Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 36–43
yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır.
Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli hazretleri Kâ'be-i Muazzama'ya varır. Senelerce önce bir dağ geçidinde kendilerini soyan eşkiya reisinin ağlayıp inleyerek Kâ'beyi tavaf ettiğini görür, bir kenara çekilerek onun da tavafını bitirmesini bekler ve yanına giderek elinden tutar ve sorar:
— Bu ne hal yahu?
Sabık eşkiya reisi gözyaşları ile cevap verir:
— Allahu tealâ ile taklidi münasebetimiz, el-hamdü lillâh bizi tahkike ulaştırdı. Rabbime, mâ'siyyet ile yaptığım ibadetler, mâ'siyyetimi mahbubiyyete çevirdi, der ve Şeyh Şibli'nin kolları arasında teslim-i ruh eder.
Görülüyor ki, o şakinin bile Rabbi ile ilgi ve ilişkisini kesmemesi, onu o zilletten kurtarmış ve tövbe ile aziz etmiştir.
Nice şakiler, böylece said olmuşlardır. Onun için, insan her hal ve kârda, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun, nerede olursa olsun, Rabbiyle münasebetlerini kesmemelidir. Rabbilâlemiynin kerem ve âtıftine nihayet yoktur. Fakat, mü'mine lâyık olan günah ve isyanları terkederek tövbe kapısından geçmek, aşk-ı ilâhiyyi Resûl-ü zişânın mübarek ellerinden içmek, ölmeden önce bu dünya âleminden göçmektir.
Ölmeden önce ölenler, daha bu âlemde iken olanlardır.
Bu âlemde olanlar, ölmezler. Ölen hayvandır. Ölmeden önce ölenler, ölüm acısını duymayanlardır. Bu âlemde iken bilen, bulan ve olanlardır, fâniden bâkiyi görenlerdir. Bâki'nin rizasına erenlerdir. Bâki'de beka bulup zat cennetinin güllerini derenlerdir. Cemal-i lâ yezali müşahede ile satâ sürenlerdir.
Bu derecelere vasıl olabilmek için ise, Muhammed kapısından geçmek gerektir. Sıbgatullah ile boyanmaksızın, o kapıdan geçilmez. Kur'an-ı aziym reçetesi olmaksızın, her biri birer şifa ve rahmet olan âyet-i kerime ilâcından içilmez. Isyan ve günahlara perhiz edilmeksizin, Hak sofrası açılmaz. Kişi, saf ve hâlis bir iyman ve itikad ile Muhammed kapısına dayanmalı,
günah ve isyan kirlerini tövbe suyu ve istiğfar sabunu ile arındırmalı, Allah boyası ile boyanmalı, Besmele-i şerife ile gaflet uykusundan uyanmalı, Kur'an kaynağından doya doya içerek kanmalıdır ki, kalbi nura, göğsü sürura, amelleri şu'ura erişsin, sadrı islâm ile şerholunsun ve safaya kavuşsun.
Zâhir bâtın bir gerek, birlik eri halinde;
Dünya âhiret bir adım, aşk erinin yolunda...
Ateşe konulan demir, ateşe tahavvül ettiği gibi, muhabbette muhabbet zahir olur. Züleyha ise aşkı ile Yusuf'una vasıl olur. Yakup gibi gözü yaşlı ve hüzünlü ise, Yusuf için ağlaması gülmeye ve hüznü surura tebeddül eder. Yusuf aleyhisselâm gibi sıddık olan köle iken mahbub olur, sultan olur. Onun için Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemde pişen, muhabbette de pişer ve muhabette pişenden de çiğ kalan olmaz, FEZA'- UL-EKBER'de yüzü sararıp solmaz ve kararmaz, mahcup ve perişan kalmaz, mizânda bigâne ve divanda divane bırakılmaz, sıratı düz ve gecesi gündüz olur.
Sırat-ı müstakiymde sabit ol ey kardeş! BIL — BUL — OL!.. Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın, olmadan göremezsin. Tevfik ve inayeti Allahu tealâ'dan, şefaati Resûl-ü müctebâ dan bekle... Yolcu, yolunda gerek... Bir yoldan gel-' mişsin, bir ağaç altında oturmuş ve biraz da uyumuşsun, biraz sonra uyanacak ve yoluna devam edeceksin... Gördüğün darlık ve varlık rü'yâdan başka bir şey değil... Bütün insanlar uyuyorlar, ölüm geldiğinde uyanacaklardır, buyurulmuştur.
Ölüm, büsbütün yok olmak demek değildir. Ruhun, bedenden ayrılmasıdır. Olüm, ruhla beden arasında hâ'il olup, ruhun tekrar o cesede girmesine engel olur. Ölüm, bir evden bir eve, bir ülkeden bir ülkeye nakletmek, göçmek gibidir.
Ölüm, fakirin kulübesine de padişahların ve kralların saraylarına da aynı pervasızlıkla girer.
Mü'minin, âhiret âlemindeki ilk süruru ölümdür, ölümü ile başlar. Allahu azim-üş-şân, mü'min kullarına dünya hayatındaki iyman ve ibadetlerinin, ihlâsının, hayır ve hasenâtının
ecrini ölümleri ânında ihsan buyurur, onlara ebedi ni'netlerini, ikramlarını, iltifatlarını o zaman gösterir. Bu ilâhi mükâfatları gördüğü gün, mü'minlerin ilk sürurları başlar ve devam eder.
Taberâni'nin Ebû-Malik'ten istihraç ettiği bir Hadis-i şerife göre, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, şöyle dua buyurmuşlardır:
— Yâ Rabbi! Risalet ve nübüvvetimi hak bilerek bana iyman eden ümmetime, ölümü sevdir...
Ebu-Hureyre radıyallahu anh, haber vermiştir ki:
(Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
— Her ölen kimse, pişmanlık duyar, buyurduklarında kendilerinden bunun sebebini sorduk. Saadetle şöyle buyurdular:
— Olen, iyman ve ibadet sahibi salih bir kişi ise, din kardeşlerine ihsan ve ikramda bulunmuşsa, âhiret ni'metlerini görünce dünyada iken ihsan ve ibadetlerini çoğaltmadığına pişman olacaktır. Eğer, ölen günahkâr ise, dünyada tövbe ve nedametle Hakka rücû etmediğine, ibadet ve tâ'atte bulunmadığına pişman olacaktır.)
Bu Hadis-i şerif, TIRMIZI adındaki Hadis kitabında zikredilmiştir.
Cabir Radıyallahu anh da buyuruyor ki:
(Cenab-ı fahr-i Risaletmeab efendimizin âlem-i cemale intikal buyurmalarından üç gün evveldi. Huzur-u saadetlerinde bulunduğumuz sırada şöyle buyurmuşlardı:
— Ey ashabım!.. Sizlerden biriniz, âhirete göçerken Rabbil-âlemiyne hüsn-ü zannile ruhunu teslime hazırlansın. Bir kavim, Allahu tealâ'ya sû-i zan ederse, Mevlâyı müte'al hazretleri o kavme şöyle buyurur:)
Ve zâliküm zannükûmüllezi zanentüm bi-rabbiküm erdakûm fe-asbahtüm min-el-hâsiriyn...
Fussilet: 23
(İşte, Rabbiniz celle şâne hakkındaki bu fena zannınızdır ki, sizi helâke sürükledi, bu sebeple hüsrana düşenlerden oldunuz.)
Mu'az ibn-i Cebel radıyallahu anh, rivayet etmişlerdir:
(Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün ashabına şöyle hitap buyurdular:
— Ey ashabım!.. Kıyamet günü Allahu tealâ'nm mü'minlere ilk hitabını haber vereyim mi?
- Lûtfet yâ Resûlallah!..
— Allahu tealâ, kıyamet günü mü'minlere şöyle buyuracaktır: (Ey mü'minler! sizler beni sevdiniz miydi?) Mü'minler cevap verecekler: (Evet yâ Rabbi!.. Kalplerimizi biliyorsun, bizler zât-ı ülühiyyetini sevmiş ve iyman etmiştlk.) Allah celle, tekrar hitap buyuracak: (Neden ve ne sebeple beni sevmiştiniz?) diye soracaktır. Mü'minler: (Yâ Rab! affi ve mağfiretini rica ettiğimizden seni sevmiş ve sana iyman etmiştik...) diye cevap verince, hitab-ı izzet şeref-sadir olacak: (Öyle ise şimdi mağfiretim size vacip oldu...) buyurularak bütün ehl-i iyman af ve mağfiret olunacak ve cennet ile mlikâfatlandınılacaktır.)
Mü'minlerin, Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerine hüsn-ü zannetmeleri lâzımdır. Zira, bir Hadis-i kudsi'de: (BEN, KU- LUMUN BANA OLAN ZANNI GİBİYIM...) buyurulmuştur. Allahu talâ'nın CELAL'i ve CEMAL'i vardır. Fakat: (SEBAKAT RAHMETİ ALÂ GADABI) buyurulmuştur. Yani, Allahu sübhanehu ve tealâ biz âciz ve günahkâr kullarına karşı, rahmetinin gazabını geçtiğini beyan ve ilân buyurmuşlardır.
Bir başka gerçeği daha arzedeyim:
Allahu talâ'nın rahmetini yüz cüz olarak kabul etsek, dünyada gördüğümüz bunca ni'metler, rahmetinin yüzde bir cüz'üdür. Doksan dokuz cüz'ünü ise, âhirette mü'min kullarına vâ'd buyurmuştur ki, ebedi âlemde ehl-i iymanı doksan dokuz cüz rahmeti ile şad-ü handân edecektir.
Allahu tealâ'yı sev aziz kardeşim ve onun rahmet ve mağfiretinden sakın ümidini kesme!.. Ona tevekkül et, teslim ol, tevhid eyle ve tasdik etmekten geri durraa... Rabbine, daima
hüsn-ü zanda bulun ve onun affına ve mağfiretine sığın ki, günahkâr bile olsan rahmet ve mağfiretine mazhar olabilesin. ' Allahu tealâ'ya hüsn-ü zannetmeyenler ancak kâfirler ve münkirlerdir. Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri, kulunun zannına göre tecelli buyurur. Cemalini, affını, keremini, rahmet ve merhametini, lûtuf ve inayetini uman kuluna öyle tecelli buyurur.
Celâlini azabını, ikabını uman kuluna da öyle tecelli buyurur.
Yani, hüsn-ü zan edene cemaliyle, sû-i zan edene de celâliyle tecelli buyurur.
HİKÂYE Ibn-i Eb-id-dünya ve Beyhaki, ŞU'AB-UL-IYMAN adlı eserde Ebû-Imâme'den istihraç ve hikâye etmişlerdir ki:
Şam'da tanıdığım bir zatın, âsi ve azgın bir yeğeni vardı.
Bu genç adam Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ'ya iyman etmişti ama, her türlü günahtan, isyandan ve kötülükten de kendisini alıkoyamıyordu. Babası ve amcası kendisini bir kaç defa bu kötü yoldan çevirip tövbe ettirdilerse de, tövbelerinde sebat edemedi ve kötülüklerinden vazgeçemedi. Dövdüler olmadı, nasihat ettiler tutmadı, para ve menfaat vâ'dettiler yutmadı, sözün kısası ne yaptılarsa bildiğinden şaşmadı ve caymadı.
Günün birinde, bu haşarı delikanlı korkunç ve amansız bir hastalığa yakalandı, günden güne sarardı ve soldu, içine ölüm korkulanı doldu. Yatağa esir olmuş ve artık günlerini saymaga başlamıştı.
Birgün, amcası kendisini ziyarete geldi ve aralarında şöyle bir konuşma oldu:
— Oğlum, neden söz dinlemedin? Bunca nasihatimize rağmen neden doğru yola gelmedin? Ömrünü ve gençliğini isyanlarla ve günahlarla geçirecek yerde, Hakka yönelseydin, iba det ve tâ'at etseydin hakkında daha hayırlı olmaz mıydı? Bu halinle ölüm sana erişirse, âkibetinin ne olacağını düşünüyor musun? Ahirete ibadetsiz, amelsiz ve elleri boş nasıl gideceksin? Inşa'allah, Allahu tealâ sana sıhhat ve âfiyetini iade ve
ihsan buyurur, bu hastalıktan kurtulursun ve doğru yola ge lirsin.
Rikkat ve merhametle kendisine bakarak ağlayan amcasına, hasta genç şöyle cevap verdi:
— Amcacığım, neden bu kadar ümitsizsiniz? Yarın, kıyamet gününde Rabbim beni anneme teslim ederek (Oğlunu bu haliyle sana veriyorum. Onu istersen cennete, istersen ellerinle cehenneme at... Oğlun hakkında tatbik olunacak muamele tamamiyle sana aittir...) buyursa, annem acaba beni cennete mi koyar, yoksa cehenneme mi atar?
— Annen olarak elbette şefkati galip gelir ve seni cehenneme atmağa elbette gönülü razı olmaz, kendisine selâhiyyet de verildiğine göre herhalde cennete koyar.
— Annem, nihayet benim gibi âciz ve nâçiz bir insan iken halime merhamet ederde, yerlerin ve göklerin sahibi ve Erhamer-râhimiyn olan Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerinin rahmet ve merhameti ondan fazla değil midir?
— Elbette Allahu sübhanehu ve talâ'nın rahmeti, bütün mahlûkatın merhametinden ziyadedir.
— O halde, anneme bahşolunan bu selâhiyyet ve merhametle beni cehenneme atmağa kıyamazken, Rabbim bana merhamet buyurmaz mı? Bu zelil ve günahkâr kulunu mutlâka affına ve mağfiretine mazhar buyurur. Çünkü, benim Rabbime karşı hüsn-ü zannım vardır, dedi.
Bir müddet sonra, bu genç adam öldü ve kendisini kabrine bizzat amcası indirdi, üzerini kerpiçlerle örttüler. Fakat, li-hikmetillah bu kerpiçlerden birisi düştü ve kabirde bir delik açıldı. Amcası, bu delikten içeriye baktığı zaman yeğeninin mezarının nur ile dolmuş olduğunu hayretle gördü, kabir âdeta genişlemiş ve ferahlamıştı. Kendisine hâtıftan bir sada geldi:
— Rabbim, zât-1 ecelli â'lâsı hakkındaki hüsn-ü zannımı lûtfen ve tenezzülen kabul buyurarak beni affetti ve cennete iletilmemi emr-ü ferman buyurdu, denildi.
Aç gözün âlem-i kübrâsın sen, Eşref-i mazhar-ı Esmâ'sın sen...
Ey âşık-ı sadık!
Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerine güven, ona teslim ol, onun rahmet ve merhametinden sakın ümidini kesme, ondan razı ol ve onun rizasını dilen, Rabbine daima hüsn-ü zanneyle, sakın sakın sû-i zanda bulunma... Hak celle ve alâ, kendisine hüsn-ü zannedenleri sever, sû-i zannedenleri hiç sevmez.
Ebû Yâ'lâ MÜSNED'inde bu Hadis-i şerifi Ibn-i Eb-id-Dünyâ'dan, o da Enes Bin Malik'ten, Ibn-i Enes de Temimdari'den ve Temimdari de Resûl-ü Rabbil-âlemiyn ve âlihi salâvatullahil Mûiyn efendimizden rivayet etmişlerdir:
Allahu sübhanehu ve tealâ, Azrail aleyhisselâma emr-ü ferman buyurur:
— Ya Azrail!.. Benim, şu veli kuluma git. Onu bana getir.
O kulum benim rizam üzeredir. Ruhunu, rikkatle ve zahmetsizce kabzeyle...
Bu emr-i ilâhiyyi telâkki eyleyen Azrail aleyhisselâm, o kulun rif'atine binaen beraberine beşyüz kadar melek alır, kendisine giydirmek için cennetten elbiseler temin eder, hepsi güzel kokular sürünürler. Azrail aleyhisselâm, ruhu kabzolunacak zatin baş ucuna oturur. Melekler, beyaz cennet elbiselerini, ölmek üzere bulunan o zata giydirirler. Altına da beyaz ipekli kumaşlar sererler. Cennetten getirdikleri güzel kokuları kendisine sürerler. Açılan bir kapıdan kendisine cenneti, cennetteki makamını ve derecesini gösterirler. Küçük bir çocuk ağladığı zaman annesi, babası ve yakınları kendisiyle nasıl merhamet ve şefkatle ilgilenirlerse, melekler de o zata aynı şefkat ve merhameti gösterir ve avuturlar. Makamına göre, cennette işgal edeceği sarayı, hurileri, gılmanları ve cennet ni'metlerini gözlerinin önüne getirirler. Ruhunu teslime hazırlanan o zata, melek-ülmevt:
— Ey temiz ve tâhir ruh!.. Cennetin zevk ve safasına çık, diye hitabeder ve bir ana evlâdına nasıl şefkatle davranırsa
ondan kat kat fazla bir şefkat ve merhametle taltif ve tatyip ederek yağdan kıl çekercesine ruhunu kabzeder ve o zat, meleklerin şu hitabı ile karşılanır:
",511 Selâmün aleyküm üdhul-ül cennete bimâ küntüm tâ'melûn...
En-Nahl: 33 (Allahu talâ'nın selâmı ve selâmeti üzerinizde olsun. İşlediğiniz salih amellere karşılık, Allahu lealâ'nın fazl-ü keremiyle cennete girin...)
Bu âyet-i kerime, işte bu âşıklar zümresi hakkındadır:
Elleziyne teteveffahüm-ül-mel'iketü tayyibiyne yekulûne selâmün aleyküm ûdhul'-ül cennete bima küntûm tâ'nelûn...
En-Nabl: 32 (Melekler, pâk ve âsude oldukları halde onların ruhlarını kabzederler ve Allahu talâ'nın selâmı ve selâmeti üzerinizde olsun. İşlediğiniz salih amellere karşılık, Allahu talâ'nın fazl-ü keremiyle cennete girin, derler.)
Şu müjdeleyici üyet-i celile de, ârifler zümresi hakkındadır:
ESIllE Foommâ in kâne min-el mukarrebiyne fe-revhun ve reyhânün ve cennetû na'ym...
El-Vaki'a: 88 (Eğer, o vefat eden Allahu tealâ'ya yakın olan kullardan ise, onun için rahatlık, rahmet, güzel bir rızık ve na'im cenneti vardır.)