Ara
Menü

Sayfalar 159–167

1.477 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 159–167

ben: «Yâ Resûlallah, kıyâmet ne vakit kopacaktır?» diye suâl etti. Efendimiz bu zâta cevap vermeden namaza kalktı. Namaz dan sonra bize dönerek: «O soruyu soran kimdir?» dedi. Arâbî ayağa kalkıp: «Benim yâ Resûlallah» dedi. «Ey Arâbî; kıyameti soruyorsun, o bir emr-i mukarrerdir, muhakkak olacaktır, fakat sen o gün için ne hazırladın?» dediler. Arâbi cerabında: «Vallâhi yâ Resûlallah benim fazla ibâdât ve tâatim yoklur, beş vakit namazımı kılarım ve senede bir ay orucumu tutarım, başka sâlih âmâlim yok gibidir, fakat Allah'ı ve seni çok severim»

dediğinde Server-i Kâinat efendimiz: «Ey Arâbî, kişi sevdiğiyle beraberdir, sen de sevdiklerinle berabersin» buyurdular.

Enes İbn-i Mâlik diyor ki: «Biz bu mükâlemeye, Îslâma girdiğimiz kadar sevindik, zirâ daima endişemiz bu idi. Fahr-i Alem yarın âhiret gününde yüce makamlara nâil olur da biz onun makamlarına erişemeyiz endişesindeydik. Anladık ki beraber olmak çok muhabbetle imiş, çok ibadetle değilmiş.»

Ey mü'min! Sen de Allah'ı ve Resûlü seviyorsan, yarın onunla olursun. Yok Resûlün düşmanına muhabbetin var ise, Resülünden dûr olup, düşmaniyle haşrolursun. Zirâ kişi sevdiğiyle beraberdir.

Yâ Rabbi! Arşın, Kürs'in hakkı için, ism-i âzâm, nûr-ı Kur' an hakkı için; sırr-ı Imrân, sırr-ı Fürkan hakkı için; hüsn-i vech-i Yûsuf-ı Ken'ân için; Hak yolunda dökülen dem için; Mi' râcda seni gören göz için; Resûlüne iltifât ettigin söz için; Ebû Bekr'in sıdkı, Ömer'in adli için; Osman ile Ali'nin fazlı için; Hasan-ı Müctebâ, Hüseyn-i Kerbelâ için; Ehl-i Beytin safâsı, Circis'in cefâsı için; Gavs-i Geylân, mezheb-i Numân için, Incil-ü Tevrat, Zebûr-u Kur'ân için, bizleri Habibine yoldaş et, ehl-i derdin derdine sırdaş et, ruhlarımızı Rûh-u Muhammedi ile âşinâ kıl, bizi ondan ayırma, sevdiklerinle haşr eyle, kulluğunda sabit kıl, âbidlerden âbid kıl. Abidlerinle âbid kıl. Dersimizi dinlemek lûtfunda bulunanları lûtfun ile azîz et, îmanı kalblerinde leziz et. Ölmüşlerimize rahmet eyle, sağ olanlarımızı muhabbetinle tezyin et. Vatanımızı kötülüklerden koru, düşman larımızı rezil et. Ahir ve âkıbetimizi, hayr eyle, son nefesde

îman ile çene kapamak nasib et. Duâlarımızı kabul edip bizi dilşât et. Amin, bi-hürmet-i Seyyid-il-mürselin velhamdülillâhi Rabbil Alemin, kabul u niyâz el - Fâtiha!

EL-Hac Muzaffer Ozak

İR$ÂD

BESINCI DERS MÜNDERECAT:

İçindekileri her müslümanın okuması lâzımdır. — Bu risâle ana - baba haklarından bahseder — Hazret-i Musa'nın Cennetteki refiki kıssası — Hazretl Veysel Karani'nin anasına itaatından dolayı eriştiği makamat-ı âliye — Bir hayırsız evlâdın hikâyesi — Hazreti İsa'nın kıssası — Selman-ı Farisî Ile Resûlullahın bir azabın vukuuna şâhit olmaları — Hasan-ı Basri Hazretlerinin bir hikâyesi — İmam-ı Kuseyrî'nin menâkıbı — Bir delikanlının hac yolunda uğradığı felâket ve İmam Hasan (R.A.) ın kıssası — Semerkand şehrinde bulunan bir zatın hikâyesini hâvi ibret verici mühim bir eserdir.

Irsâd Cilt 1 — F: 11

Bismillahirrahmanirrahiym Sallû alâ Seyyidinâ Muhammed, Sallü alâ Mürşidinâ Muhammed, Sallû alâ Şemsiddüha Muhammed, Sallû alâ Bedriddüca Muhammed, Sallû alâ Nuril-Hüda Muhammed.

El evvelu Allah, el âhiru Allah, ez zâhiru Allah; el bâtinu Allah. «Rabbişrahli sadrî ve yessirli emrî vahlûl ukdeten min lisanî yefkahu kavlî ve üfevvidü emriy ilâllah. Innallâhe basî.

rûn bil'ibâd.»

Eûzü billahi mineş-şeytanir-raciym BismillahirrahmanIrrahlym Va büdullahe ve lâ tüşrikû bihi şey'en ve bil valideyni ihsana.

(Nisa sOresi, âyet: 36)

Meâli şerifi: «Allah'a Ibadet ediniz. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayınız. Anaya ve babaya iyilik ediniz.»

«Ve kadâ rabbüke ellâta'budu illâ iyyahu ve bil valideyni ihsânen imma yebluganne indekel kibere ehaduhüma ev kilâhûma Fela tekul lehuma üffin velâ tenherhüma ve kul lohuma kavlen keriymâ Vahfid lehuma cenahazzülli minerrahmeti ve kul rabbir ham hüma kemâ rabbeyanisagiyr.v (El-Isra ayet: 23. 24)

Meâli şerifi: «Rabbin, kat'i olarak hükmetti: Ancak O'na ibadet ediniz, ana ve babalarınıza iyilik ve itaat edin, şâyet gerek yalnız biri, gerek ikisi birden yanında kocarsa sakın onla.

ra of aman deme! Yüzlerine sert söyleme, onlara tatlı söz söy le; onlara karşı şefkatli, hürmetli ol, kuşlar gibi tevazu kanatlarını aç da. de ki, (Yârab: Onlar beni küçük yaşımda iken merhametle besledikleri gibi, sen de şimdi onlara öyle merha.

met eyle).»

Kullarını yoktan var eden, bizleri kensine kul, Habibine ümmet eyleyen, biz günâhkârları huzuruna kabul eden ve biz leri burada tevfikiyle cem' eyleyen Allah; yarın kıyamette o dehşetli anda, şiddetli mekânda, Habibine bağışlayıp mahbû bu olan sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın livâsı altında böylece lütfu keremi ile cem'eyleye. Bizlere af ile muamele eyleye. Cümlemizi nârından âzad eyleyip lûtfi ile cenne.

tine isâl eyleye. Cennette civar-ı Mustafa'da cümlemizi iskân ey.

leye. Rızasına erişen kullarla komşu eyleye. Cemâli ile müşerref eyleye.

Allahı tevhid eden, Resûlüne gönül veren, Allahın cenne.

tine tâlip, rızasına râgıp, cemâline âşık olan mü'minler! Bu

okuduğum âyeti kerimeler Furkan-ı Hakimin, Kur'anı Kerimin, Nisâ ve Esrâ sûre-i celilesindedir.

Kur'anı oku, okut, dinle ve anla! Anlamakla, dinlemekle kalma, emirlerine uy ve her emrini canına minnet, devlet bile.

rek seve seve yap, neyinden, yâni yapma dediği şeyden kaçını ve yapma ki, Allaha hakkı ile kul, Nebi aleyhisselâma muhlis bir ümmet olarak, iki cihanda rahat edesin, dünyada belâlardan, âhirette azâbı ilâhiden emin olasın. Kur'anı Kerimin emirleri her ne kadar amel etmede nef sine ağır gelirse, Allahın yapma dedikleri, nefsine her ne kadar yapması hoş gelirse gelsin, madem ki Allah o şeyi yap demiş, o emir senin selâmetin için bir nimet-i uzmâdır. O nehyi, yani yapma dediği şeyin, senin nefsine her ne kadar hoş gelirse yapma ki, yine senin dünya ve âhire.

tin için Rabbinin sana bir lûtfudur. Zira, bütün insanlar, Rabbilerinin emirlerine itaat eyleseler, Allah'a hiçbir menfaati yoktur. Yine bütün insanlar Allahın yapma dediğini yapsalar, Allaha bir zarar eriştiremezler. Her yapan, yaptığını kendi için yapar. Allahın bu emirleri ve bu nehiyleri bize ihsanı Ilâhidir.

Bir düşünelim. Allah celle hazretleri, bizlere bir lûtfu olan emirleri ve nehiyleri bildirmese idi, bizleri kendi halimize bıraksa idi, bizler hayvanlardan daha aşağı olur, birbirimizi yerdik. Kendi evlâtlarımızı alır, kendi ana, babalarımızla evlenirdik. Temizliği, şefkati, rahmeti, büyüğe hürmeti, anaya, babava itaati ve ihsanı nereden bilirdik? Hak ve hukuku nereden yerine getirebilirdik? Zaife ve mazlûma şefkatı ve yardımı nasıl yapabilirdik? Yoksula, fakire ihsan etmek, dilsiz hayvanlara vardım etmek, onların hakkını gözetmek, kimin aklına iz'anına gelirdi? Hele Allah'ı bulmak ve bilmek kolay mıydı? Adalet, müsavat, hürriyet beşerin haddi miydi? Diyeceksiniz ki, beşeriyet bu saydığım güzel vasıflar eski devirlerde de, cemiyetler, kavimler, milletler meydana geldikten sonra, icraya başlamışlardır. Evet öyledir, ama yine beşeriyetin başı Allah ile kul arasında vasıta olan peygamberler aleyhimüsselâm ile başlamıştır.

Peygamberlerin tarafı Ilâhiden getirdiği, suhufların, bazı ahkâmı ile âmil olup, bazı güzel emirlerle âmil olunmuştur. Bazı alıkâma da hiç riayet edilmemiştir. Medenî zannedilen Romalilar

ve Misırlılar ve diğer bazı milletler, kendi öz kardeşleriyle evleniyorlar, kendilerinden olmayan milletlere, hak tanımıyorlardı.

Bugün bile, resmen bil peygamber (aleyhisselâm) ümmeti ve bir dinin sâliki olduklarını, Allah'a îman ettiklerini söyledikleri ve paralarına, (Allah bizim ile beraberdir) diye yazdıkları halde, yüzleri siyah diye, bir millete hakaretle nazar edip, onları yüzleri siyah diye, kendilerinden aşağı gören, hak tanımayan milletler mevcuttur. Sanki, o siyah yüzlü insanlar, yüzlerini kendileri boyamışlar, onları Allah yaratmamış. Onları aşağı görenler de, yüzlerinin beyaz olmasını, kendileri yaratmışlar. Işte, bizlere bizliğimizi bildiren lûtfu ile Allahtır. (Yaradanı bilirsek, jaratılanı hos görürüz. Yaradandan ötürü). Bütün beşer bir kadınla, bir erkeğin cem inden meydana geldik. Allah celle sûrei Hucûratta şöyle buyuruyor:

(Yâ eyyühennâsû innâ halaknaküm min zekerin ve ünsa ve ce'alnaküm şü'uben ve kaba'ile lite'arefu inne ekremeküm indallahi etkaküm innallahe allymün habiyr.)

(Hucurat: 13)

Meâli kerimi:

«Ey insanlar, biz sizi bir kadınla bir erkeğin birleşmesinden yarattık. Sizl şube şube, kabile kabile, millet millet kıldık, tanınasınız ve bilinesiniz diye. Hiçbir beyazın, siyaha, hiçbir sarının, kırınızıya, hiçbir kavmin diğer kavme üstünlüğü yoktur.

Ancak Allah'tan korkmak ile, Allah'ın emirlerine itaat, nehiylerinden içtinap iledir üstünlüğü» buyuruyor.

Şunu da unutmayalım ki, her izdivaçtan çocuk doğmaz.

Ademin ana ve babası yoktur. Isa aleyhisselâmın da anası vardır, babası yoktur. Havva anamızın da; babası vardır, anası yoktur.

Bizlerin de ana ve babalarımız vardır. Allah dilerse babasız, dilerse anasız ve babasız, dilerse babalı fakat anasız insan yaratabileceği gibi, dilerse ana ve baba olduğu halde, evlâd vermeyebilir.

(AY)

(Innemâ emruhu izâ erade gey'en en yeküle lehu kün feyekün.)

(Sure-l Yasin: 82)

Mülkün hâkimi mutlak O'dur. Dilediği gibi yapar. Her şeye kadir O'dur. O'nun dilediği olur. O bir şeyi yaratmağı murad etti mi, o şeye Ol der ve hemen o şey zuhura gelir.

İşte, bizleri de yoktan var etti. Zelil idik, çirkin, iğrenç bir su idik. Bizleri insan olarak hâlk buyurdu. Bizlere görmek için göz, işitmek için kulak, anlamak için fehim verdi. Bazan da göz, verdiği halde görmekten, kulak verdiğı halde işitmekten, beyin verdiği halde anlamaktan mahrum etti. Gözde görme yok, iş gösterende. Kulakta değil, işittirende, beyinde değil anlatanda olduğunu bizlere gösteriyor. Açtık, doyurdu, çıplak idik giydirdi, cahil idik, bizleri ilim ile tezyin etti, kendisine muhatap tutup, bizlere hitap etti ve nimetlerine gark etti. Bizlere ne için hâlk olduğumuzu, sebebi hılkatimizi ve nimetlerini bildirmek için lûtfundan, emirlerini ve nehiylerini gösterip, Nebileri aleyhimüsselâm vasıtasiyle irşâd buyurdu. (Emirlerime itaat edene cennet ve cemâlim var, isyan edene de, nârım var) deyip ilân etti. Akil isen, işte iki yol. Biri doğru, Hak katına giden yol, Allah yolu. Nebilerin gösterdiği sırat-ı müstâkîm, diğeri ise dalâlet, felâket, zulmet uçurumu, şeytanın dâvet ettiği yol.

Ey insan oğluyum diyen! İşte size Hak Teâlâ hazretlerinin bize in'âm ettiği bazı nimetlerinden, deryadan bir katre, güneşten bir zerre bahsettim. Yine kendi kitabı olan Furkan-1 azîm-