Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 29–35
rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler.
Kâfirler, münafıklar ve zâlimler ise, kendilerini bekleyen korkunç âkıbeti görüp bildiklerinden, cemaatlerine: (Beni nerelere götürüyorsunuz? Aceleniz ne? Beni götürmeyin!..) diye yalvarırlar. Ölüm acısını tattıkları ân, gözlerinden perde kaldırılmış ve inkâr ettikleri âlem kendilerine gösterilmiştir. Mâ'ruz kalacakları azabı farkettiklerinden rezara girmek istemezler. Bu öyle bir azaptır ki, üçyüz kılıç darbesi kadar acı ve şiddetli olan ölüm acısı bile onun yanında hafif kalır. Kendilerine azap edecek yılanları da görür ve bilirler. Zira, bu yılanlar hariçten gelmiş değildir, onların kendi çirkin ve kötü amelleri yılan şekline girerek kendilerini beklemektedirler. üfür veya inkârlarını, kötülük veya haksızlıklarını, zulüm ve isyanlarını, Allahu tealâ korkunç birer yılan haline getirmiş, akrep, çıyan ve benzeri zehirli hayvanlar şekline sokmuştur ve ona inkâr ve isyanlarının, kötülüklerinin ve haksızlıklarının acısını böylece tattıracaktır.
Insan, âhiretteki hayatını buradan hazırlar. Mü'minler cennete ve cennetteki makamlarına buradan nail oldukları gibi kâfirler, münafıklar ve zâlimler de kabirdeki azaplarını, cehennem ateşinde yakılmalarını yine burada iken görürler ve bilirler. Ahireti, dünyasına tercih eden maksat ve muradına erer.
Dünyasını âhirete tercih eden ise, hüsran içinde kalır.
Allah azze ve celle, Kur'an-ı aziyminde:
Küllü nefsin zâ'ika't-ül-mevt ve innemâ tüveffevne ücûreküm yevm-el kıyameh femen zuhziha an-in-nâri ve udhil-el-cennete fekad fâz ve melhayat-üd-dünyâ illâ metâ'ul-gurur…..
Al-l Imran: 185
(Her netis, ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü, hayır veya şer amellerinizin karşılığı tamamen verilecektir. Kim ateşten uzaklaştınlarak cennete konulursa, muradına ermiş olur. Dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.)
Buyurmaktadır ki, bu âyet-i kerime salih kullar için bir müjde olduğu kadar, dünya hayat ve menfaatine mağrur olup aldanarak hak ve hakikatten sapıtan kâfirler ve münkirler için son derece kokutucudur. Orada, herkes hayır veya şer amelinin karşılığı ne ise, onu alacaktır. Cehennem ateşinden uzaklaştırılarak cennete konulanlar, maksat ve muratlarına ererken, inkârcı kâfirler de ateş azabını tatmağa başlayacaklardır.
Şurasını aslâ unutmamak gerekir ki, âhiret ni'met ve lezzetleri yanında dünya ni met ve lezzetleri bir hiçtir. Dünya ni'metleri tâni, gelip geçici ve elden çıkıcıdır, insanları aldatıcı ve azdırıcıdır.
Hani, bazı açıkgöz satıcılar mallarının özürlü ve bozuk olan yanlarını, elçabukluğu ve ustalıkla müşterilerine göstermezler ve onu satarak aldatırlarsa, dünya hayatına aldananlar da o özürlü ve bozuk malı alan alıcı gibidirler. Dünya hayatının gurur meta'ı olması, dünya hayatını âhiret ni'metlerine tercih eden kimseler içindir. Her kim, dünya hayatı ile âhireti talep ederse, o dünya hayatı kendisini menzil-i maksuduna ulaştırır.
Dünya hayatı, gölge gibidir. Uzerine gittikçe senden uzaklaşır.
Ondan yüz çevirirsen, peşinden koşar.
Ecelin gelmeden muhkem tut işi, Ellerin boş gitme bundan ey kişi!..
Ey Hakka talip ve rizaya ragıp olan kardeşler!..
Aklı olan, geçmişi gözden geçirir, ibret alır ve dünyanın ziynetine malına, mülküne, servetine, altununa, gümüşüne, yemesine ve içmesine aldanmaz. Hattâ, bütün bu saydıklarımız meşrû ve helâl yollardan elde edilmiş bile olsa yine aldanmaz.
Dünyanın fâni olduğunu, yüzyıllar boyunca her gelenin gittiğini, kimsenin kalmadığını ve karar etmediğini, hiç kimseyi ma-
lının, mülkünün, parasının ve servetinin ölümden kurtaramadığını, dünya hayatının bir rü'yâdan farklı olmadığını öğrenir,.
bilir ve anlar. Olümün, ergeç, önünde sonunda kendisine de geleceğini düşünür, ne olacağını ne yapacağını hesaplar, âkıbetini ve âhiretini teminat altına alabilmenin tek yolunun, ebedi âlemde tek kurtuluşun Hakka hakkıyle kul olmak, kulluk görevlerini hakkıyle ve lâyıkıyle yapmak olduğunu fark ve temyiz eder. Günahlarına tövbe istiğfar eder, yaptığı kötülüklere pişman olur, Hakkı bulur ve onun rizasını kazanınağa çalışır.
Elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar hayırlı ve yararlı işler görmeğe, Rabbine ibadet ve tâ'at etmeğe gayret eder. Uzun, yorucu ve yıpratıcı bir yolculuk olan âhiret seferi için kendisini hazırlar ve hazırlanır, tedarik görür, azık edinir. Basit bir dünya yolculuğunda valizine mendil koymayı ihmal eden veya unutan kişinin, bu küçücük bez parçası için ne kadar sıkıntı çektiğini idrak ederek, ebedi yolculukta hiçbir şey unutmamağa, hiçbir şeyi ihmal etmemeğe çalışır. Seter emri almış ve fakat hareket etmesi için henüz emir gelmemiş bir asker gibi, yolculuğa hazır bulunur, beraberinde silâhını, cephanesini, komanyasını, lüzumlu bütün eşya, esliha ve teçhizatını bulundurur. Bu yolculuğa hazırlıkları olmayanların, ne kadar sıkıntı çektiklerini iyi bilir.
Evet, herkes öleceğini bilir ama, ölüm nöbetinin kendisine ne zaman geleceğini hiç kimse tayin ve tesbit edemez. Onun için, aklı başında olanlara, her ân ölebileceğini düşünerek hazırlıklı ve tetik bulunmaları gerekir. Bu hazırlığın ilk ve en önemli şartı, kötülükleri terketmek, o zamana kadar işlediği günahlara pişman olarak tövbe ve istiğfarda bulunmak, eşi, dostu, tanıdigı ve ahbabıyla helâllaşmak, beş vakit namazlarını, şartlarına ve erkânına dikkat ve riayet ederek kılmak, ramazanda muntazaman oruçlarını tutmak, zengin ise zekâtını ve sadakasını vermek ve hacca gitmek, helâlinden kazanıp helâl yemek ve içmek, üzerinde hiç kimsenin hakkını bulundurmamak, eliyle ve diliyle hiç kimseye zarar vermemek, yalandan, gıybetten (Dedi-kodu'dan) kinden, hasedden sakınmak, hâsılı Allahu talâ'nın bütün emirlerine uymak ve nehiylerinden
kaçınmak ve nefsini MUTMA'İNNE'ye eriştirmeğe himmet ve gayret etmek bu yol hazırlığının belli başlı şartlarıdır.
Allah korusun, bunun aksi olarak tövbesiz, ibadetsiz, amelsiz olanlar ve üzerlerinde kul hakkı bulunanlar, ölümü akıllarına bile getirmeyenler için ölüm ve ölüm sonrası gayet vahim ve son derece korkunç olacaktır. Bazı âlimler: (İymansız ölüme sebep olan isyanlardan Hakka sığınırız...) buyurmuşlardır. Bahsedilen bu isyan dört maddeden ibarettir ki, bunları kendisinde bulanların âhirete iymansız göçmelerinden korkulur:
1) Tembellikle namazlarını terketmek 2) Allahu talâ'nın şiddetle men'ettiği şarap, rakı ve emsali sarhoşluk verici ve akıl giderici şeyleri içmek 3) Meşrû işlerde ana ve babaya âsi olmak ve onları mahrum bırakmak 4) Mü'minlere zulüm ve eziyyet etmek Işte, bu kötü ve çirkin fiil ve hareketler, kişinin âhirete iymansız göçmesine sebeptir, denilmiştir.
Sevgili kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım!..
Dikkat buyurulursa, namazın farz olduğunu inkâr denilmemiştir. Farz olduğunu kabul ve ikrar ettiği halde, tembelliğinden ötürü terkedenler tabiri kullanılmıştır. Zira, namazın farz olduğunu inkâr etmek, islâm dininden çıkmak demektir.
Bu bakımdan namazın farz olduğunu inkâr edenler kâfir ve fakat tembelliklerinden dolayı terkedenler ise günahkâr ve âsi olurlar. Ancak, namaz kıldıkları halde, tâ'dil-i erkânına riayet etmeyenler de, terkedenler gibidirler. Yine, namazlarını kıldıkları halde başkalarının hak ve hukukuna dikkat ve riayet etmeyenler, kendilerini haramdan önleyemeyenler de, şartlarına ve tâ'dil-i erkânına uysalar bile, kıldıkları namazlarının, bu ecrini Allahu sübhanehu ve tealâ, hak sahiplerine verir ve bu gibilerin namazları kendileri için yorgunluktan başka bir şey olmaz.
Namaz, insanı bütün kötülüklerden, haksızlıklardan, yol-
suluklardan, Allahu talâ'nın kesinlikle men'ettiği ve Resûl-ü müctebâ'nın kınadığı bütün fenalıklardan alıkoyuyorsa, o gerçek namazdır ve mü'minin mi'râcıdır. Kötülükleri ve haksızlıkları terketmeden kılınan namazlar, kulu Rabbine ulaştırmaz, belki uzaklaştırır.
Ne var ki, kendilerini kötülüklerden ve haksızlıklardan men'edemeyenler, büsbütün ibadet ve t'atten el çekmemelidirler. Allahu talâ'nın o kuluna birgür hidayet buyurması umulur. Kul, ne kadar günahkâr dahi olsa, Rabbiyle alâkasını aslâ kesmemelidir. Saatlerin, günlerin, ayların ve yılların da insanlar gibi şereflileri vardır. Kendisini kötülüklerden alıkoyamayanların böyle şerefli bir vakitte edeceği dua sayesinde rahmet-i ilâhiyye'ye mazhar olması mümkündür. Bir çok kötülük işleyenler, böylece rahmet-i ilâhiyye'ye nail olmuşlar ve salih kişiler zümresine girmişlerdir. Nice âsiler mûti ve nice şakiler said oluvermişlerdir. Onun için, kişi kendisini kötülüklerden uzaklaştıramadığı için Allah'sız ve ibadetsiz kalmamalıdır.
Olabilir ki, Rabbini unutmaması ve hattâ kusurlu olarak ibadet etmesi sayesinde Allahu sübhanehu ve talâ'nın hidayetine mazhar olur, taklidi tahkike tahvil olunur.
HÎKAYE Asr-1 saadette, Medine-i münevvere'de bir genç adamın haramlardan sakınamadığını Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyete ves-selâm efendimize arz ve şikâyet ettiler. İki cihan serveri, kendilerinden o gencin namaz kılıp kılmadığını sordular.
— Yâ Resûlallah!. Hem namaz kılıyor, hem de Allahu tealâ'nın men'ettiği şeyleri yapıyor, karşılığını alınca saadetle şöyle buyurdular:
— Namazını kılıyorsa, kıldığı o namazlar kendisini birgün bütün kötülüklerden alıkoyar.
Gerçekten de öyle oldu, genç adam namaz kıla kıla, iyilerle bir arada ola ola kötülüklerden vazgeçti, Kur'an-ı kerimi Enver-il-Kulûb, Cilt 3 - F: 3
okuyup dinleyerek, hak sohbetlerinden öğütler alarak kalbi yumuşadı, huzuruna varıp el ve gönül bağlayanı mahrum etmeyen Allahu zül-celâl vel-cemâl hazretleri onun da şekavetini saadete tebdil buyurdu.
Ey ehl-i iyman!..
Sizlere soruyorum? Iyman edip, namaz kıldığı ve oruç tuttuğu halde kötülüklere devam eden mi hayırlı yoldadır?
Yoksa, iyman ettiği halde namaz kılmayan ve oruç tutmayan mı iyi yoldadır? İyınan etmediği gibi, namaz, oruç, ibadet ve tâ'atin ne olduğunu dahi bilmeyen ve olanca gücüyle kötülüklere devam ve israr eden mi iyi yoldadır?
Elbette, iyman ve ibadet etmeyen ve üstelik kötülüklere devam eyleyenlerden, iyman ettikleri halde kötülüklere devam edenler daha üstündür. Zira, bunların iymanları vardır ve iymanlarının onları birgün tövbe ve nedamete ve daha sonra da ibadet ve tâ'ate ileteceği umulur. İymansızlar ise, yine iymansızlıkları sebebiyle ibadet ve tâ'ate yönelemezler. Hele, iyman ve ibadetleri bulunduğu halde kötülüklerden vazgeçemeyenlerin iyman ve ibadetlerinin kendilerini günün birinde o kötülüklerden vazgeçireceği inancındayız.
İnsaf ile düşünerek kendi kendimizi muhakeme edelim ve hayatlarımızın muhasebesini yapalım. Çoğumuz, gençliğimizde böyle değil miydik? Fakat, el-hamdü lillâh iymanımız vardı, ibâdetimiz vardı ve günün birinde tuttuğumuz yolun yol olmadığını anladık, hakka ve hakikate yöneldik ve şükürler olsun bu hale ve bugünlere geldik.
Ya, büsbütün iymansız ve ibadetsiz olanlar böyle mi? Toplum içinde öylelerini de görüyor ve halimize şükrediyoruz. Çünkü, onların herşeyden önce imanları bulunmadığı için ibadet. ve tâ'at akılarına bile gelmiyor, kendilerine göre bir yol tutturmuş gidiyorlar. Ne söz dinliyorlar, ne ibret alıyorlar, ne tövbe edebiliyorlar, hattâ yaptıklarından dolayı pişman bile olmuyorlar. Rabbim, hiçbir kulunu bu hale düşürmesin.
Onun için, kişi günahkâr dahi olsa, Allahu tealâ'yı unutmamalı ve elinden geldiği kadar ibadette bulunmalıdır. Bu ibadelerinin, günün birinde affolunmalarına ve hidayete ermele-
rine sebep olacağı umulabilir. İsyan ile ibadeti cem'etmek hiç yakışık almaz ama, ibadetsiz isyanlar da insanı önünde sonunda mutlâka helâke götürür. Bir çok günalkârın iyman ve ibadetleri, kendilerini tam bir ihlâs ile tövbeye sevketmiş, seyyi'atları hasenâta tebdil ve tahvil buyurulmuştur. Zira, unutmamalıdır ki hasenât daima seyyi'atı giderir.
HİKÂYE Büyük Hak velilerinden Şeyh Şibli (Kuddise sırruh) bir kervanla bir yerden bir yere giderken, eşkiya tarafından yolları kesilmiş ve soyulmuşlardı. Kervanda bulunan bir zat, bir torba hurma çıkararak, herşeyleri çalınan yol arkadaşlarına:
— Karnı acıkan bu hurmalardan buyursun alsın! demiş ve herkes birer avuç alarak nefsini körletmeğe çalışmış. Eşkiyanin reisine de buyur etmişlerse de:
- Ben oruçluyum, demiş ve yememiş.
Biraz sonra, namaz vakti gelmiş ve hepsi kalkıp namaza durmuşlar, oruçlu olduğunu söyleyen eşkiya reisi de onlarla birlikte namaza kalkmış. Cemaatle namazlarını kılmışlar ve sohbet etmeğe başlamışlar. Eşkiya başı, Şeyh Şibli hazretlerine dönerek:
— Oruç tutup, namaz kıldığım halde eşkiyalık yaptığıma şaştınız değil mi? diye sormuş. Şeyh Şibli hazretleri çekinmeden cevap vermiş:
— Evet, Hakka ibadet ettiğiniz halde, böyle bir günah iş- Irmeniz çok çirkin, demiş. Eşkiya:
— Yalnız sizi soysaydım, Allahu tealâ'ya ve peygamberlerine iyman etmeseydim, ibadet ve tâ'atte bulunmasaydım, daha mı iyi olurdu? dediğinde Şibli:
— Hayır, hiç eşkiyalık yapmasaydın ve yalnız iyman ve ibadete devam etseydin, hakkında daha hayırlı olurdu, cevabını vermiş, eşkiya reisi:
— Kötülük yapıyorum, günah işliyorum diye Rabbimden