Ara
Menü

Sayfalar 58–63

1.754 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 58–63

tadır? Bana yolunu tarif eder misin?) dedi. Diğer haham: (Aman ne yapıyorsun? O şehre sakın gitme. Orada bir sihirbaz vardır)

dedi. (Sihri ile âlemi kendine bendetmiştir. Korkarım ki seni de sihri ile celb ve teshir etmesin) dedi. Kalbine nûr-u kerâmeti Ahmediye tulû eden: «Sus. Haltetme. Işler senin dediğin gibi değildir.» diyerek Medine yolunu başka bir zattan öğrenip, kalbi aşkı Muhammedi ile yanarak, gözlerinden yaşlar dökerek, yemeyi ve içıneyi unutarak tarik-i hidâyete revan oldu.

Medine şehrine geldiği vakit, güzellikte birazcık Efendimize benzeyen Selmâni Farisi'ye rastgeldi. (Ey efendi; ben garibim. Ben mahbubu Hûda, şefîi rûzi ceza, Melce-i fukara olan âhir zaman nebîsine götürür müsün?) diye rica etti. Selmâni Farisi radiyalahu anh, (Merhaba. Gel benimle beraber) diyerek alıp Ravza-i Şerife doğru götürdü. Halbuki Efendimiz âlemi cemâle gideli dört gün olmuştu. Medine matem içinde idi. Selman bu haberi o zâta bildirmemiş, gözlerinden yaşlar döküyor idi. O zat da aşkı Muhammed ile ağlıyordu. Her ikisi ağlıyarak ravza-i pâke vardılar. Selmânı Farisi: (Ey âşıkı cemâli Muhammedi. O senin didarını özleyip görmek için geldiğin zât ki, Habibi Mevlâ Hazreti Muhammed Mustafa bundan dört gün evve. Allahın emriyle dâr ül âhirete göç edip vâsıl-ı firdevsi âlâ oldular. Bizleri öksüz ve yetim bıraktılar) deyince ihtida eden zât mahzun mükedder feryadı figan ile: (Ey efendi onu nasib olup göremedim. Sen gördün mü? Meclisinde oturdun mu? Mübarek sesini işittin mi?) dedi. Selmân: (Evet onun cemalini gördüm, meclisi şerifinde oturdum, ben onun ehli beytindenim) diyerek kabri Resûle vardılar. Orada bulunan eshab ile feryadı figan ederek kabri nebîye salâtü selâm ettiler. Şamdan gelen o zâtı muhterem: (Ey nâs içinizde nebiyy-i âhir zemana akraba olan kimse yok mudur?) dedikte. İmamı Âli, (Ben onun ehli beytindenim. Emmisi oğluyum, vasisiyim, kerime-i muhteremleri hâlâ benim tahtı nikâhımdadır) cevabını verdi. O zât:

(Ey resülüllahın yakini. Bana ol Habib-i Hûdânın evsaf-1 şerife re ahlâkî hamidlerinden bazılarını haber ver.) Hazreti Ali dahi gördüğü ve bildiği veçhile kendisine bir parça evsafı Resûlden haber vermesi üzerine ol zât dahi başından geçen macerayı haber verip: (Vallahi ve Billâhi işte benim Tevratı şerifin yir-

mi dört yerinde medhini gördüğüm nebiyyi âhir zaman Hazreti Muhammed Mustafa şeksiz şüphesiz budur) dedikten sonra, (Sizden rica ederim. Acaba bu Resûlü Hûdanın mübarek vücudu şeriflerini mesh eyleyen elbiseleri yok mudur? Onu koklayayım. Hiç olmazsa kokusunu ondan duyayım) dedikte, Imarnı Ali: (Yâ Selmân. Evden Resûlün mübarek hırkasını al da getir)

dedi. Selmân, efendimizin hırkasını alıp ravzaya getirdi. Eba Bekir, Ömer, Osman, Ali rıdvanullah aleyhim ecmain hazretleri Hırka-i saadeti sıra ile alıp yüzlerine, gözlerine sürerek âhı figân eylediler ve hırka-i mübareki o merd-i âşıkın hidayete eren başına vaz' eylediler. O dahi hırka-i mübareki alıp yüzüne ve gözüne sürüp, kabri Resûle karşı durup şehadet parmağını kaldırarak:

«Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah» parmağı ile kabri resûlü gösterip, (Sahib-i hazel kabr) demesiyle şiddetle ağlamağa başladı. Ahu enin ile: (Yarab. Sen büyüksün, Erhamer rahîmsin. Eğer benim sana ve habibi ekremine olan îmanımı ve tasdikimi kabul buyurdun ise bu kulunu bundan böyle yaşatma. Habibi Ekremin kabri şerifi huzurunda ruhumu kabz eyle) der demez, bir kere ALLAH deyip hemen secdeye vardı. Bir de baktılar ki ruhu Cennete vâsıl olmuş. Rahimehullah.

Işte kardeşler! Efendimizin ismi ve ersafı bütün ilâhî kitaplarda vardır. Hazreti Muhammedin cismi şerifi bütün mahlükatın ve mevcudatın en efdali, en ekmeli ve en eşrefidir. En meşhur ismi Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemdir. Bu isimden sonra meşhur olan ismi şerifi Ahmed sallallahü aleyhi ve sellemdir. Zira, Muhammedin mânası çok çok hamd ve medh olunmuş demektir. Çünkü Allahü teâlâ kendi ismi ile beraber zikrettiği için Hazreti Ademden, Hazreti Fahri Aleme kadar bütün nebîler ve resûller ve salihler lisanında ve kitaplarında ve melikelerin lisanında devrân edilmesiyle Resûlü Ekreme medhu senâ çok olup ve olacağından ezelde MUHAMMED tesmiye edip bütün mevcudatı nur-u nübüvvetinden hâlk buyurdu. Arş' ta ve Cennette:

(LÂ İLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDÜN RESÛLÜLLAH)

kelime-i tayyibesini yazdı. Semâvi kitaplarda habibini Muham-

med ve Ahmed isimleriyle yâd etti. Ahmed'in mânası çok hanıdü senâ edici demekti:. Kur'anda Muhammed, Incilde Ahmed isimlerini beyan etti. Resûlü Ekreme tâzim için Ademden Pcyamberimize gelinceye dek ne bir nebiye, ne bir veliye ve ne de bir mü'mine Muhammed ismi şerifi konmamıştır.

Resûlullah dünyaya teşrif buyurduklarında, zaifül kalb olanlar Resûlü hakkında şüpheye düşmesinler diye Resûlden evvel böyle bir Peygamber geldi geçti dememeleri için Resûlü Ekremden ervel Muhammed isminde kimse gelmemiştir.

Hatta geçenlerde dünyada en çok anılan isim hangi isimdir diye anket açılmış, en çok zikrolunan «MUHAMMED» ismi olduğu ilân olunmuştur.

Meşhur isimlerinden birkaç ismi gerifi:

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Ahmed sallallahu aleyhi ve sellem Mahmud sallallahu aleyhi ve sellem Hamid sallallahu aleyhi ve sellem Ahyed sallallahu aleyhi ve sellem Vahid sallallahu aleyhi ve sellem Mahin sallallahu aleyhi ve sellem Haşirin sallallahu aleyhi ve sellem Akibün sallallahu aleyhi ve sellem Tâhâ sallallahu aleyhi ve sellem Yâsin sallallahu aleyhi ve sellem Tahir sallallahu aleyhi ve sellem Diğer ismi şeriflerini öğrenmek isteyen Âşık (Delâil-i Hayrât) kitabına baksın. Ismi şeriflerinin mânalarını ve hassalarını öğrenmek isteyenler de (Delâil Şerhi - Kara Davud) namındaki kitaba baksınlar.

Ahmed ve Muhammed isimlerinin bazı hassalarını sizlere beyan edeyim:

Yarın kıyâmet gününde, isimleri Ahmed re Muhammed olanların bu isimlerine binaen affa nail olacakları beyan olunmuştur. Yine Ahmed ve Muhammed isimli kimselere, bu isimlerinden ötürü hürmet etmemiz vacibattandır. Bir meclise Ahmed ve Muhammed isimli kimseler geldiği vakit de, onları mec-

lisin en mûtena yerine geçirip izzet ve ikrâm etmemiz lâzımdır.

Dinimizce, hiçbir mü'mine seb ve küfür etmek lâyık değildir. Bâhusus bu isimleri hâmil olan kimselere, isimlerinden ötürü saygı gösterip hiçbir ağır söz söylememek lâzımdır.

Islâm tarihinde: Abdullah Ibn-i Zübeyr namındaki halifenin derisi yüzülüp idam edilmişti. Buna sebep, Hazreti Ali'nin evlâdı Muhammed Hanefi hazretlerini seb ve şetim eyleyip hapsetmesinden dolayı Allah Haccac-1 Zâlimi başına musallat etmiştir. Başına gelen felâketin bu isme saygısızlığından olduğunu, Islâm âlimlerinden bazıları beyan buyurdular.

Sen de erkek evladının ısmını Ahmed ve Muhammed.

Bu şerefli isimlerle evlâdını şereflendir. Ne kadar güzeldir ki, şanlı ordumuza Mehmetçik ismi verilmiştir.

Bu şerefle ne kadar öğünsek ve iftihar etsek azdır. Zira Cenab-ı Hakkın sevdiği isimlerdendir.

MÜBAREK HILYE-I ŞERIFLERI (Mübarek evsafları)

Hazreti Esedullah Ali ibn-i Ebi Tâlib keremallahu veçhe ile onbeş sahabe rivayet eyleyip tarif ettiler:

Resûlü mücteba Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri Hılkâtçe ve ahlâkça insan oğullarının ekmeli idi. Bütün enbiya-i izâm aleyhimüssalâtü vesselâm, tamül aza ve güzel yüzlü olup, Habibi Hûda onların en güzeli idi. Cism-i pâki güzel, her âzası mütenasip, endamı gayet matbu. Alnı, göğsii ve avuçları ve iki omuzunun arası geniş idi. Boynu uzun va mevzun ve gümüş gibi saf. Omuzları ve pazuları, baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun. Parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mübârek karnı göğsü ile beraber olup şişman değil idi. Ayaklarının altı çukur olup düz degildi. Uzuna yakın orta boylu, iri gövdeli, güçlü kuvvetli idi. Ne zayıf, ne semiz.

Belki ikisi ortası sıkı etli idi. Mübarek cildi ise ipekten yumuşak idi. Kemâli itidal üzere büyük başlı, hilâl kaşlı, çekme burunlu. Az degirmi çehreli ve söbüce yüzlü idi. Şişman yüzlü, yumru yanaklı degildi.

Iki kaşının arası açık ve fakat kaşlar birbirine karip idi.

Çatık kaşlı değil idi ve iki kaşının arasında bir damar var idi ki kızdığı vakit kabarıp görünür idi. Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek idi. Gözlerinin akında az kırmızılık var idi. Rengi ezher idi. Yâni ne kireç gibi beyaz ne de kara yağız.

Belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail beyaz ve nurani ve berrak olup mübarek yüzünde nûr lemaân eder idi. Dişleri inci gibi abidar ve tabidar olup, söylerken ön dişlerinden nûr saçılır ve gülerken femi saadeti bir lâtif şimşek gibi ziyalar saçarak açılır idi. Saçlarını uzattığı vakit kulaklarının memelerini tecavüz ederdi. Sakalı sık ve tam idi. Uzun değil idi ve bir tutamından ziyadesini alırdı. Alemi bakaya rıhlet buyurduklarında saçı ve sakalı henüz ağarmaya başlamış, başında, biraz sakalında yirmi kadar beyaz kıl var idi. Cismi nazif, kokusu lâtif idi. Koku sürünsün, sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan âlâ kokardı. Bir kimse onunla musafaha etse bütün gün anın râyiha-i tayyibesini duyardı. Mübarek elile bir çocuğun başına mesh etse, rayiha-i tayyibesiyle o çocuk sair çocuklar arasında malûm olurdu.

Doğduğu vakit dahi pâk ve lâtif idi ve sünnetli, göbeği kesik olarak doğmuş idi. Hissiyâtı, fevkalâde kavi idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görüir idi. Ve her hareketi mutedildi. Bir yere azimetinde acele ve sağa, sola meyl etmeyip kemal-i vakar ile doğru yoluna gider. Fakat sür'at ve sûhulet ile yürürdü. Şöyle ki; âdeta yürür gibi görünür, lâkin yanında gidenler sür'at ile yürüdükleri halde geri kalırdı. Mübârek yüzünde nûr-u melâhat, sözünde selâset ve letâfet var idi. Lisanında talâkat ve fesahat, beyanında fevkalâde belâgat var idi. Beyhude söz söylemeyip her kelâmı hikmet ve nasihat idi. Herkesin aklı idrâkine göre söz söylerdi. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Kimseye fena söz söylemez ve kimseye bed muamele eylemez. Kimsenin sözünü kesmez idi. Mülâyim ve mütevazi idi. Haşin ve galiz değildi. Fakat mehip ve vakur idi. Gülmesi dahi tebessüm idi. Anı ansızın gören kimseyi mehabet alır idi.

Onunla ülfet ve musahabet eyleyen kimse, ona can-ü gönülden âşık ve muhip olurdu. Ehli fadla derecelerine göre ih-

tiram eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade ikram eylerdi, lâkin, onları kendilerinden efdal olanların üstüne takdim etmezdi.

Ehlibeytine ve eshâbina hüsnü muamele ettiği gibi, sair nâssa dahi rıfk ve lûtuf ile muamele ederdi. Hizmetkârlarını pck hoş tutardı. Kendisi ne yer ise onlara yedirir, ne giyerse onlara giydirirdi. Cömert, kerim, şefik ve rahîm, secî ve halîm idi. Ahd-u vâdinde sâbit ve sözüne sâdık idi. Hüsnü ahlâkça re aklı zckâvetçe cümle nâsa faik ve her türlü medhü senâya lâyık idi. Meddahı Allah idi. Velhasıl sureti güzel, sireti mükemmel, misli yaradılmamış ve yaradılmayacak bir vücûd-i mesût re mübarck idi.

Allahümme salli ve sellim aleyh ve âlâ alihi ve eshabihi ecmain.

Ey tâlibi rızayi ilâhî!

Resûl aleyhisselâmın mübarek şemâlini, eshabı kiramın haber verdiği gibi buraya yazdım. Tekrar ve tekrar oku. Rabbimiz cümlemize dünyada kabrini ziyaret, âlemi mânâda cemâlini, müşahede âlemi âhirette şefaatine nail buyursun. Yarın, mahşer günü cümlemizi onun livâsı altında cem ve haşreylesin. Amin. Bi-hürmeti seyyidil mürselin.

Peygamber efendimizin Cenabı Hak indindeki makamına ait âyetleri ve hadîs-i kutsîlerin bazılarını size haber verdim.

Bunlar onun hakkındaki makamatı Muhammediyenin bir cüz'üdür. Resûlün isimlerini ve evsafını cemilinden ahlâkı Muhammediyesinden bir nebzedir. Onu çok sev, zira dünyamız onunla mâmur, âhiretimiz onunla mesrûr olur. Kabir denilen âhiretin kapısına vardığımızda, iki melek gelir. Bu meleklere münker ve Nekir isimleri verilir. Bunlar kabre giren mevtâya gelirler ve soru sorarlar: Rabbin kimdir? Dinin hangi dindir? Ahirzaman Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.) hakkında bilgin nedir diye sual ederler. Dünyada onu serdi ise «o benim sevgili Peygamberim, Hakkın sevgilisi ve Resülüdür» der ve bu cevabı verenin kabri Cennet bahçesinden bir bahçe olur. Imanın nûru ile kabri pür nûr olur. Onu sevmek nimetine nail olamayalar, (Müslümanlar Muhammed Peygamber) derlerdi diye cevap verir. Böyle cevabı alan iki melek o münkir ve münafıkın kabri-

Sayfalar 58–63 · İrşad I — tarikat.org