Ara
Menü

Sayfalar 31–36

1.726 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 31–36

«Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman.

Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali, Allahıu teâlâ'yı tevhid ve onun birliğine şehadet etmektir. Iyman şulelerinin en ednâsı da, yollardan insanlara ve bütün yaratılmışlara ezâ veren seyleri gidermektir. Hayâ, iymanın bir subesidir.

Imdi, Allahu azim-üş-şâna iyman adı verilen bu aziz gevheri, iyman cevherini bir ağaca benzetecek olursak, bu ağacın kökü ve gövdesi LA İLÂHE ILLALLAH kelime-i tayyibesine muadildir. İymanın diğer subeleri de bu ulu ağacın dalları ve budakları mesâbesindedir ki, en ince dalı yollardan insanlara ve bütün yaratılmışlara eziyet veren çeyleri kaldır.

mak ve gidermektir. Yollara atılan, kasden veya ihmal neticesi yol ortasında bırakılan taş, diken, demir, çöp ve saire ile tükürük ve sümük gibi pislikleri gidermek, o şeyleri giderenin iymanına delâlet edeceği gibi, insanlara ve bütün yaratılmışlara eziyet veren nesneleri yollar üstünde bırakanların ve yolları kirletenlerin de iyman nurunun noksanlığına ve iyman şu'urunun zayıflığına işarettir.

Bu hadis-i şerifte, aynı zamanda bir çoğumuzun dikkatimizden kaçan bir incelik ve letafet de vardır. İyman eden kişinin, bu iymanından lezzet bulması ve iyman-ı kâmile nail olması için, iyınan yolunda ilerlerken tashih-i ahlâk etmeğe calışması ve bütün kötü huylarıdan ve alışkanlıklarından Allahu teâlâ'nın tevfiki ile arınıp kurtulması lüzumuna da işaret vardır. İyman yoluna dahil olan kişinin, maksuduna ulaşabilmesi için, o yol üzerindeki pislikleri, girkinlikleri ve kötülükleri gidermesi gerekir. Aksi takdirde, yol alamaz ve kâmil iymana ulaşamaz. Şu halde, iyman yolunda ilerlemegi engelleyen, insanlara ve bütün yaratılmışlara eziyet veren kötü ve çirkin huyları ve alışkanlıkları terkedip gidermeden, iymanın lezzetine varılamayacağı iymâ edilmektedir. Bu takdirde, iy-

man yolunu bu şekilde temizleyenlerin kâmil iyman menziline varabilecekleri tabiî ve âşikârdır.

Derviş Yunus der can ile, Kul olmuşum iyman ile, Dilim zikr-ü Kur'an ile, Varsam ağlayı, aglayı..

HIKÂYE Günlerden bir gün, bir köpek cami duvarına siydi. Oradan geçen bir gayr-i müslim, bu hali gördü ve insanlık gayretiyle buna çok üzüldü. Böyle kutsal bir mâ'bedin kirletilmesine gönlü razı olmayarak, köpeği kovaladı ve biraz su bularak orayı temizlemege başladı. Fakat, nasıl olduysa yıkadığı yerden bir miktar sıva gevşeyip koptu. Bu defa, gitti bir miktar harç yaparak getirdi ve kopan sıvanın etrafını güzelce onardı. Daha başka dökülmüş yer olup olmadığını araştırırken, rüzgâr esti ve o gayr-i müslimin başından külâhını uçurdu ve kendisine o ânda bir nidâ geldi:

— Ey mescidimin duvarını kirleten köpegi kovan ve o duvarı temizleyip onaran, haneme pisligi ve necaseti lâyık görmeyen kulum! Sen, benim haneme pisliği lâyık görmediğin ve temizledigin gibl, ben de senin gonul beytine kutur necasetini lâyık görmedim. Kalbini, şirk ve küfür pisliklerinden tathir ederek iyman nuru ile süsledim.

Bu iltifat-ı Rabbaniyye ve tevfik-i sübhaniyye sayesinde, o gayr-i müslim hemen oracıkta kelime-i şehadet getirerek kâmil bir mü'min ve sadık bir müslim oluverdi.

Kimine dünyada hiç tasa vermez, Kiminin derdini göyle bol eyler..

Kimini dünyada hayvan yaratır Cimini kenduya muhlis kul evler..

Kimin elin alır, arşa çıkarır;

Rimin nâra yakar, kara kül eyler..

Kimine bir aba vermez giyesi, Kiminin kelbine atlas çul eyler..

Bu sözlerime sakın gaşma! Bütün hayır ve iyilikler, Allahu teâlâ indinde zayi olmaz. Hatta, o hayır ve iyiliği yapan

kâfir dahi olsa, kendisine iyman nasip olur. İyman nasip olmayanlar ise, o hayır ve iyiliklerinin mükâfatını dünyada muhakkak görürler. Kendilerine iyman nasip olmayanların evlâtlarına veya torunlarına hidayet bahşolunur. Çünkü, yapılan bütün hayır ve iyilikler, fiilen ve hükmen iymanın birer şubesidir. Bu iymanını dili ile değil de, fiili ile açıklamış olur ve bu da birgün dili ile ikrarına sebep olabilir. Yeter ki, inayet-i Rabbaniye ve tevfik-i sübhaniye erişmiş bulunsun!..

Bunun zıddı ve aksi olarak; kötülük yapanlar, cami ve mescitlerle etrafını kirletenler, insanlara ve bütün yaratılmışlara eziyet verecek davranışlarda bulunanlar, Allahu teâlâ'ya âsi olanlar, Resûl-ü müctebâya cefa edenler her ne kadar dilleriyle müslüman olduklarını söyleseler de yaptıkları fiil ve hareketler kâfirlere mahsus fiillerden olduğundan, bu gibilerin son nefeslerinde iymansız gitmelerinden korkulur.

Dikkat edilmesi ve daima gözönünde bulundurulması gereken bir önemli husus da gudur:

Hadis-i şerifte, (HAYA DENILEN CEVHER DE, İY- MANDAN BİR DAL, BİR BUDAKTIR) buyurulmuştur.

Haberlerde geldi ki, Cebrail aleyhisselâm, Hak celle ve alânın emirleriyle Adem aleyhisselâma üç nur getirdi ve:

— Yâ Adem! dedi. Bu üç nurdan birisi AKIL, diğeri IY- MAN ve üçüncüsü de HAYÂ'dır. Bu üç nurdan birisini seç ve al!..

Hz. Adem aleyhisselâm, bu üç nurdan AKIL cevherini aldı, IYMAN ve HAYA nurlarına da:

— Ben, AKL'1 seçtim, sizler gidiniz! dedi.

Bu defa, IYMAN nuru HAYA nuruna:

— Var sen işine git! dedi. Allah celle celâlühu bana AKIL nerede olursa benim de orada bulunmamı emr-ü ferman eyledi. Madem ki, Adem aleyhisselâm aklı seçip aldı, ben iyman olarak ondan ayrılmam, aklın bulunduğu yerde ben de bulunurum.

HAYA nuru da söz alıp dedi ki:

— Bana da, iymanın bulundugu yerde olmam irade buyuruldu. Sen, AKIL nurundan ayrılamayacağın gibi, ben de HAYÂ nuru olarak IYMAN nurundan ayrılamam.

Şu halde, AKIL kimde ise İYMAN da oradadır. İYMAN kimde ise HAYA da oradadır. Bu itibarla her üç nurda Âdem aleyhisselâmda cem'olup bir araya gelmiş ve birbirlerinden ayrılmamışlardır. Binaenaleyh, HALIFETULLAH olan Hz.

Envar-Ül-Kulob, Cilt 1 - F: 3

Adem aleyhisselâma lâyık bir oğul isen, dışın insan oldugu gibi, için de insan olsun istiyorsan, AKIL nurunu al ki, IY- MAN ve HAYA nurları da sende cem'olsun.

Şimdi sen bana diyebilirsin ki:

— Iyi ama canım, bunca akıllı kâfirler var. İyman ve hayâ, onlarda neden cem'olmuyorlar?

Ben de, bu soruna karşılık derim ki:

— Onlarınki, tevfiksiz akıldır. Bu bakımdan, ona akıl dahi denemez. Fâniliğini düşünmeden, bâkiye âsi olan insana akıllı denilebilir mi? Nereden gelip, nereye gittiğini idrak edemeyen, neden ve niçin halk ve icadedildigini, bu dünya âlemine niçin gönderildiğini bilemeyen akla, AKIL diyebilir misin? Vücudunun varlığını gördüğü halde, hakkı inkâr edene akıllı adam denilebilir mi? Gökyüzüne baktığı, o engin boşlukta henüz adlarını dahi bilemediğimiz, hattâ çoğunun mevcudiyetini bile farkedemediğimiz yüzbinlerce âlemi gördüğü halde, bütün bunların halıkını tanımayana nasıl akıllı denebilir? Bastığı topragı, o kara toprağın her karışından fışkıran tadları, renkleri, şekilleri ayrı ayrı binbir nimeti, o kara toprağın altında yatan kendisinden önce gelip geçmiş kavimleri ve insanları düşünemeyene nasıl akıllı denebilir? Çaresizlik ve acz içinde bulunduğunu bildiği, günün birinde kendisinin de çürümeğe mahkûm olduğunu sezdiği, çelimsiz, tahammülsüz ve zayıf bir yaratık olduğunu farkettigi halde, hakka isyan edenlere, Allah'ın kitabını inkâra yeltenenlere, enbiyâya, evliyaya, ulemaya hor bakanlara, geçici malına ve zenginligine saglıgına ve esenligine güvenerek fakire, yoksula, hastaya ve zayıfa hakaretle bakana akıllı demek mümkün müdür?

Evet, aklın olmadığı yerde iyman ve iymanın olmadığı yerde de hayâ bulunamayacağına göre, bu gibi insanlar bu üç nurdan da mahrum bulunmaktadırlar. Bunlar, yalnız dünya dirlik ve düzenligi ile ilgili, hayatı yalnız bu fâni âleme mahsus ve münhasır sayan kimselerdir ki, bunların akıllarına AKL-I-MAAŞ denir. Bunlar, AKL-I-MEAD'a varamamışlardır. Bu itibarla, dış görünüşleri bakımıdan insan gibi görünseler dahi, gerçekte insan olamamışlar, hakiki insanlığa ulaşamamışlardır. Zira; akıl, iyman ve hayâ cevherlerinden yoksundurlar. Akılları olmayanlara, elbette tekâlif de olamaz.

Hakkın en büyük lütut ve ihsanı olan akl-l-azizinı, para ve geçim kaygusuyla iptal eden akıllı olabilir mi? Akılları olmadığından ötürü iyman ve hayâdan da nasipleri olamamıştır.

Tekrar ediyoruz: İyman ulu bir ağaçtır ve hayâ onun bir

dalı ve budağıdır. Hayâ sahibi olanda iyman, iyman sahibi olanda da akıl mevcuttur, bu üç devlet onda cem'olmuştur. Kulağını aç ve iyi dinle! Bak; iymanın bir şubesi olan hayâ cevherine sahip olan bir kimseye bahş ve ihsan buyurulan keramete...

HİKÂYE Hz. Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz, bir sabah Mescid-i Nebevf'ye sabah namazı kılmağa gidiyordu. Onü sıra, gayet yaşlı bir zat gidiyordu. Ancak, çok ihtiyar oldugundan çok ağır yürüyor ve bir türlü yol alamıyordu. İmam-ı Ali radıyallahu anh efendimiz, o kimsenin ihtiyarlığına hürmeten onun önüne geçmeğe kıyamıyor ve mecburen adımlarını ona uydurarak arkasından yavaş yavaş ilerliyordu. Ne var ki, ortalık agarmaga başlamış, gün dogmaga yaklaşmıştı. Böylece, mescid-i şerifin önüne kadar geldiler ve o ihtiyar adam içeriye girmeyerek yoluna devam etti. Meger, kendisi Medine-i tahirede oturan gayr-j müslimlerden bir pir-i fâni imiş. İmam-1 Ali radıyallahu anh efendimiz mescide girdi ve imam-ül-enbiyâ aleyhi ve âlihi efdal-üt-tehayâ efendimizi imamette ve rükû halinde buldu. Allahu teâlâ'ya hamd-ü senâ ederek kendisi de iktida etti ve rüku'a vardı.

Nasıl, hamdetmesindi ki, Server-i kâ'inat efendimiz hazretlerinin arkasında bir vakit namazı kılamamak ve o müstesna fırsatı kaçırmak, telâfisi aslâ mümkün olmayacak büyük bır kayıp olurdu. Bahusus, boyle bır fırsatı kaçırmak tehlikesiyle karşı karşıya gelen Imam-ı Ali radıyallahu anh olursa!

Oysa, o sabah namazında olaganüstü bazı haller zuhur etmişti. Imam-ül-haremeyn efendimiz hazretleri, rükû'a vardıktan ve aradan hayli müddet geçtikten sonra dahi kavmeye dogrulamamış ve oylece ruku halınde kalmıştı. sankı, Imam-ı Ali'nin namaza yetişmesini bekler gibi uzun süre rükü'da kalmışlardı. Netekim, Hz. Ali kerremallahu vechehu iktida eder etmez dogrulmuş ve namaza devam buyurmuşlardı.

Namazdan sonra, ashab-1 kiram Resûl-üs-sakaleyn'den rükû'u bu derece uzatmalarının sebep ve hikmetini sordular ve aleyhissalâtü vesselâm efendimiz cevaben saadetle şöyle buyurdular.

— Rükû'a vardım ve tesbihlerden sonra başımı kaldır-

mak istedim. Fakat, kardeşim Cebrail kanadını üzerime koyduğundan kavmeye dogrulamadım. Ne kadar zaman geçti bilemiyorum, birden kanadını üzerimden çekti ve ben de namaza devam ettim.

Ashab-1 kiram, Cebrail aleyhisselâmın kanadını koyarak rükü'dan kavmeye kalkmasına engel olmasının sebep ve hikmetini sorduklarında, Resûl-ü-zişân efendimiz:

— Bilmiyorum, henüz Cebrail aleyhisselâma bunu soramadım, buyurdular.

O ânda, Cebrail aleyhisselâm nâzil olup, Hakkın selâmlarını teblig ettikten sonra:

— Yâ Resûlallah! dedi. Rükûdan doğrulmanıza engel olmamın sebep ve hikmeti şudur. Imam-ı Ali, sabah namazını edâ niyyet-i hâlisanesiyle mescidinize doğru gelirken, önüne gayr-i müslim bir ihtiyar çıktı. Onun yaşlılığına hürmeten önüne geçmekten hayâ ederek mecburen adımlarını ona uydurdu ve bu yüzden de cemaate gecikti. Onun bu hayâsı, gayr-i müslim bile olsa bir ihtiyara saygısı Allahu azim-üş-şânın hoşuna gitti ve Imam-ı Ali'nin cemaate yetişebilmesi ve mahızun olmaması için rükûdan doğrulmanıza engel olmamı emi-ü ferman buyurdu.

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, keyfiyetten ashab-1 kiramı haberdar edince hepsi hayretler içinde kaldılar. Efendimiz, saadetle devam buyurdular:

— Size, daha da taaccüb edeceğiniz bir mes'eleyi de haber vereyim. Bana, Imam-ı Ali namaza yetişinceye kadar, sizleri rükûda tutmam emrolunduğu gibi, Mikâ'il aleyhisselâma da güneşi tutması ve Imam-ı Ali namaza yetişinceye kadar doğmasına mâni olnası emr-ü ferman olundu.

Ey âşık-ı sadık!

Gördün mü hayâ'nın kerametini? Hayâ deyip geçme...

İyman şubelerinden olan hayâ, böyle bir nimet, böyle bir keramettir. Ne mutlu hayâ sahibi olanlara!

Iymanı, bir ulu ağaca benzetmiştik. Hemen ilâve edelim:

Bu iyınan ağacının kökü cennet bahçelerindedir. Herhangi bir dalına tutunanı çeker cennete alır. Elbette, bu o dala tutunanın istidat ve kabiliyetine bağlıdır. Zira, cennet-i ef'al, cennet-i sifat, cennet-i zat vardır.

Ey hakka tâlip, rizaya râgıp ve cemal-i lem yezele âşık olan aziz mü'minler! Kâ'inat ve mevcudat âleminde, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen bütün yaratılmışlar, canlı veya cansız, ruhlu veya ruhsuz herşey hakkın varlıgına ve