Ara
Menü

Sayfalar 135–140

1.689 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 135–140

Allah celle, bir nûr-u Muhammediyyeyi (aleyhisselâm) dört kısma taksim edip, birinci kısmından Levhi ve Kalemi hâlk etti; kalem, emr olunanı yazdı. Nûrun ikinci kısmından Arş ve Kürsîyi yarattı ve Arşa şöylece yazılması için kaleme emr eyle.

di: «Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlüllah» sallallahu aleyhi ve sellemi yaz. «Ey Resûlüm! Kullarımdan bir kimse «Lâ ilâhe illâllah» deyip senl zikretmezse ona mağfiret etmem. Illâ be.

nim ismim ile seni zikredeni affı mağfiret edeceğimi llân eyle. »

Nûrun üçüncü kısmından güneşi, ay'ı ve yıldızlanı hâlk eyledi. Dördüncü kısmından ise Cenneti ve Cennetin saraylarını, Dünya ve Ahiret güzelliklerini, hurileri, gılmanları, vildanları, Adem aleyhisselâmın nûrunu, melekleri, cinnileri hâlk eyledi.

Arşa şu mübarek kelimâtı yazıp, Resûlünün şanını, ind-i Ilâhideki mevkiîni cümle mahlûkata beyan eyledi..

Hadîsi Kudsî: «Ben ol Allahım ki, benden gayri ibadete lâ.

yık hiç bir ilâh yoktur. Muhammed benim Habibim ve Resülümdür. Her kim ki, benim kazama rıza, nimetime şükr, belâ.

ma sabrederse o kulumu sıdıklar divanına yazar, sıddıklarla haşr ederim.» dedi ve: «Her kim, beni tanır ve bana inanır, beni tasdik edip, seni tasdik etmez ise, ey Habibim Muhammed, onun îmanını kabul buyurmam.» diye Arşına yazdı. Sonra bu nûrun hilkatını Şecere-i Yakîn ismi ile bir ağaç yaratıp Hazreti Resûl sallallahu aleyhi ve sellemin nûru Nebevîsini beyaz inci.

den ve türlü türlü zîynetlerle tezyin buyurup, tavus şeklinde mezkûr ağacın üzerine koydu. Bu nûr-u Nebi, orada yetmiş bin yıl Hak Celle ve Alâ Hazretlerine tesbih ettikten sonra, Allahü teâlâ hayâ aynasını hâlk edip nûr-u Muhammed aleyhisselâmın karşısına koydu. Vaktâ ki bu tavus, aynada kendi suretini ve tezyinatını ve hilkatini gördü. Allahu teâlâdan hayâ ederek beş defa secde etti.

Işte bu beş secde, zat-ı risâletpenâhîlerine ve ümmetine beş vakit namazın farz olmasına sebep oldu.

Cenabı Hak, bu mübarek nûra tecelli buyurınakla, hayâ.

sından vücud-u mübâreklerinin her tarafından terler zuhura geldi ve bu terler bütün eşyanın mayası olup, her bir yerinden bütün mahlûkat halk olundu. Şöyle ki, başının terinden me-

— 136 _ lâike ve yüzünün terinden Arşü Kürsi, Levh ve kalem, güneş, ay, yıldızlar ve göklerde olan mahlûkat-ı saire; göğsünün terinden enbiyayı mürselin, şehidler, gaziler, veliler, salihler hâlk olundu. Arkasının terinden beytü'l-mâmur ve Kâbe-i Şerife ve beyt-i mukaddesi ve Allaha secde edilen mescidler hâlk olundu.

Kaşlarının terinden mü'minlerin ve mü'minatın nûru hâlk olundu. Kuyruğunun terinden yahudileri, nasarayi, mecûsileri, dinsizleri ve diğer kâfirleri ve ayaklarının terinden arz ve arzda bulunan mahlûkatı hâlk buyurdu. Bundan sonra Allahü teâlâ bu mübarek kuşa, dört tarafına nazar etmeyi emir buyurdular.

Etrafına baktığında dört nûr hâlk olunmuş gördü. Bu nûrlar:

Hazreti Ebû Bekr-is Sıddik, Ömer Faruk, Osman ve Ali (Radiyallahu anhum) efendilerimizin nûrları idi.

Nûru Nebevi, yine orada yetmiş bin sene tesbihten sonra, Allahu teâlâ bu nûrlara tecelli edip, ruhlarını hâlk buyurdu.

Işte bu ervahı tayyibe o anda «Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Resülullah» (sallallahu aleyhi ve sellem) kelime-i tayyibesini te.

lâffuz buyurdular. Bundan sonra Cenâbı Yezdan, yeşil akikten bir kandil hâlk edip, iş bu tavusu Fahri Âlem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin dünyadaki sureti cemilesine tebdil ede rek bu kandil içine vaz'eyledi. O anda, mahlükatın ruhlarını da hâlk buyurdu. Ruhlar, bu kandil etrafında bin sene kadar devran ve ervahı mü'minin, Cenabı Hakkı bin yıl tesbih ile meşgul oldular. Ondan sonra, bütün ruhlara bu kandile nazar etmeleri için, emr olundu. Kandil cihetine nazar ettiler, bu nazarların.

da inü'min ruhlarından, nûru Nebevi aleyhisselâmın başını gö.

renler, dünyada sultan, alnını görenler emir-i âdil re kaşlarını görenler muhsini âdîl ve burnunu görenler doktor. dudaklarını görenler, vezir, ağzını görenler saim (yâni oruç tutucu), dişleri ni görenler güzel yüzlü ve boğazını görenler vaiz, sakalını gör.

renler fisebilillâh sâki ve dilini görenler elçi, omuzunu görenler silâhşör, boynunu görenler tacir, sağ kolunu görenler cerrah, sol kolunu görenler cahil, sağ elinin ayasını görenler sarraf, sol elinin ayasını görenler kileci, sağ elinin arkasını görenler cömert, sol elinin arkasını görenler kuyumcu, sağ elinin parmaklarını görenler hattat ve hatip, sol elinin parmaklarını görenler sanatkâr ve demirci, arkasını görenler mütevâzi ve yanlarını gü.

renler gazi, karnını görenler kari ve dizlerini görenler râki ve sâcid, ayaklarının altını görenler yürüyücü ve gözlerini görenler okuyucu oldular. Ve bu sureti Cemile-i Nebeviyye sallallahü aleyhi ve sellemin hiçbir tarafını görmek şerefine nail olmayanlar dünyada müşrik, mecûsi ve dinsiz olanlardır.

Ondan sonra, Allahu teâlâ bu nûru şerifi Arşı alânın altına vaz'eyledi ve orada tâ Adem aleyhisselâmın yaratılmasına kadar, muhafaza buyurdu. Adem aleyhisselâmın cesedini toprak tan hâlk buyurduğunda, arşı alânın altında hıfz buyurduğu nûru Nebiyyi Muhammed aleyhisselâmı alıp, Adem aleyhisselâmın mübarek zahrına vâz'ederek, bütün meleklere Adem aley.

hisselâma secde etmelerini emr eyledi.

Görülüyor ki, Hazreti Resûl-i ekrem ve Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellemin bütün mahlûkatı Ilâhiyyeye, rütbelerine göre rahmeti isabet etmiştir. Alemi ervahta böyle olduğu gibi, dünya ve âhiret âleminde de böyle olacaktır.

Allahu teâlâ, kendi nûrundan Habibini (aleyhisselâm) yaratıp, bütün âlemlere rahmet olduğunu Kur'an-ı Kerimde beyan ve şân-ı âlisini tebcil ediyor.

Her mahlûk, rütbesine göre Resûlün (aleyhisselâm) rahme.

tinden nasibedar olmuştur. Meselâ; cemadata da rahmet olması, yoktan vücûda gelmesi, ruh sahipleri hâlk olup, yemek, içmek ve sıhhat bulmaları, kâfirlerin küfürleri sebebiyle helâk olmayıp, sûretleri dahi hınzıra, maymuna ve taşa tebdil olmamaları, hep Resûl aleyhisselâmın rahmet olarak gönderilmesindendir. Asilerin, kâfirlerin zelzele ile, su tufanı ile, rüzgârlarla yere batıp mahv olmamaları, bunun gibi nice âfetlerden kurtulmaları da Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellemin rahmetidir. Zira, Resûlullah aleyhisselâmdan evvel olan kâfir lere, ne türlü azaplar olduğu cümlenizin malümudur. Lakin, Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, geldikten sonra, kâfirlere azap, bizden evvel gelen ümmetlere olduğu gibi, şiddetli olmamıştır. Allahu teâlâ Kur'an-ı Kerimde: «Onlara Kavm-i Nuh, Kavm-i Salih, Kavm-i Lût, Kavm-i Şüayb gibi azap indirmem. Zira sen onlann içindesin.» buyurdu.

.9..)

Maazallah bizler, bizden evvelki kavimlerin yaptıkları fenalığın yüz mislini irtikâp ettiğimiz halde, Allahu teâlânın Habibi sallallahu aleyhi ve selleme olan sevgisi ve O'nun bu âleme rahmet olarak gönderilmesinden dolayı imhâl olunmaktadır.

Bizim yaptığımız fenalığın binde birini, bizden evvel gelen ümmetler yapsaydılar, derhal suya gark, yahut ateşle imha, yahut başlarına cehennemde kızdırılmış taşlar ile taraf-ı Ilâhiden cezalandırılırlardı. Bütün aleme bu dünyada rahmet olduğu içindir ki, bu böyledir. Amma, âhirette îmansız olanlara ebedî rah met yoktur. Ancak Arasatta, hesapları görülmek için Hazret-i Resûlün (aleyhisselâm) şefaati ile hesaba çekilip sonra ebedî cehennemde kalacaklar ve efendimizin aynen rahmet olduğunu ve o vakit anlayacaklar ama ne fayda!?

Dünyada, Muhammed aleyhisselâma her kim, îman edip îman ile ölür ise şefaatine nâil olacak v'e rahmete kavuşacaktır.

Hazreti Resûl-i ekrem sallallahu aleyhi ve sellem; Allahu teâlâ ve melekler, peygamberler aleyhimüsselâm, velîler, salih.

ler, sadıklar ve bütün mü'minler indinde ittifak ile, bütün mahlokatın ekremi, eşrefi ve âzamı olduğu nâzil olan bütün kütüb-i semâviyede ittifak ile muharrer ve sâbittir. Bunun böyle olduğu, bütün ehli insafca malûmdur.

Ey mü'minler!... Hazreti Resûl sallallahü aleyhi ve sellemin methü senâsını, kadrü azametini târife, tasvire insanların taka t1 yoktur. Ancak kadrini, azametini tamamiyle Allahu tcâlâ bi.

lir.

Hazreti Resûl aleyhisselâm; Allahın abdi, yâni kulu ve Resûlüdür. Biz, kendi kulluğumuzla O'nun kulluğunu müsavi tutmamalıyız. Bütün meleklerin peygamberlerin (Aleyhimüsselâm), salihlerin, Hazret-i Adem'den kıyamete kadar Allahu teâlâya kulluk edenlerin ibadetlerini bir tarafa, Resûlün aleyhisselâm âbidiyetini bir tarafa koysak; Allahın Resûlünün (aleyhis-

selâm) âbidiyetinin ağır geleceği muhakkaktır. (Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de, bizim gibi insandı) diyenler büyük edepsizlik etmiş olurlar. Evet, cinsiyette bizim gibidir, fakat âbidiyette yektâdır. Allah'tan sonra en büyük varlık Muhammed aleyhisselâmdır.

Hazret-i Resûlüllah (S.A.V.) Allahu teâlânın abdi, Resûlü.

Habibi, Mergubu ve pek ziyade Sevgilisidir. Allahu teâlâdan sonra en yüce varlık Habibi Hüdâ, Şefiî Ruzi Cezâ, Melce-i Fu.

kara Efendimizdir. Allah değildir, fakat O'na biât eden, Alla.

hu teâlâya biât etmiş, O'na itaat eden Allahu teâlâya itaat etmişolur.

O'na ihanet, Allaha ihanettir. O'na isyan Allah'a isyandır.

Fahri Alem sallallahu aleyhi ve sellem, bütün âlemlere ve bütün mahlükatı Ilâhiyyeye rahmettir. Arşı alâdan yerler altına kadar olan mahlükat ve dünya ve âhiret, cennet ve cehennem, cümlesi Hazreti Resûlün (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, nûrundan ve onun hürmetine hâlk olunmuştur. Bütün mevcûdatın Allahu teâlâ indinden ziyade hayırlısı ve edalidir. Alemi hâlkta bütün mahlûkatın evvelidir. Alemi cisimde bütün pey.

gamberlerin âhiridir. Bütün Resûl ve Nebilerin şahı ve sultanıdır. Bütün peygamberler aleyhimüsselâm O'nun vezirleri makamındadır. Zira, bütün peygamberlerin ilimleri, nûrları ve kemâlleri Hazret-i Resûl-i Ekrem ve Nebiyyi muhterem sallallahu aleyhi ve sellemden mün'akistir, Allahu teâlânın medh ve senâ buyurduğudur. Mübarek ismi şerifini, kendi ismi Ilâhiyesine «Lâ ilâhe illâllah» kelime-i tayyibesinde ve ezan ve kaamette, hutbede, arşta, cennetin yazılarında mukarrin kılmıştır.

Allahu teâlâ, Kur'an-ı Keriminde habibine: «Ya Eyyühennebiyyü, Yâ Eyyüherresül» lâfzı şerifiyle hitap etmiştir. (Yâ Muhammed) aleyhisselâm, (Yâ Ahmed) diye hitapta bulunma mıştır. Diğer Peygamberlere, (Yâ Isa), (Yâ Musa), (Yâ Nuh, (Ya Davud) diye hitap ettiği halde; Seyyidül - Mürselin sallallahü aleyhi ve selleme, ismi ile nidâ etmemiştir. Resûl aleyhisselâma Kur'an-ı Kerimde kendi zâtı ulûhiyyeti ve melekleri ile Habibi.

ne (aleyhisselâm) salât ettiğini beyan etmiş ve müminlere, salât etmelerini emr eylemiştir. Habibini miraca dâvet buyurup,

kendi Zâtına izafe ettiği âyetlerini ona müşahade ettirip, âyetlerine şeref bahşetmiştir. Habibine (aleyhisselâm) muhabbetin den dolayı, şeriatını hafif kılmıştır. Resûlüne (sallallahü aleyhi ve sellem) ve O'nun ümmetine ikram için, bütün Kütüb-i semaviyyenin efdali olan Kur'an-1, Habibine (aleyhisselâm) inzâl ve izah etmiş, hükmünü kıyamete kadar ibka ederek; mucize olarak Habibine (aleyhisselâm) vermiştir. Habibine ikramından dolayı her devirde ulemâ hâlk edip, Kur'an-ı ve şeriatımı ümmetine beyan ettirmiştir. Habibine ve ümmetine ikramen, bir aylık yoldan, düşmanın içine korku verip kendini ve ümmetini mansur kılmıştır. Beşbin meleği Habibine ve ümmetine musahhar kılmış, bu beşbin melâike ümmeti, şer'i şerife muvâfık surette cihad ederlerse, imdat için gelirler, ancak hizmetleri, ünımeti Muhammede yardımdır.

Bu melekler; dünya göğsünde, güzel alaca atlar üzerine binmiş, kılıçları bellerinde, süngüleri ellerinde, Mevlâdan cihad için izin beklerler. Eğer cihad şer'i şerife muvafık olur ise, on.

lara izin verilir. Eğer şeriata muhalif ise izin verilmez.

Birçok muharebelerde kâfirlerin şöyle haber verdiğini işitmişsinizdir. «Bizler müslümanlarla harp ederken, müslümanların safında, sarıklı, sakallı adamlar hücum ediyor» dedikleri hepimizce malümdur. Hak teâlâ, Resülü ekremi sallallahu aleyhi ve sellemi, bütün insanların şerrinden ve mekrinden masun ve mahfuz kılmıştır. Düşmanların, zâtına ettikleri hilelerini, kendi başlarına aksettirmiştir. Allahu teâlâ, Resûlünü, kendi vekili ve halifesi kılmıştır. Resûlüne olan itaatı, kendisine itaat; Resülüne olan isyanı, kendine isyan, Resûlüne muhabbeti, kendisine muhabbet ve Habibine düşmanlığı, kendine düşmanlık olarak ilân etmiştir.

Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem; Allahın has kullarına mürşittir. Zira, cehenneme girmemizi ve ebedi azâbda kalmamızı icabeden, her türlü zulmetten bizi halâs edip, cehennemin nârından azad etmiş; ve cennetin yollarını bize göstermiştir. Resûlullah (aleyhisselâm) bize Allahın lûtfu ilâhisidir. Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem bütün hayırların mâdenidir, cennetin miftahıdır. Rahmet, necat ve saadet