HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
Şeyh Ahmed-i Muhtâr
lsmail-i Nüvvab hazretleri, lstanbul'da bulundukları sırada Ahmed-i Muhtar Efendi'nin konağında misafir olmuşlardır. Mevlevi Es'ad Dede ve Şeyh Ali Behcet efendilerle Ahmed-i Muhtar Efendi'ye tarikat icazet-namesi vermişlerdi. Nam-ı ba-ihtiramını ser-maye-i maka! ittihaz ettiğimiz Hacı Ahmed-i Muhtar Efendi, esbak Girit muhasebecisi Mustafa Kutbi Efendi'nin küçük mahdumu olup, Han ya kasabasında 1244 sene-i hicriyyesinde ( 1828) mehd-arayı alem-i şuhud olmuştur.
Mukaddimiit-ı ulumu Girit'te bulunabilen ulema-yı mahalliyyeden bi't-tederrüs kendi isti'dadıyla henüz ondört yaşında iken beyne'l-akran teferrüd ederek mümtaz olmuş idi.
Müktesebat-ı ilmiyyesi, bulunduğu muhitin maarifiyle gayr-i mütenasib ol masına binaen Girit'ten hicretle memalik-i Osmaniyye'nin Tuna, Yanya ve Haleb vilayetlerinde ba'zı gümrük me'mfiriyyetlerinde bulunduktan sonra 1 289/( 1872) tari hinde Bab-ı Ser-askeri Mektubi Kalemi'ne bi'l-imtihan dahil olmuş ve tedricen te rakki ederek 1 3 1 6/( 1 898) tarihinde Makam-ı Ser-askeri Dairesi Riyaseti'ne irtika ey lemiş ve bu hıdmet-i ahireyi kema-fi's-sabık kemal-i iffet ü namus ile hüsn-i ifa edip, ba'de'l-inkılab 3 Eylül 1324/( 1908) tarihinde Harem-i Şerif-i Hz. Nebevi meşihat-i rr.
celilesine e'mfir olarak iki sene bu vazlfe-i mukaddesenin hüsn-i ifasıyla müşerref olduktan sonra Dersaadet'e avdetini müteakib 1 7 Ramazan 1 328/(23 Eylül 1910) ta rihinde irtihal-ı dar-ı nalın eyleyerek hanesi civarında kain Molla Güranl hazretleri nin kabr-i şerifleri ittisalinde vedia-i rahmet-i ilahiyye kılınmıştı .. Cenazelerinde hazır bulundum. Taşkasab'da(ki) konaklarından Fatih'e götürül dü. Namazı orada kılınıp, Molla Güranl Cami' -i şerifi haziresine defnedildi. TabUtu nun üstünde, Harem-i Şerifde iken sardıkları destar konulmuş idi. Bu cami'-i şerif ve civarı harik-ı kebirde yandı; yola kalb olundu.
Bu sebeple beka-yı izamları, Merkez Efendi Kabristanı'nda tevhid-hane civarına naklen defn olundu. Geçende kitabe-i seng-i mezarını yazmak üzere ziyaretine gittim. Maa't-teessüf bir eser-i nişane bulamadım. Mezarı kaybolmuştur. 201 . "Evliyanın kudreti Allah'tandır. Yayından çıkmış oku yolundan döndürür." ( H ) 254 Sef'lne-i Evliya Ravza-i Mukaddese-i Nebeviyye'den iftirak ve infikak-ı surisi kendisi için pek zi yade dağ-ı derun-ı teessür olduğu ba'de'l-vefar tab'olunan Veda'-name'sinden anla şılmaktadır: Bende olmuşdum Harlm-i Kuds'üne Şeyhü'l-Harem Nagehan!
utyadım hırmana giryan el-veda' Hidmetinde her gecemdi Leyle-i Kadr-i visô.l Her sabahın reşk-i lyd-i bahtiyaran el-veda' /1 3 1/M şimdi her gecemdir bir şeb-i yeldô.-yı gam Her günüm zulmet-penô.h-ı rene ü hicran el-veda' İstanbul'a avdetinde rıhtıma henüz kadem-nihade olup da, akraba ve asdıkasının istikbal-i meserret-karilerine ru-yı ibtisam u iltifat irae ve ibzaliyle mukabele eylerken bir ye's-i amik-ı hicranın taht-ı te'sirinde zebun bulunduğu enzar-ı dikkatten mestGr u mahfi kalamıyordu.
Bu hüzn ü melal, iştiyak-karane gün-be-gün iştidad etmiş ve kendisinde yine Medine-i Tahire'ye muavedetle civar-ı Habibu'llah'da mukim olmak arzusunu tevlid eylemiş idi. Fakat siiik-i ecel bu emel-i sı1riyi icraya fırsat vermeden, "Cam cananına itdi lsô.l". Bulunduğu hizmetlerde vatan ve milletine hüsn-i hizmet ü iffet ve istikametle temayüz eden müşarünileyhin hayat-ı siyasisinden ziyade, hayat-ı ilmisi calib-i dikkat oluyordu. Zira Muhtar Efendi, Şeyhü'l-Ekber Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin şimdi ye kadar ka'bına varılmamış bir tercüman-ı sadıku'l-beyanı idi.
Devr-i meş'um-ı istibdadın ika' eylediği bütün mevani' ve müşkilata, enva'-ı mehalik ve tazyikata rağmen beyt-i Muhtar her gece talib-i ilm ü irfan, nice şüyuh u şübban ile dolardı. Bütün namus-ı mücessem insanlardan mürekkeb olan müdavi min bi'l-hassa Hz. Şeyhü'l-Ekber'in asarını, müşarünileyhin takririnden okurlar idi. Bu müsamere-i leyliyye-i ilmiyyelerden ma-ada zaten bir mesken-i hususi olmaktan ziyade dahilen ve haricen melce' ve penah-ı fukara vü zuafa olan hane-i mezkure va kit vakit, taraf taraf gelen garibü'd-diyar fuzala ve urefa-yı asra günlerce ve aylarca ikamet-gah olurdu.
Nitekim lsmail-i Nüvvab hazretleri burada mukim bulunmuşlar dı. "Nev'i şahsına münhasır" ta'rifine şayan olan o fazıl, mütefekkir, ilim cihetinden mütebahhir ve mümtaz bulunduğu kadar meali ve mehasin-i ahlak ile dahi muttasıf ve ser-firaz. olarak her hal u karında eser-i nebeviye ınuktefi idi. Sinin-i vefireden be ri leyi ü nehar kütüb-i sfıfiyye tetebbu' ve tevaggülü sebebiyle esrar-ı butfın ile müs tağrak ve mali olduğu cihetle bi't-tab' biraz dalgınca bulunan fikr Ü hali enzardan Şeyh Ismail-i Nüvvab 255 safvet-i vicdaniyye ve ma'sumiyyet-i ruhiyyesini bir perde-i vakar ile setr eyler gibi idi.
Asarı: Adabu'l-Mürid, İstimdad u İntibih-ı Kalb, Mir'itu'ş-Şuhiid li-Seyri'l-Vüciid, Siricü'l-Vehhac fi Leyleti'l-Mi'ric, Meiric-i Seb'a, Mehisin-i Ahlak, Hikmet-i Tefekkür, - Mecil-i Fikret. Bu manzum ve mensGr asarı matbu'dur. Şüciin u Mesciin ve Mevakiu'n-Nü ciim (Tercümesi) gayr-ı matbu'dur. Ni'metullah Tefsiri'ni tab'a sarf-ı himmet eylemiştir. Hele Şeyh-i Ekber'in Me vakiu'n-Nüciim nam te'lif-i alisini tercümeye ibtidar eylediği zaman ba'zı zevat-ı fa zıla, "O kir.apdan ma'nii istihrôc edip, tefhim eyleyebilmek için Hz.
Şeyh'in yeniden dünya ya gelmesi lazımdır." diyerek bu teşebbüsün teyessür-nüma-yı husul ü imkan olamaya cağına alenen hükmetmişler iken, bir gün tercümeyi onlara okuyunca, metin ile ter cüme arasındaki mutabakat münasebetiyle izhar-ı hayret ü taaccübden kendilerini alamamışlardır. "Hz. Şeyh-i Ekber, bana "evladım", buyurdu." diye mübahat ederlerdi. Ba'zı hail ü şerhinde duçar-ı müşkilat olduğu gavamız-ı ledünniyyede ruhaniyyet-i Hz. Şeyh'in meded-res olduğunu kendileri söylemişlerdir. Muhtar Efendi'nin asar-ı manzumesi vardır. Kuvvet-i ilmiyyeleri ile söylemişler dir.
Hatta, devr-i Hamidi'de vücuda getirilen meban'i-i resmiyyenin hemen hemen cümlesine tarih söyleyen müşarünileyhdir. Üdeba-yı zamandan Mahmud Kemal Be yefendi, müşarünileyh için, "Şilir değildir, fô.zıl bir nazımdır." dediler. Fakat zevki asar ı manzumesi lezzet ve hürmetle okunur. Cild-i evvelde onaltıncı sahifede kısmen nakl eylediğim tasavvuf manzumesi buna delildir. Muhtar Efendi merhumun odasında asılı levhalardan şu levha-i latife enfas-ı ari fanelerindendir: Mariz olunca ser-ô.zô.r-ı dest-i kahr-ı ecel Eser-nümii- yı hazakat olur tablb-i leb'ib
