HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ailesi ve Bandırmalı Tekkesi
Mustafa Hâşim Efendi Bandırmalıdır. Babası, Celvetiyye şeyhlerinden Yûsuf Nizâmeddin Efendi'dir. Üsküdar İnâdiye'deki Tavâşî Hasan Ağa Camii çevresinde irşad hizmetinde bulundu ve babasının ardından Bandırmalı Tekkesi postuna geçti. Babasının vefatı için kaynakta 1166/1753 tarihi verilmekle birlikte ebced hesabının 1232'yi göstermesi editör notuyla belirtilir; bu uyuşmazlık Hâşim Baba'nın ölüm tarihiyle karıştırılmamalıdır.
Nispetleri ve “Hâşim Baba” adı
Kaynaklar gençlik döneminde Bektaşî çevresinde bulunduğunu, daha sonra melâmet neşvesi taşıdığını ve nihayet babasının Celvetî yolunu sürdürdüğünü aktarır. “Hâşim Baba” adı bu erken dönem çevresinin hatırası olarak kalmıştır. Bu kayıtlar birbirini dışlayan üç ayrı kimlik gibi değil, hayatının farklı dönemlerindeki tasavvufî temaslar olarak okunmalıdır.
İrşad ve tekke
Bandırmalı Tekkesi 1145/1732'de Hekimoğlu Ali Paşa, 1169/1756'da Şehla Ahmed Paşa ve daha sonra Abdullah Paşa tarafından onarıldı. Hâşim Baba 1197/1783'te vefat etti; babasının yaptırdığı tekkenin altındaki türbeye defnedildi.
Eserleri
Vâridât-ı Mensûre, insanın şeriat, tarikat, mârifet ve hakikat mertebeleriyle olgunlaşmasını ele alır. Ankā-yı Mağrib cifr ilmiyle ilişkilidir. Şiirlerini bir araya getiren divanı da vardır. Hüseyin Vassâf, Vâridât ile divanın yazma nüshalarını gördüğünü, eserlerin kendi döneminde basılmadığını kaydeder.
Celvetî silsilesi
Kaynakta verilen Celvetî aktarım hattı Mustafa Hâşim'den babası Yûsuf Nizâmeddin'e; Hamid Moravî, Veliyyüddin Tophânevî ve Ehl-i Cennet diye tanınan Muhammed Fenâî üzerinden Aziz Mahmud Hüdâyî'ye ulaşır. Bu isimler Hâşim Baba'nın biyografisine karışmış yeni kişiler değil, silsile halkalarıdır.
İnsan anlayışı
Vâridât'taki temel çerçeveye göre nefis şeriatla, tabiat tarikatla, ruh mârifetle, sır ise hakikatle ıslah edilir. Bu dört katman olgunlaşmadan insanın “nüsha-i kübrâ” ve ilâhî emanetin aynası hâline gelemeyeceğini savunur.
Hâşimiyye'nin tarikat literatürüne girişi
Hâşim Baba'nın torunu Bandırmalızâde Ahmed Münib Efendi'nin Mir'âtü't-turuk adlı eserinde Hâşimiyye'ye Celvetiyye'nin bir kolu olarak yer vermesi, Hâşimiyye'nin tarikat literatürüne girmesini sağlamıştır.
Buna karşılık Harîrîzâde, Celvetiyye'yi anlatırken kendisinin Hâşim Baba'ya ulaşan Celvetî silsilesini verdiği halde Hâşimiyye diye bir tarikattan bahsetmediği gibi Hâşim Baba ve mensuplarının Bektaşîlik ve Melâmîlik'le ilgisi olup olmadığına da temas etmemiştir. Kendi Vâridât'ında verdiği bilgilerden ise Hâşim Baba'nın seyrü sülûkte Celvetî usulünü benimsediği anlaşılmaktadır.
Kendisinden hilâfet ve nasip alanlar
Girit'in Hanya şehrinde doğan, Celvetîliğin Hâşimiyye koluna mensup mutasavvıf şair Salacıoğlu Mustafa Celvetî, bir müddet Girit dışında seyahat ettikten sonra İstanbul'da Hâşim Baba'dan hilâfet alıp Girit'te tekke şeyhi olmuştur.
Hüseyin Vassâf'a göre, Halvetî-Uşşâkı şeyhi ve Salâhiyye kolunun pîri Salâhî Efendi de Celvetîlik ile Bayrâmîliğe Üsküdar Bandırmalı Tekkesi şeyhi Hâşim Baba vasıtasıyla intisap etmiştir. "Câmiu't-turuk" unvanıyla anılan Salâhî, divanındaki "Celvetî, Bektâşî, Bayrâmî ve Sa'dî, Kadirî / Nakşibendî, Mevlevî ve Gülşenî, Uşşâkıyiz" beytiyle bu çok yönlü mensubiyete işaret eder.
Hayatı ve Hâşimiyye kolunun doğuşu
1130 (1718) yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. Üsküdar İnadiye'de Tavâşî Hasanağa mahallesinde bulunan Bandırmalızâde Tekkesi'nin şeyhi Yûsuf Nizâmeddin Efendi'nin oğludur. Kaynakların bir kısmında adı Mehmed Hâşim diye geçse de kendi eserlerindeki beyanına göre doğrusu Mustafa Hâşim'dir.
Celvetî âdâb ve erkânını öğrenerek büyüdü; ardından Bektaşîliğe meyledip Mısır Kasrülayn'daki Kaygusuz Abdal Bektaşî Tekkesi şeyhi Hasan Baba'ya intisap etti. Hacıbektaş'taki Bektaşî Âsitânesi'nde dört yıl kadar kalıp bir ara dedebabalık yaptı. Babası yedi defa hacca gitmiş, hadis öğrenmek üzere üç yıl Medine'de kalmıştı; büyük kardeşi Hâmid Efendi de bir yıl Medine'de ikamet ettikten sonra Suriye ve Mısır'da birçok âlimle görüşmüştü. Hâşim Baba'nın gençliğinde Anadolu, Mısır ve Arap ülkelerini dolaşması ailedeki bu seyahat ve ilim merakıyla ilişkilendirilir.
Melâmîmeşrep bir sûfî olarak tanındı; çok yönlü şahsiyeti sebebiyle bir yerde karar kılmadı ve gruplar tarafından genellikle dışlandı. Ne Bektaşîler'e Bektaşîliği'ni ne de Celvetîler'e Celvetîliği'ni kabul ettirebildi. 1197 (1783) yılındaki vefatının ardından Hüdâyî Dergâhı'na getirilen cenazesi içeri alınmadı. Bu dışlanma üzerine mensupları kendisine Hâşimiyye adlı bir kol nispet ettiler; meşihatinde bulunduğu Bandırmalızâde Tekkesi de bu kolun âsitânesi oldu.