HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğumu ve tahsili
15 Rebîülevvel 757 (18 Mart 1356) tarihinde Horasan'ın Hâf şehrinde doğdu; nisbesini buradan alır. Ailesi hakkında yeterli bilgi yoktur.
Horasan, Mâverâünnehir, Azerbaycan, Irak, Şam, Mısır ve Hicaz bölgelerinde birçok âlimin derslerine devam etti; Celâleddin Fazlullah et-Tebrîzî, Ebû Tâhir Celâleddin Ahmed el-Hucendî el-Medenî, Ebü'l-Berekât Sadreddin Ahmed b. Nasrullah el-Kazvînî, İbnü'l-Cezerî ve Zeynüddin el-Irâkī gibi âlimlerden icâzet aldı. Şehâbeddin el-Bistâmî, Şerîfüddin el-İskenderî, Ebû Bekir Zeynüddin et-Tâyebâdî ve Şehâbeddin Ahmed el-Fernevî gibi sûfîlerin sohbet meclislerinde bulundu.
Sülûkü ve kaybolan icâzetnâme
Bir süre Tebriz'de Şeyh Kemâl-i Hucendî'ye hizmet ettikten sonra Şeyh İsmâil Sîsî'nin hizmetine girdi. Onun tavsiyesiyle Mısır'a giderek Sühreverdî şeyhi Nûreddin Abdurrahman eş-Şibrîsî el-Mısrî'ye mürid oldu; yanında seyrüsülûkünü tamamlayıp icâzet aldı.
İrşad için memleketine dönerken Bağdat'ta icâzetnâmesini kaybetti. Yıllar sonra tekrar Mısır'a gittiğinde, artık hayatta olmayan şeyhinin halvethânesinde icâzetnâmesinin bir başka nüshasını buldu.
Hankah, ribât ve vakfiye
Hâf şehrinin Berâbât köyünde yaptırdığı hankah ve ribâtta irşad faaliyetine başladı. 812'de (1409) hazırlayıp 830'da (1427) tescil ettirdiği vakfiyede bu yapıları kendisinin inşa ettirdiğini, ayrıca Bâharz bölgesinin Serbâlâ mezrasında bir tekkenin daha inşasının sürdüğünü belirtir.
Herat'ın Dervişâbâd köyü ile Hâf, Bâharz ve Herat'taki bir kısım mezra, bağ ve su kanallarını bu üç tekke için vakfetti. Abdürrahîm-i Rûmî'ye 832'de (1428) verdiği icâzetnâmeden Dervişâbâd'da da bir dergâhı olduğu anlaşılmaktadır.
Yöneticiler nezdinde itibarı
Kısa sürede halktan büyük ilgi görmesinin yanı sıra yöneticilerin de dikkatini çekti. Tavsiye ve uyarılarda bulunmak üzere dönemin yöneticilerine mektuplar yazdı; Timur'un oğlu Şâhruh ile Tebriz Sultanı İskender arasında başlamak üzere olan bir savaşı önlediği kaydedilir.
Batı yolculuğu: Mısır, Kudüs, Hicaz
822 (1419) yılında hacca gitmek niyetiyle Horasan'dan ayrıldı. Mısır'a vardığında kendisini karşılayanlar arasında Molla Fenârî de vardı; ikisinin Kudüs üzerinden hacca gidip tekrar Kudüs'e döndükleri kaydedilir. İki yıl sonra tekrar Mısır'a gittiğinde bu defa İbn Hacer el-Askalânî onu övücü bir beyit okuyarak karşıladı, o da şiirle karşılık verdi.
Kahire'de Yahyâ b. Muhammed el-Münâvî, Cemâleddin el-Mürşidî el-Mekkî, Cemâl b. Celâl en-Neyrîzî ve Ebü'l-Fütûh Nûreddin Ahmed gibi âlimler sohbetlerine katıldı. Kahire'den Kudüs'e geçti ve tarikat prensipleri bakımından en önemli eseri olan el-Vesâya'l-Kudsiyye'yi 825 (1422) yılında burada tamamladı.
Zeyniyye'yi Anadolu'ya getiren Abdüllatîf el-Kudsî muhtemelen aynı yıl onu evinde misafir ederek sohbetlerinden faydalandı. Kudsî, hac için Mekke'ye giden Hâfî'ye annesinin rahatsızlığı sebebiyle refakat edemedi, ancak dönüşte onunla birlikte Horasan'a gitti.
Anadolu'ya geldi mi?
Taşköprizâde, Zeynüddin el-Hâfî'nin Anadolu'ya gelmediğini söyler. Evliya Çelebi'nin Bursa'ya geldiğini ve önemli halifelerinden Abdürrahîm-i Rûmî'nin ona burada talebe olduğunu kaydetmesi ihtiyatla karşılanmalıdır.
Vefatı ve üç kere taşınan kabri
2 Şevval 838 (1 Mayıs 1435) tarihinde Herat'ta vefat etti ve Mâlîn'de defnedildi. Kabri daha sonra Dervişâbâd'a, oradan da Herat'ın Masla mahallesindeki Îdgâh'a nakledildi. Kabrinin yanına büyük bir imarethâne yapılmış, türbesi Timurlu Hükümdarı Ebû Said Mirza Han tarafından genişletilmiştir.
Nakşibendîlerle ilişkileri
Bölgede faaliyet gösteren Nakşibendî şeyhleriyle samimi ilişkiler kurdu. Nakşibendiyye'nin pîri Bahâeddin Nakşibend, ikinci hac yolculuğunda Herat'ta onu ziyaret etmiştir.
Nakşibend'in önde gelen halifelerinden Muhammed Pârsâ ile arasında ileri derecede bir dostluk oluştu: Pârsâ 822'de (1419) hac sonrası uğradığı Medine'de vefat ettiğinde, o sırada Mısır'da bulunan Hâfî onun için bir mezar taşı hazırlatmış ve kabri başına götürüp dikmiştir. Nizâmeddin Hâmûş'un, müridi Sa'deddîn-i Kâşgarî'yi rüyalarını yorumlatmak için Hâfî'ye gönderdiği belirtilir. Buna karşılık Nakşibendiyye'nin etkili şeyhlerinden Ubeydullah Ahrâr, bazı görüş farklılıkları sebebiyle ona mesafeli durmuştur.
Tasavvuf anlayışı
Anlayışını şeriat-tarikat-hakikat birlikteliği üzerine kurdu; şeriat kurallarına riayet etmeden tasavvuf yolunda ilerlemenin mümkün olamayacağını vurguladı. Ona göre bid'atlarla kirlenen kalbin ibadet ve taatle nurlanması mümkün değildir; bütün ârifler Ehl-i sünnet çizgisini takip ederek yüksek derecelere ulaşmıştır. Dervişler mümkünse dört Sünnî mezhebin görüşünü cemederek uygulamalıdır.
Sâlik zühde aykırı şeylerden feragat etmeli, şeyhine tam bir teslimiyet ve sevgiyle bağlanmalı; diğer şeyhlerin de hak olduğunu kabul etmekle birlikte Allah'tan kendisine feyzin sadece şeyhi vasıtasıyla geleceğine inanmalıdır.
İbnü'l-Arabî tenkidi
Vahdet-i vücûd karşısında eleştirel bir tavır aldı: İbnü'l-Arabî'nin el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ve Fusûsü'l-hikem'de ortaya koyduğu vahdet-i vücûd görüşünün isabetli bir anlayış olmadığını söyledi.
“Hatm-i velâyet” (velîliğin en son mütekâmil temsilcisi) görüşüne de karşı çıktı; İbnü'l-Arabî'nin kendisini bu şekilde takdim etmesini bir şathiye kabul etti ve velîliğin en son mütekâmil temsilcisinin geleceği vaad edilen Muhammed el-Mehdî olduğunu söyledi. Firavunun imanlı öldüğüne dair görüşe de karşı çıkarak bunun makbul olmayan bir îmân-ı ye's olduğunu belirtti.
Rüya tabiri
Rüya tabirinde hayli mahirdi. el-Vesâya'l-Kudsiyye'de kaydettiği rüya yorumları derlenerek Ta'bîrü'r-rü'yâ adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir. Fâtih Sultan Mehmed devri âlimlerinden Kutbüddinzâde İznikî de et-Ta'bîrü'l-münîf adlı eserinde ondan pek çok alıntı yapmıştır.
Zeyniyye ve halifeleri
Onunla birlikte Sühreverdiyye'de Zeyniyye adıyla bir kol teşekkül etti. Şeyhi Nûreddin eş-Şibrîsî'nin Rifâiyye'den de icâzetli olması sebebiyle Zeyniyye, Sühreverdiyye ile Rifâiyye'yi birleştiren bir tarikat kabul edilmiştir.
Halifeleri geniş bir coğrafyaya dağıldı: Muhammed Tebâdegânî, Sadreddin Revvâsî, Derviş Ahmed Semerkandî ve Mahmûd Hisârî Horasan'da; Sirâcüddin el-Mültânî ve Abdülmelik el-Gaznevî Hindistan'da; Abdülmu'tî el-Mağribî ile Ebü'l-Fütûh Nûreddin Ahmed Hicaz'da; Abdülkerîm b. Abdülazîz Suriye'de; Seyyid Safiyyüddin el-Îcî, Ahmed b. Fakīh Ali ed-Dimyâtî, Kemâleddin İbnü'l-Hümâm ve Emînüddin el-Aksarâyî Mısır'da; Ayasuluklu Şeyh Mehmed, Abdürrahîm-i Rûmî ve Abdüllatîf el-Kudsî ile onun halifeleri ağırlıklı olarak Anadolu ve Rumeli'de faaliyet gösterdi.
Kendisine intisap edenler arasında yeğeni Alâeddin b. Seyyid Afîfüddin, Hâce Şemseddin Muhammed Kûsevî, Mevlânâ Ebü'l-Hayr Ahmed, Seyyid Ali Horasânî, İzzeddin Hanbelî, Celâleddîn-i Kâyinî ve Hızırnâme müellifi Muhyiddin Çelebi vardır. Oğlu Şeyh Nizâmeddin Yahyâ da muhtemelen babasının yanında yetişmiştir.
Yanlış atfedilen müridler
Bazı araştırmacılar ona ait olmayan müridler saymışlardır: Hammer-Purgstall Halvetiyye'den Pîr İlyâs Amâsî'yi, Kissling ile Margoliouth Nakşibendiyye'den Sa'deddîn-i Kâşgarî'yi, Trimingham ise Akşemseddin'i onun müridleri arasında göstermiştir. Kaynaklarda bu üçünün Hâfî'ye mürid olmak için teşebbüs ettiklerinden söz edilmekte, ancak hiçbirinin intisabının gerçekleşmediği belirtilmektedir.