ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
39 sonuç · “atık”
01Çerkeşiyye
Çerkeşî Mustafa Efendi'nin şeriat-tarikat bütünlüğü vurgusuyla Batı Karadeniz, Orta Anadolu, İstanbul ve Balkanlarda yayılan kol.
Siyasî Temsil ve Libya Krallığı
İdrîs es-Senûsî'nin diplomatik liderlik ve bağımsız Libya krallığı dönemi; tarikat postuyla devlet görevi ayrılır.
Tâziyye
Ebû Sâlim İbrâhim et-Tâzî'ye nispet edilen kol; Desûkî Tâziyye kaydıyla otomatik özdeşleştirilmez.
Abdülkerîmzâde Abdullah Efendi
Abdülkerîmzâde Abdullah Efendi (ö. 1595), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Rüstem Paşa, Sahn, Şehzade ve Atik Valide medreselerinde ders verdikten sonra Galata kadılığı yapan Osmanlı âlimidir.
Abdülkuddûs Gengûhî
Abdülkuddûs Gengûhî (yaklaşık 1456–1537), Rudevl’de aldığı Sâbirî terbiyeyi Şâhâbâd ve Gengûh’a taşıyan; Rüşdnâme, Mektûbât-ı Kuddûsî ve Envârü’l-uyûn gibi eserleriyle Kuzey Hindistan tasavvufunun başlıca müellif şeyhlerinden biridir.
Bakkālzâde Mehmed Efendi
Bakkālzâde Mehmed Efendi (ö. 18 Rebîülâhir 1004 / 21 Aralık 1595), tıp ile matematiksel astronomiyi birleştiren; yaklaşık 1585–1595 arasında müneccimbaşılık, ayrıca hassa tabipliği ve reîsületıbbâlık yapan Osmanlı âlimidir.
Câbîzâde Halil Fâiz Efendi
Câbîzâde Halil Fâiz Efendi (1085/1674-75–1134/1722), İstanbul’da yetişen; tefsir, fıkıh usulü, hesap, cebir ve astronomi alanlarında eser veren, Türkçe ve Farsça şiirleriyle de tanınan Osmanlı âlimidir.
Cemâleddîn Mahmud Hulvî
Cemâleddîn Mahmud Hulvî (982/1574–1064/1654), Sünbülî terbiyesi görüp Şemsî çevrede sülûkünü ikmal eden, Kahire Gülşenî Âsitânesi’nden hilâfet alan; Şehremini’nde tekke kuran, Mesnevî okutan ve Halvetî tabakatının temel kaynaklarından Lemezât’ı kaleme alan mutasavvıf, şair ve vâizdir.
Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi
Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi, 1098/1686-87’de mülâzemet alan; Hızır Çelebi, Ali Efendizâde Dârülhadisi, Abdurrahman Paşa ve Nişancı Paşa-yı Atîk medreselerinde görev yapan Osmanlı müderrisidir. 1131/1719’da ağır hastalığı sebebiyle emekliye ayrılmış, daha sonra kaybolmuş; ölüm tarihi bilinmemektedir.
Fahreddin Irâkī
Fahreddin Irâkī (1213-1289), Bahâeddin Zekeriyyâ’nın Mültan hankahında yetişen; Sadreddin Konevî ve Mevlânâ çevresiyle buluşarak Lemaât’ı kaleme alan Farsça tasavvuf şiirinin büyük temsilcisidir.
Gafûrî Mahmud Efendi
Gafûrî Mahmud Efendi (ö. Cemâziyelevvel 1078/1667), Gelibolu ve İstanbul’da ilim tahsil ettikten sonra Muk‘ad Ahmed Efendi’ye intisap eden; Gelibolu halifeliği, Zeyrek, Vâlide-i Atik ve Fatih vaizliklerinin ardından Hüdâyî Âsitânesi postuna geçen Celvetî şeyhi ve şairdir.
Hanbelîzâde Mehmed el-Halebî
Hanbelîzâde Mehmed el-Halebî (ö. 972/1564-65), Halep'te tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, edebiyat, matematik ve geometri okutan; yaklaşık altmış eser ve risale kaleme alan âlimdir.
İbnü’n-Nakīb el-Halebî (Garsüddin Halil)
İbnü’n-Nakīb el-Halebî, Garsüddin Halil b. Şihâbeddin Ahmed (1494-1563), Memlük ve Osmanlı ilim çevrelerinde yetişen; uygulamalı matematik, astronomi, mîkāt ve tıp alanlarında eser veren Halepli âlimdir.
İbrâhim Nakşî-i Sünbülî
İbrâhim Nakşî-i Sünbülî (ö. 1702), Seyyid Alâeddin Efendi’den yetişen; Rumelihisarı, Valide-i Atik ve Şehzade camilerinde vaaz veren, Nakşî mahlasıyla şiirler söyleyen İstanbul Sünbülîlerindendir.
Kādızâde Mehmed Efendi el-Balıkesrî
Kādızâde Mehmed Efendi (ö. 1045/1635-36), Balıkesir doğumlu; İstanbul'un büyük camilerinde ders ve vaaz veren, tasavvuf pratiklerine yönelik eleştirileriyle tartışma doğuran vaizdir.
Abâ-i ulviyye
Abâ-i ulviyye veya pederân-ı bülend , “ulu atalar, yüce babalar” anlamında kullanılan Farsça bir tamlamadır. Felsefe ve astroloji geleneğinde hava, su, toprak ve ateşten oluşan dört unsurun kaderini yönlendirdiğine inanılan yıldızlara verilen ad. Tasavvufta yaratılışın zuhuruyla ilişkilendirilen ilâhî isimler. Bazı tasavvufî kozmoloji metinlerinde akl-ı evvel, nefs-i küllî, tabiat-ı küllî ve hebâ için kullanılan toplu ad. “Ulvî babalar” nitelemesi, yaratıkların ortaya çıkmasını sağlayan iradenin bu ilâhî isimler ve kozmik ilkeler üzerinden açıklanmasına dayanır.
Arz
Yer, yeryüzü. tas. a İnsan bedeni ve rızkın zuhur mahalli olan yeryüzü. b Arz halk (yaratık), ondaki zinet ise Hak'tır. c Hakk'ın sıfatlarına sema, halkın sıfatlarına arz denir. d Arz, süfli âlem, fesat âlemi; sema, salah âlemi, ulvi âlemdir. Arifin arzı, kendisindeki halkın (beşeri) sıfatları, seması yine Hakk'ın ondaki (ilâhî) sıfatlarıdır. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Arzu i. fars Kimi sâliklerin bilerek ve isteyerek kendi asıllarına eğilim göstermeleri,
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Beyza
Beyaz, ak. a tas, Akl-ı evvel, ilk varlık. İlk akıl amânın merkezidir. Gayb siyahlığından da ilk olarak o ayrılmıştır. Bulunduğu felekte en büyük ışık o olduğu için beyzâ adını almıştır. İlk aklın beyazlığı gaybın siyahlığına tekabül eder. Böylece zıddı sayesinde apaçık hale gelir. Varlık beyaz, yokluk siyahtır. Bundan dolayı bazı arifler fakrı beyazlık diye yorumlamışlardır. Burada fakr sözüyle imkânı kastetmişlerdir (kr). b Melekler ve ruhlar âlemine de beyzâ denir. Çok geniş olan bu âlemde pek çok yaratık bulunur ki, 75 |
Ebru-hoft
Çatık kaş. tas. Sâlikin derecesinin düşmesi. Zat-ı kibriyayı örtmesi, aynca varlık âlemini süslemesi sebebiye sıfatlara da ebru (kaş) denir (sr). Hablar mihrab-ı ebrüsuna meyl etmez fakih Olse kafirdir müselmanlar ona kılman namaz Fuzüli Edvar-ı vücut Cilvegerdir perte-i nar-1 Huda her küşeden Nev'i
Ebsat-i mevcudat
بط مو جو دات) ( 1: En basit varlık. 2. tas. Akl-ı evvel, Zatı ahadiyet hariç, varlıkların ve yaratıkların en basit olanı ilk akıldır (sp),
inşân
“Beşer, insan topluluğu. ” anlamında olan “ins” sözünden gelen bu terim, erkek veya dişi bu türün her ferdi için kullanılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de altmış beş yerde aynı anlamda kullanılan bu söz, varlık olarak bütün yön leriyle ifade edilmiş ve onun ya ratılışı, mahiyeti üe gayesini bit bütünlük içinde açıklanmıştır. Hz. Âdem’den başlayarak insan özel bir konumda ve yaratılış yöntemiyle varlık âlemine çıka rılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in bir başka önemli açıklaması ise “insan”m yeryüzünü imar ve ıslah edecek olan “halife” görevin üstlenmiş olmasıdır (Bakara suresi, 2 / 30). Yaratıklarm en mükemmeli olan bu varlık, topraktan yaratılmış cismanî bünyesi yanında ruhanî bir kimliğ ile, duyularıyla, aklıyla iyiyi kö tüden, güzeli çirkinden ayırma yeteneği ile geliştirilmiş; böylece o, kendinden sorumlu olmaya yetecek bir özgürlüğe sahip ol muştur. Onun Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok surede ve ayette anlatılan bu derin ve çok yönlü vasıfları, Hz. Peygam ber’in hadislerinde de yer almış; “ins” sözüyle birlikte mütalaa edilmiştir.
Iblis
T. Şeytan. Allah'ın huzurundan kovulan ve rahmetinden uzaklaştı- | rılan varlık. Kovulma sebebi Âdem'e secde etmemesiydi. Asi, asiliğinde ısrarlı | ve iddialı yaratık tipi. Adem ise asi, ama suçunu kabul edip özür dileyen yaratık | tipidir. Biri bencilliği ve kibri, diğeri tevazuu ve mahviyeti temsil eder, Nefs. Dıştan gelen vesvesenin kaynağı ve sebebi Iblis, içten gelen vesvesenin kaynağı ve sebebi nefs şeytanıdır (sm). |
İnâyet
Le) Lütuf, ihsan, kayırma. tas. Allah'ın kulunu kayırması, İnayet-i hak İlahi inayet; Hakk'ın insanı kayırması, koruması ve kollaması, ona İnfisal a e disa destek olması. İki cihan zindan ise gerek bana bostân ola Ayruk bana ne gam gussa, çün inayet dosttan ola Yüzbin peygamber gele hiç şefâat olmaya Vay eğer olmaz ise Allah'ın inayeti Yünus İnbisât - İnkıbazi.ar. ا نقباض) - LU. |) Ferahlık-Sıkıntı halleri. tas. Kulun açılma ve neşe halinde olması inbisât, tutuk ve üzgün olması inkıbazdır. İnkıbaz kulun Hak ile resmi, inbisât samimi olması halidir. Inkibaz halinde edep gözetilir. İnbisât halinde manevi bir keyif ve neşe içinde bulunan kul, son derece tabii bir vaziyette bulunduğundan kalbine ne gelirse onu söyler, hislerini serbestçe ifade eder. Inkibaz halinde bulunan kul sert, haşin ve çatık kaşlıdır. Biri cemali diğeri celali tecelliye mazhar olmuşlardır. İnbisât bir çeşit vecd ve cezbe halidir. Inbisat halinde Hakk’a naz edilir: Ben bana zulm eyledim ettim günah Neyledim nitdim sana ey padişah Yanus İncinmek—İncitmek Tasavvuf, incitmemek ve incinmemektir. “Gerektirir ki dervişin dışı bi-renk, içi bi-ceng ola.” “Bu hırka içinde bulundukça ne kimseyi incitir, ne kimseden incinirim”. Halkı rencide eden âlemde Kendi rencide olur son demde Ş. Yahya Kimseyi dil-teng-1 âzâr etme sultanlık budur Kalb-i muru tahtgâh eyle Süleymanlık budur İncili ar. (ينجيل) 1. Hz. İsa'ya verilen ilâhî kitap. 2. tas. Zat isimlerinin tecellisi; Zat'ın isimlerde tecellisi (cik 1:106).
Kelime
ÇE) ¢. Kelim veya Kelimat İnsan-ı kâmil, bir bütün olarak ilâhî kemali kendi varlığında gerçekleştiren insan. İlâhî isimlerin hepsi bu insanda tecelli ettiğinden yalnızca yeryüzünde değil, bütün kâinatta Allah'ın halifesi olmaya en layık odur. 2. Tekvin kelimesinin dış âlemdeki mazharları olmaları sebebiyle varlıklardan her biri Allah'ın bir kelimesidir (Kehf Suresi, 109). 3. Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Tekvin kelimesinin dış âlemdeki mazharları olmaları sebebiyle varlıklardan her biri Allah'ın bir kelimesidir (Kehf Suresi, 109). 3. Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı).
Mecaz
Bir kelimeyi asıl anlamı dışında ilişki ve benzerlik yoluyla kullanma; geçici ve iğreti olan. Tasavvuf dilinde dünya ve yaratılmış güzellikler, kalıcı hakikate işaret eden mecazlar olarak okunabilir. Mecazdan hakikate “Mecaz hakikate köprüdür” sözü, yaratılmışlarda görülen güzelliğin kendinde son amaç sayılmayıp ilâhî güzelliğe götüren bir işaret olarak değerlendirilmesini anlatır. Mecazî aşk İnsana veya yaratılmış bir güzelliğe duyulan sevgi. İffet ve edep içinde kaldığında ilâhî aşka hazırlanma yolu olarak yorumlanabilir. Hakikî aşk Sevginin nihai yönelişini Hakk’a çevirmesi. Okuma notu Her beşerî sevginin kendiliğinden ilâhî aşka dönüşeceği kabul edilmez; kaynaklar iffet, niyet ve terbiyeyi belirleyici görür.
HALVETE GİRİŞ ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 28. bölüm · Rivâyete göre; Hz. Dâvud (a.s) hüküm vermede bir hataya düştüğü zaman kırk gün kırk gece, secde hâlinde istiğfar etti; nihâyet Yüce Rabbi kendisini affetti . (Buradaki hatâ; bazı İ
SÛFİLERİN AHLÂKI
Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo
KURBİYYET EHLİNİN NAMAZI
Avârifü’l-Maârif · 37. bölüm · Bu bölümde, namazın keyfiyetini, şeklini, şartlarını, zâhirî ve bâtıni edeblerini, ilmimizin ve anlayışımızın imkan verdiği ölçüde anlatmaya çalışacağız. Ancak, bu konuda söylenmiş
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 34–41
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 42–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile
Sayfalar 58–63
Muzaffer Ozak Külliyatı · tadır? Bana yolunu tarif eder misin?) dedi. Diğer haham: (Aman ne yapıyorsun? O şehre sakın gitme. Orada bir sihirbaz vardır) dedi. (Sihri ile âlemi kendine bendetmiştir. Korkarım
Sayfalar 73–80
Muzaffer Ozak Külliyatı · ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları) DERS: 21 MUNDERECAT! El-Bakara sûre-i celilesinin 186. âyet-i kerimesinin tefsiri- Kur'an-ı aziyı, Levh-i mahfuzda olduğu gibi tertip ve tanzim e
Sayfalar 126–134
Muzaffer Ozak Külliyatı · kapıda görününce kadınların hepsi bıçakları ile meyvaların jerine parmaklarını kesmeğe başladılar ve bunun farkına dahi varmadılar. Bunu gören Züleyha, Yusuf Aleyhisselâmı dışarıya
Sayfalar 150–154
Muzaffer Ozak Külliyatı · kalıntılarını da görüyor da, kendi âkıbetinin de aynı olacağını hatırlamak bile istemiyor. Hakkı bilmiyor, bilmediği için de bulamıyor, bulamayınca olamıyor, üç günlük fâni dünya h
Sayfalar 155–160
Muzaffer Ozak Külliyatı · bur ve muztar kalmadıkça kimseye kıymadık. Oysa, insan kılıgında yaratılan bu hayâsızlar, hemcinslerinin hayâ duygularına insafsızca kıyarak, bizlerden çok aşağılık olduklarını isp