Ara
Menü

Sayfalar 126–134

1.374 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 126–134

kapıda görününce kadınların hepsi bıçakları ile meyvaların jerine parmaklarını kesmeğe başladılar ve bunun farkına dahi varmadılar. Bunu gören Züleyha, Yusuf Aleyhisselâmı dışarıya gönderdikten sonra kadınlara hitaben: (Artık ellerinizi kesmeyi bırakın meyvalarınızı soyun) deyince kendilerine gelen kadınlar bir yanda parmaklarından akan kanları silmeye uğraşırken, bir yandan da, «bu insan değil, kerîm bir melek» diye Züleyha'dan af dilemişlerdi.

Bu kıssada bize şu müjde vardır:

Olüm acısı, her ne kadar üçyüz kılıç darbesi gibi olsa da, Yusuf'un cemâlini gören kadınların ellerini kestikleri halde, kesilen ellerinin acısını duymadıkları gibi; mü'min de cemâli Ilâhiyye yahut cemâli Resûle, yahut cennete, nazar ettiğinden bu ölüm acısını duymaz.

Şehitlerin tekrar ve tekrar şehit olmalarını istemeleri bu yüzdendir. Zira, tecelliyatı ilâhî ile ikrâm olunurlar.

Hele Allah yolunda şehit olanların niyazlarının şöyle olduğu Hadisi şerifte haber veriliyor.

«Yâ Rab! bizi dünyaya gönder tekrar şehit olalım, tekrar gönder tekrar şehit olalım. Yâ Rab, bize bu şehit olduğumuz andaki zevki böyle tekrar tekrar tattırmanı senden niyaz ederiz.» O andaki zevki şehit olanlardan ve Allah'tan başka kim bilebilir?

Yalnız şu var ki; Allah'a bu derece yakınlık, bu derece kurbiyet peyda eden kimselerin dahi Allahın her sırrına tamamiyle vâkıf olmasına imkân yoktur. Nasıl ki, evvelce verdiğimiz misalde bir şehrin içine girip sokak, semt, bina vesairesini gezip tetkik etmeğe imkânımız olduğu halde her bir evin veya odanın da içini tetkik etmemize imkân yok ise, bu Hakkal yakîn derecesine vâsıl olabilenlerin dahi tamamıyle Allah'ın nihâyetsiz sırlarına vâkıf olmalarına imkân yoktur.

Buna imtiyazlı olan yegâne kerîm mahlük yegâne insan, yegâne kul Allah'ın «Bu âlemleri senin için yarattım» dediği Hz.

Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimizdir.

Bu âlemlerin, güneşlerin ve yıldızların, bu dünya ve dünyalardan başka dünyaların, tarihten evvelki zamanların ve kı-

yametten sonraki zamanların, cennetlerin ve cehennemlerin, yerlerin ve göklerin ve denizlerin ve bunların her birinin içlerindekini görüldüğü vakit dehşetlere düşebileceğimiz büyüklükte, haşmetli ve korkunç yaratıkların ve yine, değil gözle, büyütme âletleri ile dahi zor seçilebilen milyarlar ve milyarlarca mahlükatın yer, gök ve denizlerin gerek her bir zerresinin, gerekse külîsinin, daha varlığından haberdar olmadığımız mekânların ve bu mekânlardaki mahlükatın, hayvanların nebatâtın ve bir tırnağının dahi mislini meydana getiremiyeceğimiz insanoğlunun ve bu insanoğlunu bir miktar «suödan başlıyarak tam, mütekâmil şekline getiren ve bütün bunlar için de hiçbir zorluk çekmeyen Allah, bu kâinatın yaratılmasına sebep olan «Levlâke levlâk lemmâ hâlaktûl eflâk» hitabı izzeti ile şanını ve kadrini bildirdi, «Sen olmasaydın bu âlemleri yaratmazdım.» «Bütün bu âlemleri senin için, seni ise kendim için yarattım.» dediği:

Mergub-u Hudâ Şef-i-Rûz-i-ceza Melce-i-fukara Enis-is-zuafa Mahbub-u-Hudâ Sahib-i-seyf Sahib-ül-kitab Serdar-1-Enbiya Resûl-i-Kibriya Sahib-i-Kâbe Kavseyn Imam-ül-Haremeyn Ced'd-ül-Haseneyn Sahib-i-şefaat Sahib-i-makam-ül-Mahmud Resûl-ü-müctebâ Resûl-ü-sakaleyn Nebiy'yül-Haremeyn Imam-ül-kıbleteyn Sahib-ül-mi'rac Sahib-ül-Ref-Ref Sahib-ül-mûcizat Sahib-ül-Kur'an Hazreti Muhammed (Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem)efendimizin hâliki, sahibi olan Allahu Azim-üş-şân'ın cemaline, vuslâtına nail olma zevkini düşünün. Zira, bu nimet Ummet-i Muhammed'e bahşolunacaktır. Yukarıda zikrettiğimiz Yusuf kıssası, buna açık bir delildir. Gerçek mü'min için, ölüm bâbında Vuslât-ı-Cemal vardır. Bu makama, buradan yani dünya âleminden de erenler çoktur. Hazreti Imam-1 Ali'nin:

— Ben, görmediğim Rabbe ibadet etmem, buyurması bu makama erişenlere burhandır, sâhittir:

Biz âşıkız, biz ölmeyiz;

Çürüyüp, toprak olmayız, Karanlıklarda kalmayız, Bize, leyl-ü-nehâr olmaz..

Allah, cümlemizi vuslâtından, cemalinden ve sevgili Habibi sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimize kavuşmaktan mahrum etmesin, âmin; âmin bi-hürmeti seyyid-il-mürselin, vel- Hamd-ü-lillâhı Rabbil-Âlemin. Rizaen-lillâhi Riza-i Resûlullah ve riza-i-ricalullah el-fâtiha..

El-Hac

MUZAFFER OZAK

İR$ÂD

DÖRDÜNCÜ DERS MÜNDERECAT:

Bu risâlei şerife, Nûr-u Muhammed'înin yaradılması, hilkat-i Alem Efendimizin şân-ı âlisi hakkında nâzil olan âyât-ü beyyinât, dostluk nişânesinin beyanı, Imâm-ı All'nin bir kıssası, Hz. Mûsa'ya Cenâb-ı Hakkın dostluk hakkındaki sorusu, Bilâl-i Habeşî'nin İslâm olmasından dolayı gördüğü ezâ ve cefâya lahammülü ve Ebû Bekr Sıddik tarafından kölelikten kurtarılarak azâd edilmesi, evlenecek olanlara mühim bir tavslye, Bilâl-i Habeşî'-nin çok siyah olmasının sebebi, Kıyâmet Gününde Efendimize Allah'ın ikramı ve büyük şefâata izn-i Ilâhinin zuhûru bir ârâbinin Resûlullah hakkındaki sorusunu hâvi mübarek bir risâledir.

Irgâd. Cil! I — F: 9

Bismillâhirrahmanirrahiym Sallû alâ Seyyidina Muhammed Sallû alâ Mürşidina Muhammed Sallû alâ Şemşidduha Muhammed Sallû alâ Bedriddüca Muhammed Sallû alâ Nuril hüda Muhammed.

1i yelkahü kavli ve utevvidu emri ilallar Rabbişrahli sadri ve yesirli emri vebli imallane basirin bil'ibâd.

Kulların her sırrını bilen; her yaptığını gören ve işiten Al.

lah; bizleri burada cem eylediği gibi, yarın Mahşer Gününde sevgili Habibi Muhammed Mustafa sallalahu aleyhi ve sellemin Liva-yı Hamd sancağı altında lûtfu ile cem'eyleye. Amin.

/i.V).

Gi E'lzü billâhi mineşseytanir-raclym Bismillâhirrahmanirrahiym (Ve mâ erselnâke Illa rahmeten-lil-alemiyn)

(Sure-l Enblya, ayet: 107)

Meâli Şerifi: «Habibim, Resûlüm, Mergubum, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.»

Diğer bir âyeti kerîmede de:

«Ey Nebiyyi Mükerremim, biz seni ancak şâhid ve müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Allahın izal ile sen Hakkın dâvetcisi ve nurlu bir Çerâğısın.»

Yerde ve gökte, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin sahibi ve yegâne mâliki Rezzak olan Allahü Teâlâya hamd, senâ ve secde ederiz. Ancak Mâbudumuz, Mesudumuz, Rezzakımız, Hâlıkımız O'dur. O var eder, O yok eder; O aziz, O zelil eder. Her şey O'nundur. Evvel O'dur, âhir O'dur, zâhir O'dur ve bâtın O'dur.

Her şeye kâdir yine O'dur; her şeyi O hakkı ile bilir. O istediği.

ni yüceltir. O'nun yükselttiğini kimse alçaltamaz!.. Alçaltmak isteyen kendi alçalır. O'nun rahmetine nihayet yoktur. Mülh O'nundur, her şey O'na dönecektir. Kendi Zâtını gözlerden nihan etmiş, kendini Cemali Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden müşahade ettirmiştir. Zira, O'nu sevmiş, O'nu övmüş ve O'nun zikrini yükseltmiştir. Âdem (aleyhisselâm) ve Isa (aley.

hisselâm) dahil bütün Peygamberler (aleyhimüsselâm) O'nun geleceğini insanlara müjdelemiş; bütün enbiya'yı mürselin, O'nun Ümmetinden bir fert olmayı Cenab-ı Haktan temenni va niyaz etmişlerdir.

İşte ol şanı yüce, kadri âli, olan cemi âlemlere Rahmet, bir Ismi Ahmed, gül-i gülzâri, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve O'nun âl, evlâd, ashab ve ahbabina sonsuz selâtui selâm, tahiyyat ve teslîmat olsun. Amin.

Ey Hakka kul olup rükû ve secde edenler! Ey iki cihanın Fahri, Hakkın Sevgilisi Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem)e gönül verenler! Ey cemi enbiyayı tebcil edenler! Ey Hak.

kın Cennetine tâlip, Cemâline ragıp olan âşıku sâdıklar! Ey Muhammed Resülüllalı (sallallahü aleyhi ve sellem) her şeyin.

den ziyade sevip, kemâl-i îmana ulaşanlar! Yerin ve göklerin ve her şeyin Hâliki ve Sahibi olan Allah. Mektûb-i Rabbani olan, hayır ve şerri, zulmet ile nûru, hidâyet ile dalâleti birbirinden ayıran, Kur'an-ı Keriminde bizlere lûtfu ile şöyle bildiriyor:

«Biz seni âlemlere ancak rahmet için gönderdik.»

Ne büyük bir kelâm-ı Ilâhidir bu...

Mü'minler! Hilkat-i âlemden ve Hilkat-1 Âdemden bir neb.

zecik bahsedelim ve Resûl aleyhisselâmın Allah indindeki mevkîinden ve Allahın O'na olan ihsanından bir nebzecik sunalım.

Ey mü'minler! Biliniz ki; mahlûkatın eşrefi melekler, in sanlar ve cinilerdir. Bunların içinde en şereflisi insandır. Âyeti kerimede:

«Biz insanları mükerrem ve ekmel kıldık.»

(Sûre-i isrâ âyer: 70)

«Biz insan-ı ahseni takvim üzere hâlk ettlk.»

(SOre-i Tin ayet: 4)

Insan mahlûkatın mükerremi, ekmeli ve en güzeli, en kâ mili olarak hâlk olunmuştur. Insan halifetullahtır.

Aye':

«Rabbin meleklere, ben dünyaya, arza halife yaratacağım dediği vakitte..» Bu (Sûrei Kavli Ilâhisi ile insanın şerefi sabit olmuştur. Kısacası bütün mükevvenat, herşey, insan için hâlk olunmuştur. Insan için de, en şereflisi ve en güzeli, en ekmeli, Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellemdir. Ve bütün yaatıklara rahmet olarak gönderilmiştir.

Ayet: «Biz seni bütün âlemlere rahmet olarak gönderdik.»

(Sûre-| Enbiya, âyet: 107)

Malûm olsun ki; bu kâinatın Haliki ve Mâliki, Sahibi, Yaratıcısı olan Allah, biz insanları meleklerden, cinilerden, hay.

vanlardan, nebatlardan üstün, madde âlemleri üzerine hâkim kıldı ve bunlara fâik balketti. Güneşi, ay'ı, yıldızları, dağları, kıt'aları, denizleri ve semâvatı bizlere müsahhar eyledi. Ve insanı her şeyden mükerrem ve «ahseni takvim» üzere yarattı.

Hadîsi Kutsîde şöyle beyan etti ki: «Ey Âdem oğlu, bütün mevcüdatı senin için, senl de kendim için hâlk ettim» dedi.

Bunca yaratılan ve sayısı bizce bilinmeyen yaratık üzerinde varlığına ve birliğine, kudret ve azametine binlerce şahid ve delil hâlk eyleyip, göz sahiplerine, basiret erbabına beyan eyle.

di.

Sayılarının bizce tesbiti mümkün olmayan bu mahlûkatı, yaratmadan önce, kendi nûrundan bir nûr hâlk edip o nûra (Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem ol!) dedi. O nûr, Efendimiz aleyhisselâmın nûru oldu. O nûr, «Lâ ilâhe illâllah» de yip, Mâbudunu tasdik etti. Allahü teâlâ bu tasdike mukabele edip «Muhammedün Resülüllah» sallallahü aleyhi ve sellem de.

di. Cehennem kapısının kilidi olan bu mübarek kelime ile nârın kapısını kapadı, sekiz cennetin anahtarı oldu ve cennet kapılarinı açtı. Bu mükâleme-i ezeli hakkında şâhid, Kur'an-ı Kerîm' dir.

Birçok sûre-i celilede beyân buyurulduğu gibi... Ezcümle Fetih sûresinde:

{Hüvelleziy ersele resülehu bll hüda ve diynil hakkı liyuzhirehu aleddiyni küllihl ve kefa billahi sehiyda.)

(Sare-i Fetih, âyet: 28)

«Ey Habibim, senl yalanlıyan, senin peygamberliğinl tas.

dik etmiyen kâfirlerin inkân seni üzmesin, incitmesin; Alla.

hın sana şehâdeti kâfıdir.» buyurdu.

Sayfalar 126–134 · İrşad I — tarikat.org