Ara
Menü

Sayfalar 147–152

1.779 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 147–152

6 — Kadın, erkeğin akrabasına, kocamın allesi dtye bürmet etmeli, kocasına ait olan her şeyi, kocasını sevdiğl Için sev.

melidir. Erkek de, kezâ allesine alt olan her şeyi, allesi Için sevmelidir. O vakit böyle bir yuva Allahu teâlânın ve Peygamberimiz aleyhisselâmın sevdiği bir yuva olacak, yıkılması Imkânsızlaşacaktır.

Şimdi dersimize gelelim. Günlerden bir gün Cenabı Musa Kelimullah (aleyhisselâm) Tûr dağına varır. Hak sübhanehu ve teâlâ hazretleri, Nebiyyi muhtereme: «Yâ Musa! Benim için ne yaptın, ne amel işledin?» diye hitap eder. Hazreti Musa: «Yâ Rabbi!.. Namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim.» der. Allahü teâlâ: «Namaz dine nişan, Oruç nâra kalkan, Zekât için de, mal kimindir ki, kimin malını kime verdin.» der. Musa (aleyhisselâm): «Yâ Rabbi! Öğret ki, senin rızan için gereken ameli işleyeyim.» der. O zaman hitab-ı izzet gelir: «Yâ Kelimim! Sevdiklerini benim rızam için sevecek ve sevmediklerini de yine banim rızam için sevmeyeceksin. Benim indimde en makbul ve rızarnı kazanan yegâne amel işte budur.»

Ey mü'minler!.. Allahu teâlânın bu konuşmada kastı, cemi kâinata rahmet olarak gönderildiği bize bildirilen, Habib-i Hü dâ Resûlü Ekrem Hazret-i Muhammed sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem Efendimize, gösterilmesi gereken muhabbet, sevgi, hürmet ve aşkın ehemmiyetini belirtmek içindir.

O halde tahayyül edilebilir mi ki, bir kimse hem Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) sevsin, hem de Ebû Cehil'e muhabbet etsin?

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, aleyhine hareket gösteren düşmanlarını seversek veya onların bu hâinâ.

ne, insan dışı faaliyetlerine bilir bilmez yardım edersek, ahmakça hareket etmiş oluruz. Zira, bir insan iyi ile kötüyü ayı racak seviyede değil ise o zavallı, âciz bir mahlük demektir. Bu takdirde insanlığa selâmet, hidâyet, yollarını tebliğe memur olan Allahu teâlânın sevgili Resûlünü ve dolayısiyle Allahu teâlâyı gücendirmiş oluruz. O'nu sevmemiş duruma düşeriz. O

zaman, âlemde, Allahu teâlâyı gücendiren bir kimsenin başvurup, aman dileyeceği bir kapı kalır mı? Demek ki, Allahu teâlânın sevgilisine düşmanlık edenleri de sermez. Netice olarak, bu Allahu teâlâyı seven insan, Allahu teâlânın sevgilisi olan Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi sever ve yolundan gider. Aynı zamanda Allahu teâlânın sevmediğini, Allahu teâlânın sevgilisine düşmanlık edenleri de sevmez. Netice olarak, bu tarzda yapılan ameller, Allahu teâlânın rızasını kazandıran amellerin en makbulü olmuş oluyor.

Şu olayı ibretle okursak, mesele iyice andınlanmış olur:

Hakkiyle seven kişi, Bilâl-i Habeşî'yi (radiyallahu anh) kendisine örnek tutar.

HIKÂYE Hazret-i Bilâl-i Habeşi Radiyallahu Anh, müşriklerin azıharından Ümeyye ibni Halef'in kölesi idi. Siyahîlerdendi, fakat kalbi nûrdan da ak idi. Ümeyye ibni Halef ise Din-i Islâmın ve Peygamber aleyhisselâmın amansız düşmanlarındandı. Vakta ki, Bilâl-i Habeşî îman ile müşerref oldu. Ümeyye ibni Halef, bunu haber aldıktan sonra, her gün Hazret-i Bilâl Radiyallahu anhı, cebren Islâm dininden döndürmek emeliyle onu kumluğa gütürüp, haddinden ziyâde ezâ ve cefa ederdi. Şöyle ki: Hazreti Bilâl Radiyallahu anhı, güneşin en sıcak zamanında, ateş gibi kızmış kumlara yatırıp, üzerine ağır taşlar koyarak, dikenli bir sopa ile döver ve bu da yetişmiyormuş gibi, ayakları ile teper ve oruluncaya kadar döğdüğüyle yetinmeyip bilâhare Bilâl Radiyallahu anhın mübârek vücuduna diken batırırdı. Dikenlerin açtığı yaralardan sızan kanlarla Bilâl Radiyallahu anhın vücudu perişan hale gelirdi. O halde bile, Hazreti Bilâl Radiyallahu anhın ağzından, Sevgililerin ismi işitilir, (Yâ Ehad! Yâ Ah med!) adâsından başka bir söz çıkmazdı. Hazret-i Bilâl Radiyallahu anhın KALBI AŞK-I ILAHI ve muhabbet-i Muhammedi ile dolmuş idi, bu dikenlerin batırılması ve bu şiddetli dayak Hazret-i Bilâl Radiyallahu anhın aşkını ve îmanını eksiltmek şöyle dursun bilâkis, melânet gördükçe, ezâ ve cefâ arttıkça onun Habibullah aleyhisselâma karşı, îman, aşk ve muhabbeti-

ni o nisbette arttırıyordu. O derece ezâ ve cefâ görmesine rağ.

men bir kerre olsun Halef'e tâbi olmadı. Hazret-i Bilâl Radiyallahu anh, Hak yolunda, Muhammed aleyhisselâmın aşkı uğru.

na, canını, cesedini fedâya yemin etmişti.

Kafir Ümeyye ise, her gün Bilâl Radiyallahu anhı, kızgın kumlara gömer, «Ehad, Ahmed» demeye devam edersen, Din-i Islâmdan dönmezsen, ey siyah köle! Seni bundan daha beter döğe döğe, hırpalayıp, sonunda da öldürürüm, diye söylerdi.

Bu kâfir, ezâ ve câfayı arttırdıkça Hazret-i Bilâl Radiyallahu anhın aşkı da o nisbette artar ve onun (Yâ Ehad! Yâ Ahmed!)

feryatları Ümeyye İbni Halef'i çileden çıkarırdı. Ümeyye kâfiri Bilâl Radiyallahu anhı her gün bu şekilde döğmeyi âdet edinmişti. Hazret-i Bilal Radiyallahu anh ise, o hallerde bile «Ehad, Ahmed» demekle teselli bulur ve bundan zevk duyar.

Günlerden bir gün, Ebâ Bekr Sıddîk Radiyallahu anh oradan geçerken hazin hazin «Yâ Ehad, Yâ Ahmed!» sadâsi kulağına geldi. Mübarek gözleri yaşardı. Şu bîçare, Allah dediği için, sahibi tarafından, bu ezâ ve cefâyı görüyordu. Bütün kabahati Allah birdir demekti. Ne büyük bir suç idi bu! Hele Resûl Aleyhisselâm'a Ahmed diyordu, bu ne cinayetti! Hazret-i Ebû Bekr Sıddîk Radiyallahu anh «Allah» sadâsının geldiği tarafa doğru yürüdü. Baktı ki, Ümeyye'nin kölesi siyahî mü'min Bilâl Radi.

yallahu anh, insafsız Ümeyye'nin işkencesi altında, bîtap bir halde iken bile, dilinden Allahu teâlâ ve Resûl aleyhisselâmın ism-i şerifini zikretmekten geri durmuyor, bunda teselli buluyor, bunun üzerine Hazreti Ebû Bekr Sıddîk Radiyallahu anh ona: «Sabreyle, ya Bilâl!» dedi, «sabreyle...» Aradan bir zaman geçti, bir iş için Ebû Bekr Sıddîk Radiyallahu anh, tekrar ora.

dan geçiyordu, yine dayak faslını ve Bilâl Radıyallahu anhın, hazin hazin inleyerek «Yâ Ehad, Yâ Ahmed!» diye feryat edişini gördü ve dayanamadı, koşarak, huzur-u Resûl Aleyhisselâma geldi ve « Yâ Resûlallah!» Bilâl senin ateş-i aşkına giriftâr olmuştur. Müşrikler Bilâl Radiyallahu anhı çarınıha germişler ve çıplak bedenini dikenli ağaçlarla dövüp, kanlar içinde bırakı yorlar. Vücudunun her bir yerinden kanlar akıyor. Hâin Ümeyye, vurdukça Bilâl Radiyallahu anh «Allahu Ehad, Resûl Ah-

med» sözünden başka şey söylemiyor. Hükmü ilâhiyeye teslim olmuş, o cefâ altında sabr ve terekkülle bekliyor. Sıddik Radiyallahu anh, Bilâl Radiyallahu anhın ahvalini anlatırken, Sul.

tan-ı Kevneyn efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Bilâl Radiyalahu anhın kurtarılması için çâre nedir? dediler. Ebû Bekr Sıddik Radiyallahu anh: «Yâ Resûlallah, bunun çâresi Bilâl'i Ümeyye'den satın almaktır. Sahibi her neister ise vermeli, her halde Bilâl Radiyallahu anhı kurtarmalıyız. Zira Bilâl Radiyal lahu anh, esir-i aşkı ilâhîdir. Fakat düşmanının zulmü altında inemektedir. Artık onu zâlimlerin zulmünden kurtarmak bize vâcip oldu.» dedi. Hazreti Resûlüllah alcyhisselâm: «Yâ Ebû Bekr, benim tarafımdan vekil olarak, yarı bahasına benim için ver, ödemek üzere, benim sana borcum olsun. Varın Bilâl'i satın alın» dedi. Ebû Bekr Sıddîk Radiyallahu anh da: «Bu işte, kudretimin yettiği kadar, mal ve paramı sarfedeceğim yâ Resülallah» diye cevap verdi. Sonra 'hemen yola çıktı, Ümeyye'nin evine varıp, kapısını çaldı.Umeyye kâliri, kapıyı açtığında, Hazret-i Sıddîk Radiyallahu anh, şiddetli bir lisan ile: «Ey Al.

lahın düşmanı! Bu ehlullah Bilâl-i günâhsız olduğu halde, niçin bu derece döversin? Ey din düşmanı! Bu ne hased ve ada vettir? Bu ne düşmanlıktır? Sen, bir Allah dostunu dövmekte.

sin, eğer senin kendi dinine îmânın, ihlâsın ve hürmetin olsay dı, dininde sadık olan bir kimseye, bu derece zulmetmeye vic.

danın rıza göstermezdi. Ona merhamet ederdin. Fakat malûm oldu ki, senin kendi dinine de, putlara da sıdkın îmanın yokmuş.» dedi. Zâlim Umeyye ise: «Madem ki senin merhametin varmış, bu köleyi sana satayım, alır mısın?» dedi. Hazret-i Sıd dîk Radiyallahu anh: «Eğer bu köle diye hakaret ettiğin sultanı, bana satarsan, Allaha bin defa şükür secdesi ederim...» dedi.

Hazreti Sıddik Radiyallahu anhın da gayet güzel, kuvvetli, beyaz, fakat kalbi kara, kötü ruhlu bir kölesi vardı. Umeyye zâlimine, beyaz köleyi sana vereyim, ona mukabil, bu siyah köleyi bana verir misin? dedi. Sonra Ebû Bekr Radiyallahu anh, kendi beyaz kölesini getirdi. Umeyye ibni Halef bu beyaz kölenin iş yaptırılabilecek kuvvette biri olduğunu gördü. Ebû Bekr Sıddik'in Radiyallahu anh, böyle bir köleyi elinden çıkarmak

isteyişine şaştı. Fakat sonra, Bilal Radiyallahu anhı mutlaka satın almak için ona getirdiğini düşününce; zerre kadar kıymet vermediği, hattâ işkence ettiği siyahî kölesi Bilâl Radiyallahu anhı satarken mümkün olduğu kadar kâr etmeyi düşündü.

Zira, Ebû Bekr Sıddik Radiyallahu anhın ne olursa olsun Bi lâl Radiyallahu anhı satın alacağını sezmişti. Bu sebepten ayak diretip, (Beyaz köle üzerine bir miktar da para isterim) dedi.

Sıddîk Radiyallahu anh beyaz köle ile ikiyüz gümüş para vererek Hazret-i Bilâl'i satın aldı ve Allahu tâlânın rzası için azat etti. Ebû Bekr Sıddîk Radiyallahu anh, Bilâl-i Habeşî'yi alıp götürürken Umeyye, arkadan bir kahkaha atarak, güya onu aldatmış gibi, Sıddik Radiyallahu anh ile alay ediyordu...

Sıddik Radiyallahu anh geriye bakarak, «bu gülmenin se bebi nedir?» dedi. Umeyye gülmeye devam ederek: «Benim in.

dimde iki para etmez siyahî bir köleyi, böyle güzel bir köleile değiştirdiğin gibi, üstelik de bu kadar para verdin. Düpedüz seni aldattım, onun için gülüyorum.» dedi. Sıddîk-ı âzam Radiyallahu anh efendimiz: (Behey ahmak! Kıymetli bir mücevheri, çocuk gibi, bir iki cevize değiştin de haberin yok...) diye cevap verdi. «Evet, Bilâl Radiyallahu anh, haddizâtında, misli olmayan bir cevherdi. Mukabilinde, sana verdigim köle ve para ise, Bilâl Radiyallahu anhın bahasına nibsetle bir iki ceviz gibidir. Zira ben, onun görünüşüne bakmam. Cevherine, hakikatine baka.

rım. Sen ise, Bilâl'in şekline ve rengine, sûretine bakarsın. Ha.

kikati görmekten âcizsin, gafilsin. Bu sebepten, servetimin hepsi Bilâl'e feda olsun» dedi.

Evet, Bilâl Radiyallahu anh, haddizâtında misli olmayan bir cevherdir, bir cevher-i muazzamadır. Onun kıymetini, kad.

rini ancak, Allahu teâlâ ve O'nun Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem bilir. Eğer sen satarken tamah edip, daha mal isteseydin, bütün malımı fedâ edecektim. Yine vermeseydin, o kadar daha borç mal alıp Bilâl için bedel olarak verecektim. Buna rağmen yine de inat etseydin, verdiğim malın birkaç mislini daha borç alıp Bilâl'i senin zulmünden kurtaracaktım. Velhâsıl Bilâl için hesapsız mal verilse yine onun bahası değildir. Bu cihetle Bilâl gibi bir cevheri, elinden pek ucuza aldım. «Elham-

dülillâh ki, bu şeref bana nasip oldu.» deyince, Umeyye kâfiri, «Eyvah, ben ne yaptım, keşke daha fazla para, mal isteseydim.»

diye kahroldu.

Sarraf gerek cevhere, Nadân bilesi değil!

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Miraçtan döndüğünde, Bilâl Radiyallahu anh'a iltifat edip, «Yâ Bilâl, senin gibi makbul-i Ilâhî olan bir ümmetimin olduğuna hamd ediyorum. Sen öyle Mahbub-ı Habibsin ki...» buyurmuşlar. Işte Hazreti Bilâl Radiyallahu anh böyle bir cevher-i ilâhîdir.

Eshab, bir gün etendimize: « Yâ Resûlallah, Bilâl ne kadar siyah, bunun sebebi nedir?» diye sormuşlar. Saadetle buyurmuşlar ki: «Bilâl'in siyahlığı, yarın cennette hürilerin yüzlerinde ben olacak, hûriler bununla tezyin olacaklardır.» buyurmuşlar. Ve yine buyurmuşlar ki: «Ben sâk-i arşta idim. Bilâl mescide giderken, ayakkabılarının sadasını işittim.» Cennette: «Ey Cennet seni Bilâl'e verdim.» dediğinde Cennet de dedi ki «Yâ Resûlallah Ebû Bekr Sıddik Radiyallahu anhın parası ile alınmış bir köleyi mi verdin! Oysa Mekke kadınlarının birisi bile, ona varmamıştı.» Hazreti Habibullah aleyhisselâm buyurdular ki: Ey Cennet, sen onun siyahlığına nazar etme. Gecenin gündüz üzerine fazileti malûmdur. Bilâl Radiyallahu anh ne diyor, biliyor musun? «Büka'mı başıma bürüyüp kalbimi şevk-i ilâhî ile harekete getirip, seher vakti çektiğim bir âhımı sekiz cennete değişmem. Her ne vakit ki, ciğerimi ve kalbini yakan aşkı Ilâhi ve aşkı Resûl ateşine yandığımda, melâike-i Mukarrebin-i Aşkın hürmetine Ateş-i aşka bırakırım.» diyor dediğinde Cennet, bu haberi, mahbubu hûda efendimizden işittiğinde Hz. Bilâl'in indi Ilâhîde ve indi Resûlde ne büyük bir mevkii olduğunu o vakit anladı.

Velhâsıl cennet ile Bilâl Radiyallahu anh arasında akdi iz.

divaç yapıldı. Yâni sekiz cennet Bilâl Radiyallahu anhın emrine verildi.

Resûlüllah Aleyhisselâm Efendimiz Miraçtan avdetinde, meseleyi Bilâl Radiyallahu anha müjdeledi. Bilâl Radiyallahu