HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve lakabı
Kaynakta tam adı Bedreddin Mahmud el-Hâlî şeklinde verilir; “Beñli Mahmud Efendi” adıyla tanındığı belirtilir. Günümüz yazımında lakabı Bengli veya Benli biçimlerinde görülebilir. Onu aynı dönemde yaşamış başka Mahmud Efendilerden ayıran başlıca işaretler Larende doğumlu oluşu, Bursa’daki tedris görevleri ve Haydar Paşa Medresesi’nin ilk müderrisi olmasıdır.
Larende’de doğumu ve ilk çevresi
Karaman vilâyetinin merkezi Larende’de, bugünkü Karaman’da doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. Kaynağın lakabına yaptığı kelime oyunları onun yüzündeki bir benle tanındığını düşündürür; ancak biyografik bakımdan güvenilir olan unsur, “Beñli Mahmud” adının çağdaş çevrede yerleşmiş bir şöhret adı olmasıdır.
Hoca-zâde Mehmed Çelebi’nin dersleri
İlmî tahsili sırasında Mustafa Paşa Medresesi müderrisi Hoca-zâde Mehmed Çelebi’nin ders halkasına katıldı. Bu eğitim, Osmanlı medrese mesleğine giriş için gerekli olan yüksek tahsil safhasını oluşturdu.
Babası Hayreddin Efendi ve mülâzemet
Daha sonra babası Hayreddin Efendi’nin hizmetine bağlandı ve onun yanında mülâzım oldu. Böylece ilmiyye mesleğinde öğretim görevlerine çıkmasını sağlayan resmî çizgiye girdi. Kaynakta babasının hangi Hayreddin Efendi olduğuna dair ayırt edici ek bir künye verilmediğinden, mevcut kişi kayıtlarından herhangi biriyle tahminî bağlantı kurulmamıştır.
Bursa Çendik Medresesi
İlk müderrislik görevi yirmi beş akçe yevmiye ile Bursa’daki Çendik Medresesi idi. Bu görev, kariyerinin alt dereceli medreselerden başlayan düzenli tedris çizgisini gösterir.
Ferhadiye ve Kadri Çelebi medreseleri
Çendik Medresesi’nin ardından otuz akçeli Ferhadiye Medresesi’ne, daha sonra kırk akçeli Kadri Çelebi Medresesi’ne geçti. Bu medreselerde yüksek ilimleri okutmayı sürdürdü; görevlerindeki ücret artışı ilmiyye hiyerarşisindeki ilerleyişini yansıtır.
Şeyh Vefa Camii’ndeki imtihan
973 yılı Cemâziyelevvelinde, kırk akçeli medreselerden ayrılmış müderrisler için Şeyh Vefa Camii’nde bir imtihan düzenlendi. Bengli Mahmud; Zekeriyyâ Efendi, Arabzâde Abdürraûf Efendi, Deli Kerim Efendi, Seyfî Efendi ve Ayas Efendi ile birlikte ilmî yeterliliğini sundu. İlk atamalarda bazı adaylar medreselere yerleştirilirken kendisi beklemede kaldı.
Haydar Paşa Medresesi’nin ilk müderrisi
974 yılı Muharreminde Haydar Paşa Medresesi inşa edilmeye başlanınca ilk müderrislik görevi Bengli Mahmud Efendi’ye verildi. Bu kayıt onun kariyerindeki en belirgin makamdır. Medrese tamamlanmadan vefat ettiği için burada uzun bir tedris dönemi geçiremedi.
Ebüssuûd Efendi kalemindeki görev
Atâyî, onun bir dönem Ebüssuûd Efendi’nin yanında fetva kâtipliği yaptığını bildirir. Bu görev, müderrislikten önce veya görevleri arasındaki bir safhada fetva yazımı ve hukukî meselelerle doğrudan ilgilendiğini gösterir.
Secde-i sehiv meselesi
Kaynak, fetva kâtibi olduğu sırada kendisine sorulan secde-i sehiv meselesine halk arasında yaygın fakat ilmî bakımdan hatalı bir cevap yazdığını; Ebüssuûd Efendi’nin işaretine rağmen yanlışı hemen fark edemediğini anlatır. Atâyî bu olayı ağır ve hicivli bir dille nakleder. Hadise, kişiyi bütünüyle değersizleştiren bir hüküm olarak değil, tabakat yazarının ilmî yeterliliğine yönelttiği somut bir tenkit olarak okunmalıdır.
İlmî şahsiyetine dair kaynak hükmü
Atâyî, Bengli Mahmud’un ilmî kudretini sınırlı bulurken kalp kuvveti, dindarlığı ve kemale yönelişi üzerinde durur. Görünüşünün sade, tabiatının gösterişten uzak olduğunu; hâlindeki salâhın ilminden daha baskın bulunduğunu söyler. Bu değerlendirme övgü ile eleştiriyi birlikte taşıyan bir tabakat portresidir.
Vefatı
978 yılı Şâban ayında, Haydar Paşa Medresesi’nin yapımı henüz tamamlanmadan vefat etti. Bu hicrî tarih milâdî olarak 1570 sonu ile 1571 başına karşılık gelir. Kaynak defin yerini bildirmediği için ona tahminî bir kabir veya tekke bağlantısı eklenmemiştir.
Osmanlı eğitim tarihindeki yeri
Bengli Mahmud Efendi’nin hayatı, taşradaki bir ilim merkezinden İstanbul’daki yüksek medrese çevresine ulaşan XVI. yüzyıl müderris kariyerinin somut bir örneğidir. Onu önemli kılan bir tarikat kuruculuğu veya telif külliyatı değil; Larende, Bursa ve İstanbul arasında ilerleyen öğretim hayatı, toplu ilmiyye imtihanına katılması ve yeni kurulan Haydar Paşa Medresesi’nin ilk müderrisi olmasıdır.