Köken ve kullanım
i. ar.
حقيقة
Kaynaklardaki ortak açıklama
- Gerçek; var olduğu kesin ve açık olarak bilinen şey, bir şeyi a Hakka'l-yakin o şey yapan husus, mahiyet. 2. tas. a Hakk'ın sâlikten vasıflarını alarak yerine kendi vasıflarını koyması (ittisaf bi-evsafillâh). Zira kul ile kulda ve kuldan faali- 5 yette bulunan O'dur (im). Ondan başka hakiki fail yoktur (TK 1:305). b Tasavvuf. Hakikat, ilm-i tasavvuf; şeriat ise ilm-i fıkıhur. Hakikate şeriat bir paranın iki yüzü gibidir. Hakikatsiz (özsüz, anlamsız) şeriat makbul değil, şeriatsız hakikat ise bâtıldır. İkisi arasında tam bir uyum vardır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet dört kapıdır. Şeriat bir ağaç, hakikat onun meyvesidir. c Hz. Âdem'den kıyamete kadar değişmeyen hükümler. Hakikat-i Muhammediye (4 (حقيقة محبد 1. Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır.
- Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır.
Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
- tas. Dış dünyanın ardındaki gizli mana veya dinî hayatın en üst düzeyde yaşanılarak İlâhî sırlara erişilmesi anlamında bir tasavvuf terimi. Ehl-i tasavvuf, hakikat ile şerîat arasmda farklı değerlendirmelerde bulunmuştur. Bununla birlikte hakikatin özünde ilmin ve şeraitin bulunması gerekitiği konusunda görüş birliği içinde olmuşlardır.
- tas. Tasavvuf inancında Hz. Peygamber’in manevî şahsiyetini ifade etme, ayrıca dış dünyayı müşahede etme. § tam. hakîkat-i Muhammediyye a. (₺jk« cik) tas. Tasavvuf dünyasında Hz. Peygamber’in manevî şahsiyetini ifade eden terim. Bu inancm özünde, Allah’tan başka hiçbir varlık veya nesne yokken “hakîkat-i Muhammediyye”nin var oluşu ve kâinatın var olma sebebinin buna dayanması yatmaktadır. Bir başka inanç da “Sen olmasaydın ben kâinatı yaratmazdım.” İlâhî sözünün kutsalhğma bağlanmadır. hakîkatü’l-hakâyık a. (jjlUI c^k) tas. Tasavvuf inancma göre, bütün eşyanm yaratıhş gerçekliği, yani İlâhî zattır. hakîkatü’l-insân a. (jUıll cik) tas. Tasavvuf inancma göre, insaıun benliğidir.
Dinî Terimler Sözlüğü
1. Bir lafzın (sözün) asıl mânâsı.
Aslan denilince, bilinen yırtıcı hayvan kastedilir, bu mânâda kullanılırsa, hakikat olur, cesur insan mânâsında kullanılırsa, mecâz yâni hakîkî mânâsının dışında kullanılmış olur. (Molla Hüsrev)
2. Gerçek.
Fizik ve kimyâ reaksiyonlarında maddenin yok olmadığı bugün kesin olarak bilinmektedir. Lavoisier adındaki Fransız kimyâgeri; "Kimyâ tepkimelerinde, madde gayb olmaz ve yoktan meydana gelmez." hakîkatini tecrübe ile isbat etmiş ise de, her şeyin kimyâ tepkimesi, kimyâ kânunu ile yapıldığını zan ederek; "Tabiatta bir şey yaratılmaz ve hiçbir şey yok edilemez" demiştir. Bugün, yeni keşf edilen çekirdek olayları, nükleer reaksiyonlar, maddenin enerjiye döndüğünü, yok olduğunu, Lavoisier'in aldanmış olduğunu göstermektedir. (M. Sıddîk bin Saîd)
Alan sensin veren sensin kılan sen,
Ne verdinse odur dahi nemiz var.
Hakîkat üzre anlayıp bilen sen,
Ne verdinse odur dahi nemiz var.
(Azîz Mahmûd Hüdâyî)
3. Kötülüklerin kalbden tekellüfsüzce, zorlanmadan gitmesinin gerçekleşmesi, fenâ(Allahü teâlâdan başka her şeyi unutma) mertebesi.
Tarîkat ve hakîkatten maksat, ihlâsı (her şeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapma hâlini) elde etmektir. (İmâm-ı Rabbânî)
Şerîatin (dînin) emirlerini yapmak, tarîkatin ve hakîkatin hâllerine kavuşmak, hep nefsin tezkiyesi, yâni temizlenmesi ve kalbin tasfiyesi yâni parlaması içindir. Nefs temizlenmedikçe ve kalb Allahü teâlâdan başkasının sevgisinden selâmet bulmadıkça, kurtulmadıkça hakîkî îmân hâsıl olmaz, ele geçmez. Felâketlerden, azâblardan kurtulmak için, hakîkî îmâna kavuşmak lâzımdır.
(İmâm-ı Rabbânî)
4. Mâhiyet.
Kur'ân-ı kerîmde bulunan bilgiler üç kısımdır: Bir kısmını, hiçbir kuluna bildirmemiştir. Zâtının ve sıfatlarının hakîkati ve gaybden haber vermek böyledir. İkinci kısım, yalnız peygamberlerine bildirdiği esrâr (sırlar)dır. Üçüncü kısım bilgileri, peygamberine bildirmiş ve bütün ümmetine bildirmesini emretmiştir. (Hâdimî)
Tasavvuf Sözlüğü
Gerçek manasına gelen Arapça bir kelimedir. Sûfîler şeriat, tarikat, hakikat ve ma’rifet şeklinde, Allah’a ulaşma yolunda dört mertebe kabul ederler. Görüldüğü gibi bunlardan üçüncüsü, “hakikat” olmaktadır. Sufiyye bunlardan ilkinin avam (genel olarak halk), ikincisinin havass (seçkinler), üçüncüsünün havassu’l-havâss ve dördüncüsünün de ehass-ı havassü’l-havass’a ait olduğunu söylerler. Hacı Şaban Veli, şeriatın beden, tarikatın kalp, hakikatin ruh, ma’rifetin de Hak olduğunu söyler.