Ara
Menü

Sayfalar 153–158

1.664 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 153–158

anh Resûlüllah Aleyhisselâmın ayaklarına kapanarak: (Yâ Nebiyallah! Ummetinin menzillerini gördün. Ben kuluna ise cennet makam olmuş) Peygamberimiz Aleyhisselâm da Bilâl'e: «Yâ Bilâl Nasıl memnun oldun mu? Cennetler senin emrine veril.

di.» Hazreti Bilâl Radiyallahu anh dedi ki: (Yâ Resûlallah! Bir kimse senin yüzünü bir kere görmeğe iki cihanı vermez mi? Sekiz cennetin hûrisine, gılmanına, köşküne mi tamah etsin? Se nin cemâl-i mübarekin, bana herşeyden makbuldür. Bana cennet değil, senin nûr-u cemâlin gerek!) Bilâl (R.A.) Habibi Ekrem aleyhisselâma böylesine dost idi; kemâl-i îman da böyle olmak gerektir.

HİKÂYE Bilâl Radiyallahu anh'ın son demleri idi. Ailesi ve evlâtları başucunda ağlıyorlardı. Bilâl-i âşık, birdenbire gözlerini açtı.

Ağlayanlara karşı: (Neden ağladıklarını) sordu ve ilâve etti.

(Ağlamayınız, bana sevinin. Benim için sevinin. Zira, ben sevdiğimin yanına gidiyorum. Bak sevdiğim karşımda duruyor.

Beni çağırıyor. Işte sevdiğim Resûl aleyhisselâm, bana gülü.

yor, beni yanına çağırıyor) dedi ve gülerek: «Lebbeyk yâ Resûl.

allah» diye konuştu ve «Eşhedü enlâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammedün Resülüllah» deyip tebessüm ederek ruhunu Hakka teslim eyledi.

Hazreti Sıddîk Radiyallahu anh tekrar edip: «Ey ahmak ibni Halef! Böyle bir cevheri zâyi ettiğinden dolayı, bin defa nâdim olsan yeridir. Sen devletini bir pula sattın. İşte sûretperestlerin cezâ ve sezâsı budur. Hakikaten Ebû Bekr Radiyallahu anh Bilâl Radiyallahu anhı görüp onu satın almak gibi bir devlete nâil olduğuna ve öyle bir Allah dostunu zâlimin zulüm pençesinden kurtardığına pek ziyade sevinmişti. Kemâli sürûr ile Bilâl Radiyallahu anhın elinden tutarak doğruca Resûlüllah Aleyhisselâmın huzuruna götürdü. Bilâl-i Habeşî Radiyallahu anh cefâ zindanından kurtulup cemâl-i Resûlüllah Aleyhisselâma vardı. Huzur-u nûra, mâşukı Kibriya Sallallahu aleyhi ve selleme vasıl ve iltifat-ı cennet-i cenabı risaletpenaha nâil oldukta, o derece safaya garkoldu ki, tarife

sığmaz. Hazreti Nebiyyi Muhterem Sallallahu aleyhi ve sellem fendimiz, Bilâl Radiyallahu anh'a o kadar iltifat buyurdular ki, o iltifatı karanlık geceye etseler idi, gecenin siyahı sabah gi bi aydınlatır, nûrlanırdı. Mahbub-ı Kibriya Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hizmetinden dolayı Ebû Bekr Sıddîk Radiyallahu anhı iltifatlarına gark etti ve (Yâ Ebâ Bekr, Bilâl'in bedelinde beni hissedar et. Yarısını ben veririm demiştim) demesi üzerine Ebû Bekr Sıddîk Radiyallahu anh: «Yâ Resûlallah, Bilâl ile ben, senin dergâhının köleleriyiz. Bir kölen, diğer köleni satın alıp şevki cemalin için azad eyledi. Ben kulun isc.

hiç kapından azad olmak istemem!» dediler.

Dersin evvelinde okuduğumuz âyeti kerimede: «Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» Efendimiz, Sallallahu aleyhi ve sellemin cemi âlemlere rahmet olduğu buyurıımuştu.

Allahu ieâlâyı inkâr edenlerin, günahkâr olanların, münâfıkların da her türlü nimetlerden istifade edebilmeleri, kere.

me muhatap olabilmeleri bu sebeptendir. Gezip, yiyip, içip, sıhhat ve âfiyet bulmaları onun hürmetindendir, onun âleme ralunet olduğundandır. Allahu teâlânın Habibine olan sevgisine binaen, bunlar da bu nimetlerden faydalanırlar.

Bizim irtikâp ettiğimiz isyanlardan birkaçını, bizden evvel gelen ümmetler irtikâp ettiği için dünyadan kaldırılmışlardır.

Şuayb Aleyhisselâmın kavmi, ölçek ve terazilerinde eksik verdikleri için, üzerlerine gökten yağmur yerine ateş yağdırılmıştır. Dünyadan kaldırılmış oldukları, âhiret azabına dûçar olup, hâlâ azap çekmekte bulunduklarını Kur'an-ı Kerim haber veriyor. Keza, Lût Aleyhisselâmın kavmi de böyle olmuş, bazı ahılaksızlıklarından dolayı, üzerlerine cehennemde kızdırılmış taşlar yağdırılarak helâk olunmuşlardı. Bu felâketlerden ancak Şuayb (Aleyhisselâm) ile ailesi, Lût Aleyhisselâmın ise kendisi ve kendine îman eden evlâtları kurtulmuş, hattâ ailesi dahi küfründen dolayı necât bulamamış, helâk olmuştu.

Bizlerin irtikâp ettiğimiz bunca isyanlardan dolayı dünyada, böyle ağır cezalara uğramayışımız azab-ı Ilâhî ile bizim ara.

mızda Muhammed'ine olan muhabbetinden ve rahmeten lil-âle-

min olan efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin kalkan olarak bulunmasındandır. Zira, bir âyet-i kerimede: «Habibim, onların içinde olduğun için, onlara diğer ümmetler gibi azap etmem." buyuruyor. «Çünkü seni rahmet olarak gönderdim.» Burada sayabildiğimiz, rahmet olduğuna delil getirdiğimiz birkaç kelâmdır. Kezâ, âhirete de rahmet olarak gönderildiği böylece an laşılacak, fakat burada kendisine inanmayanlar, o güzel Resûlü yalanlayanlar, her şeyi anlayacaklar ama, faydası olmaya.

caktır.

Bir bina ki, yapıldı, yıkılması muhakkaktır. Bir fert ki dünyaya geldi, mutlaka ölecektir. Işte bu dünya, bir gün ge.

lecek bütün ziynetlerinden sıyrılacak. Güneş gökte dürülecek.

yıldızlar dökülecek, denizler kaynayacak, dağlar kıyametin şiddeti ile hallacın pamuğu attığ! gibi atılacak ve havada bulutlar gibi seyran edecektir. Hâmile kadınlar hâmlini düşürecek, emzikli kadınlar, emzirdiği yavrularını yere fırlatacaktır. İnsanlar şaşkınlık içinde, ne yaptıklarını bilmeyeceklerdir. Yer, şiddetle sarsılacak, içinde olanları dışarıya fırlatacak, gökler bakır gibi eriyip dökülecek. Haktan gayri hiçbir varlık kalmıyacaktır.

Kur'an-ı Kerim bu hâdiseleri dehşetle beyan buyurmaktadır.

Kurumuş topraklara can veren Allahu teâlâ, tekrar bu âlemden, başka bir âlem hâlk ve inşa edecektir. Ilk olarak kab.

rinden ihyâ olunacak olan, Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemdir. Kıyamet gününde, evvelâ konuşacak olan yine O'dur.

Bütün mahlûkat-ı ilâhî, korkularından Hak tâlânın rahmetinden ümit kestiklerinde, Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sel lem, insanları ve bahusus ümmetini sürûra sevince garkedecektir.

Âlemlere rahmet olan Resûlü Ekrem Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz, bir hadis-i şerifinde: «(Livail-hamd isimli sancak elimde olduğu halde, Ademoğullarından Rabbim indinde, en ziyade ekrem olan benim. İftihar etmek için söylemiyorum.

Rabbimin bana vermiş olduğu lûtf ve nimetlerini sayıyorum.

Kıyamet gününde Âdem Aleyhisselâmın evlâtlarının efendisi benim ve onların büyüğüyüm. Bütün Peygamberler benim sancağım altında toplanacaklardır.» buyurmuşlardır.

Buhâri-i Şerifte Resûl Aleyhisselâmdan şöyle rivâyet ediliyor:

«Kabirden kalkıp Bürâkıma binip, sancağımı elime alarak onu, arş'ın altına girip dikerim. Her peygamberin bir hayrağı olup, cümlesi benim sancağımın altına dikeceklerdir.»

Mahşer ehli, yâni bütün insanlar, başı açık, yalınayak ve herkesin işlediği günâhlar, tecessüm ettirilmiş; herkes suçunu sırtına yüklenmiş, aç susuz, çıplak ve güneş bir mil miktarı başları üstüne indirilmiş olarak; kimsede ses sadâ olmayıp Allahü teâlânın emri ilâhîsini bekliyeceklerdir. Ah-ü vah, nâlevu eigan arşı tutacak. Butun enbıya, yanı Peygamberler diz üstüne düşüp «Nefsim, Nefsim!» diye çağırdığı anda, Allahü teâlâ tarafindan emr olunur ki: «Ey malışer ehli, gidin Adem'den şefaat dileyin, size şefaat etsin.» Bu hitabı izzet karşısında, mahşer ehli, Adem Aleyhisselâmın oturduğu minberi şerife gidip: (Ey Adem babamız! Sen Allahü teâlânın safiyyisin. Şefkatli babamızsın, biz evlâtlarına merhamet edip, şefaat eyle. Defterimiz verilip, hesaplarımız görülsün, amcllerımız tartilsın da nerkes gidecegı yerıne bır an evve.

varsın) dive niyaz ettiklerinde; Adem Aleyhisselâm: (Bu şe fâate ben kaadir değilim.. Elimden gelmez. Bugün yevm-i kıvamettir. Bugün Rabbim ziyade gazaplıdır. Bu âna kadar böyle gazaplanmamıştı. Bundan böyle de gazaplanmasa gerektir. Ben, Rabbimin gazabından ziyade korkarım, size şefâet edemem. Bugün ancak kendi nefsimi düşünüyorum. Sizler Nûh Aleyhisselâma gidin. O ulül-azimdir, hacetinizi görür.

Belki o şefâat eder) deyip mahşer ehlini Nûh Aleyhisselâma havale edecektir.

Mahşer ehli Nûh Aleyhisselâma gidip şefâat dileyecekler.

Nûh Aleyhisselâm da özürler beyan ederek: (Kâfir olan oğlum için, ehlimdir diye Allahu teâlâdan avını istemiştim, ben dahi nefsim için korkmaktayım. Şefâate mezun değilim) diyerek onlara Ibrahim Aleyhisselâma gitmelerini tavsiye edip, (Ibrahim halilullahıtır, Muhammed Aleyhimüsselâmın ceddidir. Size belki şefâat eder) der. Mahşer chli Ibrahim Aleyhisselâma teveccüh ederler. Ibrahim Aleyhisselâm da (Nefsim, Nefsim) di.

yerek, Musa Kelimullaha gitmelerini söyler. Musa Aleyhisselâm da özürler beyan edip: (Bu şefâate ben sahip değilim) der ve

(Nefsim, Nefsim) diyerek mahşer ehlini Isa Aleyhisselâma gönderir: (İsa Aleyhisselâm ruhullahtır, varın ondan şefâat dileyin.)

Mahşer ehli Isa Aleyhisselâma vardıklarında, onu gayet korkmuş bulurlar. (Ey Îsa! Sen ruhullahsın, bize şefâat eyle.) Îsa Aleyhisselâm dahi: (Bugün benim şefâat etmeye yüzüm yoktur.

Zira, kavmim beni Rab ittihaz eyleyip, bana ibadet ettiler. Ustelik bana, Allahü tâlânın oğlu dediler, bana taptılar, beni Al.

lahü teâlâya şerik koştular. Ben bunları düşünüp sonum nice olur diye endişedeyim. Bugün düşündüğüm tek şey nefsimdirj diyerek özürler beyan eder. (Ey malışer ehli! Ben şefâati ancak, benden sonra gönderilen nûru evvel, bâs'i sonra, dünyada iken de müjdelediğim, bütün âlemlere rahmet, serveri kâinat, mahbubu Hüdâ Muhammed Aleyhisselâtü vessalâma gidiniz. Şefâate mezun ancak O'dur. Zira Allahü teâlâ onu, razı kılıncaya kadar ikrâm buyuracağını vaadeylemişti. Durmayıp O'na varalım) der. Mahşer ehli, enbiya ve Sultan-i Kevneyn ve Şefîüssakaleyn ve ceddül Hasaneyn Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize gelip, görürler ki; ziyade refi ve yüksek, müzeyyen, diğer peygamberlerin minberlerinden âlâ bir minber-i şerifte, mübârek vechi şerifi Cennetten daha güzel ve güler yüzlü olduğu halde oturmaktadır. Bu yüce makamı gören, dünyada iken kendisine îman etmeyen kâfirler, o zaman îman etmediklerine bin defa pişman olup: (Ah ne olaydı da dünyada biz yüce Şefâatçıya îman etseydik. Ve onun yoluna canımızı ve malımızı koyarak Islâm olsaydık) diye nedâmet edip orada îman etmeyi temenni ederler. Fakat faydası yoktur. Mahşer ehli Peygamberimiz Aleyhisselâmın bu halini görünce: (Aman yâ Resûlallah! Ey Nebiyyi Muhterem! Bize şefâat eyle) dediklerinde, Seyyidissâdât ve Şefiül-arasat cevapla: «Evet bu şefâate ehil ancak benim. Rabbim bana bu şefâatı vâdetmişti.» diyerek Mev.

lâsından bu şefâate izin talep eder. Cenabı Hak, Resûl-i Ekrem Sallallahü aleyhi ve selleme lûtf ile: «Ey Habibim! Sen şefâat eyle. Sana şefâate izin verdim» der. Resûlü Ekrem Aleyhisselâm da bu ihsanı Ilâhîye karşı teşekküren secdeye varır. Bu secdede Allahu teâlâya öyle tesbihler eder ki, daha evvel böyle bir tesbih etmemiştir. Bu tesbihatı esnasında Hak teâlâ lûtf ile:

«Ey Resülüm, mübarek başını secdeden kaldır! Ne muradın

var ise iste. Zira, şefâatın kabul olundu, isteğin verildi.» buyuruldukta, Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz; «Yâ Rabbi! Fatımam, Hasanım, Hüseyinim ve ehli beytim, ümmetime fedâ olsun, illâ ümmetim, ümmetlın.» diye niyaz edecektir. (Yani ümmetime selâmet ihsan eyle yâ Rabbi demektir.) Hülâsa-i kelâm, kıyamet gününde cümle peygamberlerden evvel, ümmetine şefâat edebilmeyi, onlan kurtarmaya salâhiyetli Fahri Alem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizdir.

Efendimiz Aleyhisselâmın, mahşer yerinde bütün şefâati yedi defa olacaktır. Birisini beyan ettik. Inşaallah diğerlerini de başka bir dersimizde anlatacağız.

Şimdi anlıyoruz ki, dünya ve âhirete rahmet olarak gönderilen ancak Habibi Hüdâ (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendi mizdir. Bizleri, cennet ve cemâlullah ile müjdelemiş, cennetin nimetlerini bildirmiş, hayır ve şer nedir öğretmiş, îman etmeyenleri azâb-ı Ilâhî ile korkutmuş, îman edenlere ve etmeyen.

lere şahit olmuş, Allahu Tâlâ'nın birliğine şehadet etmiş ve Al.

lahu teâlânın izni ile Hakka dâvetini tam yapmış. Karanlıklarda bize nûr olmuş ve hak yollarını göstermiş olan, bu derece Şefik, Rahiym, Rauf ve Rahmetenlil âlemin olan Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi her şeyimiz den fazla sevmek hak değil midir? Evet elbette haktır. Onu, her şeyden fazla sevelim ki, îmanımız kemâle ersin. Dünyada ve âhirette ateşten, azaptan kurtulabilelim. Cennet nimetlerini bulalım. Cemâlullahı seyredebilelim. Zira, seven, sevdiği ile bera berdir.

Yâ Rabbi! Resülüssakaleyn Sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine bize Habibin Muhammed Aleyhisselâmı sevdir. Bizi O'ndan ayırma.

Kişi sevdiğiyle beraberdir, demiş idik. Şu hâdiseyi Enes İbn-i Mâlik (R.A.) bizlere ne kadar güzel nakledip surûra gark eyledi:

HÎKÂYE Enes Ibn-i Mâlik (R.A.) diyor ki, günlerden bir gün biz huzûr-u Resûlde oturuyor idik. Bir ârâbî gelip, Resûlüllaha hitâ.

Sayfalar 153–158 · İrşad I — tarikat.org