İrşad I · kaynak sayfaları 174–179
dir. Misafirimdir, ona hizmet etmekten zevk duyarım) der. (Sana bir şeyler söyledi. Affedersin ben duyamadım, duâ mı etti?)
diye sorunca: (Evet, her annenin evlâdına duâ ettiği gibi duâ etti, olacak şey değil ama, ana bu, evlâdına lâyık görür) der. (Ne diye. duâ ediyor sana?) (Olacak şey değil, ben bir kasabım, günahkâr avâmdan biriyim. Her gün bana evlâdım, Allah seni Hazreti Musa ile cennete retik etsin diye dua eder. Olacak iş mi bu?
Musa Nebi kim, ben kimim). der.
Hazreti Musa aleyhisselâm: (Müjde olsun sana, ey kasap kardeş, ananın duâsı kabul oldu. Ben Musa Peygamberim, sen de cennette benim refikimsin) der. Âkil olana da bu kıssa kâfidir. Doğrusu, Allah cümlemizi, analarının rzasını alan kullardan eyleye.
HİKÂYE Veysel Karâni namındaki tâbiinin edaliyetini bilirsiniz. Erdiği mertebe, anasına olan itâattandır. Bu Veysel Karâni ki Istanbul'daki mukaddes emanetler arasında bulunan, Resûlü Ekremin hırkasına sahib olmuştur. Bu zata, Ummet-i Muhammed için dua etmesini, Resûl aleyhisselâm kendisine söylenmesi için vasiyet buyurmuştur. Veysel Karâni Yemen'lidir. Yemen'de Karan köyündendir. Resûlü görmek için anasından izin istemiş, anası da Hazreti Uveys'e, (Resûl evde ise kendisi ile görüş, mescidde ise görüşme ve hemen gidip gelmek ve bir kerre görmek için sana müsaade ediyorum) demişti. Üveys, Yemen'den çıkıp, üç aylık yolu yürümüş, Medine'ye gelmişti. Resûlün hücresine varmış, kapıyı çalmış ehli beyti Mustafa'dan, aleyhisselâm ümmül mü'minin Hazreti Ayşe radıyallahu anhâ kendisini karşılamış, ne istediğini sual etmişti. Resûlü görmek için Yemen'den geldiğini söyleyince, Hazreti Ayşe (Resûlullah evde değil mescidde, oraya gidiniz) cevabını verince, (Mescidde buluşmağa annemin izni yoktur. Resûl aleyhisselâma benden selâm söyleyiniz, Yemen'den Uveys geldi sizi bulamadı, mescidde de buluşmağa anasının izni olmadığından döndüğümü, kendisine bildiriniz) deyip Yemen yollarına düşmüş, anasının emrini de yerine getirmişti. Resûl aleyhisselâm mescidden eve dönmüş, Veys'in nûrunu evinde bulmuştu. Hazreti Ayşe vukuâtı haber vermiş,
Veys'in selâmını Resûle tebliğ etmişti. Resûl aleyhisselâm Yemen taraflarına bakarak, (Bize dost kokusu geliyor) derdi. Eshabı kiram, (Ya Resûlallah, madem ki Uveys size dosttur, niçin gelip sizi görmüyor?) dediklerinde: (Anasının hizmetine bakmaktadır) buyururdu.
Efendimiz: Bir gün Uveys Medine'ye gelecektir. Fakat, beni bulamayacaktır. Zira, Uveys Medine'ye geldiği vakit ben Rabbime vâsıl olurum, buyurarak Uveys ile dünyada buluşamıyacaklarını bildirdiler. Üveys Medine'ye geldiğinde kendisine hırkasının verilmesini ve ümmetine dua etmesini vasiyet buyurdu. Ve bir elinde nûrdan bir işaret olduğunu da haber verdiler.
Hazreti Ömer Radiyallahu anh'ın hilafeti zamanında, birçok Yemenli Medine'yi ziyarete geldi. Hazreti Ömer ile Hazreti Ali Radıyallahu anhümâ, Yemenlilerin yanına varıp, (Karan köyünden içinizde Üveys namında bir veli var mıdır?) diye sual ettiler. Yemenliler de, aralarında böyle bir veli olduğunu bilmediklerini yalnız, Karan Kariyesinden aralarında bir deve çobanı olduğunu, fakat insanlara pek yaklaşmadığını, develerin içinde kendi başına ibadet ettiğini söyleyip onu Hazreti Ömer ile Al.
lah'ın arslanı Ali'ye gösterdiler. Imamı Ömer'le Imamı Ali Radıyallahu anhüma Uveys hazretlerinin yanına varıp, selâm verip, Resûlün selâmını ve hırkasını kendisine takdim ettiklerinde (Bir yanlışlık olmasın) diyerek, kabul etmek istemedi. Ve kendisini saklamak istedi. Ancak elindeki nûru görüp (Allah Resûlünün tarif ettiği veli, sensin. Zira elindeki nûru, Resûlullah bizlere bildirdi) dediler. Ve ümmeti Muhammed hakkında dua ctmesini Resûl aleyhisselâmın vasiyeti olduğunu da kendisine tebliğ ettiler. O vakit hırkayı Resûlü alıp yüzüne ve gözüne sürüp, kendisini yalnız bırakmalarını rica etti. Emiriil Mü'minin Ömer ile Sâkıyı Kevser efendimiz Üveys'i yalnız bırakıp bir tarafa çekildiler. Veysel - Karanî hazretleri hırka-i-Resûlü eline alıp (Yâ Rab! Bu hırka, sevgili Resûlün hırkasıdır. Bunu bana hediye etmiş, ben bu hırkayı giymem. Ummet-i Muhammedi al etmeyince) diyerek, niyaza başladı. Bir daha aynı sözleri söyleyip, tekrar niyaz etti: Uçüncü sefer tekrar niyaza başladığında, Hazreti Ömer ve Hazreti Ali Uveys'in yanına vardıklarında, (Ah
acele ettiniz. Birinci niyazımda, ümmetin üçte bir bölüğünü Allah bana bağışladı, ikinci niyazımda ümmetin üçte ikisini bağışladı, üçüncü niyazımda ise bütün Ümmet-i Muhammed'in affını niyaz etmiştim, siz geldiniz) buyurdular.
Her devirde olduğu gibi, Yemenliler de aralarında böyle duası kabul olan bir veliden haberleri yoktu. Onu, bayağı bir çoban zannediyorlardı.
Bu surette olan evliyaullaha, yani kendini bildirmeyen, insanlardan kendini gizleyenlere Uveysî tâbir edilir.
İşte mü'minler, anasına hizmet, itâat ve ihsan edenler, yarın kıyamette Hz. Musa, Hazreti Uveys ile beraber haşr olacaktır. Ana ve babalarına ihsan edenler, dünyada ve âhirette mesrur olurlar. Onlara ne kadar hizmet ve ihsan etsek, onların bize ettiği bir gecelik haklarına mukabil olamaz.
Şu kıssayı ibretle oku:
HİKÂYE Bir gün, huzuru saacete gelen sahabiden bir zatı şerif Resûl aleyhisselâma. (Ya Resûlallah! Evlât üzerine ana hakkı mı büyük, baba hakkı mı büyüktür?) diyerek sual eyledi. İki cihan serveri saadetle buyurdular:
«Evlâd üzerinde ana hakkı, baba hakkından büyüktür.» Bu sual üç defa tekrar olundu. Uç suale de cevaben: «Ana hakkı, baba hakkından büyüktür.» buyurdular.
Dördüncü sualde, «Baba hakkı büyüktür.» dediler. O zat sordu: (Ya Resûlallah! Nerlen anaya üç, babaya ise bir hak verdiniz?) Cevaben: (Annen seni dokuz ay on gün karnında taşıdı, sonra doğurdu. Sonra senin için uykularını terk etti, seni emzirdi, üç sene seni kucağında taşıdı, altını temizledi. Yedi sene sırtında taşıyıp, onsekiz sene senin çamaşırlarını yıkadı, yemeğini pişirdi önüne koydu. Kırk, elli, altmış yaşında olsan, seni merak edip yollarını gözledi. Baban ise, seni ananın rahmine ekip, senin yiyeceğini getirmiş, giyeceğini temin etmiştir. Ana ile mukayeseye imkân var mıdır?) O sahabî yine, kelâma devam edip:
(Ben de ya Resûlallah, anamın bana yaptığı yardımdan, hizmetten daha çok ona hizmet etsem acaba hakkını ödeyebilir miyim?)
sualine, Resûlullah: (Bir gecelik hakkını bile ödeyemezsin.) buyurdular. (Neden ya Resûlallah, ben de senelerdir anamı sırtımda taşıyor, onun altını temizliyor, yemeğini pişirip yediriyorum.
Yaşarsa aynı hizmetlerine bakacağım) dediğinde: (Aranızda bir fark kalıyor ki, anan seni yaşasın diye baktı, sen ananın ölümünü bekliyorsun) buyurdular.
Ana demek, sırf şevkat demektir; ana demek merhamet mâdeni demektir. Ana demek vefa, mürüvvet demektir. Nasıl hakkı ödenebilir? Insan bir defa ölür, ana her doğumda bir ölür. Doğurmanın, ölüm kadar acı olduğunu Hazreti Ali haber vermektedir. Hele, sen âciz iken seni her türlü musibetten koruyan o degil mi? Uzun geceler senin için uykusunu terk eden o değil mi? Kısa gecelerde seni emzirmek için üç dört defa uykusunu bozan o değil mi? Yemeyen, yediren o değil mi? Giymeyen, giydiren, çektiği acılarını sana göstermeyen ve bildirmeyen o değil mi! Gözleri yaşla dolu olsa, ağladığını evlâdı görür, üzülür diye, hemen tebessüme çeviren o değil mi? Evlâdı uyuduğu vakit uyandırmağa kıyamayan, evlâdının kusurlarını görmeyen, görse dahi göstermeyen, evlâdının yaptıgı cefayı hemen affeden o değil mi? Nasıl ödersin hakkını annenin? Buna imkân var mı? Ana bu, ana. Derdimizin ortağı, yaralarımızın merhemi..
Evlâdını kurtarmak için canını feda etmeye hazır olan o değil mi?.
Vay olsun onlara, azab olsun şu kimselere ki, analarını kırdılar, onları incittiler de, nâra girmeye müstehak oldular.
Müjdeler olsun, kutlu olsun şu zümreye ki, analarını hoşnud edip, Allahı razı kıldılar, Cennete dahil oldular.
HİKÂYE Hayırsız, âsi bir evlâd, babası ölünce, anasının elinde, avucunda ne varsa yemiş tüketmiş. Her gün gelir para diye, anasına yapmadığı cefa, etmediği ezâ kalmazmış. Elinde, avucunda, sırtında, altında, üstünde ne varsa satıp savmış. Muhterem anasını bir lokma ekmeğe muhtaç etmiş. Yine bir gün gelir anasına (para ver bana) diye tutturur. Kadıncağız yok diyerek yeminirşâd, Cilt 1 — F: 12
ler ederse de, âsi evlâd (Var da vermiyorsun, seni öldüreceğimı)
diye, bıçağını çekerek anasını kanlar içinde yere serer. Bedbaht kadın, kanlar içinde yerde yatarken, evlâdına şefkatle bakıp.
(Aman buradan kaç. Eyvah seni polisler tutup hapis ederler.)
diyerek evlâdının bu halde iken dahi, hapse girmesine kıyamaz.
Evlâdını oradan uzaklaştırır. Ana bu, ana hakkını nasıl ödersin?
Ayağın taşa vursa ah anam diyorsun. Başımızdan geçen olaylara ismiyle de bizlere ortaktır.
Onun için, Allah celle kendisine ibadetten sonra ebeveyne ihsanı ve itaatı emir eyliyor. Üzerimizde haklarının ne derece olduğunu bu âyetle anlayalım. Allaha, kıyamet gününe, huzuru izzete hesap vermeye îmanımız var ise; onlara hürmet gösterir, ana diye hitap etmeyip anneciğim anacığım. Baba diye hitap etmevip, babacığım diye hitap etmemiz lâzımdır. Onları, isimleri ile çağırma. Onların herhangi bir teklifine üf deme. Allah Kur' anında, ana ve babanıza üf demeyin diyor. Haydar-ı Kerrar efendimiz, (Eğer üften daha hafif bir kelime olsa idi, Allah onunla ana ve babaya hitap etmeyi men ederdi) buyuruyor. Işine giderken, onların ellerini öp, (bir emriniz var mı?) diye onlara sor.
Akşam evine döndüğün zaman ananı kucakla, babanın ellerini öp, huzurlarında edeple otur. Onların yüzlerine merhamet ve sevgi ile nazar eyle ki, Allah, sana merhamet nazarı ile nazar eyleye. Onların sevdiklerine hürmet göster. Eğer rahmete kavu.ştular ise, onları her gün rahmet ile, Kur'an ile yad eyle. Hayatta kalan dostlarına anan, baban namına hürmet ve saygı göster ki haklarını eda etmiş olasın. Sen anana ve babana bu güzel muameleyi, Allahın sevdiği şeyleri yaparsan, evlâdın da sana aynı güzel şeyleri yapar. Sen, onlara fena muamele edersen evlâdın da sana aynı kötü muameleyi edecektir. Etme, bulma dünyasıdır bu!
Ne ekersen onu, biçersin. Merhamet edersen, merhamet olunursun. Ihsan edersen, ihsan olunursun. Hakaret edersen, hakaret olunursun.
Bu saydıklarım umum içindir. Ana ve babaya yapacağın için, ayrı bir muameleye tutulacağın muhakkaktır. Sen anneni yahut babanı döversen; muhakkak evlâdın da seni dövecektir.
Onları hoş tutarsan, evlâdın da seni hoşnud edecektir.
Aşağıya yazdığım hikâye, aklı selim sahibi isen, sana bu hususta kâfi gelecektir.
HİKAYE Bir gün, Hazreti İsa aleyhisselâm, bir gencin, bir pîri faniyi yani ihtiyar bir zatı beyaz sakalından tutup yerde süründürdüğünü gördü. Gence hitaben: (Ne yapıyorsun? Allahın gazabına ugrayacaksın. Yağmurlar yağmaz, otlar bitmez bu senin suçundan. İhtiyar bir adam dövülür mü?) Buyurduğunda, ihtiyar, Hazreti İsa'ya (Bırak dövsün beni, ben onun babasıyım. Vaktiyle ben de babamı dövmüş, sakalından tutup, sürüklendiğim kadar yerde sürüklemiştim) dedi. Bu dünya etme bulma dünyasıdır. Ne ekersen onu biçersin.
Vâh olsun o kimseye ki, ebeveynin hakkını gözetmedi, yazıklar olsun o kimseye ki, anasına, babasına ihsan edip cenneti kazanmadı. Resûlullah: (Hakir oldu, zelil oldu,_ burnu yere sürüldü; şu kimse ki anasının ve babasının, yahud yalnız anasının, yahud yalnız babasının hayatlarına yetişti de onların hakkını yerine getirip, cennete giremedi; nâra dahil oldu. Allah onu, nârdan kurtarsın, diye haber verdi bana Cebrail aleyhisselâm, ben de âmin dedim, yâ Enes) buyurdular.
Anasına, babasına isyan eden; dünyada zelil olur. Kabirde azap görür, âhirette ise, gideceği yer nârdır, cehennemdir.
Onlara bakmayan, onların hakkını yerine getirmeyen, onları hor, hakir eden, karısının sözünü, ana ve babasının sömüsteh âk inp, dan yada seril ahirette ise müthiş azaşa dbaa olacağını ilân ederiz.
Bu okuyacağın kıssa, sana birçok hakikatları ögretecek, seni irşâda kâfi gelecektir. Tabiî, iz'an ve insaf sahibi isen.
Iz'an ve insafın yok ise; ben ne yapabilirim? Benim elimden ne gelir? Ancak, sana dua etmek, senin için Allaha istiğfar etmek...
Seni ehli insaf kılması için, beni de dalâlete itmemesi, sırat-ı müstakıymde yani doğru yolda, kendi rızası olan yolda sâbit kılması için daima dua ve niyaz etmekteyim.