ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Eşik”
01Bâharziyye çevresi
Seyfeddin Bâharzî’nin Orta Asya’daki irşad çevresi; kaynaklarda Sühreverdî tesirinin bölgesel aktarım hatlarından biri olarak ele alınır.
Şernûbiyye
Silsilesi klasik kaynakta Desûkî'ye ulaştırılan ve Mısır'da etkili olan kol.
Allâme-i Şâşî Mehmed Çelebi
Allâme-i Şâşî Mehmed Çelebi (ö. 1577), Ahî Çelebi ailesinden gelen; Zeynelâbid, Ahîzâde, Kazızâde ve Ma‘lûl Emîr Efendi çevresinde yetişerek Bursa ile Beşiktaş medreselerinde ders veren Osmanlı müderrisidir.
Bandırmalızâde Mustafa Hâşim Baba
Bandırmalızâde Mustafa Hâşim Baba (1130/1718-1197/1782-83), Üsküdar’da Celvetî terbiyesiyle yetişen; Mısır ve Hacıbektaş’ta Bektaşîlik tecrübesi kazanan, melâmet yorumunu Dîvân, Vâridât, Ankā-yı Maşrık ve Devriyye-i Ferşiyye’de işleyen mutasavvıf şairdir.
Beşiktaşlı Şeyh Mehmed Memiş Dede
Şeyh Mehmed b. Ali, “Memiş Efendi” adıyla tanınan Mevlevî şeyhidir; Yûsuf Dede’den icazet almış, 1670’te Beşiktaş Mevlevîhânesi postuna geçmiş ve 1724’e kadar vaaz, Mesnevî ve irşad hizmetini sürdürmüştür.
Beşiktaşlı Yahyâ Efendi
Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.
Beypazarlı Hacı Ali Efendi
Beypazarlı Hacı Ali Efendi (ö. 1819), Çerkeşli Mustafa Efendi’den hilâfet alan; Beşikçizâde Tekkesi’ni Halvetî-Şâbânî irşad merkezine dönüştüren ve Kuşadalı İbrâhim ile Ahmed Nâzikî’yi yetiştiren Çerkeşî şeyhidir.
Dârâ Şükûh
Dârâ Şükûh (20 Mart 1615, Ecmîr – 10 Eylül 1659, Delhi); Bâbürlü şehzadesi ve mutasavvıf. Şah Cihan'ın büyük oğlu ve veliahdı; kardeşi Evrengzîb'e yenildikten sonra mülhidlikle suçlanarak idam edilmiştir .
Ebü’l-Ferec Muhammed et-Tarsûsî
Ebü’l-Ferec Muhammed b. Abdullah et-Tarsûsî (ö. 447/1055), kaynaklarda Kudüs şeyhi diye anılan; Abdülvâhid et-Temîmî’den hırka alıp Ebü’l-Hasan el-Hakkârî’ye aktaran, Kādirî silsilenin erken âlim-sûfî halkasıdır.
Ebü’l-Feth el-Vâsıtî
Ebü’l-Feth el-Vâsıtî (ö. 632/1234-35), Ahmed er-Rifâî’nin halifesi olarak Irak’tan İskenderiye’ye giden ve Rifâiyye’yi Mısır’da yerleşik bir irşad çevresine dönüştüren sûfîdir.
Ebü’l-Hasan Ali b. Ömer el-Ehdel
Ebü’l-Hasan Ali b. Ömer el-Ehdel (ö. muhtemelen 632/1234-35), Yemen’in Tihâme bölgesinde Merâvia merkezli geniş bir irşad çevresi kuran; Ebü’l-Gays b. Cemîl’i yetiştiren ve Ehdeliyye nispetine adını veren erken dönem sûfîsidir.
Erzincanlı Şeyh Mustafa Celvetî
Erzincanlı Şeyh Mustafa Celvetî (ö. 1123/1711), Divitçizâde Mehmed Tâlib Efendi’den hilâfet alan; Şeyh Camii, Kadırga Mehmed Paşa Zâviyesi ve Hüdâyî Âsitânesinde postnişinlik yapan Celvetî şeyhidir.
Hacı Ahmed Şükrü Efendi
1853 doğumlu Hacı Ahmed Şükrü Efendi, kıraat ve medrese icâzetlerini devlet hizmetiyle birleştiren; Fetvahâne reîsülmüsevvidînliği, Mesâhif Meclisi üyeliği ve Adliye müsteşarlığı yapan, Seyyid Murtazâ’dan Kādirî hilâfeti alan Osmanlı âlimidir.
Hacı Muhammed Baba Kürkî
Hacı Muhammed Baba Kürkî (ö. 1929), Ömer Hüdâyî Baba'nın önde gelen halifesi; Köğenk postunu sürdüren ve Mustafa Hayri Baba'ya icazet vererek Malatya'ya gönderen Hâlisî şeyhtir.
Abâdile
Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Âb-rîzci
(آب ريز جى) veya Ab-rizi Su döken. tas. Mevlevi tekkelerinde apteshane temizliğiyle görevli kişi. Kennase (süpürgeci) (Po 1:7). Ab @ dane i. ar. (12 ب و 1( Su ve habbe. tas. a Hırsın ve tamahın kötülüğünü, zühtün ve kanaatin faziletini dile getiren ve bir hırka bir lokma anlamına gelen bir deyim. b Mukadder olan rızk, herkesin kısmetine düşen ekmek ve su. e Açlık. Bkz. Ca, Killet. Cihânın nimetinden kendi âb ü danemiz yeğdir Elin hâşânesinden kase-i virânemiz yeğdir Ganizâde;
Afet
ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, kulağın afeti gıybet dinlemek, elin afeti hırsızlık yapmaktır. c Sülük halinde bulunan salikin ilerlemesini engelleyen dünyevi bağlar (alaik) ve maddi عب karlar. “Süfiler için afet oğlanlarla düşüp kalkmakta, zıt görüşte olanlarla yarenlik etmekte ve kadınlardan hediye kabul etmektedir”. 4 Aşk. Dil verme gam-ı aşka ki aşk afet-i cândır Aşk afet-i cân olduğu meşhür-i cihândır Fuzali Afet-i tarik (2 bö 1) Tarikat afeti, keramet. Afitap i fars. ب) 5 1) Güneş. Afitâb-ı celal (ululuk güneşi) ve afitab-1 vücut (varlık OE
Ashap
Bir ismin başına gelirse, genellikle o isme “-cilar” ve “-cular” NN Aşina anlamı kazandırır. Orn. ashab-ı yemin (sağcılar), ashab-ı şimal (solcular) gibi. Âsitân — Âsitâne i. Jar 1 - (آمعاان >. Atabe, eşik, dergâh. 2. tas, a Tekke, dergâh. Büyük dergâh. b Bir tarikat kurucusunun veya büyük bir velinin gömülü olduğu türbe. c Amel ve ibadet. Âsitân-ı kadiriye sür yüzün onlardan ol Izziyâ! Sâhib-i selâmettir gürüh-i 1 eae Asitanin ey seh-i levlâk me'mendir bana Hak-i payin tütiyâ-yı çeşm-i rüşendir bana Asl — Fer صل - فر ع) ( +. Temel, esas, kök. 2. عم Dinin esasları tevhit, marifet, iman, yakin ve sıdk'tır. Hidayet ise esasların esasıdır. Bunlardan türeyen hallere, makamlara, amellere ve tâatlere fer ve fürü denir. Fer asla, dal ve köke bağlı olduğundan usüle riayet etmeyen vusülden mahrum kalır. Vusülsüzlük usülsüzlüktendir. Asılların aslı, edep ve erkân gözetmektir. Asl-ı âlem İnsan-ı kâmil, Aslü'l-cevheri'l-ferd İnsan-ı kâmil.
Atebe
ç. Atebat. Eşik. Bkz. Eşik, Âsitân, Dergâh.
Bu'd
Uzaklık, ırak olma, tas, Kulun Allah'ın emir ve yasaklarına uymaması hali. Tevfik ve tahkikten uzak kalması, nefsin sıfatları ve bedenin hazları ile bağlı olması. Insan Hak'tan uzak kaldığı ölçüde halka, halktan uzak kaldığı ölçüde Hakk'a yakın olur. Allah'tan uzak kalanlara bâit denir (KR, 213; SL 84; KTA 107). Bkz. Kurb, Dar. Vasil olmaz kimse Hakk'a cümleden dür olmadan Kenz açılmaz şol gönülden tâ ki pür-nür olmadan Şems-i Sivasi Bu da geçer ya Hü (in niz güzered yâ Ha) Teselli bulmak için müsibet zamanında söylenir. Buk'a i ar. (بقعه) Yer, mekân, belde, diyar. tas. Türbe, yatır. Bu yerde kabul olur dualar Bu buk'ada bahş olur âtâlar Evliya burcu demiş zira ki hâk-i eşrefi Buk'a buk'a evliyâu'llâha olmuş mezâr Fuzüli Buk'a-ı mübareke Mübarek yer, ziyaret yerleri, türbeler (sav), Bulmak Vecd. Bkz. Bilmek.
Bünâ-gûş
Kulak memesi. Tasavvuf şiirinde sevgilinin ancak dikkat ve gönül kulağıyla anlaşılabilen ince sözüne, remzine ve nüktesine işaret eder. Bu ince ifadeye “dakīka-i mahbûb” da denir.
Çile-i merdan
Bektaşilerde erlerin çilesi. 2. Hacı Bektaş'a atfedilen bir keramet. Menkıbeye göre, Hacı Bektaş kırk gün boyunca her gün bir öküz yemiş ama aptes bozmamış. Çile-i zenan Bektaşilerde kadınların çilesi. Çilenişin Çile çeken derviş. Bkz. Çile, Erbain, Halvet. Çilekeş Çile çekmekte olan derviş, cilenisin. Çileşiken Çilesini yarım bırakan derviş. Bkz. Çile, Erbain, Halvet. Çis Çilesini tamamlayan derviş. Bkz. Çile, Erbain, Halvet. Hacı Bektaş'a atfedilen bir keramet. Menkıbeye göre, Hacı Bektaş kırk gün boyunca her gün bir öküz yemiş ama aptes bozmamış. Çile-i zenan Bektaşilerde kadınların çilesi. Çilenişin Çile çeken derviş. Bkz. Çile, Erbain, Halvet. Çilekeş Çile çekmekte olan derviş, cilenisin. Çileşiken Çilesini yarım bırakan derviş. Bkz. Çile, Erbain, Halvet. Çis Çilesini tamamlayan derviş. Bkz. Çile, Erbain, Halvet.
Der-bahten
با ختن) 55) + Oyun oynamak; kumarbazlık; kumarda kaybetmek, zarara uğramak. 2..كما Önceden işlenen amellerin mahvolması ve gözden kaybolması (115). Hak âşıklarının aşkları uğruna en değerli sermayeleri olan amel ve ibadetleri bile gözden çıkarmaları. Derd-mend Dertli, ehli dert, âşık. Bkz. Dertli. Derekât i ar. (3) t Dereke. 1. Çukur; alt kat, aşağı basamak. 2. tas, Cehennemin katları. Cehennem, Lezâ, Hutame, Sair, Sakar, Cahim, Hâviye cehennemin katlarını oluşturur.
Dergâh
(« (دركا +. Eşik, atebe. 2. tas. Tekke, âsitâne, zaviye. Ne dünyadan sâfâ bulduk ne ehlinden recâmız var Ne dergâh-ı Huda’dan maâde bir ilticamız var Nef'i Bu şek, bağrımda hergün gah u bigâh Dolaştım “Ha, deyup dergah dergah Yahya Kemal
Esma-Müsemma
İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).
Üsküdar Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Beşiktaş'ta vefat edip defnedildikten on yedi yıl sonra, 24 Zilkade 1284 (19 Mart 1868) Çarşamba günü naaşının nakledildiği yer. İlişkili kişi dosyası Şeyh Abdülkâdir Ermenâkî : Abdülkādir Ermenâkî (ö. 1851), Beşiktaş Mevlevîhânesi’nde otuz üç yıl postnişinlik yapan Mevlevî şeyhidir; naaşı 1868’de Üsküdar Mevlevîhânesi’ne nakledilmiştir.
Medine-i Münevvere
Medine · Suudi Arabistan · Sefîne'ye göre hac yolculuğunda iki ay halvete girdiği yer. İlişkili kişi dosyası Neccâr-zâde Mustafa Rıza Efendi : Neccâr-zâde Mustafa Rıza Efendi (1679-1746), Celvetiyye'de Mustafa Fenâyî'nin; Nakşibendiyye-Müceddidiyye'de Arap-zâde Muhammed İlmî'nin terbiyesinden geçti. Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhi Mehmed Memiş Efendi'den Mesnevî icazeti aldı; tekkesinde hafî Hatm-i Hâcegân ile Celvetî cehrî zikrini ve Mesnevî derslerini birlikte sürdürdü.
Yûşa‘ Makamı (Yuşa Tepesi)
İstanbul · Türkiye · Yûşa‘ peygamberin kabri olduğu kabul edilen ve keşfi Beşiktaşlı Yahyâ Efendi'ye nisbet edilen makam; günümüzde de önemli bir ziyaretgâhtır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.
Amasya
Amasya · Türkiye · Kaynak, doğum yeri ve tarihinin bilinmediğini açıkça söyler; kişiyi yalnız “Nûh bin Şeyh Muhammed Amâsî” nisbesiyle ve “Osmanlılar devrinde Anadolu'da yetişen evliyânın büyüklerinden” ifadesiyle tanıtır. Bu kayıt, nisbesinin gösterdiği ve Kanûnî'nin kendisine haber ve hediye gönderebildiği yerleşik bulunduğu şehir olarak verilmiştir; kaynakta müstakil bir yer tarifi yoktur. Evinin içinde kazdığı küçük mağarada inzivaya çekildiği de aynı metinde anlatılır, ancak evin yeri belirtilmez.
Yoros'ta yaptırdığı mescid, medrese ve hamam
İstanbul · Türkiye · Kınalızâde Hasan Çelebi, Yahyâ Efendi'nin Anadolukavağı'nda Yoros'ta bir mescid, medrese ve hamam yaptırdığını yazar. Menâkıb'da da sık sık Yoros'a giderek dinlendiği belirtilir. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.
Sinan Paşa Medresesi
İstanbul · Türkiye · 1135 Rebîülevvel'inin 27. günü Şer'iyyâtî Abdullah Efendi'nin yerine, ibtidâ altmışlı itibarıyla Beşiktaş'taki bu medreseye tayin edildi. İlişkili kişi dosyası Nişancı Ahmed Paşa İmamı Galatalı Mehmed Efendi : Galatalı Mehmed Efendi (ö. 1723), Nişancı Ahmed Paşa'nın imamlığını yapan; İstanbul medreselerinde ders veren Osmanlı âlimidir.
Murâdiye Camii türbesi
Edirne · Türkiye · Caminin kuzeyinde şadırvana yakın yerde bulunan, kare planlı, tek katlı, beşik çatılı türbe. İçinde tekke şeyhleri Neşâtî, Enîs Receb Dede ve Ali Eşref Dede'nin sandukaları vardı; yapı 1925 yılında Trakya umumi müfettişi Kâzım Dirik tarafından yıktırılmıştır.
Afîfe Hatun Mescidi
İstanbul · Türkiye · Kanûnî Sultan Süleyman'ın İstanbul'da inşa ettirdiği ilk mescid, Yahyâ Efendi'nin annesi ve padişahın sütannesi Afîfe Hatun'un adını taşır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.
Beşikçizâde Dergâhı
İstanbul, Fındıkzade · Türkiye · Halifesi Beypazarlı Ali Efendi'nin, Çerkeşî'nin ölümü üzerine İstanbul'a gidip şeyhliğine tayin edildiği dergâh; Kuşadalı İbrâhim Efendi'yi burada yetiştirdi. İlişkili kişi dosyası Çerkeşî Mustafa Efendi : Çerkeşî Mustafa Efendi (1743-1814), Zoralı Şeyh Mehmed Efendi’den hilâfet alan; Şâbâniyye’nin Çerkeşiyye kolunu geniş bir coğrafyaya taşıdığı için pîr-i sânî anılan ve şeriat-tarikat bütünlüğünü savunan Halvetî-Şâbânî mürşididir.
Beşiktaş Mevlevîhânesi (Çırağan)
İstanbul · Türkiye · 3 Ekim 1854'te doğduğu ve babasının şeyhi olduğu mevlevîhâne; Sultan Abdülaziz'in Çırağan Sahilsarayı'nı yaptırması üzerine 1868'de buradan taşınmıştır. İlişkili kişi dosyası Hüseyin Fahreddin Dede : Hüseyin Fahreddin Dede (1854–1911), Bahariye Mevlevîhânesi'nde otuz dört yıl postnişinlik yapan; ney, beste, şiir ve dil öğretimini aynı irfan çevresinde birleştiren son dönem İstanbul Mevlevîliğinin önde gelen ismidir.
Süleymaniye Camii
İstanbul · Türkiye · Yahyâ Efendi'nin cenaze namazı, 9 Zilhicce 978 (4 Mayıs 1571) kurban bayramı gecesi vefatının ardından bayram namazından sonra Ebüssuûd Efendi tarafından burada kıldırılmıştır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.
Fenâî Mustafa Efendi Tekkesi, Beşiktaş
İstanbul · Türkiye · Babası “odabaşı şeyhi” Fenâî Mustafa Efendi'nin Yahyâ Efendi Dergâhı'na yakın bir yerde inşa ettirdiği ve ömrünün sonuna kadar irşad ettiği tekke. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ya‘kūb Afvî Efendi : Ya‘kūb Afvî Efendi (ö. 1149/1736), Mustafa Fenâî’nin oğlu ve Osman Efendi’nin damadı; Hüdâyî Âsitânesi’nde dokuz yıl postnişinlik yapan, Celvetî sülûkunu anlatan Hediyyetü’s-sâlikîn’in müellifidir.
1925 Öncesi İstanbul Rifâî Dergâhları
Risâlede semtleriyle kaydedilen 56 tekke ve zâviye. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
Şâzeliyye’nin İstanbul’daki izi ve Ertuğrul Tekkesi
Muhammed Zâfir el-Medenî, II. Abdülhamid ve geç Osmanlı İstanbul’undaki sınırlı fakat etkili Şâzelî çevresi.
Sefîne'nin Mevlevîler Zeyli
Şairler, Mesnevî şârihleri ve İstanbul Mevlevîhâneleri. Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5 tam metni üzerinden hazırlanmış editoryal dosya.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Neccâr-zâde: Celvetî Hilâfeti, Müceddidî İrşadı ve Mesnevîhanlık
Üç irfan çevresini tek kurumsal kimliğe indirgemeden okumak. Kaynak makaledeki biyografi, eser ve kavram bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal dosya.
Tarikatların Teşekkülü: Zühd Çevrelerinden Kurumsal Yollara
İlk zâhid çevreleri, klasik tasavvuf dili ve XII. yüzyıldan sonra belirginleşen tarikat kurumları TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Mevleviyye'nin Kurumlaşması ve Şehir Ağı
Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi'den Osmanlı mevlevîhânelerine uzanan kurumsal tarih TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
İstanbul Rifâî Tekkeleri: 1924-25 Postnişin ve Âyin Ağı
İstanbul Rifâî tekkelerini ad, semt, postnişin, âyin günü ve kaynak çelişkileriyle birlikte okuyan denetimli envanter.
Müştâkıyye ve Enveriyye: Ortak Mürşidden İki İstanbul Ağına
Hacı Hasan Şirvânî, şiir, semâ, ev sohbeti ve tekke musikisi hakkında kişi, eser, mekân ve silsile katmanlarını birleştiren ayrıntılı çalışma.
Zühdden Tarikata: Tasavvufun Tarihî Dönemleri
İlk zâhid çevrelerinden tasavvuf dilinin teşekkülüne ve XII. yüzyıl sonrasında kurumsal yolların yaygınlaşmasına uzanan tarih çizgisi
Alamut 1256'da Tamamen Sona Erdi mi?
Yerleşik anlatı Cüveynî'nin Moğol zaferini merkeze alan anlatısı, 1256'yı Nizârî İsmâilî varlığının kesin sonu gibi gösterdi. Sonraki Fars tarihçilerinin çoğu bu çerçeveyi tekrarladı. Kaynakları karşılaştırınca Reşîdüddin'in kaydı, Gîlân-Daylem yerel tarihleri, kitabeler, Horasan'daki düşmanca bir nasihatnâme ve Hint alt kıtasındaki dâvet
Mevlevî Şiirinin Kavram ve Mekân Dünyası
Mevlevî şairlerin müşterek söz varlığını tarihî şahıslar, erkân, görevler, mekânlar ve musiki kavramları halinde ayrıştıran okuma rehberi.
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 149–155
Muzaffer Ozak Külliyatı · yet buyurmasaydın, kendiliğimizden Hak yolunu bulamazdık, bizleri huzurundan mahrum eyleme... Sana ve rizayı ilâhiyyene varan o dosdoğru yolda bizleri sâbit-kadem eyle... Sen, bizl
Sayfalar 166–172
Muzaffer Ozak Külliyatı · Innallâh'ester& min-el-mü miniyne enfüsehüm ve emv&lehum bi-enne le hüm-ül-cenneh yukatilûne fi sebilillahi fe-yaktülüne ve yuktelûne vâ'den aleyhi hakkan fit-Tevrati vel-inciyli v
Sayfalar 230–236
Muzaffer Ozak Külliyatı · hazinesinden çıkmış değildir, dedi. Pederimden kalan çiftliğin gelirindendir. Şeyh hazretleri, keseyi aldı ve içinden bir kaç akçe çıkararak dervişlerden birisine uzattı: — Bu para
Sayfalar 233–240
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Ey iyman edenler!.. Sizi elim bir azaptan kurtaracak bir ticaret salık vereyim mi? Allahu tealâ'ya ve Resûl-ü müctebâ'ya iyman edersiniz, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla
Sayfalar 277–284
Muzaffer Ozak Külliyatı · — 277 _ böyledir, emr-i peygamberi böyledir. Tekrar ediyorum, hürriyet ve istiklâlinden mahrum edilmiş bir ülkede cuma namazı kılınmaz, hacca gidilmez. Hürriyet ve istiklâlinden ma
Sayfalar 341–346
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hiç ummadığım bir zamanda vâki olan bü tekliften, dualarımın müstecap olduğunu sezinledim. Hemen aynı gün, birlikte inşaat yerine gittik, gezdim ve beğendim ve oracıkta anlaştık ve
Sayfalar 353–361
Muzaffer Ozak Külliyatı · kılıcı ile cihad-1 ekber eyleyerek nefs kılıcı ile katlolunanlara ÖLÜ demeğe hayâ etmiyor muyuz? Azizim, sultanım: Bu gafleti terkediniz, okuduğunuzu anlamağa, anlamadığınızı sorup