HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve doğru ayrım
Kaynaklarda adı Mehmed, aile lakabı Bakkālzâde yahut İbn Bakkal biçiminde geçer. XVI. yüzyılın son çeyreğinde hekimlik ile matematiksel astronomiyi aynı meslek hayatında birleştirmiştir. Aynı lakabı taşıyan Bursalı müderris ve şair Bostan Hilmî Efendi değildir. Atâyî iki kişiyi ayrı biyografi başlıkları altında kaydeder; ayrıca 1003/1595’te Bursa’daki Molla Yegân Medresesi’nde görevliyken ölen üçüncü bir Bakkālzâde’den de söz eder. Bu üç kayıt, yalnız aile lakabına bakılarak birleştirilemez.
Tıp ile felek ilimlerini birlikte tahsil etmesi
Atâyî onu “ulûm-ı felekiyyeye müntesip, hem müneccim ve hem mutetabbib” diye tanıtır. Buradaki felek ilimleri; gök hareketlerinin hesabı, vakit tayini ve takvim düzenlenmesi için gereken matematiksel astronomi birikimini kapsar. Tıp tarafında ise kaynak yalnız unvan zikretmez; onun yıllarca hastaların tedavisi için uygun tedbirler geliştirdiğini söyler. Böylece Bakkālzâde’nin iki ayrı ilmî uzmanlığı yalnız nazarî seviyede taşımadığı, her ikisini de uyguladığı anlaşılır.
Hassa tabipliği ve saray çevresi
Salim Aydüz’ün Osmanlı müneccimbaşılık teşkilâtına dair araştırması Bakkālzâde Mehmed’i hassa tabipleri arasında gösterir. Hassa tabipleri sarayın sağlık hizmetinde görev yapan hekimlerdi. Bu kayıt, onun yalnız şehir içinde hasta kabul eden bir hekim olmadığını; saray hizmetiyle de ilişkili bulunduğunu ortaya koyar. Buna karşılık sarayda hangi tarihte göreve başladığı ve hangi hastaları tedavi ettiği bilinmediğinden dosyaya tahminî ayrıntı eklenmemiştir.
Reîsületıbbâlık
Hekimlikteki mevkii kaynakta “reîsü’l-etıbbâ” sözüyle ifade edilir. Bu unvan, hekimlerin başı ve saray sağlık teşkilâtının en yüksek meslekî sorumlusu anlamındadır. Atâyî’nin ölümünden sonra “riyâset-i etıbbâ”nın Süleymaniye Dârüşşifası’nda tabip olan Şems Efendi’ye verildiğini söylemesi, görevin kurumsal devamını da açıkça kaydeder. Şems Efendi’nin Bakkālzâde’nin öğrencisi olduğu söylenmez; metin yalnız hekimlerin başkanlığının ona geçtiğini bildirir.
Takıyyüddin’den sonra müneccimbaşı
Osmanlı müneccimbaşıları listesinde Bakkālzâde, Takıyyüddin er-Râsıd’ın 993/1585’te vefatından sonra göreve gelen kişi olarak görünür. Müneccimbaşılığı 1004/1595’teki vefatına kadar yaklaşık on yıl sürdü. Müneccimbaşı sarayın bîrun erkânı içinde yer alır; takvimlerin hazırlanmasını, belirli dinî ve idarî vakitlerin hesabını ve saray için gereken astronomik hesapları yürütürdü. Kurumun genel görevleriyle Bakkālzâde’ye ait şahsî faaliyetler birbirine karıştırılmamalıdır; onun için kesin olarak belgelenen iş, uzun yıllar yeni takvimler çıkarmasıdır.
Takvim hazırlama faaliyeti
Atâyî, onun “nice yıllar” yeni takvimler hazırladığını özellikle belirtir. Bu ifade, tek bir takvim nüshasından değil süreklilik kazanmış bir hesap ve yayın faaliyetinden söz edildiğini gösterir. Osmanlı yıllık takvimleri yalnız günleri sıralayan cetveller değildi; ayların başlangıcı, güneş ve ay hareketleri, mevsim dönümleri ve zaman hesabına ilişkin bilgiler içerirdi. Bakkālzâde’nin bugün hangi kütüphanelerde kaç takviminin bulunduğu ayrıca yazma eser taraması gerektirir; elde olmayan nüsha adları üretilmemiştir.
Öğrencisi ve muhtemel devam hattı
Atâyî, Bakkālzâde’nin vefatından sonra müneccimbaşılığın “şâgirdine” verildiğini bildirir fakat öğrencinin adını yazmaz. Salim Aydüz, 1010/1600 ve 1016/1606 yıllarına ait iki takvimi bulunan Yûsuf b. Mehmed b. Bakkal’ın bu kişi ve muhtemelen Bakkālzâde’nin oğlu olabileceğini ileri sürer. Dönem kaynaklarında Yûsuf’un müneccimbaşılığı açıkça teyit edilmediği için bu ihtimal kesin bir baba-oğul veya hoca-talebe ilişkisi olarak veritabanına işlenmemiştir.
Bakkālzâde Mescidi’ne nispeti
Fatih’in Atikali semtindeki Bakkālzâde Mescidi, yapı envanterlerinde “seretıbbâ-i hassadan ve eski müderrislerden Bakkālzâde Mehmed Çelebi”ye nispet edilir ve XVI. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenir. Bu tarif hekimbaşı Bakkālzâde ile güçlü biçimde uyuşur. Bununla birlikte yapının ilk inşa kitabesi günümüze ulaşmadığı ve tarihî mescit bütünüyle ortadan kalktıktan sonra yeniden kurulduğu için banilik kaydı ihtiyatla aktarılmalıdır. Bugünkü yapı tarihî yerinde gerçekleştirilen bir rekonstrüksiyondur.
Vefatı ve görevlerin ayrılması
Bakkālzâde Mehmed Efendi 18 Rebîülâhir 1004’te, 21 Aralık 1595 tarihinde vefat etti. Atâyî ölümü “Âlem-i kudse eyledi rihlet” mısraıyla kaydeder. Ardından iki uzmanlık alanı iki ayrı kişiye geçti: reîsületıbbâlık Süleymaniye Dârüşşifası tabibi Şems Efendi’ye, müneccimbaşılık adı belirtilmeyen öğrencisine verildi. Bu devir, Bakkālzâde’nin şahsında birleşen tıp ve astronomi makamlarının ölümünden sonra yeniden ayrıldığını gösterir.
Osmanlı ilim tarihindeki yeri
Atâyî onu matematik ilimlerinde devrinin nadir, kendi alanında benzersiz isimlerinden biri diye anar. Bu övgünün tarihî karşılığı, yaklaşık on yıl müneccimbaşılık yapması, yıllık takvim üretimini sürdürmesi, hassa tabibi ve reîsületıbbâ olarak sağlık teşkilâtında en yüksek seviyeye çıkmasıdır. Bakkālzâde’nin dosyası, XVI. yüzyıl Osmanlı dünyasında tıp, matematiksel astronomi, saray hizmeti, dârüşşifa ve mahalle hayratının birbirinden kopuk alanlar olmadığını gösteren güçlü bir örnektir.