Ara
Menü

Sayfalar 51–57

1.675 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 51–57

den, senin âleme rahmet olduğundandır. Arş ve kürsi, yerler ve gökler, içlerinde bulunan mahlüklar ve bunların cümlesinin hilkatleri ve nimet bulmaları hep senin hürınetindendir. Buraya münasip görülen: Nutk-ı Hazreti Nasuhî-i Üsküdâri (Allah sırrını takdis etsin) Resûlullaha lâyık olan nimetleri beyitleriyle beyan eyliyor. Teberrüken kitabımıza derceyleyip risalemizi süsledik. Ezberle:

NA'T-İ HAZRET-İ PEYGAMBERİ Eyleyen uşşakı şeyda daima Tal'atındır yâ Resûlallah senin Derd ile ah ettiren subh ü mesâ Hasretindir yâ Resûlallah senin.

Rûz ü şeb kârım benim efgan iden Nar-1 hasretle dilim suzân iden Dembedem bu gözlerim giryan iden Firkatindir yâ Resûlallah senin.

Esfiyânın gördüğü lûtf-ı Huda Evliyânın sürdüğü zevk ü sefâ Enbiyânın bulduğu rıfat şehâ Devletindir yâ Resûlallah senin.

Merhamet kıl ben garip âvâreye Mücrimem, rahm eyle yüzü kareye Şefkat itmek bi-kes ü biçâreye Adetindir yâ Resûlallah senin.

Ey şefi-ül müznibin nur-i ehad Bir garibindir Nasuhi kıl meded Bab-ı-lûtfundan kerem kıl itme red Ümmetindir yâ Resûlallah senin.

Aşağıdaki Hadis-i Kudsinin meali buna delâlet eder:

«Levlâke levlake lema halaktül eflak.s «Resûlüm, Yâ Muhammed aleyhisselâm. Eğer, sen olma.

saydın bu cihânı hâlk etmizdinı» diyor. Diğer bir âyette: (Ey insanlar, muhakkak kl Resülü Azîz geldi.) Diğer bir âyetinde:

(Kim ki Resülüme itaat etti, muhakkak bana itaat ettl) diyor.

Başka bir âyetinde: (Habibim! Senin mübarek isminl ve evsalı cemilini yükselttim.) Yine bir âyette:

(Ben azimüşşan ancak seni kâffel nas'a, yâni insanlara müjdeci ve korkutucu gönderdim) buyurdu.

Insanları cennet ile müjdeler, inanmayan inatçı zâlimleri nâr ile korkutur. Diğer bir âyette: (Habibim Ahmed. Onlara söyle, yâni kullara bildir, de ki, eğer siz Allahı seviyorsanız bana tâbi olunuz ki Allah da sizl sevsin, günahlarınızı bağışlasın.

Allah bağışlayıcı, rahmet sahibidir.) Diğer bir âyette: (Sana blat eden ancak bana biat etti.) Diğer bir âyette: (Senin risâletine benim şehadetim kâfldir.) Yine diğer bir âyette: (Muhakkak size rabbinizden nûr geldi) buyuruyor.

Hak teâlâ, Nür-u Muhammediyeyi hâlk ettigi zaman, halk olan nûr: «LÂ ILÂHE İLLÂLLAH» deyince Allahu teâlâ bu hitâba cevaben: «MUHAMMEDÜN RESÛLÜLLAH» dedi. Bu iki kelâm:

(LÂ İLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDÜN RESÛLÜLLAH)

kelime-i tevhid oldu. Kelime-i Münciye oldu. Allahü teâlâ şöyle buyurup: «Kullarımdan bir kimse, bu kelimeyi lisanen söyler, kalbi ile de tasdik ederse, Zât-ı ecelliâlama kasem ederim ki, bu sözü söyleyen kulumu nârda ebedî bırakmam» dedi.

Diğer bir âyetinde: «Bedirde düşmana karşı bir avuç toprak attığında sen atmadın, ben attım» buyurdu. Bedir muharebesinde efendimiz yerden bir avuç toprak alıp düşmanın üzerine atmıştı. Mûcize olarak bu atılan topraklar bütün düşmanların güzüne isabet etmişti. Cenab-ı Hak, Resûlünün eliyle bu toprakları kendi attığını beyan ediyor. Diğer bir âyette:

«innailâhe ve melâiketehu yussallûne alennebiyyi ya eyyühelleziyne âmen0 sallü aleyhi vesellimû tesliyma.»

Ahzab - 56 (Muhakkak ki ben Allah, meleklerimle beraber, habibime salât ediyorum. Ey beni tamıyıp îman edenler! Sizler de habibim üzere salât ediniz.) buyuruyor. Bu âyetlere ve hadîsi kudsiye mümasil nice âyet ve hadisler vardır ki Hazreti Resûlü Ekremin medhü senâsına delâlet eder.

Bir gün ashâbın kibarından bir zat Resûle sordu: (Yâ Re sûlallah, siz ne vakitten beri nebisiniz.) Resûlü Ekrem efendimiz: (Adem nebi, su ile toprak arasında iken ben nebi idim)

buyurdular.

Ey âşıkı sadık! Bu âyetlerden ve hadislerden düşünerek hisse almak lâzımdır. Bir gün yine efendimiz, bütün kâinatın efendisi, Hazreti Ömer radıyallahu anh efendimize: (Beni ne kadar seversin yâ Ömer?) diye buyurdu. Hazreti Ömer radıyallahu anh cevabında: (Yâ Resûlallah, seni her şeyden fazla scverim, fakat nefsimi senden fazla severim.) deyince, (Vallahi yâ Omer, sen kâmil mü'min olamadın) cevabını verdi: Hazreti Omer bu süz üstüne ağlayarak: (Yâ Resûlallah seni şimdi, nefsimden de ziyade seviyorum) dedi. O zaman Resûlullah:

(Şimdi mü'mini kâmil oldun yâ Ömer) buyurdular. Demek Resûlü her şeyden fazla, nefsimizden fazla sevmedikçe kâmil îmana nail olamayacağımız bu hadîs ile sabit oldu.

Bir gün bir arabi gelerek: (Yâ Resûlallah, kıyamet ne zamandır?) diye sual etti. Efendimiz bu suale karşı: (Ey arabî;

o bir emri mukarrerdir. Ne vakit olsa olacaktır. Sen o gün için ne hazırladın?) buyurdu. Arabî: (Yâ Resûlallah hiç bir hazırlığım yoktur, ama Allahı ve seni severim.) dedi. Hazreti Peygamber buyurdular ki:

(Bu sözde sâdık isen serdiğin ile berabersin.) Enes ibn-i Mâlik radıyallahu anh buyurdular: Arabî ile Peygamber aley-

hisselâmın bu muhaveresine sevindiğimiz gibi hiç bir şeye sevinmedik. Zira Hazreti Resûlü ve Cihâryarı her şeyden ziyade severdik. Bir gün görmesek (Acaba nereye gittiler ve nerededirler?) derdik. Hatırımıza şu gelirdi: (Bu zevâtı âli kadirler, âhirette âmâl-i sâliha ve fadıla ile derecatı âliyata vasıl olacaklarından, biz de aşağı derecelerde kalıp, bunların cemâlinden uzak kalırız diye endişe içindeydik. Bu hâdise ile malûm oldu ki, âmâlde onların mertebesinde olmasak dahi, onlara muhabbetimizin âhirette bizleri onlar ile haşredeceğini gösterdi. 'Oyle ise, bu sözlerden hisse alıp Resûlü sevelim. Seven sevdiğinin yolundan gider. Seven sevdiği ile beraberdir.

Sevmek zorla olmaz. Zira, muhabbet irade-i cüziyede değildir. Irade-i külliyededir. Ne yapalım ki; bu muhabbete eri şelim? Allahın emirlerine ittiba, Resûlün sünnetine iktida edersek kalbimize muhabbet tohumunu ekeriz. Sonra, o tohum meyva verir. Kalbimizde tulû eder. Allah kalbimizi Muhammed aleyhisselâma meyil ettirir. Muhabbet ve meveddet zuhur eder, öyle bir hal alır ki onu her şeyimizden, nefsimizden de ziyade severek îmanı kâmile nail oluruz. Yarabbi! Bizim kalbimizi muhabbeti Muhammediyye ile tezyin eyle. Bizi ondan dünya ve âhirette ayırma. Amin.

Ömer ibn-i Hattâb radiyallahu anh, Efendimizden şu meâlde bir hadîs rivayet ettiler:

Efendimiz şöyle buyurdu diyor. Allah teâlânın, öyle kulları vardır ki bunlar peygamber ve şehid değildir. Lâkin kıyamet gününde enbiyâ ve şühedâ, bu zevatın yakınında olmayı isterler. Bu hâdiseye karşı eshâb-ı Resûl dedi ki: (Yâ Resûlallah. Ne amel ile bu mertebeye eriştiler? Biz de yapalım bu mertebeye erişelim.) Bu soruya karşı Hazreti Nebî buyurdu:

Bu zevat bir kavimdir ki hısım değil iken birbirleriyle Allah için sevişirler, birbirleriyle menfaat mukabili sevişmezler.

Ancak Allah rızası için sevişirler. Allah hakkı için onların yüzleri ziyade nurludur ve onlar nûrdan minberler üzerindedir.

Mahşerde halk endişe ve korkuya düştüğü vakit onlar düşmezler. Diğer halk mahzun olsa onlar olmazlar, dedi ve şu âyeti okudu: «Ey Allahın dostları, agâh olunuz. Onlar için korku ve mahzuniyet yoktur.»

«Ela inne evliya Allah la havfun aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.»

Yunus - 62 Meâli kerîmi: «Haberiniz olsun ki Allahın dostları (velileri) için asla korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar. Kendilerine bir zarar erişmeyip, korkmadıkları gibi istekleri geri çevrilmez ve böylece mahzuniyete de uğramazlar.»

Ey âşıkı sadık! Işte, biz Allah Resûlünü ve ashabını Allah için seviyoruz, sevelim. Hısımlığımız olmadığı halde ashabını seviyoruz, sevelim. Bu âli makamlara bu muhabbetimizle erişeceğiz. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki iki kimse Allah için birbirini sevse, bu makama nail olur. Ya Nebî aleyhisselâmı ve ehli beytini ve evlâdını ve eshabını severse ne âli mertebeye ulaşacağını senin izân ve irfânına bırakıyorum.

Resûlullah efendimizin bazı isimlerini teberrüken bu risaleye kaydedeceğim ki, bu isimler risalemizi süsler, nurlandırır.

Sözlerimize, özlerimize, gözlerimize nur, kalbimize sürur verir.

EFENDİMİZİN İSİMLERİ Ey Hak yolcusu! Ey cemâle tâlip, ey cennete râgıp! Resûl aleyhisselâmın isimleri iki bin yirmi adettir. Meşhur isimleri ikiyüzbirdir. Isıin çok olması, müsemmânın makbuliyeti ve mergûbiyetine delâlet eder. Kütübü semâviyenin hepsinde ismi ve evsafı şerifleri zikr olunmuştur. Incilde Isa aleyhisselâm:

« Ve iz kale lysebnü “Meryeme yâ beni israiyle inniy Resülüllahi ileyküm müsaddikan lima beyne yedeyye minettevrati ve mübeşşiren biresulin ye'tiy min ba'diy ismuhu Ahmedu Felammâ câ'ehüm bil-beyyinati Kalû hâza sihrun mübiyn.»

Saff - 6

Mânayı münifi: Hani, Meryem oğlu İsa: (Ey İsrail oğulla rı! Ben, evvelce nazil olan Tevrat'ı tasdik ve benden sonra gele.

cek Ahmed isimli Nebiyl müjdelemek üzere gönderilmiş Allah' ın resûlüyüm.) demişti. Vaktaki, Muhammed aleyhisselâm onlara apaçık mucize getirince onlar, bu mucizelere sihirdir dediler.

Kendi Resûllerinin müjdeleyip geleceğini bildirdiği Resûlümüz Muhammed aleyhisselâma inanmadılar.

Tevratta olduğu gibi Zebur'da ve diğer suhuflarda da ismi şeritleri mevcuttur.

Adem aleyhisselâm, lihikmetillâh memnu ağaçtan yiyince, cennetten çıkarıldı ve 300 sene:

«Kalâ Rabbenâ zalemna enfüsenâ ve in lem tağfirlena ve terhamna lenekünenne minel-hâsiriyn.ö A'raf - 23 «Yâ Rabbenâ, yâni ey bizim Allahunız. Biz nefsimize zulmeyledik. Sana karşı bizden zelle zuhur etti. Eğer, sen bize rahm edip bizi affetmezsen, biz hüsranda kalmışlardan oluruz»

diyerek gözyaşı döküp feryad figan ile tövbe, istiğfar ederek yalvardı. Böylece gece gündüz demeyip nedamet eyledi. Bir gün tesbihi istiğfarında: «Yarabbi! Hâmil olduğum nûr-u Muhammed hürmetine bizi af eyle» diye inlediğinde, merhameti ilâhî cûşu huruşa gelip: «Yâ Adem, Muhammed'in hürmetine seni ve eşini affeyledim. Benim indimde Muhammedin mevkii sana ne Öğretti?» deyince, «Yarabbi! Beni yaratıp, bana ruh verince gözümü açtım ki senin ismi şerifin ile Muhammedin ismini cennetin her yerinde müşahede ettim ve bildim ki mevcudât onun için yaratıldı. Onun için suçlular bağışlanacak.» dedi. Allah celle hazretleri: «Yâ Adem, bir kimsenin denizlerin katresi, güne.

şin zerresi kadar günahı olsa, Muhammed hürmetine benden afüv taleb etse, affederim. Hem, yâ Âdem seni cennetten çıkardım. Onun ümmetini cennete koyup bir daha çıkarmam. Bir kimse bana ibadet eylese, ibadeti yerden semâya kadar olsa, Habibim Muhammed'e içinde muhabbet yok ise, o ibadeti kabul etmem.» buyurdu.

Ey hak kardeşi!

Âdem nebi bir hatâ için üçyüz sene ağladı. Biz ise her gün yüzlerce günah işliyoruz da bir kere olsun suçumuzu hatırlayarak bir katre gözyaşı dökmüyoruz. Allahtan affımızı istemiyo- TUZ.

Nemize güveniyoruz? Bu günah, bu isyan ile halimiz ne olacak? Bir düşündük mü? Bu isyan sebebi ile, ya îmansız olarak göçersek halimiz ne olur? Ya âhiretimiz harap olursa? Ya cehenneme atılırsak, o korkunç azâba nasıl tahammül ederiz?

Insan hamamda bile bir kaç saat kalsa, o sıcağa tahammül edemiyor. Nerede kaldı, cehennemin ateşine tahammül ve sabır eyleyebilsin.

Bir düşünelim de, Allah bizi hesaba çekmeden, biz kendimizi hesaba çekelim. Yaptığımız fenalıklara, günahlara tövbe kâr olup «Ah» edelim.

Bir günâha bin gün AH etmek gerek.

Bin günâh ettim Yarab, bir gün AH etmedim.

Gelin suçlarımız için istiğfar edelim, ağlayalım. Ağlayamıyorsak ağlayamadığımıza ağlayalım.

Semavi kitapların hepsinde, Efendimizin ismi ve evsafı var demiştim. Aşağıdaki hikâyeyi ibretle oku:

HİKÂYE Efendimiz zamanında, Şam'da; o asrın nâdir yetiştirdiği Yahudi ülemâsından âlim bir haham var idi. Bin sûre ve her bir sûresi bin âyetten ibaret, Hazreti Mûsâ'ya nâzil olan Tevratı şerifi bir cumartesi günü mâbetlerinde okurken, Tevrat'ın dürt yerinde Efendimizin evsafı cemilelerini ve medhi senâsını okuduktan sonra, Efendimize hasdinden, hiyanetinden ve düşanlığından, Efendimizin nam-u nişânını görmemek için mez.

kür sahifeleri yırtıp çıkardı. Ertesi hafta, aynı gün aynı Tevratı şerifi okurken Tevratın sekiz yerinde Efendimizin medhü se nâsını gördü. Yine aynı sahifeleri dahi yerinden söküp yırttı.

Üçüncü hafta Tevratı okurken, Cenabı Hakkın habibi edibini oniki yerinde övdüğünü görünce tefekküre varıp insafa geldi. O anda kalbi nûr-u Muhammediye ile dolup, îman şûlesi kalbin de yanmağa başladı. Diğer bir hahama: (Medine şehri ne taraf

Sayfalar 51–57 · İrşad I — tarikat.org