Ara
Menü

ŞEYHÜ’L-İSLÂM ZENBİLLİ ALİ EFENDİ

ŞEYHÜ’L-İSLÂM ZENBİLLİ ALİ EFENDİ Sultân Bâyezîd-i sânî ve Selîm-i evvel ve Süleymân-ı Kânunî devirlerinde, yirmi dört sene meşîhat-ı İslâmiyye’yi idâre eden fâzıl-ı bî-müdânî Zenbilli Ali Efendi hazretleri, Şeyh Vefâ’nın sohbetine yetişmiş ve mazhar-ı feyzi olmuştur. Müşârünileyhin tercüme-i hâli bir çok âsârda tafsîlen vardır. Sarf-ı nazar olundu.…

Mekân
5 bağlantı
Unvan
Sefîne-i Evliyâ şahsiyet kaydı

ŞEYHÜ’L-İSLÂM ZENBİLLİ ALİ EFENDİ

Sultân Bâyezîd-i sânî ve Selîm-i evvel ve Süleymân-ı Kânunî devirlerinde, yirmi dört
sene meşîhat-ı İslâmiyye’yi idâre eden fâzıl-ı bî-müdânî Zenbilli Ali Efendi hazretleri,
Şeyh Vefâ’nın sohbetine yetişmiş ve mazhar-ı feyzi olmuştur. Müşârünileyhin tercüme-i
hâli bir çok âsârda tafsîlen vardır. Sarf-ı nazar olundu. "Vefât-ı âlim-i Râbbânî" ( ‫وف ات ع الم‬
‫ )ربانى‬ve "Temme fetvâhu" (‫ )تم فتواه‬932/(1526) târîhidir.

Zeyrek’te yol üzerinde medfûn ve rahmet-i Rahmân’a makrûndur.

MEŞHÛR SİNAN PAŞA

Hz. Şeyh’in, bezm-i sohbetinde bulunanlardandır. 890 Saferinin yirmidördünde (12
Mart 1485) irtihâl eylemiştir. Tercüme-i hâli târîhlere geçmiştir. Meşhûr, Tazarru’-nâme
sâhibidir.
Hz. Sünbül âsitanesinde, Cuma günleri, zikrin hitâmına yakın esnâ-yı devrânda,
“Allâh, Vâhid, Ahad, Samed”, esmâ-ı ilâhîyyesinin zikriyle, soldan sağa devrân yapılır ki,
buna, “Şeyh Vefâ devri” derler. Hz. Sünbül, zamân-ı alîlerinde, Şeyh Vefâ hazretlerinin,
bi-hasebi’l-esrâr, bu usûl-i zikrini âdet edinmişlerdir. Bu bâbda, bir takım hurâfât yol almış
ise de, şâyan-ı iltifât değildir.

Vefâ âsitanesi meşîhatı, Sünbülîlere intikâl etmiştir.

TARÎKAT-I ALİYYE-İ KÜBREVÎYYE

- Ser-çeşme-i evliyâ Hz. İmâm Ali (Kerrema’llâhu vechehû ve radıya'llâhu anh)
- Hz. Hasan el-Basrî (Radıya'llâhu anh)
- Hz. Habîb-i A’cemî (Kaddesa’llâhu sırrahû )
- Hz. Dâvud et-Tâî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Hz. Ma’rûf el-Kerhî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Hz. Seriyyü’s-Sakatî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Seyyidü’t-âife Hz. Şeyh Cüneyd el-Bağdâdî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh Mimşâd ed-Dîneverî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh Muhammed ed-Dîneverî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh Muhammed el-Bekrî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh Vecîhüddîn el-Kâdî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh Rûzbehân-ı Baklî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh İsmâîl-i Kayserî (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Şeyh Ammâr-ı Yâsir (Kaddesa’llâhu sırrahû)
- Pîr-i tarîkat Hz. Ahmed Necmeddîn el-Kübrâ (Kuddise sırruhu’l-âlî)

Velâdet : 550/(1155); müddet-i ömr : 68; irtihâl : 618/(1221).

Çocukları

Zenbilli Ali Efendi'nin çocukları da ilim ve devlet hayatında yer almıştır. Oğullarından Muhyiddin Mehmed Şah Efendi (Molla Çelebi) Târîh-i Âl-i Osmân'ın, Rûhî Çelebi bir başka Tevârîh-i Âl-i Osmân'ın müellifidir. Fudayl Çelebi çeşitli manzum ve mensur eserleri olan bir âlimdir. Cemâleddin Mehmed (Cemal Çelebi) kadılık ve valiliklerde bulunmuş, kızı Sitti Şah Hatun İstanbul'da mescid ve medrese yaptırmıştır.

Büyük oğlu Muhyiddin Mehmed Şah (ö. 957/1550), Molla Çelebi ve Zenbillizâde diye şöhret bulmuştur. İlk derslerini anne tarafından dedesi Hüsamzâde Mustafa Efendi'den almış, daha sonra babasından ve Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'den aklî ve naklî ilimleri tahsil etmiştir. Murad Paşa ve Dâvud Paşa medreselerinde, ardından Sahn-ı Semân'da müderrislik yapmış, iki defa Edirne kadılığına gönderilmiş, sonunda kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır. Mülâzemet dönemini ücretsiz geçirmek zorunda kalanların ikameti için İstanbul'da çok sayıda hücre inşa ettirmiş ve hücrelerde kalanlara günde birer akçe harçlık vermiştir. Vefatında Zeyrek Yokuşu'nda babasının kabri yanına defnedilmiştir.

Diğer oğlu Zenbillizâde Fudayl Çelebi (ö. 991/1583) 920'de (1514) İstanbul'da doğmuş; Bursa Yıldırım Han (1538) ve Edirne Halebiyye (1542) medreselerinde müderrislik yapmış, Sahn-ı Semân ve Ayasofya medreselerinde görev almış, Bağdat (1553) ve Halep kadılıklarına tayin edilmiş, 969'da (1561-62) getirildiği Mekke kadılığından 971'de (1563) emekliye ayrılmıştır. III. Murad'ın kazaskerlik teklifini geri çevirdiği gibi Şeyhülislâm Hâmid Efendi'den boşalan şeyhülislâmlık görevini de kabul etmemiş, ömrünün geri kalanını eğitim ve öğretim faaliyetleriyle geçirmiştir. Aile, Cemâleddin Aksarâyî soyundan geldiği için kaynaklarda Cemâlî yahut Cemâlîzâde nisbesiyle de kaydedilir.

COĞRAFÎ HAFIZA5 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi5 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Sünnet düğününde protokol meselesi ve görevi bırakması

896'da (1491) Şehzade Ahmed'in oğullarının sünnet düğününde hocasını oradaki ulemânın önüne geçirmesi üzerine görevini bırakıp İstanbul'a dönmüştür.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Amasya'da idareci olarak bulunan Şehzade Ahmed'in, 896'da (1491) oğulları Murad ile Alâeddin'in sünnet düğününde hocası Birgilizâde Mustafa Efendi'yi oradaki ulemânın önüne geçirmesi üzerine Cemâlî Efendi görevini bırakıp İstanbul'a dönmüştür. Ancak bunda, Acem asıllı ulemâya yakınlık duyduğu söylenen Şehzade Ahmed'e karşı Amasya'daki Sünnî mutasavvıf ve âlimlerin gösterdikleri tavrın da etkisinin bulunduğu göz önüne alınmalıdır. Mecdî, II. Bayezid'in, medresesini izinsiz terkedip gelmesinden dolayı öfkelenip onu azlettiğini yazar.

Bunun ardından altı ay kadar bekleyen Ali Cemâlî Efendi, II. Bayezid'in onun için İstanbul'da açtırdığı Sultan (Beyazıt) Medresesi'nin müderrisliğine tayin edilmiştir. İlmî seviyesine uygun olmayan bu medresenin kendisine verilmesini kabulde tereddüt gösterince Semâniye medreselerinden birine nakledilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Yavuz Sultan Selim'e karşı duruşu

Görevlilerin padişah emriyle katledilemeyeceğini, idamın ancak mahkeme kararı ve müftü fetvasıyla mümkün olacağını padişaha söylemiş; şer'e aykırı infazda hal' fetvası vereceğini bildirdiği rivayet edilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

İlmî meselelerde tâviz vermediği, hatta sert mizaçlı Yavuz Sultan Selim'e bile karşı çıktığı kaynaklarda anlatılır. Görevlilere hukukî kurallar çerçevesinde ceza verileceğini, padişahın emriyle katledilemeyeceklerini, idamın mahkeme kararından sonra müftünün fetvasıyla mümkün olabileceğini çekinmeden padişaha söylediği ve birtakım şahsî uygulamaların önüne geçtiği, padişahın yetkisinin sınırlarını da belirlediği ileri sürülür. Rivayete göre bir defasında Yavuz Sultan Selim'e, "ahkâm-ı şer'iyyeye mugayir" infazda bulunacak olursa hal'ine fetva vereceğini açıkça söylemiştir. Padişah yönetimle ilgili vereceği kararlara karışmamasını sert bir dille bildirince o da izin almadan hiddetle padişahın yanından ayrılmış; bu davranışının yanlışlığını sonradan anlayan Yavuz Sultan Selim ona iltifatta bulunup Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerini vermeyi teklif etmiştir.

Bir başka anlatımda padişahın, bunların dünyevî işler sayıldığını ve müftünün sadece dinî meselelerde yardımda bulunması gerektiğini söylemesine karşı çıkarak padişahların hem dinlerini hem dünyalarını gözetmenin şeyhülislâmın başlıca vazifesi olduğunu belirttiği kaydedilir; kaynaklar bu hadiseyi şeyhülislâmlık açısından yeni bir anlayışın habercisi olarak yorumlar. Bununla birlikte bu tür rivayetlerin, aslında yeni bir resmî kurum halinde teşekkül etmekte olan şeyhülislâmlık makamının önemini vurgulamaya yönelik olma ihtimalinin çok yüksek olduğu da belirtilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Risâle fî hakkı'd-devrân

Sûfî raksının zikir maksadıyla yapılması durumunda haram olmadığını belirten risâlesidir; biri mensur, diğeri manzum iki nüshası bulunduğu kaydedilir.

Metni gösterMetni daralt

Risâletü'd-deverân adıyla da anılan eserde sûfî raksının zikir maksadıyla yapılması durumunda haram olmadığı belirtilir; eserin biri mensur, diğeri manzum iki nüshasının bulunduğu kaydedilmiştir. Süleymaniye Kütüphanesi'nde Risâle fî cevâzi devrâni's-sûfiyye adıyla kayıtlı nüsha Arapça ve mensurdur. Devrandan yana verilen bu hüküm, onun hem fetva makamındaki yetkisini hem de Zeynî intisabıyla temellenen tasavvufî tarafını bir arada gösteren en açık metindir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Muhtârât mine'l-Fetâvâ ve Muhtasarü'l-Hidâye

Hanefî fıkhına dair telif fetva mecmuası ile Hidâye muhtasarı başlıca fıkıh eserleridir; Âdâbü'l-evsıyâ ise ona değil oğlu Fudayl Çelebi'ye aittir.

Metni gösterMetni daralt

İlmî gelişmeleri takip ederek kendisini sürekli yenilediği ileri sürülür; kitaba çok meraklı olup çeşitli yerlerden eserler getirttiği belirtilir. Başlıca eserleri Hanefî fıkhına dair telif olan Muhtârât mine'l-Fetâvâ (Fetâvâ-yı Ali Efendi) ile fıkha dair Muhtasarü'l-Hidâye'dir. Muhtârât'ın İstanbul kütüphanelerinde çeşitli nüshaları bulunmaktadır (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 138; Esad Efendi, nr. 644; Fâtih, nr. 2387-2389; Lâleli, nr. 1154). Ahlâka dair Âdâbü'l-evsıyâ ona nisbet edilirse de bu eserin oğlu Fudayl Çelebi tarafından kaleme alındığı tesbit edilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

"Selâtîn ile mülâkat" sözü ve ilk tayini üzerindeki ihtilâf

Padişahla görüşmeyi reddedince kendisine Bursa'da Hudâvendigâr Medresesi müderrisliğinin verildiği, bir başka kayda göre ise Amasya müftülüğüne gönderildiği belirtilir.

Metni gösterMetni daralt

Şekåik Tercümesi'ne göre padişah onunla görüşüp konuşmak istemiş, Ali Cemâlî Efendi "Selâtîn ile mülâkat ebgaz-ı mubâhâttır" diyerek bunu kabul etmemiş, padişah yine de ona Bursa'da Hudâvendigâr (Kaplıca) Medresesi müderrisliğini vermiştir. Buna karşılık Hoca Sâdeddin ve Atâî onun Amasya müftülüğüne gönderildiğini yazar; bu ikinci bilginin daha doğru olduğu söylenebileceği belirtilir. Muhtemelen II. Bayezid onu, saltanata gelmesinde etkili rol oynayan Cemâlî ailesinden Çelebi Halîfe'nin (Cemâl-i Halvetî) oturduğu Amasya'ya özellikle yollayıp şeyhine bağlılığını göstermek istemiştir.

Amasya müftülüğünden sonra Bursa'da Hudâvendigâr Medresesi'ne, ardından Bursa Sultâniyesi'ne (Yeşilcami Medresesi) tayin edilmiştir. Mecdî, Bursa'da müderrisliği sırasında kendisi istemediği halde şehrin müftülüğünün de ona verildiğini yazar. 1486'da Amasya Beyazıt Medresesi'nin inşası tamamlanınca müderrislik göreviyle yeniden oraya gitmiş ve Amasya müftülüğünü de üstlenmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hac yolunda iken müftülüğe getirilmesi

Amcazadesi Çelebi Halîfe ile hacca gitmiş, Mısır'da beklerken İstanbul müftüsü Efdalzâde'nin vefatı üzerine müftülük ona verilmiş, dönünceye kadar fetva yetkisi Sahn-ı Semân müderrislerine bırakılmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Semâniye müderrisliği görevinde iken amcazadesi Çelebi Halîfe ile birlikte hacca gitmiştir. Mekke'de bazı karışıklıkların çıkması üzerine bir yıl Mısır'da beklemek zorunda kalmış ve hac vazifesini ancak ertesi yıl yerine getirebilmiştir.

Kendisi Mısır'da iken İstanbul müftüsü Efdalzâde Hamîdüddin Efendi vefat etmiş (908/1503), müftülük ona verilmiş, dönünceye kadar fetva yetkisi Sahn-ı Semân müderrislerine bırakılmıştır. Muhtemelen 910 (1504) yılının ortalarına doğru İstanbul'a gelerek fetva makamına oturmuştur. II. Bayezid buna ilâveten 911'de (1505-1506) İstanbul'da yaptırdığı medresenin müderrisliğini haftada bir gün ders okutmak üzere 50 akçe ile kendisine vermiş, ayrıca 912'de (1506-1507) Osmanlı ülkesinin değişik yerlerindeki hayratının vakıflarına nâzır tayin etmiştir. Bundan sonra Beyazıt Medresesi müderrisliğiyle II. Bayezid'e ait evkafın nezâret cihetinin, şeyhülislâmlığa dönüşecek olan İstanbul müftülerine verilmesi âdet haline gelmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Meşihat süresi: yirmi üç mü, yirmi dört yıl mı?

Görev süresi bir kayıtta yirmi dört yıl, bir başkasında 1503-1526 arası yirmi üç yıl olarak verilir; her iki kayıt da onu kurumun en uzun süre görev yapan iki isminden biri sayar.

Metni gösterMetni daralt

II. Bayezid'in ardından tahta çıkan Yavuz Sultan Selim de onu saltanatı süresince müftülük görevinde bırakmış, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde de ölümüne kadar bu görevde kalmıştır. Bir kayıtta müftülük süresinin yirmi dört yıla ulaştığı, bir başka kayıtta ise "II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim devrindeki yirmi üç yıllık (1503-1526)" dönem olduğu belirtilir; iki rakam birleştirilmemiştir.

Kurumun beş asırlık tarihi boyunca 131 müftü ve şeyhülislâmın görev yaptığı, ortalama sürenin üç buçuk yıl olduğu düşünüldüğünde bu sürenin istisnaî olduğu görülür; kaynaklar Ebüssuûd Efendi ile Zenbilli Ali Efendi'yi çok uzun müddet görev yapan iki isim olarak birlikte anar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şeyhülislâmlık makamı için bir dönüm noktası

Onun dönemi şeyhülislâmın yetki ve sorumlulukları açısından dönüm noktası sayılır; İstanbul müftülüğünün vezîriâzamlık gibi bir makama dönüşmesinin ilk adımları bu devirde atılmıştır.

Metni gösterMetni daralt

XVI. yüzyıl başlarında Zenbilli Ali Efendi'nin meşihat dönemi, şeyhülislâmın yetki ve sorumlulukları açısından bir dönüm noktası kabul edilir. Bu devirde şeyhülislâmlar bazı yeni sorumluluklar yüklenmiştir: II. Bayezid'in İstanbul'da inşa ettirdiği medresede şeyhülislâmların ders vermesi şart koşulmuş, ayrıca Beyazıt Külliyesi'nin nezâreti de onlara verilmiştir.

Tayin usulü bakımından da devri geçiş dönemidir. XVI. yüzyılda Rumeli kazaskerliğinden şeyhülislâmlığa geçiş âdet halini almışken Zenbilli Ali Efendi müderrislikten azledildiği sırada, 1503'te müftü ve yeni yapılan İstanbul Beyazıt Medresesi'ne müderris tayin edilmiştir. Doğrudan Rumeli kazaskerliğinden bu makama tayin edilen ilk âlim ise Ebüssuûd Efendi'dir. İstanbul müftülüğü makamının dinî kontrolü sağlayacak biçimde vezîriâzamlık makamı gibi bir şekle bürünmesinin ilk önemli adımları Zenbilli Ali Efendi'nin görevi sırasında atılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hastalığı, nâib tayini ve fetvahânenin nüvesi

929'da (1523) iş göremeyecek kadar hastalanınca yerine Şeyh Bahâeddinzâde Muhyiddin Mehmed'i nâib tayin etmiş; bu istisnaî uygulama fetva işleriyle görevli ayrı bir bölümün nüvesini hazırlamıştır.

Metni gösterMetni daralt

929'da (1523) iş göremeyecek kadar hasta olunca Kanûnî Sultan Süleyman onu şeyhülislâmlıkta bırakmış, yerine bir nâib tayin etmesini istemiş; o da Şeyh Bahâeddinzâde Muhyiddin Mehmed'i nâib tayin etmiştir. Bu durum ölümüne kadar devam etmiştir. Nâiblik uygulamasının tarihini anlatan kayıtlar, imam, hatip, müftü ve hatta şeyhülislâm yerine de nâib tayin edilebildiğini belirtmekle birlikte bu örneğin istisnaî bir uygulama olduğunu vurgular.

Kurumsal sonucu ise daha kalıcı olmuştur: Zenbilli Ali Efendi'nin yaşlı olması ve hastalığı sebebiyle yerine Mehmed Muhyiddin Efendi'nin "kaimmakâm" veya "nâib" olarak seçilmesi, şeyhülislâmlık içerisinde fetva işlemleriyle görevli özel bir bölümün nüvesinin oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Tasavvufî yönü ve Zeynî intisabı

Bazı eserlerde "Sûfî" nisbesiyle kaydedilmiş ve "erbâb-ı hâl, sâhib-i kerâmet" diye gösterilmiştir; Halvetî akrabaları bulunmakla birlikte Zeyniyye şeyhi Şeyh Muslihuddin Mustafa'ya intisap etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Kaynaklara göre fıkıh, usul, edebiyat, lugat, nahiv, tefsir ve hadis sahasında otorite sahibi vakur bir ilim adamıydı. Uzun süre fetva makamında kaldığı halde hayatının sonuna kadar tevazuu elden bırakmamış; Risâle-i Hırzü'l-mülûk'teki ifadeye göre insanların işlerini kolaylaştırmaktan zevk almış, fetva almak üzere başvuranların işlerini kısa sürede sonuçlandırmıştır.

Tasavvufî yönü de vardır. Bundan dolayı bazı eserlerde "Sûfî" nisbesiyle kaydedilmiş ve "erbâb-ı hâl, sâhib-i kerâmet" diye gösterilmiştir. Çelebi Halîfe ile İshak Karamânî gibi Halvetiyye şeyhlerinden yakın akrabaları bulunmakla birlikte Zeyniyye tarikatı şeyhi Şeyh Muslihuddin Mustafa'ya intisap etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ETKİ KAYNAĞIBahâeddinzâde Muhyiddin Mehmed Efendi929'da (1523) hastalanınca Kanûnî'nin isteği üzerine Bahâeddinzâde'yi kendisine nâib tayin eden şeyhülislâmdır; vekâlet onun vefatına (932/1526 öncesi) kadar sürmüştür.GELEN BAĞLANTIŞEYHÜ'LİSLÂM İBN-İ KEMÂLŞeyhülislâmlık makamında selefidir; onun yerine Şâban 932'de (Mayıs 1526) şeyhülislâm olmuştur.HOCASI / ŞEYHİBeşiktaşlı Yahyâ Efendiİstanbul'a geldikten sonra tahsilini onun yanında tamamladı; hocasının vefatı üzerine günlük 15 akçe ile Canbaz Mustafa Medresesi'nde müderrisliğe başladı.HOCASI / ŞEYHİBeşiktaşlı Yahyâ Efendiİstanbul'daki tahsilini onun yanında tamamlamıştır; hocasının vefatı üzerine müderrislik görevine başlamıştır.HOCASI / ŞEYHİŞeyh Muslihuddin Mustafa VefâKendisine mürid olan şeyhülislâmdır.TALEBESİ / HALİFESİBeşiktaşlı Yahyâ EfendiYahyâ Efendi İstanbul’daki tahsilini Zenbilli Ali Efendi’nin yanında tamamladı.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIBahâeddinzâde Muhyiddin Mehmed Efendi929'da (1523) hastalanınca fetva işlerini yürütmek üzere kendi tayin ettiği nâibidir; bu görev Zenbilli Ali Efendi'nin ölümüne kadar sürmüştür.TALEBESİ / HALİFESİŞeyh Muslihuddin Mustafa VefâZeyniyye tarikatı şeyhidir; Halvetî akrabaları bulunmasına rağmen Zenbilli Ali Efendi ona intisap etmiştir.AİLE BAĞIÇelebi Halife Cemâl-i HalvetîAmcazadesidir; hacca birlikte gitmişlerdir. Kaynak, II. Bayezid'in onu Çelebi Halîfe'nin oturduğu Amasya'ya özellikle yollamış olabileceğini belirtir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeZenbilli Ali Efendi Mescidi, Mektebi ve HazîresiZeyrek'te kendi yaptırdığı mescid ve mektebin hazîresinde medfundur. Tek kubbeli, kare planlı Ali Cemâlî Efendi Mektebi Zeyrek Yokuşu'nda 1523-1525 yılları arasında inşa edilmiştir. Oğlu Muhyiddin Mehmed Şah (Molla Çelebi) da mektebin bitişiğinde babasının kabri yanına defnedilmiştir.İstanbul · TürkiyeMüftü Ali (Zenbilli Ali) Efendi CamiiZenbilli Ali Efendi tarafından mescid olarak yaptırılmış, 932'de (1525-26) cami haline getirilmiştir. Yakınında bulunan ve 1960'ta ortadan kaldırılan Müftü Hamamı'nın geliri bu camiye, mescide ve mektebe vakfedilmiştir.İstanbul · TürkiyeAlaca MescidZenbilli Ali Efendi'nin yaptırdığı mesciddir; Galata'da Tersane caddesinde bulunuyorken 1957'de Azapkapı caddesi açılırken yıktırılmıştır. İlişkili kişi dosyası Zenbilli Ali Cemâlî Efendi : Zenbilli Ali Cemâlî Efendi (ö. 932/1526), II. Bayezid’den Kanûnî devrine kadar yirmi dört yıl fetva makamında kalan; Şeyh Vefâ’ya intisabı, hukuk hassasiyeti ve eserleriyle tanınan Osmanlı âlimidir.Amasya · TürkiyeAmasya Beyazıt Medresesi1486'da inşası tamamlanınca müderrislik göreviyle buraya tayin edilmiş, aynı zamanda Amasya müftülüğünü de üstlenmiştir. 896'daki (1491) protokol hadisesinden sonra bu görevi bırakıp İstanbul'a dönmüştür.İstanbul · Türkiyeİstanbul Beyazıt Medresesi1503'te müftülüğe getirildiğinde müderrisliği de kendisine verilen medresedir. Bundan sonra bu medresenin müderrisliğiyle II. Bayezid evkafının nezâret ciheti, şeyhülislâmlığa dönüşecek olan İstanbul müftülerine verilir olmuştur.