HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, ailesi ve ilk tahsili
Tam adı İbrâhim b. Büzürcmihr b. Abdülgaffâr el-Hemedânî olan Fahreddin Irâkī, Hemedan yakınındaki Kumcân köyünde 610/1213-14 dolayında doğdu. Irâkī nisbesi, Irak-ı Acem denilen İran coğrafyasına mensubiyetini gösterir; kaynaklarda Kumcânî, Cevâlîkī ve Ferâhânî nisbeleriyle de anılır. Hayatının ana anlatısı, divanına daha sonraki bir tarihte eklenmiş anonim mukaddimeye dayanır. Bu sebeple ilk yıllara ait çarpıcı ayrıntılar çağdaş resmî kayıt değil, şiirleri açıklayan biyografik gelenek olarak ihtiyatla okunmalıdır. Kültürlü bir ailede yetiştiği, küçük yaşta Kur’an’ı ezberlediği ve dönemin dinî ilimlerini öğrendiği aktarılır. On yedi yaşındayken Hemedan’daki Şehristan Medresesi’nde ders verecek düzeye ulaşmış olması, tasavvufî şöhretinden önce güçlü bir ilmî eğitim aldığını gösterir.
Kalenderîlerle yolculuk
Divan mukaddimesinin meşhur anlatısına göre medresedeki bir ders sırasında içeri giren Kalenderî dervişlerin gazeli ve semâı Irâkī’nin hayatının yönünü değiştirdi. Cübbe ve sarığını bırakarak 627/1230’da kafileye katıldı; Irak-ı Acem, Delhi ve Sûmenât yönünde dolaştı. Yolculukta çârdarb denilen Kalenderî görünüşünü benimsediği ve şiddetli bir fırtınada arkadaşlarının çoğundan ayrıldığı anlatılır. Bu bölüm, düzenli medrese hayatından seyahat ve arayışa geçişi temsil eder; fakat mukaddimenin geç oluşu sebebiyle ayrıntılar kesin kronoloji sayılmamalıdır.
Mültan’da Sühreverdî terbiyesi
Irâkī sonunda Mültan’a dönerek Sühreverdiyye’nin büyük temsilcisi Bahâeddin Zekeriyyâ’ya bağlandı. Yirmi beş yıl şeyhinin yanında kaldı, onun kızıyla evlendi ve Kebîrüddin adlı oğlu dünyaya geldi. Câmî’nin naklettiği, halvette yüksek sesle şiir söylemesi üzerine şeyhinin “Bu size yasaktır, ona değil” dediği rivayet, Irâkī’nin şiir ve semâ kabiliyetinin hankah disiplini içinde özel biçimde kabul gördüğünü anlatır. Bahâeddin Zekeriyyâ’nın vefat yılı kaynaklarda 661/1262 ve 666/1267-68 olarak farklı verilir. Irâkī’nin onun ardından bir süre irşad makamında bulunduğu, fakat şiir ve güzellik anlayışını eleştiren çevrenin siyasî makamlara şikâyeti üzerine Mültan’dan ayrıldığı kaydedilir.
Hac, Konya ve Sadreddin Konevî çevresi
Mültan’dan deniz yoluyla Uman’a, oradan Hicaz’a geçen Irâkī hacdan sonra Anadolu’ya ulaştı. Konya’da Sadreddin Konevî’nin İbnü’l-Arabî’nin Fusûsü’l-hikem ve el-Fütûhâtü’l-Mekkiyyesi çevresindeki derslerine katıldı. Bu halka Saîdüddin Fergānî ve Müeyyedüddin Cendî gibi müellifleri de bir araya getiriyordu. Irâkī ayrıca Mevlânâ’nın semâ meclislerinde bulundu; Eflâkî’nin aktardığı hatıralar onu Mevlânâ’ya derin saygı duyan bir sûfî olarak gösterir. Bu temaslar, Mültan’da aldığı Sühreverdî terbiyesi ile Konevî çevresinin varlık ve mârifet dilinin onun şahsında buluşmasını sağladı.
Lemaât: aşk diliyle metafizik
Irâkī’nin en etkili eseri Lemaât, nazım ve nesri birleştiren kısa fakat yoğun bir aşk risalesidir. Konevî’nin derslerinden beslenmekle birlikte biçim ve aşk merkezli söyleyiş bakımından Ahmed Gazzâlî’nin Sevânih geleneğini hatırlatır. Modern neşirlerde yirmi yedi bölüm bulunur; erken yazmalar bir bölümün iki ayrı parça olduğunu ve tertibin yirmi sekiz lem‘adan oluşabileceğini düşündürür. Eseri yalnız İbnü’l-Arabî metafiziğinin şiirleştirilmiş özeti saymak eksik kalır: Irâkī, aşk, âşık ve mâşuk arasındaki görünür ayrılığı vahdet, tecellî ve idrak kavramlarıyla kendine mahsus bir edebî düzene dönüştürmüştür. Yâr Ali Şîrâzî ve özellikle Abdurrahman Câmî’nin Eşiʿatü’l-Lemaâtı eserin şerh geleneğinde öne çıkar.
Divan ve tartışmalı eser nispetleri
Yaklaşık 5800 beyitlik Farsça divanı çoğunlukla gazellerden oluşur; terci‘bendleri de aşk şiirinin güçlü örnekleri arasında görülür. Şiirlerin önemli bölümü Hindistan yıllarına aittir; Konevî çevresinin kavramlarını açıkça taşıyan metinlerin ise Anadolu devrinden sonra yazıldığı anlaşılır. Irâkī’ye nispet edilen Uşşâknâme veya Dehnâmenin ona ait olmadığı, Irâkī hayranı Atâî adlı bir şair tarafından yazıldığı yönünde kuvvetli filolojik deliller vardır. Yine adına basılan tasavvuf terimleri risalesinin Şerefeddin Hüseyin b. Ülfetî Tebrîzî’nin Reşfü’l-elhâzının bir şekli olması daha muhtemeldir. Güvenle ona bağlanabilen diğer mensur metin, Sadreddin Konevî’ye yazdığı mektuptur.
Tokat hankahı ve Muînüddin Pervâne
Anadolu Selçuklu devlet adamı Muînüddin Süleyman Pervâne, Irâkī’ye bağlandı ve Tokat’ta onun için bir hankah yaptırdı. Pervâne öldürüleceğini anlayınca, Mısır’da esir bulunan oğlu Mühezzebüddin Ali’yi kurtarması için Irâkī’ye mücevherler teslim etti. Pervâne’nin 676/1277’de öldürülmesinden sonra İlhanlı veziri Şemseddin Cüveynî, Irâkī’den mücevherleri istemedi ve kaçmasına yardım etti. Irâkī Tokat’tan Sinop’a, ardından Mısır’a geçti; mücevherleri teslim ederek Pervâne’nin oğlunun serbest bırakılmasını sağladı. Bu safha, onun yalnız şiir ve ders çevrelerinde değil, Anadolu-Mısır arasındaki siyasî ve tasavvufî ağlarda da güvenilen bir kişi olduğunu gösterir.
Mısır, Şam ve son yıllar
Mısır sultanıyla iyi ilişkiler kuran Irâkī’ye “şeyhüşşüyûh” unvanı verildiği nakledilir. Daha sonra Şam’a geçti; burada ileri gelenler, âlimler ve şeyhler tarafından karşılandı. Oğlu Kebîrüddin altı ay sonra Mültan’dan gelerek kendisine katıldı. Irâkī 8 Zilkade 688’de, 23 Kasım 1289 tarihinde Şam’da vefat etti ve Sâlihiyye Mezarlığı’nda İbnü’l-Arabî’nin türbesi yakınına defnedildi. Modern araştırma mezarının bugün izlenemediğini belirtir; bu yüzden haritada defin bölgesi gösterilirken kesin kabir noktası iddia edilmemelidir.
Tarihî şahsiyeti ve tesiri
Fahreddin Irâkī’nin önemi, bir tarikat kolu kurmasından çok üç büyük çevre arasında taşıdığı dilde yatar: Kalenderî seyahatin sınır aşan tecrübesi, Mültan’daki Sühreverdî hankah terbiyesi ve Konya’daki Konevî-Mevlânâ muhiti. Lemaât aşkı metafizik düşüncenin merkezine alan üslubuyla İran, Hint ve Anadolu tasavvuf edebiyatında uzun süre okundu; Câmî’nin şerhi bu etkiyi daha da genişletti. Hayatına dair menkıbevî ayrıntılar divan mukaddimesinin geç tabiatı gözetilerek, doğrulanabilir kişi, yer, eser ve tarih kayıtlarından ayrı sunulmalıdır.