Ara
Menü

Beşiktaşlı Yahyâ Efendi

Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.

Doğum
1495
Vefat
1571
Unvan
Müderris, şair, hekim, külliye kurucusu ve Üveysî-meşrep sûfî

Trabzon’da doğumu ve ailesi

Yahyâ Efendi 900/1495’te Trabzon’da doğdu. Babası ilmiye mensubu Şâmî Ömer Efendi, annesi Afîfe Hatun’dur. Babasının menşei bazı kayıtlarda Şam, bazılarında Amasya ile ilişkilendirilir; Trabzon’da kadılık yaptığı kesindir. Yahyâ Efendi’nin çocukluğu, Şehzade Selim’in sancak beyi bulunduğu Trabzon’un saray ve ilim çevresi içinde geçti.

Kanûnî Sultan Süleyman’la sütkardeşliği

Şehzade Süleyman, Yahyâ Efendi’den birkaç gün sonra dünyaya geldi. Süleyman’ın annesinin sütünün yetmemesi üzerine Afîfe Hatun’un şehzadeyi de emzirdiği ve iki çocuğun sütkardeşi olduğu aktarılır. Bu yakınlık yalnız çocukluk hatırası olarak kalmadı; Kanûnî, kendisinden birkaç gün büyük olan Yahyâ Efendi’ye “ağabey” diye hitap etti, zaman zaman görüşüne başvurdu ve onu ziyaret etti.

Trabzon’daki ilk tahsil ve inziva yılları

İlk öğrenimini Trabzon’da gördü. Atâî, gençlik yıllarında şehir dışındaki bir mağarada uzun süre inziva ve riyâzetle meşgul olduğunu bildirir. Bu anlatı onun sonraki hayatında birlikte görülen iki yönün, medrese tahsiliyle ferdî mânevî terbiyenin, erken yaşta yan yana gelişini gösterir.

Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi

Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkışının ardından ailesiyle İstanbul’a geldi. Tahsilini devrin önde gelen âlimlerinden Zenbilli Ali Cemâlî Efendi’nin yanında tamamladı. Hocasının ilmî halkasında yetişmesi, Yahyâ Efendi’nin fıkıh ve medrese geleneği içindeki yerinin temelidir.

Medreselerde yükselişi

Canbaz Mustafa Medresesi’nde başlayan müderrisliği Hacıhasanzâde ve Efdâliye medreseleriyle devam etti. Gebze’de Çoban Mustafa Paşa, Üsküdar’da Mihrimah Sultan medreselerinde ders verdi; 960/1553’te Sahn-ı Semân müderrisliğine tayin edildi. Böylece Osmanlı ilmiye teşkilâtının en yüksek öğretim basamaklarından birine ulaştı.

Şehzade Mustafa hadisesi ve görevden ayrılışı

Şehzade Mustafa’nın 1553’te öldürülmesinin ardından annesi Mâhidevran Sultan’ın durumuyla ilgilendi ve onun yeniden himaye edilmesi için Kanûnî’ye bir arîza sundu. Bu teşebbüs sütkardeşiyle arasını açtı; Yahyâ Efendi müderrislikten uzaklaştırılarak emekliye sevk edildi. Kaynaklar bu ayrılığı yalnız şahsî bir kırgınlık değil, devlet tasarrufu karşısında açıkça söz söylemesinin sonucu olarak anlatır.

Beşiktaş’ta Hıdırlık çevresinin kuruluşu

Görevden ayrıldıktan sonra Beşiktaş ile Ortaköy arasındaki yamaçta geniş bir arazi edindi. Burada ev, mescid, medrese, hamam, çeşme ve derviş hücrelerinden oluşan bir hizmet çevresi kurdu. Ağaç dikti, bahçeler yetiştirdi ve bölgenin iskânına katkıda bulundu. Hızır ile Hz. Mûsâ’nın buluştuğuna inanılan yere nispetle çevre “Hıdırlık” adıyla da anıldı.

Külliyenin gündelik hayatı

Beşiktaş’taki merkez yalnız ibadet ve sohbet mekânı değildi. Talebeler burada ders görüyor, yolcular ve denizciler konaklıyor, yoksullar yemek buluyor, hastalar tedavi ümidiyle başvuruyordu. Yahyâ Efendi kendisine gelen para ve hediyeleri mutfak, misafir, talebe ve ihtiyaç sahipleri için harcıyor; mevlid gecelerinde geniş sofralar kuruyordu.

İlimleri ve hekimliği

Dinî ilimlerin yanında riyâziyyât, hendese, hikmet, astronomi ve tıp bilgisiyle tanındı. Mihrimah Sultan’ın bir rahatsızlığını tedavi ettiğine dair kayıt, saray çevresinin hekimlik bilgisine duyduğu güveni gösterir. Evliya Çelebi ayrıca gençliğinde kuyumculuk öğrendiğini aktarır; bu haber onun çok yönlü şahsiyetini tamamlayan bir rivayet olarak değerlendirilmelidir.

Üveysî-meşrep sûfîliği

Yahyâ Efendi’nin bilinen bir şeyhten intisap ve hilâfet aldığına dair güvenilir bir silsile yoktur. Kaynaklar onu Üveysî-meşrep, mânevî eğitimini görünür bir tarikat zincirinden ziyade Hızır’la ilişkilendiren bir sûfî olarak tanıtır. Çevresi geniş olmakla birlikte kendisinden sonra “Yahyâ Efendi yolu” adıyla devam eden müstakil bir tarikat teşekkül etmemiştir.

Vaazları ve geniş ziyaretçi çevresi

Ayasofya başta olmak üzere İstanbul camilerindeki vaazlarının büyük kalabalık topladığı anlatılır. Dergâhına yalnız müslümanlar değil, Boğaz’da çalışan Rum denizciler ve başka gayri müslimler de başvuruyordu. Dilekçe ve şefaat mektuplarıyla halk ile devlet görevlileri arasında aracılık etmesi, nüfuzunun tekke sınırlarını aştığını gösterir.

Deniz ve kara temsilcileri

Menâkıb geleneğinde iki hizmet arkadaşı özellikle öne çıkar: denizcilerle temas kuran Baba Turak ve kara çevresindeki işlerde yardımcı olan Hacı Kasım. Hacı Ali Efendi ile Koca Köse de dergâh hizmetinde anılan isimlerdendir. Bu çevre kurumsal bir tarikat silsilesinden çok, Yahyâ Efendi’nin hayır ve irşad hizmetini taşıyan çalışma halkasıdır.

Yoros ve Anadolu Kavağı

Yahyâ Efendi sık sık Anadolu Kavağı ve Yoros çevresine giderdi. Yoros’ta mescid, medrese ve hamam yaptırdığı; Beykoz’daki Yûşâ makamının yerini belirlediğine dair rivayetler vardır. Bu kayıtlar onun Beşiktaş’tan Boğaz’ın kuzeyine uzanan coğrafî ve mânevî hafızadaki yerini açıklar.

Devlet adamlarıyla ilişkileri

Kanûnî ve II. Selim’in yanı sıra Rüstem Paşa, Semiz Ali Paşa ve Sokullu Mehmed Paşa ile temas kurdu. Yazdığı arz ve mektuplarda himaye istediği kişiler kadar yanlış bulduğu uygulamaları da eleştirdi. Bu müdahalelerin bir kısmı resmî ve edebî kaynaklarla, bir kısmı ise menkıbevî anlatılarla günümüze ulaşmıştır; iki katman birbirinden ayrılarak okunmalıdır.

Müderris mahlası ve Dîvânı

Şiirlerinde “Müderris” mahlasını kullandı. Ölümünden sonra derlenen Dîvân’ın bilinen nüshası Millî Kütüphane Fahri Bilge Koleksiyonu’ndadır. Şiirlerinde tevhid, Hû zikri, aşk, fakr ve mârifetin yanı sıra yemek, kıtlık, hamam, satranç ve gündelik şehir hayatına ait unsurlar da görülür. Öğüt veren fakat mizah ve söz oyunlarından uzak durmayan canlı bir şiir dili vardır.

Ailesi

İstanbul’a geldikten sonra Şerife Hatun’la evlendiği nakledilir. İbrâhim ve Ali adlı iki oğlu kaynaklarda şeyh unvanıyla anılır; ancak külliyedeki hizmetin onlarla nasıl sürdüğünü kesin biçimde gösteren bilgi sınırlıdır. Şair Hubbî Hatun’un torunu olduğu rivayeti de ihtiyatla kaydedilir.

Vefatı, cenazesi ve türbesi

9 Zilhicce 978’de, 4 Mayıs 1571 tarihinde Kurban Bayramı gecesi vefat etti. Cenaze namazı bayram namazından sonra Süleymaniye Camii’nde Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi tarafından kıldırıldı. Devlet erkânı, ulemâ ve halkın katıldığı cenazenin ardından Beşiktaş’taki dergâhına defnedildi. II. Selim’in emriyle kabri üzerine türbe yaptırıldı.

İstanbul’un manevî hafızasındaki yeri

Beşiktaşlı Yahyâ Efendi, müderrislik, şiir, hekimlik, hayır hizmeti ve sûfî sohbetini aynı şahsiyette birleştirdi. Boğaz denizcilerinin hafızasında İstanbul’un mânevî koruyucularından biri sayılması; türbesinin, hazîresinin ve külliyesinin yüzyıllar boyunca ziyaret edilmesi bu çok katmanlı mirasın devamıdır.

Ailesi ve soyu

Babası Şâmî Ömer Efendi, annesi Afîfe Hatun'dur. Bazı kaynaklarda babasının Amasyalı olduğu kaydedilir. Ömer Efendi'nin Trabzon kadılığından sonra nerede görev yaptığı bilinmemekte, ancak Şam'a döndüğü ve orada vefat ettiği belirtilmektedir.

Ailesi hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Mehmed Dâî, Yahyâ Efendi'nin İstanbul'a geldiğinde Kanûnî Sultan Süleyman'ın hemşirezadesi Şerife Hatun'la evlendiğini yazar. İbrâhim ve Ali adlarında iki oğlunun şeyh unvanı taşıması meşihatı bunların üstlenmiş olabileceğini akla getirse de haklarında bilgi bulunmadığından kesin bir yargıya varmak mümkün değildir.

Hocazâde Ahmed Hilmi, Odabaşı Şeyhi Mustafa Efendi'nin Yahyâ Efendi'nin torunlarından Emetullah adlı bir hanımla evlendiğini kaydeder. Divan edebiyatının kadın şairlerinden Hubbî'nin (ö. 998/1590 [?]) de onun torunu olduğu rivayet edilir.

Hayatının anlatıldığı kaynaklar

Hayatına dair ilk bilgiler Âşık Çelebi'nin Meşâirü'ş-şuarâ'sında, Âlî Mustafa Efendi'nin Künhü'l-ahbâr'ında, Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-şuarâ'sında ve müridlerinden Şâban Efendi'nin soyundan gelen Mehmed Dâî'nin Menâkıb-ı Şeyh Yahyâ Beşiktaşî'sinde yer alır. Daha sonra yazılan eserlerde genelde bu kaynaklara atıf yapılmıştır.

Bu dağılım hakkındaki rivayetlerin niteliğini de belirler: tezkireler onu daha çok müderris ve şair olarak anarken menkıbevî malzemenin ana damarı Mehmed Dâî'nin Menâkıb'ıdır. Kerâmet ve sûfîlik rivayetlerinin çoğu bu esere dayanır.

Ailesi, vefatı ve neslinden gelenler

Yahyâ Efendi'nin ailesi hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Mehmed Dâî, onun İstanbul'a geldiğinde Kanûnî Sultan Süleyman'ın hemşirezadesi Şerife Hatun'la evlendiğini yazmaktadır. İbrâhim ve Ali isminde iki oğlunun şeyh unvanı taşıması, kendisinden sonra meşihatı bunların üstlenmiş olabileceğini akla getirse de haklarında herhangi bir bilgiye rastlanmadığından bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün görünmemektedir. Hocazâde Ahmed Hilmi, Odabaşı Şeyhi Mustafa Efendi'nin Yahyâ Efendi'nin torunlarından Emetullah isminde bir hanımla evlendiğini kaydeder; divan edebiyatının kadın şairlerinden Hubbî'nin de (ö. 998/1590 [?]) onun torunu olduğu rivayet edilir.

9 Zilhicce 978 (4 Mayıs 1571) tarihinde kurban bayramı gecesi vefat etti. Cenaze namazı bayram namazından sonra Ebüssuûd Efendi tarafından Süleymaniye Camii'nde kıldırıldı ve dergâhının bulunduğu yere defnedildi. Cenazeye devlet erkânı, ulemâ ve halktan büyük bir kalabalık katılmış, II. Selim'in emriyle dergâhın bulunduğu yere bir türbe inşa edilmiştir.

Babası Şâmî Ömer Efendi'nin Trabzon'dan sonra nerede görev yaptığı bilinmemekte, ancak Şam'a döndüğü ve orada vefat ettiği kaydedilmektedir.

COĞRAFÎ HAFIZA14 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi14 nokta · 4 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Trabzon'da yedi yıllık mağara inzivası

Gençlik yıllarında şehir dışındaki bir mağaraya çekildiği, bu inzivanın yedi yıl sürdüğü rivayet edilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını doğduğu Trabzon'da geçiren Yahyâ Efendi'nin bu dönemde sık sık şehir dışında bir mağaraya çekildiği, Atâî'nin kaydına göre bu inzivanın yedi yıl sürdüğü belirtilir.

Aynı yıllarda Trabzon medreselerinden birinde tahsilini de tamamlamış olmalıdır. Kitap ile halvetin bir arada yürüdüğü bu erken dönem, sonraki hayatındaki iki yönün — müderrislik ile sûfîliğin — kaynağı gibi görünür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şehzade ile birlikte öğrenilen kuyumculuk

Trabzon yıllarında Şehzade Süleyman ile birlikte bir gayri müslim ustanın yanında kuyumculuk öğrendiği rivayet edilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Evliya Çelebi'nin rivayetine göre Yahyâ Efendi, Trabzon'da yaşadığı dönemde Şehzade Süleyman ile birlikte Kostanta adlı bir zimmînin yanında kuyumculuk sanatını öğrenmiştir.

El sanatı öğrenmek şehzade terbiyesinin bir parçasıydı; bu rivayet aynı zamanda iki çocuğun aynı atölyede yan yana oturduğu bir sahneyi de saklar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ayasofya'da üç gün önceden beklenen vaaz

Zaman zaman camilerde vaaz veren şeyhin Ayasofya'daki vaazlarına halkın üç gün öncesinden hazırlandığı anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Yahyâ Efendi'nin zaman zaman bazı camilerde vaaz verdiği anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi, Ayasofya Camii'ndeki vaazlarını dinlemek için halkın üç gün öncesinden hazırlandığını, caminin bir adım dahi atılamayacak kadar dolduğunu ve cemaatin can kulağıyla şeyhi dinlediğini kaydeder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Metropolitle Rumca konuşan şeyh

Dergâhı gayri müslimlerin yoğun yaşadığı bir bölgede kurulmuştu; kendisini ziyarete gelen metropolitle Rumca konuşmuş, şaşıran ulemâya on beş dil bildiğini söylemiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Yahyâ Efendi'nin dergâhı, gayri müslimlerin yoğun biçimde yaşadığı bir bölgede kurulmuştu; çoğu denizci olan birçok hıristiyan da onu ziyarete gider, bazı konularda kendisinden yardım isterdi. Menâkıb'da şeyhin denizde kaybolan yahut boğulma tehlikesi geçiren hıristiyanları kurtardığına dair menkıbeler sıkça yer alır.

Aynı kaynağa göre bölgenin dilini de konuşabiliyordu: kendisini ziyarete gelen metropolitle Rumca konuşmuş, bu duruma şaşıran ulemâya on beş dil bildiğini söylemiştir. Osmanlı ıslahatnâmelerinden Kitâbü Mesâlihi'l-müslimîn'de, ödemekle yükümlü olduğu haraç ağır gelen bir gayri müslimin çareyi Yahyâ Efendi'ye başvurmakta bulduğu anlatılır; şeyh, gayri müslimler için de bir müracaat mercii sayılıyordu.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şefaatnâmeler ve vezirlerle gerginlik

Kendisine başvuranların işleri için saraya sık sık şefaatnâme yazması devlet işlerine müdahale gibi algılanmış, Rüstem Paşa ve Semiz Ali Paşa ile gerginlikler doğmuştur.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Kaynaklarda Yahyâ Efendi'nin saraya sık sık şefaatnâmeler yazarak kendisine başvuranların işlerinin halledilmesine aracı olduğu nakledilir. Müridlerinden Turak Bey'in bir işi için Sokullu Mehmed Paşa'ya mektup yazdığı bilinmektedir.

Bu tavır zamanla devlet işlerine müdahale gibi algılandı. Sadrazam Semiz Ali Paşa bir isteğini yerine getirmeyince şeyh gücenmiş; bir süre sonra hastalanan sadrazam hastalığının sebebini buna bağlayıp özür dileyince araları düzelmiştir. Rüstem Paşa ile arasındaki anlaşmazlığın temelinde ise muhtemelen paşanın Şehzade Mustafa'nın öldürülmesindeki gayretleri yatmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Yûşa'ın kabrinin keşfi rivayeti

Beykoz'da bugün Yuşa tepesi diye bilinen yerdeki Yûşa‘ makamının Yahyâ Efendi tarafından keşfedildiği inancı yaygındır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Bazı kaynaklarda Yûşa‘ peygamberin Beykoz'daki makamının Yahyâ Efendi tarafından keşfedildiği anlatılır. İstanbul'da bugün Yuşa tepesi diye bilinen yerde bulunduğu kabul edilen bu kabrin keşfi ona nisbet edilir ve burası günümüzde de önemli bir ziyaretgâhtır.

Bu rivayeti aktaran kayıt Yahyâ Efendi'nin vefatını 978/1570, kendi maddesi ise 978/1571 olarak verir; hicrî yıl aynı olmakla birlikte milâdî karşılıkta beliren bu fark çözülmemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Müderris mahlasıyla Dîvân

Dîvân’ında aşk, tevhid, Hû zikri, fakr ve gündelik hayatı işler. Ferhâd kimdürür ki külüngüm sala benüm Uşşâk içinde bencileyin taş dögen mi var

Metni gösterMetni daralt

Dîvân’ında aşk, tevhid, Hû zikri, fakr ve gündelik hayatı işler.

Ferhâd kimdürür ki külüngüm sala benüm
Uşşâk içinde bencileyin taş dögen mi var

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Haşim Şahin, “Yahyâ Efendi, Beşiktaşlı”, TDV İslâm Ansiklopedisi; Nev‘îzâde Atâî, Zeyl-i Şakāik.
TARİHÎ KAYIT

Hû zikri üzerine şiiri

Ehl-i derdin derdine dermân Hû, tekrârı Hû Sır nedir ki inletir âşıkları ezkâr-ı Hû

Metni gösterMetni daralt

Ehl-i derdin derdine dermân Hû, tekrârı Hû
Sır nedir ki inletir âşıkları ezkâr-ı Hû

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Haşim Şahin, “Yahyâ Efendi, Beşiktaşlı”, TDV İslâm Ansiklopedisi; Nev‘îzâde Atâî, Zeyl-i Şakāik.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Riyâziyyât, felekiyyât ve tıp bilgisi

Riyâziyyât, hendese, hikemiyyât, felekiyyât ve tıp ilimlerinde bilgi sahibi olduğu, Mihrimah Sultan'ın bir hastalığını tedavi ettiği nakledilir.

Metni gösterMetni daralt

Âşık Çelebi, Yahyâ Efendi'nin riyâziyyât, hendese, hikemiyyât, felekiyyât ve tıp ilimlerinde bilgi sahibi olduğunu kaydeder. Bu birikimin somut bir örneği olarak Kanûnî Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'ın bir hastalığını tedavi ettiği nakledilir.

Medrese müderrisliğinin yanında bu tür aklî ve tıbbî ilgilerin taşınması, onun kaynaklarda yalnız şeyh değil çok yönlü bir âlim olarak anılmasının sebeplerindendir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Silsilesiz bir şeyhlik ve tekkenin sonraki sahipleri

Bir tarikat silsilesi bulunmaması ve kendisinden sonra yolunu sürdüren şeyhlerden söz edilmemesi sebebiyle sûfî kimliği tartışmalıdır; tekkesi vefatından sonra Kadirî ve Nakşî meşâyihince kullanılmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Yahyâ Efendi'nin tarikatı konusunda kaynaklarda Üveysî olduğu dışında bilgi yoktur. Bir tarikat silsilesinin bulunmaması, kendisinden sonra yolunu sürdüren şeyhlerden söz edilmemesi, kaynaklarda daha ziyade müderrisliğinin öne çıkarılması ve adının dönemin ulemâsı arasında zikredilmesi, mutasavvıf kimliğiyle ilgili rivayetlerin Mehmed Dâî'nin Menâkıb'ından naklen sonradan geliştirilmiş olabileceğini düşündürür.

Menâkıb dışındaki kaynakların önemli bir kısmı yalnızca Beşiktaş'ta bir dergâh kurduğundan söz eder. Dönemin önemli mutasavvıflarından sayılsa bile bu yönü kendisiyle sınırlı kalmış, bir gelenek haline gelmemiştir: vefatından sonra tekkesi Kadirî ve Nakşî meşâyihi tarafından kullanılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Tarikatı meselesi: Üveysîlik ve silsile yokluğu

Kaynaklarda tarikatı hakkında Üveysî olduğu dışında bilgi yoktur; yaygın görüş Hızır ile görüşerek ondan icâzet aldığı yönündedir. Bir tarikat silsilesinin bulunmaması ve kendisinden sonra tarikatını sürdüren şeyhlerden söz edilmemesi, mutasavvıf kimliğine dair rivayetlerin sonradan geliştirilmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Metni gösterMetni daralt

Daha çok bir şeyh olarak tanınmasına rağmen Yahyâ Efendi'nin tarikatı konusunda kaynaklarda Üveysî olduğu dışında bilgi yoktur; yaygın görüş Hızır ile görüşerek ondan icâzet aldığı yönündedir. Üveysîlik zaten yaşayan bir mürşide bağlanmadan mânevî yolla feyiz almayı ifade ettiğinden, bu niteleme bir silsile eksikliğinin karşılığı gibi durur.

Nitekim bir tarikat silsilesinin bulunmaması, kendisinden sonra tarikatını sürdüren şeyhlerden söz edilmemesi, kaynaklarda daha ziyade müderrislik yönünün ön plana çıkarılması ve adının dönemin ulemâsı arasında zikredilmesi, onun mutasavvıf kimliğiyle ilgili rivayetlerin müridlerinden Şâban Efendi'nin soyundan gelen Mehmed Dâî'nin Menâkıb'ından naklen sonradan geliştirilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Menâkıb dışındaki kaynakların önemli bir kısmında onun sadece Beşiktaş'ta bir dergâh kurduğundan söz edilir; bunun yanında şairliği, sultana yakınlığı ve müderrisliğine dair rivayetlere yer verilir.

Dönemindeki önemli mutasavvıflardan biri kabul edilse bile bu yönünün kendisiyle sınırlı kaldığı, bir gelenek haline dönüşmediği açıktır: vefatından sonra tekkesi Kadirî ve Nakşî meşâyihi tarafından kullanılmıştır. Mehmed Dâî'nin ona dair menâkıbı, dönemin tarikat menâkıbnâmeleri arasında sayılır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Gayri müslimlerin başvurduğu bir merci olması

Dergâhı gayri müslimlerin yoğun yaşadığı bir bölgede kurulduğu için çoğu denizci birçok hıristiyan da onu ziyaret etmiş, müşküllerinin halli için ona başvurmuştur; kendisini ziyarete gelen metropolitle Rumca konuşmuş, şaşıran ulemâya on beş dil bildiğini söylemiştir.

Metni gösterMetni daralt

Yahyâ Efendi'yi sadece müslümanlar ziyaret etmemiştir. Dergâhının gayri müslimlerin yoğun biçimde yaşadıkları bir bölgede kurulmuş olması sebebiyle çoğu denizci olan birçok hıristiyan da onu ziyarete gitmiş, bazı konularda kendisinden yardım istemiştir.

Osmanlı devlet teşkilâtına dair anonim ıslahatnâmeler arasında yer alan Kitâbü Mesâlihi'l-müslimîn'in yazarı, ödemekle mükellef tutulduğu haracın kendisine ağır gelmesinden şikâyet eden bir gayri müslimin çareyi Yahyâ Efendi'ye başvurmakta bulduğunu kaydeder; bu kayıt şeyhin gayri müslimler tarafından da bir merci olarak kabul edildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Menâkıb'da ise şeyhin denizde kaybolan veya boğulma tehlikesi geçiren hıristiyanları kurtardığına ve bu sayede müslüman olmalarını sağladığına dair menkıbelere sıkça yer verilir.

Aynı çevreyle kurduğu ilişkinin bir yönü de dil bilgisidir: kendisini ziyarete gelen metropolitle Rumca konuşmuş, bu duruma şaşıran ulemâya on beş dil bildiğini söylemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Riyâziyyâttan tıbba, tıptan kuyumculuğa

Riyâziyyât, hendese, hikemiyyât, felekiyyât ve tıp ilimlerinde bilgi sahibi olduğu belirtilir; Mihrimah Sultan'ın bir hastalığını tedavi ettiği nakledilir. Evliya Çelebi'ye göre Trabzon'da Şehzade Süleyman ile birlikte Kostanta adlı bir zimmînin yanında kuyumculuk sanatını öğrenmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Âşık Çelebi, Yahyâ Efendi'nin riyâziyyât, hendese, hikemiyyât, felekiyyât ve tıp ilimlerinde bilgi sahibi olduğunu belirtir. Bu tıp bilgisinin somut bir örneği olarak Kanûnî Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'ın bir hastalığını tedavi ettiği nakledilir.

Evliya Çelebi'nin rivayetine göre bir diğer uğraşı kuyumculuk sanatıdır: Trabzon'da yaşadığı dönemde Şehzade Süleyman ile birlikte Kostanta adlı bir zimmînin yanında kuyumculuk öğrenmiştir. Böylece hem medrese ilimleri hem aklî ilimler hem de bir el sanatı aynı hayatta yan yana durur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Denizdeki ve karadaki temsilcileri, Ayasofya vaazları

Müridlerinin çokluğuna vurgu yapılsa da iki mürid ön plana çıkar: denizlerdeki temsilcisi Baba Turak ile karadaki temsilcisi Hacı Kasım. Evliya Çelebi, Ayasofya Camii'ndeki vaazlarını dinlemek için halkın üç gün öncesinden hazırlandığını kaydeder.

Metni gösterMetni daralt

Yahyâ Efendi'nin müridlerinin çokluğuna vurgu yapılsa da kaynaklarda iki müridin ön plana çıktığı ve kendisine hemen her konuda yardımcı olduğu görülür: denizlerdeki temsilcisi Baba Turak ile karadaki temsilcisi Hacı Kasım. Hacı Ali Efendi ve Koca Köse de dergâha hizmet eden şahsiyetlerdir.

Zaman zaman bazı camilerde vaaz verdiği anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi, Ayasofya Camii'ndeki vaazlarını dinlemek için halkın üç gün öncesinden hazırlandığını, caminin bir adım dahi atılamayacak kadar dolduğunu ve cemaatin can kulağıyla şeyhi dinlediğini kaydeder. Menâkıb'da yer alan, Gülşeniyye'ye ve diğer tarikatlara mensup bazı kişilerin kendisini ziyaret ettiğine dair rivayetler de onun diğer tarikatlar nezdinde itibar gördüğünü ortaya koymaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeYûşa‘ Makamı (Yuşa Tepesi)Yûşa‘ peygamberin kabri olduğu kabul edilen ve keşfi Beşiktaşlı Yahyâ Efendi'ye nisbet edilen makam; günümüzde de önemli bir ziyaretgâhtır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.İstanbul · TürkiyeYoros'ta yaptırdığı mescid, medrese ve hamamKınalızâde Hasan Çelebi, Yahyâ Efendi'nin Anadolukavağı'nda Yoros'ta bir mescid, medrese ve hamam yaptırdığını yazar. Menâkıb'da da sık sık Yoros'a giderek dinlendiği belirtilir. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.İstanbul · TürkiyeAfîfe Hatun MescidiKanûnî Sultan Süleyman'ın İstanbul'da inşa ettirdiği ilk mescid, Yahyâ Efendi'nin annesi ve padişahın sütannesi Afîfe Hatun'un adını taşır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.İstanbul · TürkiyeSüleymaniye CamiiYahyâ Efendi'nin cenaze namazı, 9 Zilhicce 978 (4 Mayıs 1571) kurban bayramı gecesi vefatının ardından bayram namazından sonra Ebüssuûd Efendi tarafından burada kıldırılmıştır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.İstanbul · TürkiyeYahyâ Efendi KülliyesiMüderrislikten ayrıldıktan sonra Beşiktaş'ta satın aldığı geniş arazide kurduğu dergâh; hayatının geri kalan kısmını burada geçirmiştir. Kendisinin Hıdırlık adını verdiği bu yerde vefatının ardından dergâhın bulunduğu yere defnedilmiş, II. Selim'in emriyle buraya bir türbe inşa edilmiştir. Türbe ve tekke ile bitişiğindeki mesire, yakın zamanlara kadar halkın ve devlet büyüklerinin ziyaretgâhı olmuştur; vefatından sonra tekke Kadirî ve Nakşî meşâyihi tarafından kullanılmıştır.İstanbul · TürkiyeYoros MescidiKınalızâde Hasan Çelebi'ye göre Yahyâ Efendi'nin Anadolukavağı'ndaki Yoros'ta yaptırdığı mescid; aynı yerde bir medrese ve bir hamam da yaptırmıştır. Menâkıb'da sık sık Yoros'a giderek dinlendiği belirtilir; Yoros Kalesi'ne verdiği önem, Rüstem Paşa ile arasındaki anlaşmazlığın da konusu olmuştur.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Haşim Şahin, “Yahyâ Efendi, Beşiktaşlı”, TDV İslâm Ansiklopedisi; Nev‘îzâde Atâî, Zeyl-i Şakāik
  2. [2]Nev‘îzâde Atâî, Zeyl-i Şakāik; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ II
  3. [3]İSAM Ulema Veritabanı
  4. [4]Haşim Şahin, “Yahyâ Efendi, Beşiktaşlı”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  5. [5]Kişi dosyasının kaynakları — Beşiktaşlı Yahyâ Efendi
  6. [6]Kişi dosyasının kaynakları — Beşiktaşlı Yahyâ Efendi; İSAM Ulema Veritabanı yerel arşivindeki yapı kaydı
Ortak kaynak kataloğunu aç →