HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve ihtilâflı doğum tarihleri
Tam adı Ebû Muhammed, diğer künyesiyle Ebü’l-Berekât Bahâüddîn Zekeriyyâ b. Vecîhiddîn b. Kemâliddîn el-Mültânî’dir. Pencap’ta Mültan yakınındaki Kot Karur’da doğdu. Kaynaklar doğumu için 565/1169-70, 566/1170-71 ve 578/1182-83 yıllarını verir; bu sebeple tek bir tarih kesinleştirilmemelidir. Ailesinin Hicaz’dan Sind’e gelen Kureyşî bir kola dayandığı rivayet edilir, fakat biyografide tarihî olarak doğrulanabilen eğitim ve irşad ağı nesep rivayetinden ayrı tutulmalıdır.
İlk tahsil ve uzun ilim yolculuğu
On iki yaşında babasını kaybetti. Yaklaşık on beş yıl süren tahsil döneminde Horasan ve Buhara’ya gitti; ardından Hicaz’a geçti. Medine’de beş yıl kaldığı ve Kemâleddin Muhammed el-Yemenî’den icâzet aldığı kaydedilir. Bu uzun seyahat, onu yalnız tasavvuf terbiyesi gören bir derviş değil hadis, fıkıh ve dinî ilimlerle yetişmiş bir âlim olarak biçimlendirdi.
Bağdat’ta Şehâbeddin es-Sühreverdî
Mültan’a dönüş yolunda Bağdat’ta, Avârifü’l-maârif müellifi Şihâbüddin Ömer es-Sühreverdî’nin hankahına girdi. Kaynaklar sülûkünü on yedi günde tamamlayıp hilâfet aldığını anlatır. Sühreverdî’nin diğer müridlerine yeşil dal ile kuru odun benzetmesi yapması, Zekeriyyâ’nın uzun hazırlık yılları sayesinde kısa sürede olgunlaşmasını açıklayan gelenek içi bir anlatıdır; kronolojik bir eğitim tutanağı gibi okunmamalıdır.
Celâleddîn-i Tebrîzî ile yol ayrılığı
Sühreverdî, onu Hint alt kıtasına gönderdi. Bahâeddin Zekeriyyâ, şeyhin diğer halifelerinden Celâleddîn-i Tebrîzî ile Bağdat’tan ayrıldı; fakat Nîşâbur’dan sonra meşrep ve yöntem farklılığı sebebiyle yolları ayrıldı. Tebrîzî Bengal’e, Zekeriyyâ ise Mültan’a yönelerek aynı Sühreverdî merkezinden çıkan iki ayrı Güney Asya irşad hattı oluşturdu.
Mültan’a dönüş ve süt üzerindeki gül
Mültan ulemâ ve meşâyihinin şehrin zaten bilginlerle dolu olduğunu ima etmek için bir kâse süt gönderdiği, Zekeriyyâ’nın da taşırmadan sütün üstüne bir gül bırakarak cevap verdiği anlatılır. Bu menkıbe, yeni gelen şeyhin mevcut ilmî çevreyi ortadan kaldırmadan şehre değer katacağı fikrini temsil eder. Tarihî gerçeklikte ise onun kısa sürede özellikle tüccarlar arasında geniş bir mürid ve destek ağı kurduğu görülür.
Hankah, iaşe ve helâl rızık
Mültan hankahının ambarları dolu, iktisadî imkânları güçlüydü. Bahâeddin Zekeriyyâ aşırı açlık, yoksulluk ve riyâzeti tek mânevî ölçü saymadı; “temiz ve helâl olanlardan yiyiniz, güzel amel işleyiniz” meâlindeki Mü’minûn sûresi 51. âyetini sıkça okuduğu nakledilir. Hankahın serveti kişisel gösterişten çok talebe, yolcu ve müridlerin iaşesini sağlayan kurumsal bir imkân olarak değerlendirilmelidir.
İlim, zikir ve semâ meselesi
Zikir ve namazı merkeze alan Sühreverdî usulünü takip etti; semâa ihtiyatla yaklaştı. Buna rağmen şiir ve vecd yönü güçlü Fahreddîn-i Irâkī’ye müsamaha gösterdi. Bu tutum, onun yöntemi ile Çiştiyye’nin semâ ve fakr vurgusu arasındaki farkı korurken farklı meşreplere bütünüyle kapalı olmadığını gösterir. Kutbüddin Bahtiyâr Kâkî ve Baba Ferîd gibi Çiştî şeyhleriyle dostça ilişkileri de bu çoğul tasavvuf çevresini açıklar.
Şehir, ticaret ve devletle ilişki
Sühreverdiyye’nin şehirli ve kurumsal karakteri onun Mültan’daki faaliyetinde belirgindir. Delhi Sultanı Şemseddin İltutmış’ın Sind ve Mültan siyasetini destekledi; Mültan 1228’de İltutmış’ın hâkimiyetine girince şeyhülislâm unvanı ve güçlü bir kamusal mevki kazandı. Bu ilişkiyi yalnız saray yakınlığı olarak değil, hankahın şehir güvenliği, eğitim ve iaşe düzenindeki rolüyle birlikte okumak gerekir.
1247 Moğol kuşatması
1247’de Moğol kuvvetleri Mültan’ı kuşattığında, ordudaki Melik Şemseddin aracılığıyla yaptığı müdahalenin kuşatmanın kaldırılmasına katkı sağladığı kaydedilir. Bu olay onun nüfuzunun yalnız mürid çevresiyle sınırlı kalmadığını, sınır siyasetinde ve şehir diplomasisinde de karşılık bulduğunu gösterir.
Halifeler, aile ve Bahâiyye kolu
Yedi oğlundan Sadreddin başlıca halifesi oldu ve Sühreverdiyye’nin Mültan merkezli devamını genişletti. Bahâeddin Zekeriyyâ’ya nispet edilen Bahâiyye, bağımsız bir ana yol değil Sühreverdiyye’nin bu bölgesel koludur. Torunu Rükn-i Âlem ile sonraki aile ve halife çevresi, Mültan’ı asırlar boyunca Güney Asya’nın önemli tasavvuf merkezlerinden biri olarak yaşattı.
Fahreddîn-i Irâkī
Hankahın en tanınmış müridlerinden Fahreddîn-i Irâkī, kalender meşrepli bir sûfî şairdi. Şiir ve raksla meşgul olmayı sürdürmesine rağmen Zekeriyyâ onu himaye etti ve kızıyla evlendirdi. Irâkī, şeyhinin vefatından sonra Mültan’dan ayrılıp Anadolu’ya ulaştı; Sadreddin Konevî çevresinde kaleme aldığı Lemaât ile Mültan’daki terbiyeyi İran ve Anadolu irfan dünyasına taşıdı.
Lâl Şehbaz Kalender ve müşterek hafıza
Mîr Seyyid Osman Lâl Şehbaz Kalender de Mültan çevresiyle ilişkilendirilen kalender meşrepli müridlerdendir. Bahâeddin Zekeriyyâ, Lâl Şehbaz Kalender, Baba Ferîd ve Celâleddîn-i Buhârî’yi “dört dost” halinde anlatan Güney Asya hafızası, farklı tarikatların tarihî temaslarını simgeleştirir; bütün isimleri tek bir kurumsal silsileye dönüştürmek için kullanılmamalıdır.
Eser ve öğretim mirası
Bahâeddin Zekeriyyâ müridlerine şeyhi Sühreverdî’nin Avârifü’l-maârifini okuttu. Günümüze ulaşmadığı bildirilen bir hadis mecmuası ile Vesâyâ ve Münâcât-ı Pîr Destgîr ona nispet edilen metinlerdir. Bununla birlikte tarihî tesirinin başlıca taşıyıcısı tek bir kitap değil; ders halkası, hankah disiplini, aile-halife ağı ve Mültan’dan yayılan kurumsal Sühreverdîliktir.
Vefat tarihi ve türbesi
Kaynaklar vefatı için 7 Safer 661/1262 ve 666/1267 tarihlerini verir; erken ve yaygın kabul 661/1262’dir. Mültan eski kalesinin kuzeydoğu köşesindeki türbesi XIII. yüzyıl ortalarında gelişen Mültan mimarisinin öncü örneklerindendir. Kare gövde, sekizgen kasnak, kubbe ve köşe kulelerini birleştiren yapı, mavi çini geleneğinin alt kıtadaki erken örnekleri arasında gösterilir.
1848 yıkımı ve yeniden inşa
Türbe 1848 Mültan kuşatmasındaki İngiliz topçu ateşinde büyük ölçüde yıkıldı. Mahdûm Şah Mahmûd tarafından birkaç yıl sonra eski temelleri üzerinde yeniden inşa edildi. Böylece bugünkü yapı, XIII. yüzyıl plan ve üslûbunu koruyan fakat XIX. yüzyıl ihyasını da taşıyan çok katmanlı bir tarihî eserdir. Türbe ve çevresindeki külliye günümüzde de yaşayan bir ziyaret, eğitim ve toplumsal hafıza merkezidir.
Tasavvuf tarihindeki yeri
Bahâeddin Zekeriyyâ, Bağdat’ta kurumsallaşan Sühreverdiyye’yi Mültan’ın ticaret, ilim ve siyaset ağına yerleştirdi. Hankahı yalnız zikir mekânı değil talebe, yolcu, tüccar ve yöneticilerin kesiştiği bir şehir kurumu haline geldi. Bu model, Sühreverdiyye’nin Pencap, Sind, Gucerat ve Bengal yönündeki yayılışının başlıca dayanaklarından biri oldu.
Halefleri ve Bahâiyye silsilesi
Asıl halifesi, yedi oğlundan biri olan Sadreddin'dir; Sühreverdiyye tarikatının Hindistan'da daha geniş çapta yayılmasını o sağlamıştır.
Bahâiyye silsilesi, oğlu Sadreddin Muhammed Ârif ve Rükniâlem diye tanınan torunu Rükneddin Ebü'l-Feth ile devam etti. Sadreddin Muhammed Ârif zamanında tarikat Hindistan'da daha da yaygınlaştı; Delhi Sultanı Balaban Han'ın oğlu Şehzade Muhammed ile kurduğu iyi ilişkiler sayesinde hankahı için yeni imkânlar elde etti. Bununla birlikte onun yöneticilerle ilişkilerini belli bir mesafede tuttuğu ve babası döneminde dinî-tasavvufî faaliyetler için hoş görülen mal biriktirme anlayışına, dervişlerin hayatını olumsuz etkilediği gerekçesiyle karşı çıktığı belirtilir.
Nakşibendiyye-Müceddidiyye'nin kurucusu İmâm-ı Rabbânî de bu silsileden, babası Abdülahad vasıtasıyla hilâfet almıştır.