Ara
Menü

Sayfalar 141–146

1.709 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 141–146

Nebisidir. Bütün güzel ahlâklarla, sıfat-ı cemile ile muttasıftır.

Ve bütün müttakilerin, salihlerin imamıdır. Bütün meleklerin.

peygamberlerin, mü'minlerin sevdiği ve âhirette, cennet ehlinin ziyade mahbubudur. Kötülüklerin, iğrençliklerin, şeytanın, irsanin, insan şeytanlarının ve kötülüklerin hep düşmanıdır. Müminlere rauf ve rahîmdir. Her veçhile kemâl-i insaniyet zatı şerifinde mevcuttur. Bütün mahlûkatın nûrudur. Mübarek şöhreti Kıyamete kadar bâkîdir. Esma-i şerifleri ve sıfatları çoktur.

Bunların çok olması, zât ve cismi mübarekleri ziyade eşref, ekrem ve ekmel olmasına delâlet eder. Bizim âciz kalemimizle yazıp, saymamız ile Resûlüllahın (aleyhisselâm) fazileti tüken.

mez. Zira, Allahu teâlâ mahbubuna hesapsız ikramlar etmiştir.

Kur'an-ı Kerimde: «Ey Mahbubum, senin üzerine ihsanım ve fazlım gayet büyük oldu.» demektedir. Diğer bir âyeti kerimede: «Resülüm, muhakkak ben azametü şanımla, sana kevseri verdim.» demektedir. Kevserin mânası saymak ve yazmakla tükenmez. Biz, kısaca mâna veriyoruz: Sana çok ziyade hayırlar ve fazl-u ihsanlar, kerâmetler, mûziceler verdim, demektir. Yâ.

ni zürriyetler, hüsn-i zikirler, ümmetlerine çok âlimler verdim.

Kur'an-ı Kerimi sana inzâl eyledim. Ümmetini, bütün ümmet.

lerden çok ve hayırlı kıldım. Ahirette sana fazl-u kerem ve şefaatler, selâmetler, makam-ı mahmudu, Livâ-i Hamdi, Havz-l Kevser-i Şerifi sana ihsan ettim demekdir. Cennete de, en evvel girecek Resûlüllah aleyhisselâm ve diğer enbiyaullah aleyhimüsselâmdır. Ümmetlerden, en evvel cennete girecek Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ümmetidir. Sonra, diger üm metler girecektir. Hasıl-ı kelâm Muhammed (aleyhisselâm) bir zatı akdestir, Allahu teâlâ O'nu tâyin edip ınedhü senâ buyurmaktadır. O'nun kadrini bizim gibi âcizlerin bilmesine ve anlamasına imkân yoktur. Bu kadarla kifâyet ederiz.

Allahu teâlânın ve Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin is.

mi şerifleri ile risalemizi süslemek, kalblerimizi nûrlandırmak.

gönlümüzü mesrur etmek için, ibadullaha O'nun şanı kadrizin bir özünü yazıp hediye ettik. Zira, Allahu teâlânın medh ü senâsının Resûlüne kifâyet edeceği muhakkaktır. Allahu teâlâ bizi; onun dünyada ve âhirette şefaatine nâil eylesin. Amin.

Okuduğumuz diğer âyat-ı beyyinata dönelim: «Ey Neblyyi Muhteremim, biz seni ancak insanların ef'aline, ahvaline şahit ve müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Allalun izni ile sen hakkın dâvetcisi ve nûrlu bir çerâğısın.»

Bu âyet-i kerimeye verilen bu mâna, güneşlerden bir zerre, deryalardan bir katredir. Evvelki derslerimizde söylediğimiz gibi, Resûl-i Kibriya aleyhisselâmı herşeyimizden ziyade sevmedikçe îmanımız kemâl bulmaz.

Sevmek üç türlü olur. Birisini sevmek, ona karşı olan sevgimizi isbat etmek için. Sevdiğini sevmek, sevdiğinin sevdiğini sevmek, onun sevmediğini sevmemektir. Düşmanlık da üç şe.

kildir: Düşmanına düşman, onun dostuna düşman, onun düşmanına dost olmaktır.

Dostun olan zatın, dostunu sevmez isen; o zata olan dostluğun kâmil değildir. Dostunun düşmanına düşman değilsen, yine dostluğun kemâlde değildir. Bunun için Cenab-ı Hak, «Ehl-i kitabım» diyen; hıristiyan, yahudi ve diğer kâfirlere bu âyet-i kerime ile bu meseleyi beyan ediyor.

«Habibim onlara söyle, eğer sizler Allahı sevlyorsanız, ba.

na tâbi olunuz ki, Allah da sizleri sevsin. Günahlannız afvu mağfiret buyursun. O büyük, afvu mağfiret edicidir.»

(Sûre-i Al-i imrân, âyet: 31)

Insan, dostunun dostuna düşmanlık edemez. Zaten böyle yapan kimseye dost denemez. Zira dostunun dostuna düşmanlık etmesi, aynen döstuna düşmanlık gibidir. Dostunun düşmanı ile dost olmanın ne kadar büyük suç olduğunu siz aziz cemaatimin irfan ve iz'anına terk ediyorum. Zira, böyle bir dostluk tasavvur edilemez. Meselâ: Vatanımızı ve vatanımızı seveni severiz.

Vatanımızı sevmeyeni de sevmeyiz. Bu, vatana tam bir muhabbettir. (Vatanımı severim) diyen kimse, vatanı sevenleri sevmezse veya vatanı sevmeyen vatan hâinlerine muhabbet ve yardım ederse; o kimse vatanını sevmiyor demektir. Belki bizzat kendisi de bir vatan hâinidir. Allahu teâlâyı ve O'nun Resûlünü (aleyhisselâm) severim diyen kimse; Allahu teâlâyı ve Resûlünü sevenleri sevmezse, yahut Allahın ve peygamberin (aleyhisse-

lâm) düşmanlarını severse; bu kimse Allahu teâlâyı ve Resûl aleyhisselâmı sevmiş olmaz. Bilâkis o, Allahu teâlânın ve Resûl aleyhisselâmın düşmanı, içi nifak ile dolmuş bir münâfık tan başka bir kimse degildir.

Görülüyor ki, müminlere yapılan hiyle, Resûle hiyledir.

Resûle hiyle ise Allahu teâlâya hiyledir. Kullar, Allahu teâlâya hiyle ve hud'a yapmaktan âcizdir. Allahu teâlâ böyle şeylerden münezzehtir. Fakat, Allahu teâlâ, mü'minlere dost olduğu için, mü'minlere yapılan hiyle ve hudayı kendisine yapılmış hiyle olarak kabul ediyor. Kendine yapılacak hiyleye vereceği ceza da, elbette en ağır cezadır.

Bu vaziyete göre, kâinatın ve cümle âlemin, cümle mah lûkatın, evvellerin ve âhirlerin, yüce sahibine, yaratıcısına hiyle ve hud'a yapmağa kalkışmak ve O'nu kandırmağa çalışmak bilmem ki, hangi aklın kârıdır?..

Bu meyanda, Serveri Enbiya, Resûl-i Kibriya sallalahu aleyhi ve sellem bir hadis-i mübârekinde: «Allaha itaat ediniz, ayııı derecede Resûlüne itaat ediniz, sonra da, Allaha ve Resûlüne itaat eden, emirlerinize itaat ediniz. Her kim ki, Allah ve Resûlüne itaat eden emîrine itaat ederse bana itaat etmiş, bana itaat eden de Allaha itaat etmiş olur. Her kim, Allaha ve bana itaat eden emîre isyan ederse, bana isyan etmiş, bana Isyan ise Allaha isyandır.» buyuruyor. Bu hadis-i şerif bize vahdetin, birligin nereye bağlı oldugunu beyân ediyor. Akıllı olan kimselere bundan daha açık bir delil ve bürhan olamaz.

Ey hak yoldaşları!.. Muhabbet ve adavet Allahu teâlâ ve Resûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için olacaktır Nefsimiz için yaptığımız dostluğun hiçbir faydası yoktur. Bilâkis zararları vardır. Yine nefsimiz için yaptığımız düşmanlık da dünyada ve âhirette bizi hüsrana uğratır.

Bir kimse, bir kimseye güzelliğinden dolayı dost olursa.

bu nefsi bir dostluktur. O kimsenin güzelliği solup da çirkin oldu mu, onun yanından firar eder, belki de ona düşman olur.

Yüzünü görmek istemez. Yine bir misâl verelim: Bir kimse, di ğerine yüksek mevkidedir, diye muhabbet edip, dost olsa, bu kimseyi o mevkiden indirdiler mi, o kimseyi sever görünenler

hemen ona düşman olurlar, yahut serveti elinden gittimi; serveti için ona dost olanlar ondan kaçarlar. Hattâ düşmanı olurlar. Çünkü, bu saydığım kimseler aslında onun dostu değiller dir. Kimisi güzelliğinin, kimisi mal ve mevkiinin, kimisi parasının dostudur. Bunlar zâil olup gidince, arada artık sevilecek nesne kalmadığına göre, muhabbet yerine düşmanlık kâim olur.

Bunları sizler de görüp işittiniz. Tabiî, bu ibretler görenedir, görene... Köre ne? Hele nefsi için düşman olanların, düşmanlıkları, onları hayvan derecesine indirir. Hattâ belki hayvanlar.

dan da aşağı dereceye düşürür. Çünkü o insan, nefsine uyarak mutlaka bir fırsatını bulup, düşmanlık beslediği kimseden intikam almak isteyecektir. Buna ya muvaffak olur, yahut ola.

ınaz. Lâkin bu hiyanetinin cezasını dünyada veya âhirette mutlaka görür.

Bir kimse muharebede, mukaddesatı yâni, dini, devleti ve Allahu teâlâ için düşmanını katletse ve bu uğurda kendisi katlolunsa şehit ve sağ kalırsa gazi, bir tarafı sakat olsa malûl gazi. rütbe ve ünvanını alır. Vatanın her tarafında iftiharla dolaşabilir. Herkes, ona hürmet ve riâyet eder. Oyle kimseyi Allahu teâlâ ve Peygamber aleyhisselâm da, melekler ve mü'minler, hattâ düşman ordusu da sayar ve takdir ederler. Çünkü, yapmış olduğu bu mücadele, nefsi için değil, Allahu teâlâ, Resûl aleyhisselâm ve mukaddesatı içindir. Buna mukabil, nefsi için yani, içki, kumar ve diğer menhiyat için bir adamı katleylese, Allahu teâlânın ve Resûlü aleyhisselâmın ve bütün insanların nefretini üzerine çekmiş olur, cemiyet içerisinde ismi kaatil, cânî olur.

Hattâ sehpaya kadar götürülür. Netice olarak, Allah için sevip, Allah için buğz edenlerin, nâil olduklan âli derecelere mukabil.

nefsi için sevip, nefsi için buğz edenlerin dûçar oldukları derekeleri ibretle görüyoruz.

HİKÂYE Sizere ilmin kapısı, Allahu teâlânın Arslanı Hazret-i Ali radıyallahu anh dan bir misâl verelim ki, dersimize revnak versin. Hendek gazvesinde, imam-ı Ali radiyallahu anh, düşman ordusundan bir askeri yere yatırmış, kılıcını kaldırıp onu ül-

dürmek üzere iken kâfir, Hayderi Kerrarın mübarek vüzüne tükürür. Imam-ı Ali (radiyallahu anh) hemen ayağa kalkarak düşmanını öldürmekten vazgeçer. Bunu gören kâfir şaşınıp ka lır ve şöyle der: «Niçin beni öldürmekten vazgeçtin? Ey lûtuf sahibi!..» Imam-ı Ali (radıyallahu anh) ona der ki: «Senin malın ve canın bana haramdır. Seni öldürmeğe izinli değilim. Ancak Allahu teâlânın emri olan cihatta, harbte, seni katletmeğe bana izin verilebilir. İşte biraz evvel, harb esnasında seni mağlûp ettim, yere düşürdüm ve öldürecektim. Ama, sen yüzüme tükü.

rünce, nefsim sana gazaplandı. Eğer seni katletseydim. Allah için değil, nefsim için katletmiş olacaktım, o zaman da gazi değil, kaatil diyeceklerdi. Sen, yüzüme tükürünce nefsim şahlan dı. Nefsim için sana kılıç vuracağıma, Allahu teâlâ için nefsime kılıç vurdum. Elimden kurtulmanın sebebi işte budur.»

Kâfir, Hazreti Ali Kerremallahu vechenin bu hareket tarzından hayret ve haşyet içerisinde kalır. İslâm olmanın kadrü kıymetini, bizzat şahit olduğu bu olaydan idrâk eder. Kalbine Islâm nûrunun indiğini hissederken, gözlerinden inen yaşları hissetmez. Nasıl hissetsin ki!.. Birkaç saniye içerisinde, hem kâfir olarak katlolunmaktan kurtuluyor, hem kâfir olarak kalmaktan kurtuluyor, hem de müslüman oluyordu. Üstelik müs.

lüman olmasına sebep olan, karşısındaki zat, Imam-ı Ali (kerremallahu veche) idi. Evet; dostluk, muhabbet ve düşmanlık Allahu teâlânın tâyin ettiği veçhile olacaktır. Yâni, daima Alla hu teâlânın rızası gözönünde tutulacaktır.

Bu meyanda, evlenme bahsinde de bu kaideye uyarak âzami derecede titiz olmak, aile içerisinde daima şâhidi olduğumuz huzursuzlukların, pürüzlerin, karı-koca arasında vuk'u bulan anlaşmazlıkların muhakkak ki, en şifâlı çaresidir.

Bir erkek, evleneceği kadının parası, güzeliği veya evi barkı olduğu için değil, Allahu teâlânın emrini ve O'nun Resülünün sünnetini icra ediyorum düşüncesine, inancına dayanarak, aile yuvası kurmalıdır. Evvelâ, bir kadında aranması gereken en mühim ve elzem olan vasıflar, ırz ve iffet sahibi olmasıdır. Allahu teâlâya ve O'nun sevgili Resûlüne, yuvasına bağlı, senin ır- Irşâd, Cilt 1 — F: 10

zını, iffet ve şerefini koruyacak, senin zürriyetini temiz bir şekilde yetiştirecek, evinin ve eşyanın çobanı olacak bir hanıma mâlik olmağa gayret edeceksin. Böyle temellerle kurulan yuvanın, kolayca yıkılmasına imkân ve ihtimal olabilir mi? Halbuki, para için kurulan yuva, para bittiğinde zâhir güzelliği, yüz güzelliği için kurulan yuva da, güzellikler söndüğünde yıkılmaya mutlaka mahkûmdur.

Bütün bunlara karşılık, âhirette, Hazret-i Hatice'ye, Hazret-i Ayşe'ye, Hazret-i Fâtıma'ya (Radıyallahu Anhuma) komşu olmayı arzu eden ve Habibi Kibriya sallallahu aleyhi ve selleme gönül veren hanım kardeş!... Sen de bir erkeğe varmak istediğin zaman, o erkeğin malı, canı, rütbesi, kesesi, kasası için varma!

Insanlığına bakarak, karısına ve çocuklarına göstereceği şefkat ve ihtimamını süzerek ve Allahu teâlâ yolunda, O'nun Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin yolunda olup olmadığını tartarak, zevceliğini kabul et.

Ey, kız evlât sahibi ana ve babalar!... Kızınızı vereceğiniz erkeğin îman ve itikadına, takvasına, insanlığına bakıp, kızınızı ona göre evlendirmeğe çalışınız. Yoksa mala, zenginlige tamah edip, (Ne olursa olsun) demeyiniz. Sonradan mal gitti mi, sevgili kızınla sevdiğin damadın birbirine düşman oluverirler.

Veya aynı eşler, bu mal ve paralarla, kötü yollara saparak Allahu teâlâya karşı da isyan edip kıyamet gününde birbirlerinden dâvacı olurlar.

Mevzuumuz evlenme bahsi olmadığı halde bu arada evlenecek eşlere bazı tavsiyelerde bulunmadan geçemiyeceğim. Ev liliğin devamı ve mes'ut olmak için, şu şartlara mümkün olduğu kadar riâyet edilmeli ve hassasiyet gösterilmelidir ki, evli.

likten beklenen maksat hâsıl olsun:

1 - Kız, erkekten küçük olmalıdır.

2 — Erkek, kadından zengin olmalıdır.

3 — Kız, erkekten daha güzel olmalıdır.

4 — Iffet bakımından kız, erkekten daha iffetli olmalıdır.

Erkeğin nesebi de kızdan daha yüce olmalıdır.

5 — Ikisi de Allahu teâlâya ve O'nun Resülüne, kıyamet ve âhirete inanmalıdır.

Sayfalar 141–146 · İrşad I — tarikat.org