Ara
Menü

Sayfalar 150–154

1.635 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 150–154

kalıntılarını da görüyor da, kendi âkıbetinin de aynı olacağını hatırlamak bile istemiyor. Hakkı bilmiyor, bilmediği için de bulamıyor, bulamayınca olamıyor, üç günlük fâni dünya hayatını imar edebilmek gayret ve gafleti içinde ebedî hayatını viraneye çeviriyor. Korkunç bir ejderha ağzı gibi kendisini yutmağa hazırlanan kabri görüyor da, bir gün olup en yakınlarının, en sevdigi kimselerin kendisini o karanlık çukura kapatıp yanından kaçacaklarını hesaplayamıyor. Sevgili ana ve babasını, ciğerpâre yavrusunu, kendi elleriyle kara toprağın bağrına yatırıyor da, onların ölümlerinden ibret alamıyor. Kur'an-ı kerimin haber verdigi, tarih kitaplarının açık açık yazdığı Allah'sızların ve imansızların başlarına gelen musibetleri ve belâları okuduğu, gördügü veya hiç olmazsa, işittiği halde, kendisini çekip çeviremiyor, Hak yoluna yönelemiyor.

Burada, sizlere aklımın erdigi ve gücümün yettigi kadar ibret verecek olayları sıraladım. Anlatmağa aklım ermeyen ve dinletmeğe gücüm yetmeyenleri de, bunlara kıyasla sen düşün! Düşünüp, ibret alabildiysen, Allahu teâlâ'ya şükret ki, Rabbimiz sana ve bana bu kadarcık olsun söylenileni anlayacak ve ibret alacak tefekkür ni'meti bahş ve ihsan buyurmuştur. Yalnız bu ni'mete şükretmemiz dahi, daha bir çok bilmediklerimizi öğrenmek ve anlamak için Hakkın tefekkür ni'metini artıracağına, hidayet lûtfunu çoğaltacağına delil sayılabilir.

Ey akıllıyım diyen, aklıyle ögünen kişi:

Nice insan var ki, kafası var, aklı yok.. Vücudu var, sıhhati yok.. Gözü var, ibreti yok.. Malı var, rahatı yok.. Agzı var, agzının tadı yok.. Dini yok, iymanı yok, hayâsı yok, insafı yok, iz'anı yok, im'anı yok.. Saadet ve selâmeti yok, sözün kısası, dünyası var ama âhireti yok..

Dy mü'min-i muvahhid:

Senin ise dinin var, Allahu teâlâ'ya ve Resülüne iymanın var, muhabbetin var, dünya ve âhiretini koruyan, kollayan ve ayarlayan Kur'an'ın var, zikrin var, evrâdın var, hakkı zikreden, hakka şükreden bir dilin, hakkı seven bir kalbin, Hâlikına secde eden bir başın var.. Elbette şükredeceksin, elbette hamd-ü senâda bulunacaksın.. Başları olup da, akılları olmayanlar gibi olsaydın, halin nice olurdu? Allahu teâlâ'ya inanmayanlardan, âhireti tanımayanlardan olsaydın, neylerdin?

Karun kadar malın mülkün olsaydı ama, dinin, iymanın, hayâ ve vicdanın olmasaydı, paran pulun çok olsaydı ama, sıhhat

ve âfiyetin olmasaydı, bütün dünya rızık ve ni'metleri sofranda bulunsaydı ama, sen bir lokmacık yiyemeseydin ne yapardın? Kuştüyü döşeklerde, ipek ve atlas yorganlar altında, som gümüşten karyolalarda yatsaydın, karşında cihanın en ünlü doktorları nöbet tutsaydı, gözünün içine bakan, bir işaretini cana minnet sayan uşakların, hizmetkârların karşında saf bağlasaydı ama, sen altun leğene kan kussaydın bütün bunlar neye yarardı?

Belki başını sokacak bir mekânın yok ama, iymanın var..

Paran, kasan, kesen yok ama, Kur'an'ın var.. Kuru ekmeği suya batırıp yiyorsun ama, dinin, iz'anın ve Gani sübhanın var..

Dünyan belki fakir ama, iyi bilki, âhiretin sultanısın! Zira, Hz.

Muhammed Mustafa'nın ümmeti, Ahmed-i Mahmud'un bendeginin. ibarek ayak abin okeyma teatemiy üyayen ıe sâtü Başında külâhın yok ama, secde ile nurlanmış alnın üzerinde iyman tâcı ile süslenmiş muhteşem bir başın var.. Sırtında parlak kumaştan elbiselerin yok ama, şeriat libasın var.. Gönlünde Allah ve Resûlüllah sevgisi, gözünde hayâ, kalbinde merhamet, başında tâc-ı iyman, dilinde zikr-ü Kur'an'ın var.. Yalnız dünyayı düşünen, dünya zenginlerinin, gerçek hiçbir dostları yok ama, senin Allah ve Resûlüllah gibi dostların var.. O, sana senden yakın.. Sen de yakında ona döneceksin.. Bu donüşte, onu kendinden razı bulacaksın.. İşte, o gerçek dost sana gözlerin görmediği, dillerin tarif edemediği, zihinlerin düşünemediği, kalemlerin vasfını yazmaktan âciz kaldığı sayısız ni'metleri hazırladı. O gün, sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olduğu halde, seni cennetine ithal ve cemaliyle ikram ederek ni'metlerine garkedecek..

O gün, başka bir şey daha göreceksin! Dünya hayatında, Allahu teâlâ'ya iyman etmeyenler, bunca dünya ni'metlerinden faydalandıkları halde, küfran-ı ni'mette bulunanlar akılların almayacağı korkunç bir azaba düçar olacaklar, acılar ve iztiraplar içinde kıvranacaklar ve sen o zaman ebedi saadet ve selâmete ermiş bulunacaksın. Sana, o gün orada bahş ve ihsan buyurulacak ni'metler, dünya ni'metleri gibi gelip geçici de olmayacaktır. Burada, her ni'metin bir zevali vardır.

Ahiret ni'metlerinin ise, aslâ zevali yoktur. Dünya hayatında, sıhhatin de hastalıklarla biten zevali vardır. Oradaki sıhhatin ne hastalıgı, ne de zevali yoktur. Dünyada, gençler, ihtiyarlar, güzeller çirkinleşir, kuvvetliler zayıf düşerler. Orada bahş ve ihsan olunacak gençligin ihtiyarlığı yok, güzelligin çirkin-

lg' yok, kuvvetın zayıtlaması yok.. Durma, Rabbine hama-u senada bulun, verdigi ni'metlerden oturü daima şükret.. Unutma ki, bütün hamd-ü senâlar ancak âlemlerin Rabbi ve mürebbisi olan Allahu azim-üş-şâna mahsus ve münhasırdır. Varlıkta, darlıkta, yoklukta, bollukta Rabbine daima şükret! Bugün, katıksız kuru ekmekle karnını doyurabiliyorsan, sofralarında binbir çeşit yemek bulunanları degil, hiç ekmek bulamayıp aç yatanları düşün de, Rabbine şükret. Kendi halince, mütevazi bir kira evinde oturuyorsan; villâlarda, köşklerde, yalilarda oturanlara değil de, büsbütün evsiz barksız, kışın yağmur ve kar, yazın kızgın güneş altında günlerini gün edenlere bak da Rabbine şükret! Sırtında palton yoksa, ceketi bile olmayanları düşün de Rabbine şükret! Biraz hastalandın diye hayıflanma, aylarca ve hattâ yıllarca yatağa esir olmuşları, bir yanından bir yanına dönemeyenleri düşün de haline ve Rabbine şükret! Böyle yaparsan, kendinden daha yüksektekilere degil, daha muztar ve daha acınacak halde olanları gözönüne alırsan, Rabbine şükrün artar. Hasta isen, Hz. Eyyub aleyhisselâm gibi hasta değilsin.. Işçi isen, Hz. Yusuf aleyhisselâm gibi köle olarak pazarlarda satılmış değilsin.. Hapiste isen, yine Hz. Yusuf aleyhisselâm gibi bir iftiraya kurban olarak on yıl yer altında zindanlarda kalmış değilsin.. Mısır'ı ziyaretimde, Hz. Yusut aleyhisselamın hapsedildigı zindanı da görmek nasiboldu. Oyle bir zindan ki, elli küsur merdivenle iniliyor. Orada, on sene yaşamak şöyle dursun, on hatta kalabilene aşkolsun!.. O Nebiyyi zişân, bir iftira sonucu o izbede hapsolunmuştu. Sen, hiç degilse güneş gören ve hava alabilen bir hapishanede yatıyorsun.. Haline şükret ki, işlediğin suçun cezasını çekiyorsun. Idam sehpasına bile götürseler, Rabbine hamd ve şükretmekten gaflet eyleme, unutma ki, beterin de beteri vardır. Hz. Circis gibi, seni parça parça etmediler. Danyal aleyhisselâm gibi, sana kara dikenli çalı üstünde taş çektirmediler. Zekeriya aleyhisselâm gibi, testere ile biçmediler.

O halde, her zaman, her yerde Rabbinin her ni'metine şükür, her musibetine sabır ve hamdederek anlayışlı, tahammüllü ol ki, nâr-1 Nemrud, Hz. Ibrahim aleyhisselâma nasıl nur olduysa, musibet sandığın herşey de sana ebedi ni'met olsun.

Eger, daima kendinden yükseklere bakar ve bunu adet haline getirirsen, canını ateşe atmış olursun. Bunun, başını döndürmekten ve gozune hırs, hasea ve tamah duygularını yerleştirmekten gayrı sana hiçbir faydası olmaz. Ibadet ve tâ'-

atte, züht ve tekvada, aşk ve muhabbette, senden üstün ve yüksek olanlara bak ki, onlar gibi olmağa özenebilesin. Eşref-i mahlûkat olarak insansın, gelmiş geçmiş bütün ümmetlerin en şereflisi Hz. Muhammed Mustafa aleyhis-salâtü vesselâmın ümmeti olmak mutluluğuna erişmişsin. Sende, fıtraten yükselmek istidat ve kabiliyeti vardır. Önderin Hz. Muhammed Mustata, kitabın ve rehberin Kur'an-ı azim-ül-bürhan, başında tâc-ı iyman, eyninde şeriat-ı garra-i Ahmediyye gibi muazzam bir kaftan, gögsünde murassâ bir madalya gibi pırıl pırıl parlayan şeref-i islâm, dilinde zikr-ü tevhid-i Rahman, kalbinde aşk-ı Yezdân, yardımcın Hazret-i Allah, şefaatçın âlemlere rahmet olan Resûlüllah.. Daha ne istersin? Akibet senin ve senin gibi müttekilerin.. Cennet durağın, Huri'ler müştakın, cennât-1 adn uğrağın; istidadına göre makamın, aşk ve muhabbetine göre derecâtın var.. Ebedi saadet senin!.. Bu fâni dünya hayatında, kendinden aşağı durumda olanlara bakarsan Rabbine hamdin ve şükrün çoğalır.. Dünya malı gelip geçicidir ve dünyada kalır. Oysa, âhiret hamulesi yönünden kendinden yüksek durumda olanlara bakarsan, âriflerden ve kâmillerden olursun.. Dünya hamulesi ziyade olanlara bakacak olursan, hüsrana ugrar, şakilerden olursun ki, bu takdirde hem dünyan, hem de âhiretin harap olur. Iki cihanda da rezil ve zelil olursun. Zira, hased bundan doğar. Şekavet bundan hasıl olur. Her türlü felâket ve denaatin başı ve başlangıcı hased, hırs ve tamahtır.

Burada, bir açıklama yapmak zorundayım:

Bir çok densizlerin ve dinsizlerin ileri sürdükleri gibi, biz âhiret ni'metleriyle avutup aldatarak, Müslümanları dünyada atalet ve rehavete itenlerden, ümmet-i Muhammed'i tenbelliğe, miskinliğe, uyuşukluğa iletenlerden değiliz. İslâmda tenbel tenbel oturmak yoktur. Allahu tâlâ'nın sana bahş ve ihsan buyurdugu akıl ve kuvvetle çalışacaksın, kazanacaksın, alın terini akıtarak helâlinden elde edecegin kazançla helâl lokma yiyecek ve geçimleriyle yükümlü olduklarına da helâl lokma yedireceksin. İbadetin onda dokuzu helâl lokmadır. Fakat, butun dunyaya malık dahı olsan, akıbetının olum oldugunu da aklından çıkarmayacaksın. Gönlünü Allahu teâlâ'ya vereceksin, Allah'tan korkacaksın, Allah'ı seveceksin ve bir gün ona döneceğini de yakinen bileceksin. Şükrünü çogaltacak, ibadet ve tâ'atini artıracak, yalnız ona bağlanacak, yalnız ondan umacak ve yalnız Rabbinden bekleyeceksin. Sana, ancak ondan fayda vardır. Hâlıktan umudunu keser de, halka göz di-

kersen, felaketlerin ve musibetlerin en büyügüne ugramış olursun! Her ni'meti Rabbinden bilecek ve bu inançla şükredeceksin ki, Allahu teâlâ da ni'metlerini arttırsın, seni de çalışıp helâlinden kazananlar gibi refah ve saadete ulaştırsın.

Evet; yerlerin ve göklerin, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi böyle buyuruyor:

— Ni'metlerime şükredenlere, ni'metlerimi artırırım.

Küfran-ı ni'met eden nankörlere, ni'metlerime mazhar olduğu halde beni tanımayan, kendisine bahş ve ihsan eylediğim ni'metlere şükretmeyen münkirlere de mülkümden çıkmasını ve kendisine benden başka Allah aramasını irade ve hükmederim.

Böyle bir itab-ı ilâhiyye muhatap olan kul, dünya ve âhirette iflâh olur mu? Ondan gayrı Hak mâ'bud var mı ki, ilâh edinelim? Onun mülkünden gayrı bir yer var mı ki kalkıp gidelim?

Bizleri yoktan var eden odur. Bizi, besleyip büyüten odur.

Bize, her türlü rızık ve ni'metlerini cömertçe bahş ve ihsan buyuran odur. O, Rezzâk-1 âlemdir. Ondan gelen herşeyi ni'met bilmeli ve her nefeste ona hamd ve şükretmeliyiz. Edep yerini örtecek kadar bir bez parçasını bile ni'met bilmek, kulluğun şânındandır. O küçücük bez parçası için dahi şükretmek, insanlık ve Müslümanlık borcudur. Bütün vücudun çıplak olsa dahi, o küçücük bez parçasıyla örtünür, toplum içinde görünebilirsin. Yerinde ve sırasında, o küçücük bez parçasının bir ni'met olduğu muhakkaktır. Yarı vahşi kavim ve kabileler bile, bitkilerden örülmüş veya hayvan derilerinden elde edilmiş örtülerle edep yerlerini örtüyor, kendi aralarında öyle dolaşıyorlar. Büsbütün çırıl çıplak dolaşabileni gördün mü? Bu fitri ve beşerî bir hayâ duygusunun sonucu ve eseridir. Çıplaklar kampında anadan üryan dolaşanlara ise, bizim söyleyecek sözümüz yok. Zira, bir çok hayvanlar blle sırasında edep yerlerini örtmege, çalışırlar. Medeniyet adına insan cemiyetlerini bu hale getirenler, insanlık nam ve hesabına utanç duymuyorlarsa, yaratılışları bakımından hayvandan daha aşağı durumda olduklarına hükmetmek yerinde olur. Hayvanların bile, edep yerlerini örtmek için, bir kuyruk halkolunmuştur. Hal ve hakıkat koyle ıken, ınsanlıktan edep ve haya duygularını yoketmege çalışan bu ınsan kıligındakı canavarlara, canavar demek haksızlık olur. Korkulur ki, yarın huzur-u Kibriyâda canavarlar şöyle şikâyette bulunurlar:

— Yâ Rab! Bizleri canavar olarak yarattığın halde, mec-

Sayfalar 150–154 · Envârü’l-Kulûb I — tarikat.org