Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Mevlânâ'nın çevresi
Mevleviyye'nin tarihi Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile başlar; fakat tarikatın teşkilatlı biçimi onun hayatına aynen geri götürülemez. Mevlânâ bir âlim, müderris, sûfî ve şairdi. Çevresinde derslerine ve sohbetlerine katılan müridler, halifeler, aile mensupları ve şehir ileri gelenlerinden oluşan geniş bir topluluk vardı. Semâ ve musiki de bu çevrenin mânevî hayatında yer tutuyordu. Bununla birlikte bağımsız Mevlevîhâneler, merkezi idare, çelebilik makamı ve ayrıntıları belirlenmiş mukabele düzeni sonraki kuşakların eseridir.
Hüsâmeddin Çelebi dönemi
Mevlânâ'nın 672/1273'teki vefatından sonra oğlu Sultan Veled'e yapılan ısrarlara rağmen irşad makamına Hüsâmeddin Çelebi geçti. Mesnevî'nin yazılmasına vesile olan Hüsâmeddin Çelebi, Mevlânâ'nın en yakın mürid ve halifelerindendi. Onun yaklaşık on bir yıllık post dönemi, Mevlânâ çevresindeki topluluğun devamlılığını sağladı. Bu sebeple Mevlevî post silsilesi Mevlânâ'dan doğrudan Sultan Veled'e atlatılmamalıdır.
Sultan Veled'in teşkilatçılığı
Hüsâmeddin Çelebi'nin 1284'te vefatı üzerine Sultan Veled irşad makamına geçti. Babasının görüşlerini anlatan eserler yazdı; sohbet ve semâ meclislerini sürdürdü. Anadolu'nun siyasî bakımdan parçalı olduğu bir dönemde Selçuklu hanedanı, Moğol yöneticiler ve Türkmen beyleriyle ilişkiler kurdu. Vakıf gelirlerini korumaya, yeni vakıflar oluşturmaya ve elden çıkan malları geri almaya çalıştı.
Amasya, Kırşehir ve Erzincan gibi merkezlere halifeler göndererek zâviyelerin oluşmasına zemin hazırladı. Buna rağmen Sultan Veled'in kendisine mahsus, klasik dönemdeki anlamıyla tam teşekküllü bir tekkesi yoktu; medrese, mescid, cemaat mekânı ve evlerde zikir, sohbet ve semâ meclisleri düzenleniyordu. Konya Mevlevîhânesi türbe çevresindeki yapılaşmanın ilerlemesiyle şekillendi.
Ulu Ârif Çelebi ve yayılma
Sultan Veled'in ardından oğlu Ulu Ârif Çelebi'nin irşad makamına geçmesi tarikat tarihinde dönüm noktasıdır. Ulu Ârif Çelebi Sivas, Tokat, Bayburt, Erzurum, Tebriz ve Sultâniye'den Kastamonu, Denizli, Kütahya ve Birgi'ye kadar geniş bir coğrafyada seyahat etti. Germiyan, Aydın, Menteşe ve diğer beylik çevrelerinde yöneticiler ve ileri gelenlerle ilişkiler kurdu; gittiği merkezlerde Mevlevî zâviyelerinin teşekkülünü destekledi.
Bu dönemde Mevlânâ soyundan gelen ve “çelebi” unvanını taşıyan kişilerin tarikatın idaresindeki yeri belirginleşti. Konya'daki Mevlânâ Dergâhı merkez, makam çelebisi ise geniş Mevlevî ağının başlıca temsilcisi oldu. Âyin, kıyafet ve erkânın kuruluş süreci XIV. yüzyılın ilk yarısında ilerledi; klasik mukabele düzeni daha sonraki asırlarda ayrıntılandırıldı.
Osmanlı şehirlerinde Mevlevîhâneler
Mevleviyye Osmanlı döneminde Konya, Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa, Bursa, İstanbul, Gelibolu, Halep, Şam, Kahire ve Balkan şehirlerinde önemli merkezler kurdu. Âsitâne denilen büyük merkezlerde binbir günlük çile çıkarılabilirken daha küçük zâviyeler sohbet, Mesnevî dersi ve mukabele çevresinde faaliyet gösteriyordu.
Mevlevîhâneler şiir, Farsça, Mesnevî şerhi, hat, ney ve klasik musiki öğretiminin buluştuğu merkezlerdi. Şeyh Gālib, İsmâil Dede Efendi, Kutb-ı Nâyî Osman Dede ve Zekâi Dede gibi isimlerin yetiştiği çevre, Osmanlı sanat tarihinde derin iz bıraktı. Bu kültürel güç Mevleviyye'yi yalnız saray ve bürokrasiye mahsus bir çevre yapmaz; tekke sakinleri, esnaf, talebeler, kadın muhibler ve şehir halkı da bu ağın parçasıydı.
Devlet, toplum ve savaş yılları
Osmanlı yöneticileri farklı dönemlerde Mevlevîhânelere vakıf ve imar desteği sağladı. III. Selim gibi padişahlar Mevlevî musikisi ve çevreleriyle yakın ilişki kurdu. Buna karşılık semâ ve tekke hayatı her zaman kesintisiz değildi; XVII. yüzyıldaki Kadızâdeli tartışmaları sırasında semâ yasakları görüldü.
I. Dünya Savaşı sırasında Veled Çelebi İzbudak'ın kumandasında gönüllü Mücâhidîn-i Mevleviyye birliği oluşturuldu ve Filistin cephesine gönderildi. Mevlevîhâneler aynı dönemde hastane, yardım toplama ve sığınma faaliyetlerinde de bulundu.
1925 sonrasında
Tekke ve zâviyelerin 1925'te kapatılmasıyla Türkiye'deki Mevlevî kurumlarının hukukî varlığı sona erdi. Konya'daki dergâh müzeye dönüştürüldü. Son Konya makam çelebisi Abdülhalim Çelebi'nin ardından oğlu Mehmed Bâkır Çelebi, çelebilik makamını Halep'te sürdürerek Türkiye dışındaki Mevlevîhâneleri buraya bağladı.
Semâ 1953'ten itibaren Konya'daki anma programlarında sınırlı ve kamusal biçimde yeniden görünür oldu; 1954 ve sonraki yıllarda kıyafet, repertuvar ve tören düzeni genişledi. Bu yeni bağlam tarihî tekke mukabelesiyle bütünüyle aynı değildir. Mevlevî Semâ Töreni 2005'te UNESCO tarafından başyapıt ilan edildi ve 2008'de İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi'ne kaydedildi.