Ara
Menü

Atbâzârî Seyyid Osman Fazlı Efendi

Atbâzârî Seyyid Osman Fazlı Efendi (ö. 1691), Şumnu'dan Aydos ve Filibe'ye, oradan İstanbul Atpazarı'na uzanan irşad hattında ders veren; Zâkirzâde Abdullah Efendi'nin halifesi Celvetî şeyhi, vaiz ve müelliftir.

Vefat
1691
Unvan
Celvetî şeyhi, vaiz ve müellif

Şumnu'da doğumu ve tahsili

Seyyid Osman Efendi, bugünkü Bulgaristan sınırları içindeki Şumnu'da doğdu. Kaynaklar doğum yılını vermez. İlk yıllarını zâhirî ilimleri tahsil ederek geçirdi; daha sonra yaşadığı mânevî yöneliş onu Celvetiyye çevresine taşıdı.

Zâkirzâde Abdullah Efendi'ye intisabı

Celvetî şeyhi Zâkirzâde Abdullah Efendi'ye intisap ederek tarikat âdâbını öğrendi ve hilâfet aldı. İlk irşad vazifesiyle Aydos'a gönderildi; ardından Filibe'de bulundu. Bu hat, Celvetiyye'nin İstanbul merkezinden Rumeli şehirlerine uzanan aktarım coğrafyasını gösterir.

İstanbul ve Atpazarı ders halkası

İstanbul'a geldikten sonra Atpazarı yakınındaki Kul Camii'nin imam ve hatipliğini üstlendi. Cami civarında bir ev aldı, evlendi ve talebeler için hücreler yaptırdı. Düzenli ders halkasıyla tanındığı için “Atbâzârî” veya “Atpazarî” nisbesiyle meşhur oldu.

Vaaz kürsüleri

Vefâ Camii'nde cuma vaizliği yaptı; daha sonra Süleymaniye Camii'ndeki çarşamba kürsüsü kendisine verildi. 1095/1684'te Yavuz Sultan Selim Camii vaizliğine getirildi. Zeyiller onu yalnız sûfî şeyh olarak değil, zâhirî ilimlerle tasavvuf terbiyesini aynı ders çevresinde birleştiren vaiz ve müderris olarak tanıtır.

Saray huzurundaki vaaz ve Şumnu'ya gönderilişi

1096/1685'te IV. Mehmed tarafından Edirne'ye davet edilerek padişah huzurunda vaaz ve nasihatle görevlendirildi. Düzen ve siyaset hakkında söylediği bazı sözlerin hoşnutsuzluk doğurması üzerine Şumnu'ya gönderildi; birkaç ay sonra İstanbul'a dönmesine izin verildi. Kaynağın saray diliyle verdiği bu kayıt, vaazın kamusal ve siyasî etkisini gösterir.

Kıbrıs sürgünü

II. Süleyman'ın 1099/1687-88'deki cülûsu sırasında devlet işlerine müdahale ettiği suçlamasıyla 1101/1690'da Kıbrıs'a sürüldü. Bu hüküm, isnadın doğruluğunu kanıtlayan tarafsız bir yargı değil dönemin resmî suçlama dilidir. Osman Fazlı Efendi sürgünde bulunduğu Mağusa'da 1102 Zilhiccesi/1691'de vefat etti ve kale dışında defnedildi.

İlmî eserleri

Telvîh, Tavzîh, Mutavvel ve Muhtasar üzerine hâşiyeler kaleme aldı. Sadreddin Konevî'nin Fâtiha tefsiri ile Şerhu Fusûs üzerine de müstakil hâşiyeleri bulunduğu kaydedilir. Bu eser listesi fıkıh usulü, belâgat ve Ekberî-Konevî düşünce arasında geniş bir okuma alanına sahip olduğunu gösterir.

Fazlî mahlası ve ilâhileri

Fazlî mahlasıyla şiir ve ilâhiler yazdı. Zeyilde aktarılan “Merhamet kıl yâ Rahîm” redifli ilâhi, peygamberler ve velîler sevgisini dua diliyle birleştirir. Manzume, müellifin bütün şiirlerinin tenkitli metni yerine geçmez; kaynakta korunmuş bir örnektir.

Celvetiyye tarihindeki yeri

Osman Fazlı Efendi'nin önemi, Rumeli'den İstanbul'a uzanan Celvetî irşad hattı, talebe hücreleriyle örgütlenen ders çevresi ve yetiştirdiği kişilerdedir. Siyasî sürgün biyografisinin sonunu belirlese de tarihî şahsiyeti yalnız bu hadiseye indirgenemez.

COĞRAFÎ HAFIZA3 bağlantılı mekânMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi3 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

" diye ferman buyurunca, ol heybetle uyanıp, (.J id;) J" )1)20 mucibince,…

" diye ferman buyurunca, ol heybetle uyanıp, (.J id;) J" )1)20 mucibince, iradetini, iradet-i şeyhte ifna edip, Edirne civarın­ da Aydos cihetine hilafetle i'zam kılınmıştır. "Müridin iradesi kend inde değildir." ( H ) Aziz MahmOd-ı Hüdayi 59 den mütecaviz bir müddet zarfında neşr-i ulum ve icra-yı adab-ı şeriat ve erkan- ı ta­ rikattan sonra gördüğü bir rüyanın tesiriyle lstanbul'a gelip, Atpazarı nam mahalde sak in olmuştur. "Atpazarl" denilmesi bundan mütevelliddir." Hz.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

ŞEYH OSMAN FAZLI EFENDİ Arnazarlı Şeyh Osman Fazl'i-i 1lah'i namıyla meşhUrdur. Eazım-ı meşayıh-ı Cel­ vetiyye'den ve ekabir-i sUfiyyedendir ve sadattandır. Bulgaristan'da kain Şems kasa­ basında 19 Zi'l-hicce 1 041/(7 Temmuz 1632) tarihinde vakt-i işrak'ide Seyyid Fethul­ lah Efendi namında bir zatın sulbünden gehvare-z'ib-i mehd-i şuhud olmuştur. Peder­ leri o esnada irtihal etmekle validesinin taht-ı terbiyesinde kalmıştır. Tahsil zamanı hulul edince mebad'i-i ulumu memleketinde tahsile gayret edip ve daha sonraları tah­ s'ilini ileri götürmek hevesiyle Edime'ye geldi. lsti'dad-ı fıtr'isi ve zekası fevka'l-ade olup, bu esnada Hz. P'ir'in halifesi Saçlı lbrahlm Efendi'ye müracaat etmiş ise de, mü­ şarünileyh bundaki isti'dada bakıp izhar-ı acz eylemesiyle lstanbul'da lakir-zade Ab­ dullah Efendi hazretlerine sevk olunmuştur. lrtibat-ı kavi ile birkaç seneler hıdmet-i aliyyelerinde bulunup, bu esnada ulum-i edebiyye okumuştur. Şeyhleri, Osman Efendi'ye hitaben, "Eınlr Çelebi sende Şeyh-i Ekber meşrebi var." buyururlarmış. Bir gün Hz. Şeyh'in bir işi zuhUr edip, mürldanı o işten kaçamak yolunu göster­ mekle, Osman Efendi derhal huzı1r-ı Hz. Şeyh'e varıp, "Emir buyuracağınız iş nedir sul­ tanım , infaz edeyim . " dedikte, "Senin dersin vardır. " cevabını vermiş ise de, Osman Efendi, "Ulum-ı evvelin ü ahirinin münkeşif olacağını bilsem yine hıdmet-i şerlfenizi ihtiyar ederdim. " demesiyle Cenab-ı Şeyh bu sözden mahzı1z olup, Emir Çelebi, "Allah teala sana ulum-ı evvelin ü ahirini keşf etsin . " diye dua buyurmuşlardır. İsma'il Hakkı hazretleri Silsile-name'lerinde buyururlar ki: "Bu dua ile beraber nefesi sayesinde bir gece cemi' ulfim, şeyhimin kalbine tulu' edip, bilmediği nesne kalmadığı gibi Abdullah Efendi hazretleri bir gün müridi Osman Efendi'ye hilafet teklif eylemekle, hizmetlerini ihtiyar edeceğini bi'l-beyan ar; -ı im­ tina' ettikte ol gece vakıasında Allah teala hazretlerini görür. Mushaf-ı şerifi uzatıp, "Al kelamımı ; kullarımı bana da'vet eyle . " diye ferman buyurunca, ol heybetle uyanıp, (.J id;) J" )1)20 mucibince, iradetini, iradet-i şeyhte ifna edip, Edirne civarın­ da Aydos cihetine hilafetle i'zam kılınmıştır. Burada ve ahiren Filibe'de onbeş sene- 20. "Müridin iradesi kend inde değildir." ( H ) Aziz MahmOd-ı Hüdayi 59 den mütecaviz bir müddet zarfında neşr-i ulum ve icra-yı adab-ı şeriat ve erkan- ı ta­ rikattan sonra gördüğü bir rüyanın tesiriyle lstanbul'a gelip, Atpazarı nam mahalde sak in olmuştur. "Atpazarl" denilmesi bundan mütevelliddir." Hz. Şeyh'in burada sakin olduğu mahal Manisalı Mehmed Paşa Camii, ( nam-ı d!gerle Kul Cami'-i şerlfi'dir) imamet ve hitabeti kendilerine tevcih olunmak­ la bu hizmetlere mahsus maaşa kanaatla, ba'dehu cami'-i şerife yakın bir hane işti­ ra edip, teehhül eylemiştir. Cami'-i şerif civarına kendi kesesinden talebe-i ulum için hücreler bina edip, burada gah va'z, gah tedris, ale'l-ekser de tevh!d ile meşgul olmuştur. Zeyrek Cami'-i şerifinde de bulunmuşlardır. Çünkü ikamet buyurdukları hücre ile tevh!d-hanesi elyevm bu cami'-i şerifin ittisalindedir. Yakın vakte kadar burada zikr olunurdu. Tarik-ı Şa'bani'den Şeyh Halil Efendi zamanında giderdim. 2 1 Şeyh Os­ man Fazli Efendi'ye, Şeyh Vefa Camii kürsi vaizliği de tevcih olunup kemalatı şayı' oldukca halkın hüsn-i teveccühü artmış ve padişah-ı zamanın arzusuyla 1 095/( 1 694) senesinde Sultan Selim Cami' -i şerifi viiiz l iğini der-uhde buyurdukları gibi, huzur-ı humayunda dahi va'z ederler imiş. Tarih-i Raş id 'de okumuş idim: "Bir gün huzı'.lr-ı humayı'.lnda ders takrir ederken ihtilal-i alemi tasvir eylemesi padi­ şaha keder verdiğinden Hz. Şeyh'in düşmanları bunu fırsat addederek ilkaat-ı mah­ sı'.lsalarının neticesi Şumnu kasabasında ikamete me'mı'.lr olmuşlardır." Hafız Hüseyn-i Ayvansarayi, "Hz. Şeyh'in cifr ilmiyle iştigali hasebiyle , bundan is­ tihriic-ı ahval ederek gaibden haber vermeğe kalkışması da bais-i nefyi olmuştu. Fakat 1 099/( 1 688) senesinde cülüs-ı p&l.işalılde mazhar-ı afv olarak, Sultan Süleyınan-ı slinl ta­ rafından da'vet olunmuş ve geldiğinde pek ziyade hünnet ve riayet edip, istifade ve istifliza eylemiştir." (der). Bu sırada kendilerinden şarab-ı hali nuş edenler çoğalmış idi. Mecmu' -ı hulefa­ sı yüzelli kadardır. lsmail Hakkı hazretleri, ecell-i hulefasıdır. Padişah'ın gösterdiği muhabbeti erbab-ı i'raz çekemediler. llkaat-ı müfsideleriyle bu defa Kıbrıs'ta Mago­ sa'ya i'zamına sebeb oldular ki, Şevval 1 1 0 1 /( 1 690) tarihine müsadiftir. Fakat sebeb olanların her biri pek yakın zamanda birer belaya girif-dar olarak, i'dam cezasına uğ­ ramışlard ır. 2!. Buna dair olan kitabeyi Kemal-name-i Hakkı nam eserimde aynen yazdım. Onda ism-i alileri mu­ sarrahdır. Hz. Şeyh, Magosa'ya azimetinin ondördüncü ayında, ya'ni 1 9 Zi'l-hicce 1 1 02/( 1 5 Eylül 1 69 1 ) tarihinde22 işrak vaktinde alem-i bekayı teşrif eylediler. Kabr-i enverleri oradadır. "Fi-cennatin yetesaelun" ( .:.ı .,ın .::. d) ve "Makamü 'ş-Şeyh ... Firdevs Ü Tuba" C sı,,k J <..J" J:l) ı r l.ü ) ( ibareleri) tarih-i intikallerini müş'irdir. .. Sinn-i şerifleri doksan raddesinde olduğunu ve kaviyyü'l-bünye bulunduğunu İs­ mail Hakkı merhum Ahid-name'sinde yazmıştır. Müşarünileyhin söylediği tarihtir: Bülbül-i hoş-lehçe-i gül-ziir-ı ma'niidır bu şeyh Bulmadı ahir bu fanide bekadan rô.yiha Kudsiyiin-ı pak-dil Hakki el açup didiler Rfth-ı plikiçün azizin okuyalım Fatiha ( t; r-1} JI .:.1 Y-f' .:.ı C.J J ) Kabirlerinin üstü vasiyetleri üzerine açık bırakılmıştır. Tesettürü pek ziyade sevdikleri için şöhret-i şayiadan pek çekinirler idi. Kümme­ lin-i ehlu'llahdan olduğuna şüphe yoktur. Allame-i dehr idi. Şeyh-i Ekber efendimi­ zin Fusus şerhini arifane bir sGrette tahşiye etmiştir. Sadreddin-i Konevi'nin Miftahu'l-Gayb'ına ve Fatiha-i Şerife Tefsiri'ne yazdı­ ğı şerh uluvv-ı irfanına delalet eder. Hatta İsmail Hakkı merhum diyor ki: "Şeyhim Osman Fazli-i llahi'nin derece-i irfan u kemalini, Sadreddin-i Konevi haz­ retlerinin Fatiha-i şerifeye yazdığı şerhi okuyanlar bilir." Risale-i İrfaniyye'sini anlamak herkesin haddi değildir. llm-i iksirde dahi bir ri­ sale-i mu'teberesi vardır. Ve'l-hasıl Hz. Şeyh, ilm-i ilahide bahr-ı muhit ve şerh-i ka­ lem-i a'lada levh-i mahfüz gibi ariz ve basit idi. 1 246/( 1 830) senesinde "Kıbrıs!" mahlaslı olan Hacı Mehmed Ağa nam zat-ı ali­ kadr, müşarünileyhin kabrini meydana çıkarmış ve tac-ı şerifini havi seng-i mezarını topraklar altından ihrac ve tath'ir ile mezarını tecd'iden yaptırmış ve etrafına birkaç hücreler bina edip, intisab-ı ruh-ı alileri niyyet-i halisasıyla hayli para sarf eylemiş ol­ duğunu Gülşen-i Meşayıh-ı Selatin nam eserde okudum. Cenab-ı Hak, Hacı Meh­ med Ağa'dan razı olsun. 22. lsmail Hakkı hazretleri Silsile-niime'sinde vefüt tarihini 1 1 04/( 1 693) gösteriyor. Hafız Hüseyin-i Ayvansarayi 1 1 02 göstermiştir. Doğrusu lsmail Hakkı merhumun yazdığı olsa gerektir. Aziz Mahmud-ı Hüdayi 61 Eserleri: Onbeş kadar te'llfat-ı mu'teberesi olduğunu İsmail Hakkı merhum Kitabu'z-Zikr ve'ş-Şeref'inde yazıyor. Esamlsi tahkik olunanlar: 1 . Misbahu'l-Kulub. Hz. Sadreddin'in Miftahu'l-Gayb'ının şerh eder. lstan­ bul'da Ragıb Paşa Kütüphanesi'nde hatt-ı destiyle muharrer nüsha mevcfıd­ dur. 2. Mir'atu Esrari'l-İrfan. Hz. Sadreddin'in Fatiha Tefsiri'ni şerh eder. 3. Tecelliyat-ı Berkıyye. Risale-i Berkiyye fi Şerh-i Kaside-i Aşkiyye'dir. Hz. Muhyiddin-i Arabi'nin Kaside-i Aşkiyye'si şerhidir. Arabiyyü'l-ibare­ dir. Mütalaa ile şeref-yab oldum. 4. Haşiye-i Şerh-i Fusfısu'l-Hikem. 5. Usfıl-ı Fıkıh'tan: Tenkih Şerhi, Telvih Haşiyesi, Risale-i İmam Haşiyesi. 6. Risale fi Beyani Fazileti Kelimeti't-Tevhid. 7. Hanefiyye Şerhi. Fenn-i adab-ı münazaraya dairdir. Matbu'dur. 8. Hidayetü'l-Mütehayyirin. Hikmet ve kimyadan bahistir. 9. Mutavvel Haşiyesi. 1 O. Maani Haşiyesi. 1 1 . Fethu'l-Bab. llm-i münazaradan bir şerhtir. 1 2. Risaletü'r-Rahmaniyye. 13. Layihatü'l-Berkiyye. Bu son eser pek mühim imiş. lsmaı: Hakkı hazretleri, Kitabu'z-Zikr ve'ş-Şeref'inde , "Şeyhim seyyidü'l-aktô.b her haliııde tesettürü ihtiyar ederdi. Hatta ahıbbasından biri me'kUlata müteallık bir şey ik­ ram etse, eğer duha vaktiııden mukaddem ise getiren kimsenin yanında bir lokma alırdı ve siiim olduğunu işrab etmezdi. Sôir umur-ı adiyede dahi hali böyle idi; meğer sünnete muha­ lif ola, onu işlemezdi. Üç nesne ile merzUk idi: Birincisi, her salat-ı mefruza için tecd"ıd-i vu­ zu' ederdi . İkincisi, cemiiatle kılardı. Üçüncüsü, her ibadet ve muamelede kitap ve sünnet­ le amel ederlerdi. " diyorlar. Kitabu'l-Hitab'ında, aktab bahsinde de uzun uzadıya müşarünileyhin faza.ilinden bahs ediyorlar. Kitabü'n-Netice'de buyururlar ki: "Şeyh im, seyyidü'l-aktab, Seyyid Fazli-i İlahi ( Kuddise sırruhu) h e r mezaktan zevk ve her türlü riyazet ve mücahedey i der-kar ettikten sonra, zaman-ı sahvında, hususan leyall-i Ramazanda bir yumurta ile iftar ederdi. Bu böyle iken, dört menkuhası ve on­ sekiz serriyye cariyesi vardı. Fa'tebiru ya uli'l-ebsar, fe-innehu min kemali'l-muhazat li'n-nebiyyi'l-Muhtar." Gülşen-i Meşayıh-ı Selatin ' de , "Osmiin Fazlı Efendi hav-etleri, mecma'-ı bahreyn­ i şeriat ve menba' -ı nehreyn-i maiir f ü hakikat; ehl-i hal, mübarek-fiil, cezbe-i azlmeye mil­ lik, slret-i ceslmeye siilik, siilih ve müteşerri' , abid ve müteverri' idi. Asiir-ı ilmiyyesi pek mühim ve mu'teberdir. " deniliyor. Tezkire-i Salim 'de şu satırları okudum: "Hz. Şeyh Osman Fazlı, hakikaten kümmelln-i ehlu'llahdan ve fuzala-yı Rum'dan idi. Ehl-i haysiyyet ve sahib-i fazilet olup, müstakil havil.şlsi olduktan başka, meydan­ ı şi'rde dahi Farisiyyü'l-hayl-i maka! ve haiz-i kasbu's-sebk-ı kemal olup, bl-na­ zlr ilahiyyat ve eş'arı ve nice asar-ı celilü'l-mikdarı vardır." Manzumat-ı atiye müşarünileyhindir: Nice bir firkatle yansun ciin u dil Merhamet kıl merhamet kıl yii Rahim Kevser-i vaslıııla kansun ciin u dil Merhamet kıl merhamet kıl yii Rahim Evliyii vü enbiyiimn aşkına Asfiyii vü etkıyiimn aşkına Fahr-i alem Mustafii'mn aşkına Merhamet kıl merhamet kıl yii Rahim * * * ŞuhUd eylerdi asarı ulü'l-ebsar olanlar heb Veli ağyarı men' eyler idüp gayret Celiil-i Hu İsmail Hakkı merhum, Muhammediyye Şerhi ' nde şeyhinin irtihaline şu manzu­ meyi tanzim eylediğini söylüyor: Bir emirim var idi Hakki benim Evliya-yı aleme sultan idi Heb bilirlerdi cihan halkı anı Cümle dilde namı Şeyh Osmiin idi Aziz Mahmud-ı Hüdayl 63 Şal şarabı Hazret-i Eyyub-veş Feyz-i nutku derdi.ere derman idi Reşk-i hurşld idi nur-ı ziihiri Batını bir bahr-ı bl-pllyiin idi Sığmaz idi onsekizbin iileme Ma'rifetle viisiu'l-meydiin idi Bu zuhUruyla yine ol sırr-ı Hak Kiilıb içre elin gibi pinhiiıı idi Görmedi kimse izinin tozunu Bilmediler kim ne kuhl-i elin idi Kabri Kıbrıs' da olursa n'ola kim Terk-i şöhret itmiş iill-şiin idi İsm ü resmin iihir itdi bl-nişiin Çün ki sırr-ı suret-i Rahman idi Bu, abd-i ahkar-ı n1-siyahındır: Mükerrem Şeyh Seyyid Hazret-i Osmiin-ı Fazll'ye Muhabbet gösterüp her iin [uyuzun iğtinam eyle Mübeşşir oldun ey Vassıif bu yolda arz-ı hürmetle Ceniib -ı Şeyh Osmiin'a kemiil- i ihtiram eyle Gel ey tiil b uzak dumıa karış ol şeyh-i ekviiııa Reviin-ı pakine şiim u seher ciiııdan sellim eyle İsmail Hakkı hazretlerinin terceme-i halleri sırasında müşarünileyhden tekrar bahs olunacaktır. Terceme-i hal oradaki izahat ile tamam olacaktır. /3 7/ ŞEYH is.MAİL HAKKI EFENDİ Gönül meftun-ı İsınii'il-i Hakki oldu hamd olsun Bilen, bulan Hakk'ı; mertebe-i kemali müterakki, Şeyh İsmail Hakkı hazretleri eazım-ı evliyau'llahdan ve mükemmillnden bi r zat-ı ali-kadrdi r Sur! vü ma'nevi kaf- . 64 Sefine•i Evl iya fe-i ulumda faz! u kemali ve asar-ı kesiresi nezd-i umumide müsellem, kudvetü'l-mu­ hakkikin, üsvetü'l-müdakkıkin bir mürşid-i kamildir. Peder-i alilerinin ismi Mustafa Efendi olup, Hz. Hakkı'nın beyanına göre, Musta­ fa Efendi'nin pederi Bayram Çavuş, onun pederi Şah Hüdabende olup, j..>\' I ı.) l ylS') 23 ( •:6-h öl\ ı.) l_,ll \ )-\ ı.) tf1b. J )j r y- ) 1 ) .y .ı.::.. t.. Js- .;.,bUI .y buyuruyorlar. Pederleri İstanbul'da, Aksaray'da sakin iken vuku' bulan harik-ı kebir­ de, hane ve eşyası muhterik olmakla, Rumeli cihetindeki Aydos kasabasına hicret ey­ lemiş ve İsmail Hakkı, 1 063/( 1 653) senesi Zi'l-ka'desi evfülinde, bir Pazartesi günü bu kasabada gehvare-i z'ib-i alem-i şuhud olmuştur. Sinn-i alileri üçe baliğ oldukta pederleri, kübera-yı tarikat-ı Celvetiyye'den Sey­ yid Şeyh Osman Fazli Efendi'nin huzuruna götürüp, dest-i şeriflerini öptürmüş, bu münasebetle Fazli Efendi, Hz. Hakkı'ya, "Sen bizim üç yaşından beri mürid-i hiilisimiz­ sin . " diye hitab buyururlar imiş. Sinn-i alileri ona reside oldukta Edime'de aziz-i müşarünileyhin halife-i evve­ li Abdülbaki Efendi hazretlerinin zir-i terbiyelerine girip, sakal koyverinceye de­ ğin hizmetlerinde bulunarak ba'dehu İstanbul'a hicretle 1 085/( 1 674) senesinde yirmiiki yaşında oldukları halde azizleri Osman Fazli-i llahi'ye Atpazarı'nda Kul Cami'-i şerifinde mülaki olmakla, ol saat mübayaaya işaretle telkin-i zikr eyleyip, İsmail Hakkı, Hz. Şeyh'in müridanı meyanına katılmıştır. Dane-çin-i feyz u ma'ri­ fet oldular. Divan'larında mezkur olduğu üzere bir sene sonra 1 086/( 1675) senesinde ba'zı işarat-i ma'neviyye üzerine Hz. Hakkı'yı yanına çağırıp, dest-i mübareklerini alnına koyarak, "Hii senin isti'diidm gelmiş , hfı senin isti'diidın gelmiş . " diyerek Besmele-i şeri­ fe'den sonra sure-i Fatiha'yı okuyup ve nefh eyleyip,"Bursa'da mesned-nişln-İ hiliifet ey­ ledim . " buyurmuşlardır. Hz. Hakkı, Silsile-name'lerinde böyle buyururlar: "O zaman Mutavvel okurdum. Bu nefhdan sonra Mutavvel atvel olup, başka iş zuhilr etti. Sinnim henüz yirmiden mütecaviz idi. Nefh sebebiyle fech-i ilahi vaki' olup ayat ve ahadis üzerine te'vilat tahrir etmeğe başladım. Vakt-i aharda, şeyh-i me­ şayıhı'd-dünya Muhyiddin el-Arabi hazretleri zahir olup, Şeyh Abdülkadir-i Geyla­ ni ve İbrahim Edhem ve piran-ı tarikımızdan Şeyh Üftade ve Hz. Hüdayi (kadde- 23. "Merhum babamdan duyduğuma göre, ecdadım esasen sadattan, ya'nl Hz. Peygamberi'in soyundan gelenlerden id i. Ancak lstanbul'da meydana gelen büyük yangında onların durumunu gösteren bel­ geler kayboldu." ( H ) Azız Mahmud-ı Hüday1 65 sa'llalıu esrlırahum ) taraflarından dahi ifade vaki oldu. Sırr-ı halin ne olduğu müşa­ hede olundu." Ber-mucib-i emr, Bursa'ya azimetimden sonra 1 086/( 1 6 7 5 ) senesinde Üsküb'e is­ tihlaf olunmuş ve on sene kadar oralarda meşgul-i irşad olup, 1 096/( 1 685 ) Cemazi­ ye'l-ahiresi evfülinde Tekirdağ tarikıyla yine Bursa'ya avdet buyurmuştur. Tamamü'l-Feyz nam eser-i Hakkı'da görülmüştür: "Üsküb'e tarih-i duhulü 1 086/( 1675) gurre-i Rebiu'l-ahirdir. "Dehaltü ene" (t;İ ..:J,:.,,) tarihidir. Evvela Muradiye Camii'nde, sonra Cami'-i Arik'te, Yahya Paşa Camii'nde ve bi'l-ahare İshak Bey, !sa Bey ve Mustafa Paşa Camii'lerinde va'z etmiş, kendine eski bir zaviye verilmiştir. Sonra zengin bir kadın, yeni bir zaviye bina eylemiş ve çok mal vakf etmiştir. Hz. Hakkı, buraya nakl-i mekan ile, evvelki zaviyeyi ba'zı refikle­ rine hediyye eyledi. Yirmidört yaşında Mustafa Uşşaki'nin kızıyla evlenmiş ve bu Uş­ şaki-zade Üsküb'de 1 090/( 1 679)'da vefat ile, zaviyenin harimine defn olunmuştur. Sonra şeyhi Osman Fazli'den ders okutması emri gelince tedrisata başlamış, Üs­ küb'de altı sene daha kalmıştır." Kitiibu'n-Netice'de yazıyorlar ki: "Bu fakir Üsküb'de iken ahali fetva için lstanbul'da şeyhim Seyyidü'l-aktab Fazli-i ilahi (kuddise sırruhu)'ye arz-ı mahzar irsal ettiler. "Şeyhler müftü olmaz." diye kabul etmemişler. Bu ma'na fakiri irşad kabilindendir. Ol vakitten beri elli senedir hıd­ met-i resmiyyeye girmedim." Şeyhi, lsmatl Hakkı Efendi'de büyük bir isti'dad-ı Huda görüyordu. Hatta, "Hak celle ve alô. hazretleri bana bir halife ihsan buyurdu ki , onu Hz. Pir Aziz Mahmüd-ı Hüda­ yl'ye ihsan buyurmadı. " diye mübahat buyururlar imiş. Hafız Osman Efendi'den sülüs ve nesihden me'zGn olduğu gibi, ta'l'ikta dahi hoş­ nüvts olduğunu, Müstakim-zade Tuhfe-i Hattiirın'de yazıyor. Hz. Hakkı'nın 1 098/( 1687)'de kerime-i muhteremeleri Hattce Hanım vefat ey­ ledi ki, söyledikleri tarihdir: Cevherin harfile ey Hakki didim tarihini Bağ-ı Firdevs ola her dem o gül-i gül-zarı ( ı.S ) )S' JS' _, ı r,, ..r"' .JJI J"J,, ) t_) 24 24. Bu ibarenin hesaplanmasından 1 099 çıkmaktadır. ( H ) 1 1 0 1 /( 1 690)'de şeyhi Magosa'ya nefy edilmesiyle Hz. Hakkı, bera-yı ziyaret ora­ ya azimetle şeyhine mülaki olarak bir gün sohbet esnasında şeyhe ziyade incizab-ı ru­ hani ve tecellı-i Rahmani zuhur etmekle, Hz. Hakkı, pir-i muhterem Hüday'i'nin bir ilahisini ve akabinde bir aşr-i şerif okuyup, şeyhinin büyük bir duasına mazhar oldu­ lar. Himmet-i Hz. Şeyh ile birçok esrara daha muttali' olmuştur. Şeyhi hal-i cezbede iken hıtam-ı ömrünü bi'l-ifade misbaha parmağını Hz. Hakkı'nın ağzına sokarak, "Al nefsimi kamilen sana verdim ve senden başka kalbimde uıalluk bulamadım . " diye Hz. Hak­ kı'yı kendi makamına ikame etmiş ve silsile-i zerrin-i Celvetiyye'yi Hz. Hakkı'ya rabt eylemiştir ki, 1 1 02/( 1 69 1 ) senesine müsadiftir. Bu halin vukuundan sonra inkişafat-ı ruhaniyyeleri bir kat daha tezayüd ederek, (jj) Gi)25 ve (.l.i ;J)26 hitabıyla muhatab olduğu gibi, "Abdullah, Abdülkadir, A bdüllatif, MahmGd ve Kıble-i ehli's-sema" gibi esma ile tevsim buyu­ rulduğunu Silsile-i Celvetiyyesi nde ve Varidat-ı Kübra' s ında işaret eylemiştir ki, bu ' esma kutb-ı zaman olanlarda zuhura gelir. Kitabu'n-Netice nam eserinde, "Feylosof­ ı dehr" diye alem-i ma'nadan tesmiye olunduğunu ve bunun, "hakim-i ilahi" demek olduğunu yazıyorlar. Kendilerinde iki kere sırr-ı saltanat-ı ma'neviyye zuhur edip, bi'd-defeat Hızır (aleyhi's-selilm) ile mülaki ve hayır dualanna mazhar olduklarını ve nice akabat ve berazıhtan kendisini Hz. H ızr'ın izn-i Hak ile tahlis ettiklerini asarında beyan et­ ıı :"hedir. Atliiyye'sinde buyururlar ki: "Tarikat-ı ricalde olanların ekseri seyr-i ekvan ile mübteladır ki, bu fakire seyr-i mez­ kfir bir kerre vaki' olup, aktar-ı arzı cemian devr eyledim ve her nahiyede bir türlü ademi görüp taamlarından eki ettim ve her şehirde Şeyhü'l-Ekber (kuddise sırruhu'l­ athar) suretini gördüm ki, elinde Mushaf-ı şerif tutup tilavet-i Kur'an eyler." Mürşid-i mükerreminin son enfas-ı tayyibelerine mazhariyyetten sonra Konya­ Seydişehir-Söğüt-lznik-lstanbul tar'iklanyla Bursa'ya muavedet buyurdular. Bu seya­ hatleri esnasında Hz. Mevlana'yı, Cenab-ı Sadredd'in-i Konev'i'yi ve Eşref-zade Ab­ dullah-ı Rumi hazretlerini ziyaret eylediler. Sultan Mustafa Han zamanında da'vet tar'ikıyle iki def'a gazaya gitmiş ve iki def'a Haremeyn-i muhteremeyni ziyaret etmiştir. 25. "Senin şilnını yükseltmed ik m i ?" 94. inşirah suresi, 4. ( H ) 26. "Kalk, insanları uyar." 74. Müddessir suresi , 2 . ( H )

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri

Fakat sebeb olanların her biri pek yakın zamanda birer belaya girif-dar olarak, i'dam cezasına uğ­ ramışlard ır. 2!. Buna dair olan kitabeyi Kemal-name-i Hakkı nam eserimde aynen yazdım. Şeyh, Magosa'ya azimetinin ondördüncü ayında, ya'ni 1 9 Zi'l-hicce 1 1 02/( 1 5 Eylül 1 69 1 ) tarihinde22 işrak vaktinde alem-i bekayı teşrif eylediler.

Metni gösterMetni daralt

Fakat sebeb olanların her biri pek yakın zamanda birer belaya girif-dar olarak, i'dam cezasına uğ­ ramışlard ır. 2!. Buna dair olan kitabeyi Kemal-name-i Hakkı nam eserimde aynen yazdım. Şeyh, Magosa'ya azimetinin ondördüncü ayında, ya'ni 1 9 Zi'l-hicce 1 1 02/( 1 5 Eylül 1 69 1 ) tarihinde22 işrak vaktinde alem-i bekayı teşrif eylediler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.
TARİHÎ KAYIT

Konevî ve Fusûs şerhi çevresindeki hâşiyeler

Fıkıh usulü ve belâgat metinlerinin yanı sıra Sadreddin Konevî'nin Fâtiha tefsiri ile Şerhu Fusûs üzerine hâşiyeler yazdı.

Metni gösterMetni daralt

Bu eser listesi Osman Fazlı Efendi'nin vaaz çevresini yalnız sözlü irşada indirgememeyi gerektirir. Zâhirî ilimler ile tasavvuf metafiziği aynı ilmî portrede birleşir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Uşşâkîzâde İbrâhim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 993-995; Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 3, s. 1976-1977.

Öğütleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Söz ve öğüt

Şeyh'in bir işi zuhUr edip, mürldanı o işten kaçamak yolunu göster­ mekle, Osman Efendi derhal huzı1r-ı Hz. Şeyh'e varıp, "Emir buyuracağınız iş nedir sul­ tanım , infaz edeyim . " cevabını vermiş ise de, Osman Efendi, "Ulum-ı evvelin ü ahirinin münkeşif olacağını bilsem yine hıdmet-i şerlfenizi ihtiyar ederdim.

Metni gösterMetni daralt

Şeyh'in bir işi zuhUr edip, mürldanı o işten kaçamak yolunu göster­ mekle, Osman Efendi derhal huzı1r-ı Hz. Şeyh'e varıp, "Emir buyuracağınız iş nedir sul­ tanım , infaz edeyim . " cevabını vermiş ise de, Osman Efendi, "Ulum-ı evvelin ü ahirinin münkeşif olacağını bilsem yine hıdmet-i şerlfenizi ihtiyar ederdim.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Merhamet kıl yâ Rahîm

Fazlî mahlasıyla yazdığı ilâhide rahmet, vuslat ve Hz. Peygamber sevgisi dua diliyle işlenir.

Metni gösterMetni daralt

Nice bir firkatle yansın cân u dil
Merhamet kıl, merhamet kıl yâ Rahîm

Kevser-i vaslınla kansın cân u dil
Merhamet kıl, merhamet kıl yâ Rahîm

Bu kıtalar Şeyhî zeylinde aktarılan örnektir; bütün divanın yerine geçirilmemiştir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Uşşâkîzâde İbrâhim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 993-995; Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 3, s. 1976-1977.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİZâkirzâde Abdullah EfendiAtbâzârî Osman Fazlı, Zâkirzâde Abdullah Efendi’ye intisap ederek hilâfet aldı.TALEBESİ / HALİFESİİsmâil Hakkı Bursevîİsmâil Hakkı Bursevî Atpazarî Osman Fazlı'ya intisap etti; tarikat âdâbını tamamlayıp hilâfetle Bursa ve Üsküp çevresine gönderildi.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

TARİHÎ MEKÂNEvvela Muradiye CamiiEvvela Muradiye Camii , Sefîne-i Evliyâ kişi kayıtlarında 1 ayrı bağlamda anılır. Evvela Muradiye Camii'nde, sonra Cami'-i Arik'te, Yahya Paşa Camii'nde ve bi'l-ahare İshak Bey, !sa Bey ve Mustafa Paşa Camii'lerinde va'z etmiş, kendine eski bir zaviye verilmiştir. Bağlantılı şahsiyetler: Şeyh Osmân Fazli Efendi.TARİHÎ MEKÂNYahya Paşa CamiiYahya Paşa Camii , Sefîne-i Evliyâ kişi kayıtlarında 1 ayrı bağlamda anılır. Evvela Muradiye Camii'nde, sonra Cami'-i Arik'te, Yahya Paşa Camii'nde ve bi'l-ahare İshak Bey, !sa Bey ve Mustafa Paşa Camii'lerinde va'z etmiş, kendine eski bir zaviye verilmiştir. Bağlantılı şahsiyetler: Şeyh Osmân Fazli Efendi.TARİHÎ MEKÂNMustafa Paşa CamiiMustafa Paşa Camii , Sefîne-i Evliyâ kişi kayıtlarında 1 ayrı bağlamda anılır. Evvela Muradiye Camii'nde, sonra Cami'-i Arik'te, Yahya Paşa Camii'nde ve bi'l-ahare İshak Bey, !sa Bey ve Mustafa Paşa Camii'lerinde va'z etmiş, kendine eski bir zaviye verilmiştir. Bağlantılı şahsiyetler: Şeyh Osmân Fazli Efendi.