HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı ve kimliği
XVII. yüzyıl tabakat müellifi Şeyhî Mehmed Efendi bu âlimin biyografisini “eş-Şeyh Abdürrezzâk Şa‘bân Efendi” başlığı altında verir. Metnin ilk cümlesinde onu “eş-Şeyh Şa‘bân” diye anar ve “Şeyh Abdürrezzâk Efendi demekle meşhur” olduğunu bildirir. Bu farklı kullanım sebebiyle adı kaynak ve kataloglarda Abdürrezzâk Şâban, Şâban Abdürrezzâk veya yalnız Şeyh Abdürrezzâk biçimlerinde görülebilir.
“Şâban” unsurunu Şâbâniyye tarikatına mensubiyet işareti saymak doğru değildir. Ana kaynak açık bir tarikat, mürşid, tekke postu veya hilâfet kaydı vermez. Aynı şekilde “şeyh” unvanı da burada tek başına tarikat şeyhliğini kanıtlamaz; Osmanlı ilmiye ve vaaz çevrelerinde saygı ve meslek unvanı olarak da kullanılabilmektedir.
İnebolu çevresinden İstanbul'a
Abdürrezzâk Şâban Efendi, Anadolu'da İnebolu kasabası civarında doğdu. Doğduğu köy, ailesi ve doğum tarihi kaydedilmemiştir. Kaynak, dinî ilimlerin farklı alanlarını tahsil ettiğini “maârif-i ulûmu tahsil, mantûk ve mefhûmun gereklerini tamamlamak” ifadeleriyle anlatır. Bu tarif, yalnız halka vaaz veren bir hatip olmadığını; metin okuma, anlama ve aktarma için düzenli bir medrese tahsilinden geçtiğini düşündürür.
Tahsilinden sonra Osmanlı başşehri İstanbul'a geldi. Taşradan merkeze uzanan bu hareket, XVII. yüzyılda ilmiyeye katılan pek çok âlimin meslek yoluyla benzerdir. İlk bilinen görevi, Kasımpaşa'da Servi Mahallesi'ndeki Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığıdır.
Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığı
Şeyhî, onu bu mescidde yalnız namaz kıldıran görevli olarak değil, “imam ve halka önder” anlamındaki ifadelerle anar. Mahalle mescidindeki imamlık; namaz, Kur'an öğretimi, temel dinî bilgi, cemaatin gündelik meseleleri ve yerel irşadın aynı şahısta birleştiği bir hizmetti. Abdürrezzâk Efendi'nin daha sonra büyük bir caminin vaizliğine yükselmesi, Kasımpaşa'daki bu döneminin meslek hayatında hazırlayıcı bir basamak olduğunu gösterir.
Kızanlık Çeşme Mescidi'nin adı, biyografinin coğrafyasını belirleyen ana kayıttır. Bununla birlikte günümüzde aynı adla anılan yapı veya yerlerin tarihî mescidle özdeşliği ayrıca vakıf ve harita belgeleriyle doğrulanmadan kesin koordinat verilmemelidir.
Eyüp Sultan Camii vaizliği
Safer 1079'da, milâdî Temmuz-Ağustos 1668'de, İspirî Ali Efendi'nin ardından Eyüp Sultan Camii vaizliğine tayin edildi. Bu görev sıradan bir mahalle kürsüsünden farklıydı. Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin türbesini çevreleyen büyük ziyaret ve ibadet merkezindeki vaizlik, İstanbul'un geniş ve hareketli dinleyici topluluğuna hitap etmek anlamına geliyordu.
Kaynak onu burada “vaiz ve nasihatçi”, ilim pınarından irşada susamışlara bilgi ulaştıran bir hoca olarak tasvir eder. Bu ifadeler tabakat dilinin övgülü üslubunu taşımakla birlikte, görev türünü açık biçimde gösterir: hadis ve tefsir bilgisini cami kürsüsünde halka aktararak öğretim ile irşadı birleştirmiştir.
Hadis ve tefsir birikimi
Şeyhî'nin verdiği nitelemeler arasında “ilim denizlerinin dalgıcı”, “vaiz ve hatırlatıcı”, “muhaddis ve müfessir” ifadeleri bulunur. Bunlar onun özellikle hadis rivayeti ve Kur'an yorumu alanındaki birikimiyle tanındığını gösterir. Fakat adına bağlanan müstakil bir tefsir, hadis kitabı veya risale bugün için tespit edilmiş değildir.
Bu nedenle onu eser sahibi bir müellif gibi göstermek yerine, sözlü tedris ve vaaz geleneğinin temsilcisi olarak değerlendirmek gerekir. Bilgisi, Kasımpaşa'daki imamlık ve Eyüp Sultan'daki kürsü hizmeti üzerinden dolaşıma girmiştir.
Vefatı ve görev devri
Abdürrezzâk Şâban Efendi 1098 yılında, milâdî 1686-87'de vefat etti. Kesin gün ve ay ile kabir yeri ana biyografide belirtilmez. Vefatı üzerine boşalan Eyüp Sultan Camii vaizliği Şeyh Süleyman Efendi'ye tevcih edildi. Görev halefinin kaydedilmesi, Osmanlı vaizlik kürsülerindeki devamlılığı ve tabakat müellifinin meslek zincirine verdiği önemi gösterir.
Şeyhî onu ilim sahibi, sâlih ve kurtuluşa ermiş bir kişi olarak anar. Eldeki güvenilir biyografik çerçeve; İnebolu çevresindeki doğumu, İstanbul'daki tahsilli âlim kimliği, Kasımpaşa imamlığı, 1668'den itibaren Eyüp Sultan vaizliği ve 1686-87'deki vefatıdır. Bunların dışında tarikat silsilesi, eser, mezar veya menkıbe üretmek kaynakların taşıdığı sınırı aşar.