Ara
Menü

MELÂMETİLİK VE MELÂMETÎLER

1.400 kelime · kısa başlangıç

Bazıları melâmetiyi şöyle tarif etmişlerdir: “Melâmetî, iyiliğini açıklamayan, kötülüğünü de gizlemeyen kimsedir.” Bunu şöyle izâh edebiliriz: Melâmetî; damarlarına varana kadar, bütün benliği ile ihlâsı içine sindirmiş, sıdkı elde etmiş bir kimsedir. O, bu durumda kimsenin, hâline ve amellerine vâkıf olmasını sevmez. Bize, Şeyh Ebû Zûr’a el-Makdısî, Huzeyfe el-Yâmânî’nin şöyle dediğini rivâyet etti. Rasûlullah’a (sav): “İhlas nedir, Yâ Resûlallah?” diye sordum, Efendimiz (s. a. v) de: “Ben de: “İhlasın ne olduğunu?” Cebrâil’e sordum, dedi ki: “Ben de: “İhlasın ne olduğunu?” Cenâb-ı Hakk’a sordum, şöyle buyurdu: “İhlâs, benim sırlarımdan bir sırdır. Onu, kullarımdan sevdiğim kimsenin kalbine emânet olarak korum.” 39 Melâmetîlerin ihlâsa sarılma konusunda özel ve ayrı bir hususiyetleri vardır. Onlar, sâhip oldukları hâl ve amellerin gizlenmesi kanaatindedirler ve onları gizlemekten büyük tad alırlar. Öyle ki; melâmetîler, amel veya hallerinden birinin bilinmesinden, suç işleyen bir kimsenin suçunun ortaya çıkmasından korktuğu gibi korkar. Çünkü melâmetinin gözünde ihlas her şeyin üstündedir ve ona sımsıkı…

Okumaya kaldığınız yerden devam edin.

Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.

Giriş yapÜcretsiz üye ol