Ara
Menü

Sayfalar 64–70

1.699 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 64–70

ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın.

Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat okur.

Zira, kişi sevdiği ile haşr olur. Aşağıdaki kıssayı ibretle oku.

Onu seven, onunla haşr olacağını âyeti celile haber vermektedir.

HIKAYE Resûlü Ekremin kölesi Suban radiyallahu anh efendimiz, Reslûlüllahı ziyade severdi. Içinde bir endişe vardı. Ben bir gün Hazreti Resûlü görmesem firâkına tahammül edemiyorum.

Yarın mahşer günü o nebîlerin serveridir. Onun Cennetteki makamı her halde benden yücedir. Orada ayrı düşersek benim halim nice olur diyerek sararmış, solmuştu. Resûlüllah efendimiz bir gün Suban'ın bu halini gördükte: (Yâ Suban hasta mısın? Sararıp soldun) deyince içindeki endişeyi Resûle açıp ağladı. Efendimiz de:

«Ve men yuti-illâhe verresûie feulâike maaileziyne en'amallahü aleyhim minen-nebiyyine vessıddıykıyne vaşşühedai vessalihiyne ve hasune ülâıke refiyka zalikel fazlu minallahi ve kafa billâhi aliymâ.»

Nisa — 69. 70 «Şu muhterem kimseler ki Allah ve Resûlüne itaat ettiler.

İşte bunlar Allah tâlânın in'am ve ihsan ettiği kimselerle beraberdirler, ayrılmazlar. Nebilerle, sıddiklarla, şehidlerle ve salihlerle beraberdirler. Onların arkadaşlıkları ne güzeldir. Işte bu, Allahın fazlıdır. Allahın hakkı ile herşeyi bilmesi kâfidir, ona itimat ediniz.» meâlindeki âyeti kıraat buyurdular. Demek ki Allaha ve Peygamberimize itaat edecek olursak, Nebîlerden, sıddiklardan, şehidlerden ve sâlihlerden kimi seviyorsak beraber olacağız.

Zaten, Resûl buyurdu ki: (Kim kimi severse, o kişi sevdiği iledir.)

Peygamberleri seversek onlarla beraber oluruz. Zâlimleri seversek zâlimlerle beraber oluruz. Öyle ise kardeşim, Allaha makbul kişileri sevelim, onlarla beraber olalım. Onlar hakkın cennetinde, zâlimler ise hakkın nârındadır.

Mübarek suretinden bahseylemiştik. Biraz da mübarek sîretinden bahsedelim:

Resûlü Ekrem Efendimiz, kendisine karşı olan ezâ ve ce-.

fâlara sabredip, ezâ ve cefâ edenlere çirkin, kabih sözler söylemez idi. Daima affeder, sabırlı ve halim idi. Uhud muharebesinde kâfirler mübarek dişlerini şehid ettikleri zaman, eshabın bazıları (Yâ Resülallah, bu kâfirlere beddua eyle) dediklerinde Efendimiz: «Ben âlemlere rahmet olarak gönderil.

dim. Beddua için gönderilmedim» buyurdular ve ilâve ettiler ki: «Bugün bana karşı harb eden bu zavallılar Içinde bana îman edecek çok kimseler görüyorum. Bunların evlâdları Allah dinini şarka, garba yayacaklar. Allah için gaza edeceklerdir» buyurdu.

Ne büyük görüş...

Hakikaten de böyle oldu. Uhud da efendimize karşı harb edenler, onun dini için canlarını verdiler. Mübârek dişleri kırıldığı vakit şöyle dua ediyordu:

«Yarabbi! Kavmime hidayet ver. Onlar bilmiyorlar» diyerek gözünden yaş döküyordu. Sallallahu aleyhi ve sellem.

Bir Yahudi karısı efendimizi zehirlemek istedi. Bunu haber alan efendimiz, bu kadına ceza etmeyip affetti. Efendimiz çok cömertti. Kendilerinden bir şey talep olunduğu vakit kimseyi boş çevirmemişti. İstenilen nesne kendisinde bulunmasa dahi borç alırlar, o kimsenin gönlünü hoş ederlerdi. Herkese kendi kadrine göre ikrâm-ı ihsan ederdi. Şecî idi. Mubarebelerde katıra biner. Hele Hüneyn harbinde bütün ashab lihikmetin düşmana karşı yüzgeri ettigi zaman, O yalnız başına düşmana hamle etmişti. Allahü teâlâ Kur'an-i Keriminde:

Irgad, Cilt 1 - F: 5

«Elleziyne yubelligûne risâlatillahi ve yahşevnehu ve lâ yahşevne ehaden illâllahve kefâ billahi hasiybâ.»

Ahzab - 39 Meâli kerimi: «O peygamberler ki, onlar Allahın buyurduklarını halka tebliğ ederler. Onlar ancak Allahtan korkarlar. Ondan başka hiçbir kimseden korku duymazlar. Allah onlara yardımcıdır ve kâfidir.»

Bizim peygamberimiz olan Hz. Muhammed gibi cemî enbiya da Allahtan başka hiçbir şeyden korkmamışlardır ve korkmazlar.

Habibinin, kendisinden başka hiçbir mahlüktan korkmadığını beyan ediyor. Büyüklerle büyük, küçüklerle küçük muamelesi ederdi. Ufak çocuklara iltifat eder, fukaraya zenginden fazla muhabbet gösterirdi. Zayıflara ve gariblere müşfik ve merhametli idi. Bütün mahlûkat-ı ilâhiyeye karşı rauf ve rahim idi. Mütevazi idi. Hasır üstüne oturur, merkebe biner.

evinin yiyecegini kendi taşırdı. Bazen, toprak üstünde namaz kıldığı olurdu. Efendimiz fukara ve gayrimüslim olan hastaların da ziyaretine gidip hal ve hatırlarını sorarlardı. Köle ve fukara kendisini dâvet etse, dâvetlerine icabet ederdi. Buyururlardı ki:

«Her mahlüka karşı merhametli olun. Hak da size merhamet etsin.» Hanesinde hizmet eder, ailelerine yardımda bulunur. Hamur yoğurur. Bazen evini süpürür idi. Esvabını diker, koyunlarını sağar, yırtılan elbiselerini yamardı. Kendi işlerini kendi görürdü. Hizmetçisi ile beraber yemek yer, bazı işlerde hizmetçisine yardım ederdi. Resûlü Ekrem Efendimiz, bütün insanlardan adil, emin, sıdk-ı bütün idi.

Peygamberliğini izhâr emri gelmeden önce müşrikler ona (Muhammed-ül emîn) derlerdi. Velhasıl, ahlâk bakımından hulûk-u azimin fevkinde idi. Allah cümlemizi şefâatine nail buyursun.

Ey âşıkı sâdık! Resûlullahı canından ziyade sev. Eshâbına ve âline ve ezvâcına salâtu selâm eyle. Mübarek sünnetlerine ittiba et. Ahlâkını Resûlullahın ahlâkına benzetmeğe sa'yü gayret eyle.

Sünnetine riayet eyleyen, Fahri Alemi sevdiği için sünnete ittiba eyler. Ibn-i Abbas, Resûlden rivayet eyledi:

«Ummetimin fesâdı zamanında, bir kimse sünnetimden bir sünnetime yapışır, onu icra ederse ona verilen ecir yüz şehid sevabıdır.» buyurmuştur. Hazreti Habbâb kıssâsını oku.

Işte sevgi böyle olur.

Dâvâda bürhan gerektir. Şahidin olmazsa korkarım dâvâyı kaybedersin. Muhabbet ve aşk, sevdiği uğruna her şeyini feda etmektir.

Bak âşıkı sâdık'a, nasıl sevdi Resûlü. Ibret ile tekrar tekrar oku, âşık böyle olur. Cevre tahammül etti ama visâle nail oldu.

HİKÂYE Peygamber efendimiz, devrinde bulunan padişahlara ve krallara ve kabile reislerine mektup yazıp, Din-i Islâma dâvet etmişti. Meselâ: Rum padişahı Herakliyüs'e, Iran Şahına, Misır kralı Mukavkise, Yemen emîrine, büyük, küçük kabilelere nâme göndermişti. Tarih kitaplarında mufassalan beyan olunur. Bazıları bu mektup ve dâvete icabet etmişler, cevap vermişler. Bazıları ise Resûlün elçilerini katletmişlerdi. Bazısı da cevap vermeği zül addetmişler, gelen mektubu bir tarafa birakmışlar, hiç alâkadar olmamışlardı. Bazısı efendimize karşı düşmanlığa başlamıştı.

Icabet edenler, bu dâvete karşı elçi göndermiş, Islâmlığı öğrenmiş ve Islâmı kabul buyurmuşlardı.

Rum padişahı Herakliyüs, Mısır padişahı Mukavkis mektubu almışlar, cevap vermişler, cevapla beraber efendimize hediyeler göndermişlerdi. Iran şahı, efendimizin elçisini katletmiş ve mektubu peygamberiyi yırtmış, Allahın gazabına uğramıştı. Kendisi elçiyi nasıl katlettirdiyse, kendi öz evlâdı tarafından katl olunmuş, mülkü de yakın bir zaman içinde mek.

tup gibi parçalanmıştı.

Bu arada, Arap kabile reislerinden bir kabile reisi olan Habib namında bir emire mektup yazıp Islâma dâvet etmişlerdi. Bu zâlim adam da mektubu okumuş, Peygamber elçisini bir haylice hırpaladıktan sonra kovmuş. Pür hiddet (Bu mektubu önümden kaldırın) deyince mektubu diğer evraklarla beraber sarayın hazinesine bir sandık içine koymuşlar. Lihikmetillah mahfuz kalmıştı. Kabile şeyhinin yetişmiş, gayet güzel bir oğlu vardı. Ismi Habbâb idi. Bu yiğit, günlerden bir gün bir evrak almak için babasının hazine odasına girer. Mezkûr sandığın içinde evrak ararken, efendimizin mektubu Habbâb'ın eline geçer. Mektub-u şerif nazarı dikkatini celb edip, açar okur; okur amma bütün vücudunu îman ateşi kaplar. Kalbine Islâmiyetin nûru doğar. Bu nûr, bütün vücudunu sarar. Zira, mübarek mektupta ol kelime-i müncie-i mübâreke ki Cennetin miftahı ismullah:

(LÂ İLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDÜN RESÛLULLAH)

yazılmıştı. Mektubun münderecatı insanım diyen her kimseyi derhal kendine çekiyor, ona hak ve hakikati gösteriyor. Allahtan başka ilâh yok diyor, ibâdete ve tanınmaya lâyık ancak O' dur diyordu.

«Ey hükümdar! Kendini nâs'a Allahım diye taptırma, birbirimize ilâh diye tapmayalım.» Imân edene dünya, ve âhirette selâmet yollarını gösteriyor. Imân etmeyene dünya ve âhirette bulacağı cezayi hatırlatıyor. Zulüm edilmemesini, adl ile icrâyı hükümet etmesini, bütün insanların Allahın kulu olduğunu, hiçbir milletin birbirinden faik olmadığını, Allahtan korkanların Allah indinde kerîm oldğunu bildiriyor. -Imzası:

(Allahın kulu ve Resûlü Muhammed) idi.

Habbâb, mektubu tekrar tekrar okudu. Mektubun sahibine kalbinde öyle bir muhabbet doğdu ki, lisan bu muhabbeti tarifte âciz kaldı. O günden sonra Habbâb'ı bir düşüncedir aldı. Yemez, içmez, uyumaz oldu. Bu mektubun sahibi Muhammed kimdi? Niçin mektubu yazıp onları dini Islâma dâvet etmişti? Hem kendisi Allahın kulu ve Resûlü olduğunu yazıyor, onlardan bu dâveti mukabilinde hiçbir karşılık istemiyordu.

Onları necât'a, felâha, saadete çağırıyor, dünyada hacil, âhirette rezil olmaktan kurtarmağa delâlet ediyor. Hakka kurbete cemâle, vuslata dâvet ediyordu.

Mektuptan babasına açacak oldu. Babası, sözünü kesti, (Evet böyle bir mektup gelmişti. O mektubun sahibi, bizim dinimizi ve putlarımızı yalanladı, Arap milleti içine tefrika salıp yeni bir din kurmak isteyen, Islâm dininden gayri bütün dinleri bâtıl diye söyleyen, fukara ile zengini bir lutan, köle ile hür kimseyi müsâvi gören bir sihirbazdır.) dedi.

(Oğlum sakın ona aldanma! Zevk-ü sefâna bak.) Fakat, lâ ilâhe illâllahın nûru, Muhammed Resülullahın aşkı, vücudunu kaplamış olan yiğit, babasının bu süzlerine teaccüp elti. İçinden, (Yazık sana baba, seni necâta çağıran bu hak münâdisine bu sözleri nasıl utanmadan söyleyip iftira ediyorsun) dedi.

Fakat Muhammed Resûlullah ismini okuduktan sonra mübarek cismine âşık olmuş, gece gündüv hakka münacaat edip (Ilâhi Yarab, kalbimi biliyorsun, Resülün yüzünü görmeden âşık oldum. Başımı sırası geldiği vakit de tereddütsüz vermeğe hazırım. Bir kere olsun onun cemâlini bana göster. Oyle öleyim.

Bana bundan sonra taht, saltanat gerekmez) diye âşkı muhabbeti ile başbaşa kalıp tenhalara kaçıyor, ağlıyor, ol Resûlü müçtebanın adını dilinden düşürmüyor, gece gündüz Rabbinc yalvarıyordu...

Ey âşıkı sâdık!

Insanda istidadı ezeli olursa, bir işaret ona kâfidir. Ateşe kendini atan pervane böceği gibi, hemen nûru gördü mü oraya kendini bırakır. Istidadı olmayan da güneşten kaçan jarasa kuşu gibi nûru gördü mü sırt çevirir. Penceresini, perdesini indirir de, semada güneş yok diye bağırır. Allah; ölüden diri, diriden de ölü çıkarır. İşte ölüden diri çıkmıştı Oyle bir zâlimden böyle bir âşık zuhura gelmişti. Zehirden şifa olduğu gibi. Babası bilmiş olsaydı kendinden böyle bir oğul gelip kendi putlarını yalanlıyacağını ve kendi idealine düşman olacağını bilseydi elbette onu belinde laşımazdı. Halbuki onu ne emellerle büyütmüştü.

Ey hakikati arayan. Bu dünya âleminde herşey böyledir.

Kişi düşmanını başında taşır. Bu sırları biz bilmeyiz, Allah bilir. Allah, bu kâinatı bu esrar üzerine kurmuştur. Firavun, düşmanını bulmak için nice mâsumların kanına girmişti de, öldürmek için aradığı düşmanını yâni Hz. Musa'yı, Allahü teâlâ Firavunun kendi kucağında büyüttürmüş idi. Düşün, kâinata ibret gözü ile nazar eyle! Böyle nice sırlara vâkıf olacaksın, kendi tarihini oku. Nice sultanlar kendi oğullarını öldürttüler. Nice babalar da kendi ömürlerinin semeresi yavrularını boğdurttular, nice evlâtlar da öz babalarını katlettiler. Önceden bu sırları bilselerdi, evlâdlarını dünyaya getirirler miydi? Işte herşeyi Allah bilir, biz bilmeyiz. Ancak bildirdiği kadar biliriz, biz yine sözümüze gelelim:

Habbâb'ın aşkı günden güne ziyâde oluyor. Resûlü gürmeğe, onunla buluşmağa, onun cemâline erişmeğe sabırsızlanıyordu. Fakat kolay değil. Mâşuk hemen ele geçmez. Tahammül lâzım, sabır lâzım. Dikensiz gül olmaz. Gülü koparmak için mutlaka eline diken batması şart. Içinden gelen bir his, iştiyaki, bu aşk kelime olarak lisanından dökülmeğe başlamıştı.

Ben buraya, Habbâbın efendimize söylemiş olduğu sözleri Türkçe manzum olarak yazdım. Sen de oku ve ezberle.

Sana canım kurban ola Muhammed.

iki âlemnde dermanım Muhammed.

Seni görmezden evvel şevk-i aşkın Bana kâr etti sultanım Muhammed.

Hayalin gönlüme nakş oldu, çıkmaz.

Cemâlin olsa seyrânım Muhammed.

Yakar aşkın od'u bu cism-i canı Eriş dermana lokmanım Muhammed.

Olursam senin için pâre pâre Fedâ olsun sana canım Muhammed.

Visâlin teşnesiyim, eylerem ah.

İşitsen zar-ı giryanım Muhammed.

Nolaydı, bir irişsem hâki pâye Geçirsem anda devranım Muhammed.

Bu sözleri hem söylüyor, hem ağlıyor, hem de inliyordu.

Gece uykusunu terk etmiş, lys-u işretten, nâs ile sohbetten ke

Sayfalar 64–70 · İrşad I — tarikat.org