kaynakların “Edirneli”, “Ebû Nizâm”, “Seyyid Cemâleddin”, “Cemâlî” ve “Savaklar şeyhi” adlarıyla andığı şahıs aynıdır. Halvetiyye’nin Cemâl-i Halvetî’ye nispet edilen daha eski Cemâliyye koluyla karışmaması için onun şubesi bazı kayıtlarda Cemâliyye-i Sâniye diye de anılır.
Mehmed Hamdi yanında sülûkü
Gençliğinde Edirne’de Uşşâkıyye şeyhlerinden Mehmed Hamdi Efendi’ye intisap etti ve temel terbiyesini onun yanında tamamladı. Hamdi Efendi’nin silsilesi Edirneli Osman Sıdkı, Gümülcineli Abdülkerim ve Halil efendiler, Bolayırlı Sinan, Gelibolulu Ömer Karîbî ve Saruhanlı Memî Can vasıtasıyla Uşşâkıyye pîri Hüsâmeddin Uşşâkî’ye ulaşır.
Mehmed Hamdi’nin 1146/1733’te vefatından sonra Cemâleddîn Efendi, Gülşeniyye’nin Sezâiyye şubesinin kurucusu Hasan Sezâî-i Gülşenî’nin sohbet halkasına katıldı. Bu ikinci bağ, daha sonra kaynakların onda Uşşâkî ve Gülşenî nispetlerini birlikte zikretmesini açıklar.
Hasan Sezâî sonrası ve İstanbul’a gelişi
Hasan Sezâî’nin 1150/1737’deki vefatından sonra dört yıl Edirne’de irşad faaliyetinde bulundu. 1155/1742’de mânevî bir işaret üzerine İstanbul’a gittiği nakledilir. Eğrikapı dışındaki Savaklar semtinde Hırâmî Ahmed Paşa tarafından kurulmuş mescid-zâviyenin şeyhliğini üstlendi ve ölümüne kadar burada kaldı.
Savaklar’daki yapı kaynaklarda Hırâmî Ahmed Paşa Zâviyesi, Cemâleddin Uşşâkî Tekkesi, Cemâlî veya Cemâlîzâde Tekkesi adlarıyla geçer. Onun posta geçmesi ve buraya defnedilmesiyle zâviye Cemâliyye’nin pîrevi ve âsitânesi niteliğini kazandı.
Pîr-i sânî ve Cemâliyye
Cemâleddîn Uşşâkî, XVIII. yüzyıl ortasında İstanbul’da zayıflamaya yüz tutan Uşşâkıyye’yi yeniden canlandırdığı için Uşşâkîler tarafından “pîr-i sânî”, yani ikinci kurucu kabul edildi. Bu unvan Hüsâmeddin Uşşâkî’nin tarihî kuruculuğunu ortadan kaldırmaz; Cemâleddîn’in erkânı düzenleyen ve irşad ağını yenileyen rolünü anlatır.
Kendisine nispet edilen Cemâliyye, Uşşâkıyye içindeki tarihî şubedir. Sonraki Salâhiyye hattı, halifesi ve damadı Abdullah Salâhî Uşşâkî üzerinden gelişti. Şube aile, halife ve tekke ağı aracılığıyla XIX. yüzyıla kadar taşındı.
On iki esmâ tertibi
Cemâleddîn Efendi, Halvetî-Uşşâkî terbiyesindeki esmâ-i seb‘aya beş isim daha ekleyerek zikir tertibini on iki esmâya çıkardı. İlk yedi isim lâ ilâhe illallah, Allah, hû, Hak, hay, kayyûm ve kahhâr; fürûât-ı hamse denilen beş isim ise fettâh, vâhid, ahad, samed ve Allah’tır. Zikir sırasında fürûâtın sonundaki Allah dışındaki isimlerin başına “yâ” getirilir.
Uşşâkıyye-Cemâliyye’de hilâfet için yalnız atvâr-ı seb‘anın değil, ilave beş ismin de tamamlanması şart koşuldu. Geleneğin bu tertibi Hz. Ali’nin rüyada öğretmesine bağlayan anlatısı menkıbevî açıklama katmanıdır; on iki esmânın sonraki Uşşâkî erkânında uygulanması ise tarihî tarikat bilgisidir.
Çoklu icâzet meselesi
Harîrîzâde, Cemâleddîn Uşşâkî’nin Uşşâkıyye yanında Gülşeniyye, Sünbüliyye, Şâbâniyye ve Nakşibendiyye ile de irtibatını kaydeder. Bu bağların önemli bölümü ikinci şeyhi Hasan Sezâî’nin mürşidi La‘lî-i Gülşenî’nin farklı yollardan icâzetleri üzerinden açıklanır.
Çoklu nispet, onu adı geçen bütün yolların kurucusu veya her birinde ayrı kol pîri yapmaz. Kişi sayfasında ana tarihî aidiyet Halvetiyye-Uşşâkıyye ve kurduğu Cemâliyye şubesi olarak korunmuş; diğer irtibatlar kaynaklı temaslar şeklinde ayrılmıştır.
Şiiri ve yazılı mirası
Cemâleddîn Uşşâkî yalnız tekke şeyhi değil, tasavvufî şiir söyleyen bir müelliftir. Müretteb divanında tevhid, muhabbet, sülûk, zikir ve mürşid terbiyesi öne çıkar. Ona nispet edilen Silsile-i Uşşâkiyye ise yolun aktarım zincirini ve tarihî hafızasını yazılı biçimde izlemeye yarayan metinler arasındadır.
Eser adları yazma nüsha ve neşir kayıtlarıyla değerlendirilmelidir. Sonraki mecmualarda ona nispet edilen her şiir veya söz, yalnız mahlas benzerliğiyle kesin eser sayılmamıştır.
Halifeleri ve aile-post devamı
En tanınmış halifesi, aynı zamanda damadı olan Abdullah Salâhî Uşşâkî’dir. Salâhî, Fatih’teki Tâhir Ağa Dergâhı çevresinde irşad etmiş ve Salâhiyye şubesine adını vermiştir. Yazıcı Şeyh Mehmed Safvetî Uşşâkî Âsitânesi’nde, Mahmud Bedreddin Efendi ise Fatih Keçeciler’de kurduğu tekkede Cemâliyye irşadını sürdürdü.
Cemâleddîn Efendi’nin vefatından sonra oğlu Nizâmeddin Efendi Savaklar postuna geçti ve otuz dört yıl görev yaptı. Ardından torunu Mehmed Cemâlî ve onun oğlu Alâeddin hem Savaklar Dergâhı hem Uşşâkî Âsitânesi hizmetinde bulundu. Bu devam, Cemâliyye’nin yalnız bir doktrin adı değil, aile ve halife çevresiyle taşınan kurumsal bir hat olduğunu gösterir.
Vefatı, türbesi ve tarihî yeri
Cemâleddîn Uşşâkî 1164/1751’de İstanbul’da vefat etti ve Savaklar’daki dergâhın hazîresine defnedildi. Abdullah Salâhî ölümüne “Cemâlullah’a döndü cemâl-i aşk ile pîrim Cemâleddin” mısraıyla tarih düşürdü. Oğlu ve torunları da aynı türbe çevresine defnedildi.
Bugün Hırâmî Ahmed Paşa Camii yanında bulunan türbe, kişi, kol ve mekân hafızasının birleştiği yerdir. Cemâleddîn’in tarihî önemi Edirne’den İstanbul’a taşıdığı irşad, on iki esmâ ile belirginleştirdiği erkân ve yetiştirdiği halifeler aracılığıyla Uşşâkıyye’yi sonraki yüzyıllara aktarmasında yatar.