HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Yedikule’de doğumu ve ailesi
Câbîzâde Halil Fâiz Efendi, 1085/1674-75 yılında İstanbul’un Yedikule semtinde doğdu. Kaynaklarda ilk adı Halil veya Mehmed biçiminde farklı aktarılır; ilmî ve edebî çevrelerde Halil adıyla tanındı. Babası Câbîzâde Mustafa Efendi, dedesi ise Müneccim Îsâ Efendi’dir. Aile nisbesiyle “Câbîzâde”, şiirlerinde kullandığı mahlas sebebiyle “Fâiz” diye anıldı.
Hocaları ve tahsili
İstanbul’daki tahsilinde Orta Cami dersiamı Bostan Sâlih Efendi, Kara Halil Efendi, Mestcizâde Abdullah Efendi ve Mutavvelci Efendi’den ders aldı. Şeyhî Mehmed Efendi, onun henüz gençlik çağında ilmî olgunluğa eriştiğini; farklı ilim dallarında yetkinleştiğini ve üç dilde söz söyleyebildiğini kaydeder. Farsça bilgisini, XVII. yüzyıl şiirinin önemli temsilcilerinden Neşâtî Dede’nin dersleriyle geliştirdi.
Ders halkası ve talebeleri
Hangi medresede resmî müderrislik yaptığı kesin biçimde belirlenememekle birlikte, İstanbul’da düzenli ders verdiği ve kısa zamanda çevresinde kalabalık bir ilim halkası oluştuğu bilinmektedir. Talebeleri arasında şair ve âlim Mehmed İsmet Efendi ile astronomik cetvelleriyle tanınan Sâlih Efendi Mimarî bulunuyordu. Mehmed İsmet Efendi’nin temellük kaydını taşıyan yazma mecmua, hocasının risalelerinin intikalini gösteren önemli bir maddî tanıktır.
Çok yönlü ilmî şahsiyeti
Arapça, Farsça ve Türkçeye hâkim olan Câbîzâde; tefsir, fıkıh usulü, hesap, cebir, astronomi, hey’et ilmi, edebiyat ve belâgat sahalarında çalıştı. Çağdaşları onu özellikle matematik ve astronomideki maharetiyle tanıdı. Bu çok yönlülük, yalnız farklı konularda eser yazmasında değil, dinî ilimlerle matematiksel ilimleri aynı ders ve telif hayatında bir arada yürütmesinde görülür.
Tefsir, edep ve belâgat risaleleri
Yûnus sûresinin 90. âyetindeki “İsrâiloğulları’nı denizden geçirdik” ifadesi üzerine bir tefsir risalesi kaleme aldı. Şerhu Âdâbi’l-Hüseyniyye, cedel ve münazara âdâbına; Şerhu Risâleti’l-alâka fi’l-meânî ise belâgatın meânî bahislerine yönelen çalışmalarındandır. Bu eserlerin nüshaları Beyazıt Devlet Kütüphanesi Veliyyüddin Efendi koleksiyonunda korunmaktadır.
Hesap, cebir ve astronomi eserleri
Fezleketü’l-hisâb, altmışlı sayı sistemiyle hesap konusunda Türkçe yazılmış ilk müstakil eserlerden biri kabul edilir. el-Fevâidü’n-nazariyye fî halli’n-nûniyyeti’l-Hızriyye ve es-Savletü’l-hizebriyye fi’l-mesâili’l-cebriyye matematik ve cebir çalışmalarını; Fevâid fi’l-hey’e ve’n-nücûm ise astronomi ve gök bilimine dair birikimini temsil eder. Fezleketü’l-hisâbın bir nüshasının ölümünden sonra, 1136’da istinsah edilmiş olması eserin dolaşımını sürdürdüğünü gösterir.
Afyon, kahve ve tütün tartışmasına yaklaşımı
1127/1715’te kaleme aldığı el-Kelimâtü’l-usûliyye fî massi’d-duhân ve şürbi’l-kahve ve bel‘i’l-afyûn, afyon, kahve ve tütün hakkındaki hükümleri doğrudan tekrar etmek yerine tartışmanın fıkıh usulündeki dayanaklarını inceler. İçtihat ve taklit kavramlarını, içtihadın bölünebilirliğini, müçtehit derecesine ulaşmamış kişinin sorumluluğunu ve farklı müçtehit görüşleri karşısında mukallidin imkânlarını ele alır. Sonuçta geçerli bir içtihadın sahibini bağladığını; sıradan insanların ise meşru içtihatlar arasında tercih imkânı bulunduğunu savunur. Risalenin bilinen tek nüshası, Veliyyüddin Efendi 3212 numaradaki mecmuada yer alır ve müellif hattı olması kuvvetle muhtemeldir.
Şairliği, Divançe’si ve Bahâriyye’si
Fâiz mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazdı. Bilinen tek nüshası Ankara Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu 06 Mil Yz FB 509’da bulunan Divançesi, onun ilmî kimliğinin yanında klasik şiir geleneğindeki yerini de gösterir. Râmî Mehmed Paşa’ya sunduğu elli üç beyitlik Bahâriyye, baharın gelişi ve tabiatın canlanışını kaside düzeni içinde işler.
Son yılları, vefatı ve kabri
Kaynaklar, hayatının son döneminde “sevdâ” diye adlandırılan ağır bir ruhsal rahatsızlık yaşadığını ve bu sebeple derslerine ara verdiğini bildirir. 11 Cemâziyelevvel 1134’te, 27 Şubat 1722’de Yedikule yakınındaki evinde hayatına son verdi. Yedikule dışındaki Kirişhane Mezarlığı’nda babasının yanına defnedildi. Bazı geç dönem kayıtlarda 1136 tarihi görülse de çağdaş tabakat kaydı ve modern araştırmalar 1134/1722 tarihini esas alır.
İlim tarihindeki yeri
Câbîzâde Halil Fâiz Efendi’nin mirası, tek bir disiplinle sınırlanmaz. Hesap ve astronomiyle fıkıh usulünü, tefsir ve belâgatla şiiri bir arada taşıyan eserleri, XVIII. yüzyıl başı İstanbul ilim hayatının disiplinler arası yapısını görünür kılar. Erken ölümü ve eserlerinin büyük ölçüde yazma halinde kalması şöhretini sınırlamış; buna karşılık günümüze ulaşan risaleleri, Divançe’si ve talebelerinin kayıtları onun geniş bir ders ve telif çevresinin merkezinde bulunduğunu göstermiştir.