Ara
Menü

Sayfalar 168–173

1.658 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 168–173

de, buyuruyor: «Benim size in'âm ettiğim nimetlerimi sayınağa kalksanız, takatiniz yetmez, sayamazsınız.» diyor.

(Ve in ta'uddo nimetallahi la tuhsuha.)

(Sûre-i Ibrahim: 34)

Meâli münifi: Allah'ın nimetlerini sayalım derseniz, sayamazsin.

Bizde saymağa takat yok. Verilen nimetlerden bazılarını hatırlattık ki, bu nimet, evvelâ bizleri insan olarak yaratıp, kendine kul, Habibine (aleyhisselâm) ümmet edip, bizlere Kur'anı inzâl eyleyip, kendisine muhatap tutmasıdır. Bundan büyük nimeti ne olabilir. Allah; kulum diyor, her gün bizi huzuruna kabul ediyor, Kur'anda bize hitap ediyor, emirlerini bildiriyor ve diyor ki:

«Işte ben sizin Rabbiniziın, Rezzakınızım, sizi yaratan benim, bana hakkı ile ibadet ediniz. Bana hiç bir şeyi şerik, ortak tutmayınız. Gizli ve âşikâr, beni birleyin, tevhid edin, bana muhtaçsınız. Ben kaviyim. Siz âcizsiniz, Ben Allah hakimim, siz mahkûmsunuz, bana ibadet ettiğiniz gibi, sizi bu dünya âlemine getirmeye sebep olan ana ve babanıza ihsan ediniz.» buyuruyor.

Onlara muhabbeti, ihsanı ve itaati farz kılıyor. Onları hor, hakir etmeyi şiddetle men' ediyor. Cennetim ve rızai ilâhim, analarına ve babalarına ihsan eden kullarımındır, buyuruyor.

Kendi zât-ı ulûhiyetine ibadet ile emir eyledikten sonra, ana ve babaya ihsan etmenin aynı derecede bir ibadet olduğu ve bu âyeti celileden anlaşılmaktadır.

Yine kendi zât-ı Ilâhîsine karşı, muhabbette, ibadette gizli ve âşikâr, şirk koşmadan men' ettiği gibi, ana ve babamıza muhabbet ihsan ve itaatte hiçbir kimse ile müsavi tutamayacağımıza, bu âyeti celile açık bir delildir. Tabiî ana ve babaya meşrû işlerde itaat edilecektir. Zira, bir kaide-i mutlaktır ki, kula itâ-

atte Allaha karşı isyan var ise, itâat edilemez. Meselâ: Bir ana yahut baba, oğluna veya kızına fenalık etmeyi emir etse, fenalık etmek, Allaha karşı isyan olduğundan, bu emre itâat etmemeleri lâzımdır. Bir misâl: Bir kimsenin anası fahişe olsa, anasını kerhaneye götürmez, fakat kerhaneden döndüğünde sırtına alıp getirecek. Bu misâlimiz biraz ağırcadır. Fakat anaya itâat ve hizmetin, ne derece olacağını anlatmak için zikrediyorum.

Yine bir kimsenin anası putperest olsa, yahut islâm dininden başka bir dine sâlik bulunsa, tapınağına gidecek olsa götürmez ve fakat tapınağından evine gelmeye kudreti olmasa, o islâm olan evlâdı, onu sırtına alıp evine getirmesi lâzımdır. Bir baba.

içkiye müptelâ olup, oğluna, kendisini meyhaneye götürmesini emir etse, evlâd babayı meyhaneye götürmez. Zira, bu emirde Allaha isyan olduğundan, kula itaat yoktur. Fakat, meyhaneden eve sırtında götürmeyi emir eylese, sırtına alıp eve getirmesi lâzımdır. Getirmeyecek olursa evlâd, ind-i Ilâhîde mes'ul olup, azaba dûçar olur.

Aman şunu da unutmayalım. Bu verdiğimiz misallerden anlaşılıyor ki, ne zaman olursa olsun, nerede olursa olsun, kimı olursa olsun, bize teklif edilen emirlerde ve ricalarda Allaha karşı bir isyan varsa, kula karşı itaat yoktur. Yapılan rica da, böyledir, iltimas da böyledir. Hakka karşı isyanda, kula itaat, rica, iltimas yoktur. Sözü uzattın demeyin, necâtınız bu sözlere bağlıdır.

Babaya, anaya itaatın ve ihsanın ne demek olduğunu bir miktar beyan eyledik. Şimdi sizlere, canlı misâlini yine kelâmullahtan verelim. Peygamberimizin (aleyhisselâm) dedesi olan büyük peygamber Ibrahim aleyhisselâmın, emr-i Ilâhîde ne derece itaatta bulunduğunu duydun. Evlâdı bulunan Îsmail aleyhisselâmı, Hakka ibadette hiç tereddüt etmeden, bıçağın altına yatırdığını işittin. Rıza-i Ilâhî için, yavrusunun boynuna bıçağı çaldığına şahid oldun. Bu, emr-i azîme karşı, evlâdın Allah'a ibadetle, babaya itaatte nasıl teslimiyet göstereceğine açık bir delildir. Bu emr-i azim ki, görünüşte ne kadar korkunç ve çirkin, fakat hakikatte ne kadar güzel bir rahmet olduğunu beyan ediyor. Allah: «İşte emrine teslimniyyet ve babanıza itaat ederseniz, İsmail'i bıçak kesmediği gibi, size de bir musibet ermeye-

cektir. Sizlere ihsan-ı ilâhim olacağını bu âyetimle anlayınız.»

diyor.

Kur'an; âkillere, muhlislere bu nimeti ilâhiyyeyi gösteriyor. Hazreti Allah, çocuklardan babaya karşı yapılacak olan itâat, Ismail aleyhisselâmın babasına itâati gibi olacak. Allaha itâat da; babalarda Ibrahim aleyhisselâmın Allaha olan itâatı gibi olacak.

Bu kıssayı inşaallah Kurban dersinde mufassalan anlatırız.

Bir gün huzuru saadete bir ârâbi gelir (Yâ Muhammed! Sallallahu aleyhi ve sellem, bana İslâm dinini anlat) der. Resûlü müçtebâ aleyhisselâm: «Allah birdir, şeriki, benzeri yoktur. Ben O'nun Resûlüyüm. Allahın birliğine, benim onun peygamberi olduğuma inanacaksın.» buyurur. Arâbî, ol kelime-i müncîyeyi getirip: (Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlühu) der. (Beş vakit namaz kılacaksın. Senede, ramazan ayında bir ay oruç tutacaksın. Zengin isen, malının kırkta birini, her sene zekât olarak vereceksin. Ömründe bir defa mevsim-i hacda istitâatın var ise, hac edeceksin) buyururlar. Arâbî, (Bu kadar mı Islâm yâ Resûlallah?) diye sorar.

Cenabı Resûlü Rabbilâlemin, (Evet, yâ Arâbî, bu kadar) deyince Arâbî, (Allaha yemin ederim ki, ne bir eksik ne de bir fazla yaparım) der ve gider.

Fahri âlem sallallahu aleyhi ve sellem eshabina, (Eğer sözünde durur da, ana babasına da ihsan eder ise, dünya âleminde ehli cennetten birini görünüz) buyururlar.

(El-cennetü tahte akdam-il-ümmihât.)

Hadis-i şerif: «Cennet anaların ayağı altındadır.»

Kadınlık âlemine ne büyük bir şereftir bu hadis-i şerif.

Hangi din, kadına, anaya bu mertebeyi, bu yüksek mevkii bahşetmiştir? Bu hadis-i şerifle, annenin rızasının ind-i Ilâhîde ne kadar âli, ne kadar yüce mertebesi olduğu ve Allahın vâd'ettiği cennete ancak, ananın rızası ile girileceği ilân ediliyor.

Yine bir kimse Rabbisine ibâdet kılıp, dua eylese o duada,

Allaha hama, Resûl aleyhisselâma salât etse, ana ve babasina dua etmeyip, onlar için Allaha istiğfar eylemese, dua Allaha arzolunmaz, o duayı Allah celle kabul buyurmaz, Allah celle bütün münzel kitaplarında bâhusus, Tevrat, Incil, Zebûr ve Kur'an'ında, ana, babaya itâatı ve ihsanı emir eyleyip, bütün nebîlerine (Benim rızâ-i Ilâhim ana ve babanın rizası iledir. Gazabım da, ananın, babanın gazabı iledir) diyerek ilân etmiştir.

Resûl aleyhisselâma, (Allah katında hangi iş makbuldür, etdaldir?) diyerek sual olundu. Resûlü Ekrem Efendimiz cevaben (Vaktinde tadili erkânına riayet edilerek kılınan namaz;

sonra ana ve babaya itâat ve ihsan, sonra Allah yolunda, Allah rızası için cihad, yani din düşmanları ile mücâdeledir) buyurduiar.

Mücadele bedenen olur, mâlen olur, lisânen olur, kalemle olur, kılıçlarla olur, kalb ile olur. Yalnız Hak için olur. Nefs için mücadele makbul değildir.

Bir harb dönüşü Hazreti Resûlü Rabbil-âlemin eshabı bâsafaya. (Küçük harbden büyük cihada döndük) buyurdular. Eshabı kiramı fahri âlem efendimize: (Yâ Resûlallah! Nereye teveccüh edeceğiz, hangi büyük kavime cihad edeceğiz?) sorusuna:

(Düşman ile cihad, küçük cihaddır; nefsimiz ile cihad ise büyük cihaddır. Nefsiniz ile cihad edeceğiz) buyurdular. Allah, cenne.

ti yarattığında Cebrail aleyhisselâma: (Yâ Cebrail, cennetime nazar eyle) buyurdu. Cebrail cennete vardı, cennetin saraylarını, bağlarını, bahçelerini dolaştı. Onda olan nimet-i Ilâhiyyeye hayran oldu. Fakat, cennetin etrafında bir takım mânialar gördü. Iman, sabır, tahammül, namaz, oruç, cihâd, hac, zekât, fedakârlık, mürüvvet, vefâ, sıdk, ahdına vefâ, af, (Bu maniaları geçip cennete girene aşk olsun, dedi.) Yine cehenneme nazar etmesi için emr olundu. Cehenneme nazar edip, orada olan derekâtı, ateşleri, bukağıları, yılanları, akrepleri, kaynar suları, kaynayan katranları görüp ürperdi; korktu. Cehennemin dışarısında, bir takım insanlara nimet görünüp, aslında nikbet olan iç çekici tuzaklar gördü ki, nefis erbabının arzu ettiği şeylerdi. Kadın, içki, tembellik, kumar, yalan, dolan, gıybet, fuhuş bunları görünce (Eyvah bunlara aldanmayarak, buraya girmeyene aşk olsun) dedi. Nefsimize ağır gelen birçok şeyler vardır ki, bunlar.

bizim için nikbet suretinde nimet olup, yine bizim için görünüşte nimet görünüp, aslında bizim için nikbettir, musibettir. Fakat, biz bunların hangisinin nimet, hangisinin musibet olduğunun farkında olamayız. Zira, Kur'âna tâbi olmayan âmâdır. Hayır ile şerri seçemez. Bunun için, Allah celle Kur'ana tâbi olmayan kimselere âmâ tâbiri ile hitap eyleyip, (Burada âmâ olan âhirette de âmâ olacaktır) buyurmuştur ve sizlere Rabbinizden muhakkak göz geldi diye, basiret olarak Kur'anı göstermiş, her kim kendine göz olarak Kur'anı seçti, o kimse hayır ile şerri, ak ile karayı, nimet ile nikbeti ayırmış oldu. Allah bizi fadlı ile, Kur'ândan mahrum edip, basireti olmayanlardan eylemeye.

Âinin.

Allah celle Kur'an'ın seksen yerinde, namazı kılın ve zekâtı veriniz diye emir eylemiştir. Namazı kılana, zekâtı verene müjdeler, namazı kılmayanı, zekâtını vermeyeni cehennem ile, azap ile korkutmuştur. Ve daima namaz ile zekâtı beraberce zikr eylemiştir. Resûle itâatin, kendi zat-ı Uluhiyyetine itâat olduğunu bildirmiştir. Bir kimse Allah'a itâat edip, Resûle itâat etmezse, Allaha itâati merdûddur. Bunun gibi sûre-i Lokmanda:

«Ve vagsaynal-insane bivâlideyhi hamelethu ümmühü vehnen ala vehnin ve fisâluhu fi ameyni enlşkürliy ve livalideyke ileyyel-maslyr.’ {Sûre-i Lokman: 14)

Meâli şerifi: «Biz, insana anaya, babaya iyilikte bulunmayı emreyledik. Bilhassa anası, ona gebe olmuş Idi. Onun sütten kesilmesi iki yılda olur. Bana ve ana, babana şükret. Zira, yine bana döneceksin.» diye emnir eylemiş. Kendine yapılacak şükür ile, ebeveyne, yani ana ve babaya şükrü, cem' eylemiş. Bir kiınse Allaha şükür edip, ana ve babasına şükür etmez ise, Allaha şükür etmiş olmaz. Zira, Resûlü Rabbil âlemin olan Peygamberimiz, «Her kim ki ana ve babasını râzı kıldı, muhakkak Rabbi ondan râzı oldu. Her kim ki ana ve babasını gücendirdi, muhak-

kak Hâliki ona gücendi. Ana ve babasının rızasına, Allahın rızası bağlıdır. Onlar razı olacak olurlarsa, Allah da razı olur. Onlar gücenirlerse, Allah da gücenir.»

Aşağıdaki kıssayı, dikkat ve ibretle oku. Ana ve babasına hürmet ve itâat ve ihsanda bulunan, nasıl bir dereceye yükseliyor.

HÎKÂYE Hazreti Musa aleyhisselâm bir gün Tur-i Sinâda, Rabbi ile kelâmda iken Allah celle: (Ya Musa! ister misin, cennetteki refikini yani arkadaşını, sana dünyada iken tanıtayım) diyerek hitap eder.

Musa Nebi de: (Isterim yâ Rab) der. (Git filânca şehre, şu isimde, şu cisimde, şu mahalde bir kasap var. Işte o kasap, cennette seninle beraberdir. Kusurları çoktur ama, anasına yaptığı hizmetten dolayı, anasının ona ettiği duâyı kabul ettim. Ona bu mevkii, bu dereceyi lâyık gördüm. Anasının yaptığı duâ ile bu mertebeye erdi. Cennette senin refikin oldu) der.

Musa Nebi, o şehre varıp, mezkûr kasabı bulur. Kendisini tanıtmaksızın Allah misafiri olduğunu söyler. Kendisini bir akşamlık misafir etmesini rica eder. Kasap kabul eder, akşam üstüi, Musa Nebiyi yanına alıp, zenbilini sırtına vurur, akşam için tedâriki görüp, kasabın evine yollanırlar. Kasap evine gelip, kapıyı açar, Hazreti Musa'yı alır, evin en temiz odasına yerleştirir, (Merhaba Allah misafiri, hos geldin) der. Ve sonra ilâve eder:

(Ey Allah misafiri, beni hoşgör. Bana biraz müsaade et. Bizim evde senden evvel eski bir misafir daha var, onun hizmetini gürevim, sonra size hizmet ederim) der. Tavana bağlı bir salıncağı indirir, içinde eli, ayağı tutmaz ihtiyarlıktan oturamıyacak derecede zayıf bir kadın vardır. Onun, emzikteki bir çocuk gibi altını temizler, getirdiği yiyeceklerden bir kısmı ile besler, elini öper, saçını koklar, tekrar yerine yatırır. Ihtiyar bir şeyler mırıldanır. Kasap (âmin) der. Hazreti Musa bu sözlerden bir şey anlıyamaz, vani ihtiyarın sesini duyamaz. Sonra gelir, Hazreti Musa'nın, hizmeti ile meşgul olur. Hazreti Musa kasaba sorar:

(Bu ihtiyar kadın kimdir?) Kasap cevap verir: (Anamdır. Başımın tacı, gönlümün ilâcıdır. Derdime derman, yarama merhem-

Sayfalar 168–173 · İrşad I — tarikat.org