ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Vefa”
01Vefâiyye
Ebü'l-Vefâ İbrâhim eş-Şâmî'ye nispet edilen, İstanbul ve Balkanlara uzanan kol.
Vefâiyye
Ali b. Vefâ ve ailesi çevresinde Mısır’da gelişen Şâzelî kolu.
Vefâyîzâde Muğlavî Mustafa Efendi
Vefâyîzâde Muğlavî Mustafa Efendi (884/1479–968/1560-61), Muğla'dan Mekke, Horasan ve Semerkant'a uzanan; Emir Buhârî'den inâbet alan âlim ve şeyhtir.
Abdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa Efendi
Abdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa Efendi (1636-1691), babası Abdülahad Nûrî Sivâsî’nin terbiyesinde yetişen; onun vefatından sonra yaklaşık kırk yıl Mehmed Ağa Zâviyesi postunu taşıyarak Sivâsî-Nûrî irşad ve kurum hafızasını sürdüren Halvetî şeyhidir.
Abdülkādir-i Geylânî
Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.
Abdüllatîf en-Nakşibendî
Abdüllatîf en-Nakşibendî (ö. 1563-64), Emîr Buhârî’nin halifesi Hâce Mahmud Efendi’nin müridi, damadı ve Fâtih’teki hânkāhın halefidir; İstanbul’daki erken Ahrârî-Nakşibendî mirasını tekke, sohbet ve kitap hizmetiyle sürdürmüştür.
Abdülmelik Atâ
Abdülmelik Atâ, Arslan Baba’nın torunu ve Mansûr Atâ’nın oğludur. Babasının 1197’deki vefatından sonra irşad mevkiine geçmiş; oğlu Tâc Hâce’yi yetiştirerek Zengî Atâ’ya ulaşan Yesevî aile ve terbiye zincirini sürdürmüştür.
Abdürrezzâk Şâban Efendi
Abdürrezzâk Şâban Efendi (ö. 1098/1686-87), İnebolu çevresinden İstanbul'a gelerek Kasımpaşa Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığı yapan; 1668'den vefatına kadar Eyüp Sultan Camii kürsüsünde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten âlimdir.
Acem Hoca Sâdık
Acem Hoca diye tanınan İsfahanlı Sâdık (ö. 1132/1719-20), İstanbul Fethiye'deki Sinan Paşa Medresesi'nde talebelere Farsça öğreten; Türkçe ve Farsça şiir örnekleri Vekāyi‘u’l-Fuzalâ'da korunan şair ve hocadır.
Ahmed er-Rifâî
Ahmed er-Rifâî (512/1118 – 578/1182), Batâih bataklıklarındaki Ümmüabîde'de irşad eden Rifâiyye'nin pîri; “ebü'l-alemeyn” unvanıyla anılan âlim-sûfî, kerameti değil edeb i esas alan ve tekkesinde her gün binlerce kişiyi doyuran mürşid.
Akşemseddin
Akşemseddin (792/1390, Şam – Rebîülâhir 863 / Şubat 1459, Göynük); Fâtih'in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair. Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifesi ve Bayramiyye'nin Şemsiyye kolunun kurucusudur .
Amasyalı Bebr Mehmed Efendi
Amasyalı Bebr Mehmed Efendi (ö. 1005/1596), Ebüssuûdzâde Ahmed Çelebi’nin çevresinde yetişen, Edirne Üç Şerefeli’de muîdlikten Bursa ve İstanbul medreselerine yükselen; Konya kadılığına giderken yolda vefat edip İznik’e defnedilen Osmanlı âlimidir.
Atpazârî Seyyid Osman Fazlı Efendi
Atpazârî Osman Fazlı Efendi (1632–1691), Şumnu’da doğup Zâkirzâde Abdullah Efendi’nin terbiyesinde yetişen; Aydos, Filibe ve İstanbul’da irşad faaliyetleri yürüten, Ekberî-Konevî çizgide eserler veren ve Mağusa sürgününde vefat eden Celvetî şeyhidir.
Boğuk Abdullah Efendi
Boğuk Abdullah Efendi (ö. Muharrem 1108/Ağustos-Eylül 1696), Karaferye’den İstanbul’a gelerek Sultan Selim ve Fatih camilerinde vaaz eden; ses rahatsızlığı sebebiyle kürsüden ayrıldıktan sonra hacca gidip Medine’de vefat eden Osmanlı âlimidir.
Anz
(عا رض) ç Avârız. Engel, gelip gecici sey. tas. a Nefs ve seytandan gelip ruh ve kalplere ârız olan ve kötüye kılavuzluk yapan arzular, düşman tarafından kurulan tuzaklar, yola konulan engeller. Düşman denilen Şeytan ve nefsten gelen her şey ârızi olabilir (si 419). b Silikin ilerlemesini engelleyen her şey ârız olup, bunlara avârız-ı tarik (yol engelleri) denir. a Yanak, yüz, çehre, b tas, İman nurunun tecelli edip irfan kapılarının açılması ve hakikat güzelliği üzerindeki perdenin kalkması. Vücut nurlarının mazharı (115). Nola gönlüm ârızın isterse canım kâmetin Resmdir âlemde bülbül gül sever pervâne sem' Fuzüli Ar-i azim—Makt-i kebir رعظيم — مقت كبر) le) Büyük ayıp ve ağır vebal. taş. Ahdi bozmak, yoldan dönmek, ahdine vefa göstermemek, vaadinde durmamak, vefasızlık, sadakatsızlık (x1). “Niçin yapmadıklarınızı söylersiniz” (Nahl, 91). Arif i. ves. ar, (Gy le) ¢. Arifun, Urefa. Bilen, vakif, asina, tamyan, anlayish, kavrayışı mükemmel, irfan ve marifet sahibi. tas. Allah Teala'nın kendi zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşahede ettirdiği kimse, Müşahede ve temaşadan hasıl olan bilgiye marifet, bu bilgiye sahip olan şahsa da arif denir (x1), Âlim aynı hususları yakin yoluyla bilir. Keşf ve müşahede yoluyla, yani manevi ve ruhi tecrübelerle Allah hakkında zevki ve vecdi bilgilere sahip olana arif-i billah veya yalnızca arif; arifin bu yolla tanıdığı Allah'a Maruf denir. “Arif, kendisi sustuğu halde diliyle Hakk'ın konuştuğu kimsedir.” “Arif su gibidir, içinde bulundugu şeyin rengini ve şeklini alır.” “Arifi hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla durulur.” “Arif kendi varlığından fani, Hak ile bakidir.” “Arif Allah'a cehennemden kurtulmak veya cennete girmek için değil, Cenab-ı Allah'ın hakki olduğu için O'na ibadet eder. İbadeti ve ubüdiyeti en doğal görev bilir; hiçbir karşılık bekle- meden ibadet eder” (sr 61). İbn Arabi arifin dış âlemde Şeyler (eşya) yaratma gü- cüne sahip olduğunu ve bu gücün onun himmeti olduğunu söyler. (iFH 6. Fas). Onun yarattığı şeye mahluk-u arif denir. Arif süfilikte kâmil insandır. “Nefsini bi- len Rabb'ini de bilir.” Bkz. Marifet, Himmet. aD CC £_£_ ———>>—ŞŞXŞ—Ş— ال if
Baka
١ ar. / vefa edemeyişleri: Buk'a mübareke M eler (sav bitlere bekkâ (¢ Bulmak Bilmek ee ش) Bünâ-güş |. fars. 0 نيك Burak (5 ~ x tür 1 4 e li Y ek. tas, Aşk 0:14553). Sevgilini Burak'ı can 1 I ها ن) عن i aşk (sp ikat mutasavvıflar daha Bürhan ١ Ktukları Sl$ Burcu'l evliya Vi”. iki حق) K olan yer Bürhan-ı Hak How en ad 1 b Alınan müjde v7. Birkan halk 0 1 ‘ ” P.1 (يت) ١ ve anlatma y Bat 1 fars. d 4
Buk'a
Yer, mekân, belde, diyar. tas. Türbe, yatır. Baka i. Bu yerde kabul olur dualar Bu buk'ada bahş olur âtâlar n kot Evliya burcu demiş zira ki hâk-i eşrefi vefa « Buk'a buk'a evliyâu'llâha olmuş mezar yaşın Fuzüli nırla Buk'a-ı mübareke Mübarek yer, ziyaret yerleri, türbeler (sav). abitle Bulmak Vecd. Bkz. Bilmek, ağlar
Bit
لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |
Bükâ
Ağlama, gözyaşı dökme, girye. tas. Zahitler ve süfiler yaptıkları kötü işlere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde vefa edemeyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz yaşının pek çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna inanırlar. “Az gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder. Ağlamakla ünlü zahit ve âbitlere bekkâ denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten ağlarlar. Bkz. Ağlama.
Cefa
x, Iskence, azap. 2. tas. Sâlikin, gönlünü marifet ve temaşaya kapatması. Sevgilinin vefasızlığı. Bir dil-rübaya düştü gönül mubtelâsı çok Aşkın safası yok değil amma cefası çok Ş. Yahya Cefâ vu cevr ile mu'tadem onlarsız nolur halim Cefâsına hadd u cevrine pâyân olmasın yâ Rab Fuzüli Cefr/Cifr i. ar. (Giz) İlm-i huruf, simya, sayı ve harflerle geleceği bilme (TM 10:246, TK 1:223). Celvet Cefr ise ehl-i kerâmet işidir Kim görür ehlin anın kim işidir Anı eşhasa iyân etmezler Akçe zımnında beyân etmezler Vehbi
Dostluk
Maddî veya mânevî bir karşılık beklemeden kurulan sevgi ve bağlılık. Tasavvuf dilinde kulun Hakk’a muhabbetini ve Hakk’ın kuluna yakınlığını anlatır; çıkar ilişkisine değil sadakat, vefa ve teslimiyete dayanır.
Firâk
Ayrılık, hicran. Tasavvuf şiirinde âşığın sevgiliden, sâlikin mânevî vatanından veya vahdet şuurundan uzak kalışını anlatır; karşıtı visâl dir. Firâk yalnız fizikî uzaklık değildir. Kalbin gaflet yüzünden huzur ve yakınlık duygusunu kaybetmesi de ayrılık diliyle anlatılır. Ölmek âsân âşıka, bir dem firâk-ı yâr güç; Böyle müşkül dert esîri hastaya tîmâr güç. Nef‘î
Icabet
Cevaplama, kabul etme, davete olumlu cevap verme. tas. Kulun hak ile olan ahd ve peymanı. Hak ile sohbet iki kelimeyle özetlenir: İcâbet ve istikâmet. Icabet ahittir, istikamet ahde vefa etmektir. Icabet şeriattır, istikamet hakikattir (sr).
İstihsan
Taliplerin yararını ve müritlerin iyiliğini düşünen muta- | savvıfların, bu maksadı gerçekleştirmek için kendi içtihat ve kanaatlariyle ortaya | koydukları, güzel gördükleri için savundukları hususlar. Hırka giydirmek, çile çıkarmak, tekke inşa etmek, semâ yapmak, toplu zikir gibi. Ayet ve hadis olmadığı için bu hususlar mutasavviflarin ve meşayihin istihsanıyla caiz ve müstahap görülmüştür. Mutasavvifenin istihsanı (tasvibi) fıkıh âlimlerinin istihsanına (tasvibine, bir hususu isabetli bulmalarına) benzer. Evliyadan sâdır bid'at-ı hasene Enbiyâdan vârid sünnet-i seniyye gibidir! İstikamet i ar. (de l=. 1) >. Dürüstlük, doğruluk, istikrarlı tutum. 2. tas. a Ahde vefa, taahhütlere sadakat. b Her hususta ifrat ve tefritten sakınarak itidal yolunda, yani sırat-ı müstakimde yürümek. ¢ Dinin emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma konusundaki devamlılık. d Her çeşit tutum ve davranışın esası olan ve onlara değer kazandıran temel fazilet. e Bir insanın sağa sola sapmadan hayat boyu takip ettiği çizgi (KR 94; cr). Mümin Fatiha Suresi'ni namazda okurken istikamet üzere olmayı nasip etmesini Allah'tan niyaz eder. İtikamet üzere olana müstakim denir. Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni Müstakim ol ki Hazret-i Allah utandırmaz seni Said Paşa İstikamet olur elbette sebeb-i serdâri Oldu ol yüzden elif kafile-salar-1 hurüf Eşref Paşa İstikamet kerâmetten üstündür (KR 94) Gü msi aaa, NN UM İstitar — Tecelli
Kanberiye
Hz. Ali'nin Sadık ve vefakâr kölesi Kanber'e nispet edilen, ehl-i beyte bağlılığı, erenlere hizmeti ve mücerretliği simgeleyen, baba tarafından tekbir getirilerek kuşatılan bir kemer (Grp 186), Kandil geceleri tar. يل) 4:3) Bkz. İhya geceleri, | ‘antara i ar, Köprü, yüklü miktarda mal, tas. Dünya. Zira dünya ahiret cihetine geçmek için bir köprüdür. “Dünya bir köprüdür, üzerinden geçiniz, ama tamir etmekle ugrasmayiniz,”
Kol
Şube. tas. Tarikat kurucusu şeyhin ölümünden sonra çeşitli guruplara ayrılan tarikat şubeleri. Tarikati kuran şeyh vefat edince, bazen halifelerinden her biri bağımsız bir şeyh olarak ortaya çıkar ve çevresinde birçok mürit toplar. Halifelerden her birinin çevresinde toplanan gruba kol adı verilir, Kollar genel olarak bu kolu kuran şeyhin adıyla anılır. Bazı hallerde ise tarikat kuran şeyhten sonra onun halifelerinden biri bu tarikatın adap ve erkânını tespit eder, bazı ufak tefek değişiklikler yapar. Böyle halifelere pir-i sani denir. Bu da bir kol sayılır. Fakat kollarda bir değişikliğin olması şart değildir. Koruyucu veli Bekçilik yapan ermiş, bir şehri ve beldeyi koruyan ve bekleyen veli. Bkz. Veli, Sahip.
Dımaşk (evi ve medfeni)
Şam · Suriye · 4 Zilhicce 1050'de (17 Mart 1641) doğduğu, yedi yıllık halvetini geçirdiği, İbnü'l-Arabî derslerini okuttuğu ve 24 Şâban 1143'te (4 Mart 1731) vefat edip defnedildiği şehir; kabri kendi evindedir. İlişkili kişi dosyası Abdülganî en-Nablusî : Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.
Abdülkādir-i Geylânî Külliyesi
Bağdat · Irak · Vefat ettiği ve medfun bulunduğu yer; Kādiriyye'nin âsitânesidir. Bağdat ve çevresindeki Geylânî seyyidleri Moğol ve Timur istilâlarında şehri terketmek zorunda kaldıklarında bile cedlerinin türbesinin bulunduğu bu yere dönmüşlerdir.
Balım Sultan Türbesi, Hacıbektaş
Nevşehir · Türkiye · Hacı Bektâş-ı Velî Türbesi'nin yanındadır; kapı kitâbesinde Hacı Bektaş soyundan Resul Balı'nın oğlu olarak gösterilir — nesebi hakkındaki üç iddiadan birinin tek yazılı dayanağı budur. İlişkili kişi dosyası Balım Sultan : Balım Sultan (Hızır Balı, ö. 922/1516 [?]), Dimetoka’daki Kızıldeli çevresinden Hacıbektaş pîr evine gelen; Bektaşiyye’nin merkezî teşkilâtını, mücerredlik ve on iki post erkânını sistemleştirdiği için pîr-i sânî kabul edilen mutasavvıftır.
Yiğitbaşı Türbesi, Seyyid Hoca mahallesi
Manisa · Türkiye · İrşadını sürdürdüğü tekkenin yanındaki türbe; 910/1504'te vefatında buraya defnedilmiştir. Zamanla yıkılan tekkenin yerine Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir. Konum şehir merkezine göre yaklaşıktır.
Fâtih Camii Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Kırk üç yıl türbedarlığını yaptığı Fâtih Sultan Mehmed Türbesi'nin bulunduğu cami; 9 Mayıs 1920'de vefatında buradaki hazîreye defnedildi. Mezar taşındaki yazı müridi Evrenoszâde Sâmi Bey'indir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Amiş Efendi : Ahmed Amiş Efendi (1807-1920), Tırnova’daki muallimlikten Fatih sertürbedarlığına uzanan hayatında Kuşadavî irşadı sohbet, melâmet ve teveccüh merkezli bir yöntemle İstanbul’un ilim ve kültür çevrelerine taşıdı.
Sofya
Sofya · Bulgaristan · 1137 Şevvalinde kendisine tevcih edilen ve vefatına kadar elinde kalan kadılık; selefi Babadağlı Ali Efendi’dir. İlişkili kişi dosyası Rıfkî Hemşirezâdesi Ahmed Efendi : Rıfkî Hemşirezâdesi Ahmed Efendi (ö. 1726), Mahmud Paşa Mahkemesi kâtipliğinden medrese ve Sofya kadılığına ilerleyen Osmanlı âlimidir.
İmam Rızâ Türbesi
Meşhed · İran · Tûs'un Nûkan kasabasında vefat edip Hârûnürreşîd'in yanına defnedildiği yer; hâtırasını yaşatmak için yöreye Meşhed adı verildi. Kabri üzerine içi değerli madenlerle tezyin edilmiş bir türbe yapılmıştır.
Süleymaniye Camii hazîresi
Fatih, İstanbul · Türkiye · 8 Zilkade 1311'de (13 Mayıs 1894) vefat edip defnedildiği yer. İlişkili kişi dosyası Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî : Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî (1813–1894), hadis öğretimini Hâlidî-Nakşibendî irşadıyla birleştiren; Fatma Sultan Camii çevresinde tekke, matbaa, yardımlaşma sandığı ve kütüphane ağı kuran etkili Osmanlı âlim ve sûfîsidir.
Dîrînî Camii
Dîrîn (Neberuh) · Mısır · Doğduğu ve vefatında defnedildiği, Garbiye vilâyetine bağlı Neberuh’un doğusundaki Dîrîn köyünde yaptırılan ve adına nisbet edilen camidir. Cami ile çevresindeki binalar zamanla harap olmuşsa da çeşitli dönemlerde tamir edilerek ibadete açık tutulmuştur. Bugün de burada cumartesi günleri zikir, safer ayında ise bir anma (mevlid) töreni düzenlenmektedir.
Akşemseddin Türbesi, Göynük
Bolu · Türkiye · 863 Rebîülâhirinin sonunda (Şubat 1459) vefat edip defnedildiği yer; türbe vefatından beş yıl kadar sonra yapılmış, sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmed Sâdullah'a aittir. Oğullarından Mehmed Sâdullah ve Nûrullah da burada yatar. Kapı üzerindeki inşa kitâbesi vefat tarihini doğrular.
Gürgenç (Köhne Ürgenç)
Köhne Ürgenç · Türkmenistan · 618'de (1221) Moğol katliamı sırasında öldüğü Hârizm merkezi. Cesedinin bulunamadığı (Reşîdüddin) veya enkaz hâline gelen hankahına defnedildiği (Yâfiî) rivayet edilir; türbe ve zâviye günümüze ulaşmıştır.
Lofça
Lovech · Bulgaristan · Tekke açtığı ve 1095/1683'te vefat ettiği şehir; nisbesi buradandır. Balkan dağlarının kuzey eteğinde, Filibe, Troyan ve Teteven'e komşudur. İlişkili kişi dosyası Ali Fâzıl Lofçavî : Ali Fâzıl Lofçavî (ö. 1095/1683-84), Debbâğ Ali er-Rûmî’den aldığı Ramazânî terbiyeyi Lofça’da temsil eden ve Ali Alâeddin Köstendilli’ye irşad icâzeti veren Rumeli şeyhidir.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Altın Silsile: Kırk Halka
Nakşibendî geleneğin kırk halkasını dönem adları, aktarım biçimleri ve farklı silsile tertiplerine dair ihtiyat notlarıyla birlikte okuyan ana dosya.
Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî'nin Hayat Haritası
1813 Mahalletü'l-Kübrâ'dan 1887 Ustrumca'ya uzanan eğitim ve irşad yolculuğu üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Şâbân-ı Velî: Hayatı ve Kastamonu'daki İrşadı
İhtilaflı doğum kayıtlarından 1569'daki vefatına uzanan kaynaklı biyografi üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şihâbeddin Ömer es-Sühreverdî’nin hayatı, eserleri ve kamu görevi
Sühreverdî’yi yalnız tekke şeyhi değil, âlim, vaiz, müellif ve diplomatik görevler üstlenen tarihî bir şahsiyet olarak ele alan dosya.
Râbia ve Habîb Anlatılarını Nasıl Okumalı?
Menkıbe, kronoloji ve öğretici kurgu. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Niyâzî-i Mısrî Dosyası
Hayat, sürgün, eser, şiir ve Mısriyye çevresi. Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5 tam metni üzerinden hazırlanmış editoryal dosya.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Kübreviyye–Mevleviyye Temasları
Kurumsal soy bağı iddiasından tarihî ve mânevî temas alanına. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Mevleviyye'nin Kurumlaşması ve Şehir Ağı
Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi'den Osmanlı mevlevîhânelerine uzanan kurumsal tarih TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin
Sayfalar 37–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · nur, herhangi bir kimseyi çağırır gibi Yâ Ahmed, Yâ Muhammed diye çağırırsanız bütün hayırlı amellerinizi iptal etmiş olursunuz. Siz, bunun farkına bile varamazsınız. Dikkat ediniz
Sayfalar 36–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır. Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli haz