Kendilerini bazen “Kalenderi” bazen de “Melâmetî” diye isimlendiren bir grup, sûfiler arasında zikredilmektedir. Az önceki bölümde melâmetînin hâlini zikrettik. Onların hâlinin şerefli bir hâl, yüce bir makam, sünnet ve hadislere sımsıkı sarılmak, ihlâs ve sadâkati elde etmek olduğuna işâret ettik. Onlar, bazı fitneye düşmüş kimselerin düşündüğü gibi kötü bir durumda değillerdir. “Kalenderîye”ye gelince bu isimle, kendilerine kalp safa ve sarhoşluğunun hâkim olduğu, bu sebeple âdetleri terk eden, meclis ve toplantı edeblerine bağlı kalmayı bir kenara iten, kalp hoşluğu içinde hareket eden birtakım kimselere işâret edilmektedir. Bu kimselerin farz amellerin dışında fazla bir amelleri yoktur. Şeriatın ruhsat verdiği bütün dünyevî tat ve lezzetlerden faydalanmakta bir sakınca görmezler. Çoğu zaman ruhsatlarda kalırlar; azimeti ele geçirmeye çalışmazlar. Bununla beraber, dünya malı toplama ve çoğaltma gibi bir dertleri de yoktur. Çileyi tercih eden âbid, zâhid ve çilekeşlerin hâline de girmezler. Onların, kalblerinin hoşluğundan ve safâsından başka bir arzu ve arayışları yoktur. Kalenderî ile melâmetî…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.