HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Konya’dan Zeyniyye irşadına
Muslihuddin Mustafa Vefâ, Konya’da doğdu; babası Ahmed es-Sadrî’dir. Kaynaklarda Muslihuddin b. Vefâ ve Ebü’l-Vefâ adlarıyla da anılır. İlk tasavvuf terbiyesini Edirne’de Debbağlar İmamı Muslihuddin’den aldı; onun yönlendirmesiyle Abdüllatîf-i Kudsî’ye bağlanarak Zeyniyye seyrüsülûkünü tamamladı.
Hac yolculuğu ve esaret
Hac için Konya’dan Antalya’ya indiğinde bindiği gemi Rodos korsanlarınca ele geçirildi; kız kardeşiyle birlikte esir düştü. Karaman hükümdarı İbrâhim Bey tarafından fidyesi ödenerek kurtarıldı. Ardından İstanbul’a yerleşti.
İstanbul’daki irşadı
Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde yaşadı. İstanbul’da vaaz, sohbet ve irşadla tanındı; Fatih’in kendisiyle görüştüğü ve duasını aldığı aktarılır. Ömrünün sonlarında inzivayı tercih etmiş, devlet ileri gelenlerinden çok fakir ve dervişlerle sohbet etmeye önem vermiştir.
İlim ve sanat çevresi
Fıkıh ve tasavvufun yanı sıra mûsiki, şiir, inşâ, astronomi, takvim ve vakit hesaplarıyla ilgilendi. Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleri vardır. Kendisine nispet edilen takvim ve rûznâmeler, İstanbul bilim tarihi bakımından ayrıca önem taşır.
Ol tevhîdi zikret
Sonra cürmünü fikret
Var yoluna doğru git
Derviş olayım dersenBir şeyh-i kâmil ara
Niçin oldun âvâre
Hemen söz tut bîçâre
Derviş olayım dersenRüyâya yalan katma
Elden söz alıp satma
Vakt-i seherde yatma
Derviş olayım dersen
Vefatı ve külliyesi
1 Ramazan 896 / 8 Temmuz 1491’de vefat etti ve İstanbul’da kendi adıyla anılan cami ve hânkāh çevresindeki türbesine defnedildi. Debbağlar İmamı Muslihuddin’in otuz yıllık Edirne hizmeti ve 1443 vefatı Şeyh Vefâ’nın hayatına ait değildir; önceki birleşik metinden ayrılmıştır.
Konya’dan İstanbul’a: hayatının seyri
Konya’da doğdu. O dönemde Karamanoğulları’nın elinde bulunan Konya’da başladığı öğrenimini, babasıyla birlikte gittiği Osmanlılar’ın başşehri Edirne’de tamamladı. Edirne’de Debbağlar İmamı diye tanınan Muslihuddin Halîfe’ye intisap etti; daha sonra şeyhinin işaretiyle Zeyniyye tarikatının kurucusu Zeynüddin el-Hâfî’nin ileri gelen halifelerinden Abdüllâtîf el-Kudsî’nin müridi oldu.
Seyrü sülûkünü tamamlayıp Konya’ya döndü ve irşad faaliyetine başladı. Karamanoğlu İbrâhim Bey onun için Meram’da bir cami ve hankah yaptırdı, ardından kendisi ve mensupları tarafından vakıflar tesis edildi. Konya’da ne kadar kaldığı bilinmemektedir. Hacca gitmek üzere Antalya’dan bindiği geminin korsanlarca Rodos’a götürülmesi ve esaretten fidyeyle kurtarılmasının ardından İstanbul’a gitti.
İstanbul’da Fâtih Sultan Mehmed’den büyük destek gördü; padişah onun için, adına nisbetle Vefâ diye anılacak olan semtte bir cami ile çifte hamam yaptırdı, ayrıca caminin yakınındaki araziyi içindeki binalarla birlikte ve Çorlu kazasına bağlı Kepelim köyünü şeyhe temlik etti. Bazı kayıtlardan iki oğluyla bir kızının olduğu ve kızını Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin neslinden Şeyh Âbid Çelebi ile evlendirdiği anlaşılmaktadır.
Şahsiyeti ve müridleri
Sert görünmesine rağmen çok alçak gönüllü, hoşsohbet, nükteli ve hikmetli konuşan bir kimse olduğu belirtilir. Kendisine birçok devlet adamı, âlim ve sanatkâr mürid olmuştur.
Bunlar arasında Sinan Paşa, Molla Lutfi, Bursalı Ahmed Paşa ve Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi gibi ilim ve devlet adamları; Sinoplu Safâyî, Balıkesirli Zâtî, Edirneli Sabâyî, Rumelili Şem‘î, Hattat Kasım ve Hattat Abdülmuttalib b. Seyyid Murtazâ gibi şair ve sanatkârlar sayılabilir.