Ara
Menü

Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi

Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi, 1098/1686-87’de mülâzemet alan; Hızır Çelebi, Ali Efendizâde Dârülhadisi, Abdurrahman Paşa ve Nişancı Paşa-yı Atîk medreselerinde görev yapan Osmanlı müderrisidir. 1131/1719’da ağır hastalığı sebebiyle emekliye ayrılmış, daha sonra kaybolmuş; ölüm tarihi bilinmemektedir.

Dönem
XVII. yüzyıl sonu – XVIII. yüzyıl başı
Unvan
Osmanlı müderrisi
Temalar
Osmanlı ilmiye teşkilâtı, mülâzemet, medrese, arpalık ve emeklilik

Kimliği ve ailesi

Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi, Osmanlı ilmiye teşkilâtı içinde yetişmiş bir müderristir. Şeyhî Mehmed Efendi onu “Abdürrahim Aziz b. Mehmed” diye kaydeder ve babasının, biyografisi eserin önceki cildinde bulunan Erzurûmî Mehmed Efendi olduğunu açıkça belirtir. “Erzurûmîzâde” nisbesi de bu aile bağından gelir. Kaynakta onun bir tarikata intisabı, tekke görevi veya şeyhlik faaliyeti zikredilmez; bu nedenle sırf “derviş” çağrışımı taşıyan sıfatlardan hareketle kendisine tasavvufî aidiyet isnat edilmemelidir.

Doğum tarihi ve doğum yeri bilinmemektedir. Babasının ilmiye mensubu oluşu, onun “evlâd-ı mevâlî” denilen ulemâ aileleri çevresinde yetişmesini sağlamıştır. Vekāyi‘u’l-Fuzalâ’daki kayıt, hayatını soy bağı, mülâzemet tarihi ve medrese tayinleri üzerinden izlemeye imkân verir; fakat çocukluğu ve ilk hocaları hakkında bilgi vermez.

Mülâzemeti ve ilmiye yoluna girişi

Abdürrahim Aziz Efendi, Muharrem 1098’de Şeyhülislâm Ankaravî Mehmed Efendi’nin sevkiyle, devlet tarafından büyük ulemâ ailelerinin çocuklarına tahsis edilen mülâzemetlerden birini aldı. Mülâzemet, medrese tahsilinden sonra ilmiye mesleğine resmen giriş hakkı veren kayıt ve bekleme düzeniydi. Böylece medrese basamaklarında ilerleyecek müderrisler zümresine katıldı.

Kaynak, bundan sonra çeşitli medreselerde ders verdiğini ve kırk akçeli medrese derecesine kadar ulaştığını bildirir. Bu ilk safhadaki bütün kurumların adları sıralanmaz. Dolayısıyla 1098/1686-87 tarihi doğum yılı değil, meslek yoluna kabul tarihidir.

Hızır Çelebi ve Ali Efendizâde Dârülhadisi

Belgelenen ilk ayrıntılı tayini, 12 Cemâziyelâhir 1116’da Hızır Çelebi Medresesi’ne oldu. Burada Eyüp Ağa’nın hocası Mehmed Efendi’nin yerini aldı ve “hâric” derecesiyle görev yaptı. Bu tayin, onun kırk akçeli medrese safhasından daha yüksek medrese derecelerine geçtiğini gösterir.

15 Safer 1120’de Şirvânî Abdürrahim Efendi’nin yerine Ali Efendizâde Dârülhadisi’ne nakledildi. Dârülhadis adı, hadis öğretimine ayrılan ihtisas medresesini ifade eder. Şeyhî’nin tayinleri gün ve aylarıyla kaydetmesi, Abdürrahim Aziz Efendi’nin yükselişini yaklaşık on beş yıllık bir ilmiye kariyeri içinde takip etmeyi mümkün kılar.

Abdurrahman Paşa ve Nişancı Paşa-yı Atîk medreseleri

21 Ramazan 1123’te Rıf‘atî Ali Bey Efendi’nin yerine Abdurrahman Paşa Medresesi’ne “ibtidâ-i dâhil” derecesiyle getirildi. 4 Muharrem 1127’de ise Mecdîzâde Mustafa Efendi’nin yerine Nişancı Paşa-yı Atîk Medresesi’ne geçti. Bu son tayin “hareket-i misliyye-i dâhil” derecesindeydi.

Bu kurum adları, onun İstanbul merkezli medrese hiyerarşisinde düzenli biçimde yükseldiğini gösterir. Buna karşılık kaynak, eser telif ettiğini, fetva makamında bulunduğunu veya belirli bir tarikata mensup olduğunu söylemez. Dosyanın tarihî önemi, tanınmış bir müellif portresinden çok, Osmanlı ilmiye mesleğinin tayin ve terfi düzenini tek bir hayat üzerinden görünür kılmasındadır.

Hastalığı, emekliliği ve arpalıkları

Nişancı Paşa-yı Atîk Medresesi’ndeki görevinin ardından Şeyhî’nin “sevdâ galebesiyle cünûn isabet etti” diye anlattığı ağır bir ruhsal rahatsızlık ortaya çıktı. Kaynak, şuurunu yitirdiğini söyleyerek 2 Zilhicce 1131’de emekliye ayrıldığını bildirir. Dönemin dili modern bir psikiyatrik teşhis değildir; metindeki sıfatları bugünün tıp terimlerinden biriyle eşitlemek doğru olmaz.

Emeklilik geçimi için Mandalyat ve Honaz kazalarıyla Avine kazasının gelirleri arpalık olarak tahsis edildi. Bu kayıtlar onun bu yerlere gidip görev yaptığını göstermez. Arpalık, ilmiye mensuplarına maaş veya emeklilik geliri olarak bağlanan kaza hasılatıydı. Bu nedenle söz konusu kazalar coğrafî hayat haritasına ikamet veya seyahat noktaları olarak eklenmemiştir. Medresedeki vazifesi ise Muhsinzâde Ahmed Bey Efendi’ye verildi.

Kayboluşu ve ölüm tarihinin bilinmemesi

Abdürrahim Aziz Efendi emeklilikten sonra evinde yaşarken kayboldu. Şeyhî, “hayat ve memâtı malûm olmadı” diyerek hem nerede bulunduğunun hem de ne zaman öldüğünün bilinmediğini açıkça kaydeder. Bu ifade, biyografide tahminî bir ölüm yılı kullanılmasına izin vermez.

9 Zilkade 1134’te arpalık gelirleri Kevâkibîzâde Mustafa Efendi’ye devredildi. Bu tarih, Abdürrahim Aziz Efendi’nin ölüm tarihi değildir; yalnız onun kayıp oluşunun ardından tahsislerin idarî olarak başka bir kişiye bağlandığını gösterir. Dolayısıyla üst künyede vefat alanı “bilinmiyor” olarak kalmalıdır.

Şeyhî’nin şahsiyet tasviri ve tarihî yeri

Şeyhî onu ilim ve mârifet sahibi, cesur yaradılışlı, keskin dilli, öfkesi ve sertliği baskın bir kişi olarak tanıtır. Bu portre, tabakat yazarının ahlâk ve mizaç merkezli anlatım dilini yansıtır. Ağır hastalığı anlatan bölümle birlikte okunmalı, fakat kayıp oluşunun sebebini kesin biçimde açıklayan klinik bir belge sayılmamalıdır.

Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi’nin hayatı üç sebeple dikkate değerdir: ulemâ ailelerine tanınan mülâzemet yolunu, İstanbul medreselerindeki derece ve tayin zincirini, hastalık sebebiyle emekli edilen bir ilmiye mensubunun arpalık düzenini aynı kayıtta birleştirir. Sonunun bilinmemesi ise tabakat eserlerinin her hayatı tamamlanmış bir ölüm ve defin kaydıyla kapatamadığını gösteren nadir örneklerden biridir.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantı
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Şeyhî, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. IV, s. 3003
  2. [2]Şeyhî, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. IV, s. 3003-3004
  3. [3]Şeyhî, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. IV, s. 3004
Ortak kaynak kataloğunu aç →